Yapay zeka hepimiz için kaçınılmaz bir gelecek mi?

(0 oy) 0/5 55
Yorum Yaz


Bizi sahiden yapay zekanın ve robotların kontrolden çıktığı, insanları esir alıp kendine köle ya da enerji kaynağı haline getirdiği bir gelecek mi bekliyor? Robotlar kuralların dışına çıkacak mı? İnsan hep efendi olarak mı kalacak? Yapay zeka, doğal zekayı ne zaman sollayacak? Bir gün gözleri yaşaran robotlar da görecek miyiz? Yapay zeka hepimiz için kaçınılmaz bir gelecek mi?

Zeka nedir?

Bu soruları cevaplamadan önce yapay zeka nedir sorusunun cevabını vermek gerekiyor. Ondan önce gerekli bir şey daha var: Zekanın ne olduğunu anlamak. Fakat bu o kadar da kolay değil. Zira şu anda zeka, bilinç ve düşünce gibi kavramlarla ilgili herkesin üzerinde uzlaştığı bir ortak tanım yok. Zekanın çok çeşitli açılardan pek çok farklı tanımı yapılıyor.

Türk Dil Kurumu’nun internet üzerinde kullanıma sunduğu Güncel Türkçe Sözlüğü, “zeka” kavramını “insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı, anlak, dirayet, zeyreklik, feraset” olarak tanımlıyor.

Yapay zeka nedir?

Bu tanımdan yola çıkılarak yapay zeka, “bilgisayar yazılımları aracılığı ile düşünme, akıl yürütme, problemleri algılama ve sonuç çıkarma yeteneğini geliştirmek amacıyla yapılan çalışmaların tümü” şeklinde tanımlanabilir. Yapay zeka çalışmaları temelde işte bu yeteneklere sahip “zeki” makineler ve zeki yazılımlar geliştirme amaçlı bilim ve mühendislik faaliyetlerini kapsıyor.

Bu alandaki araştırmacıların hedefi, öğrenebilen, sonuç çıkarabilen, bulunduğu ortamın farkında olabilen, amaçları doğrultusunda nesnelerle etkileşime girebilen, hesaplayıp değerlendirme, yorumlama ve karar verme becerilerine sahip yapay zeka uygulamaları geliştirmek için çalışıyorlar.

Yapay zeka ile ilgili araştırmalar

Yapay zeka konusunda yapılan araştırmalar 1940’lardan bu yana sürekli artan bir ivme ile gelişiyor. Bu süre zarfında insan zekasını anlamak için yapılan çalışmalar yapay zeka çalışmaları için de büyük ölçüde yönlendirici oldu. O zamandan bu yana çeşitli yaklaşımlar ve bunlara bağlı olarak birçok ekol oluştu.

Örneğin bazı araştırmacılar, insanın karşısına çıkan problemleri zekasını kullanarak nasıl çözdüğüne bakılarak aynı yöntemleri izleyebilecek yazılım algoritmaları geliştirmek için çalışmayı seçtiler. Bazı araştırmacılar ise ortamın sunduğu problemlere odaklanarak rasyonel çözümler sunan bilgisayar sistemleri geliştirme yolunu seçtiler. Bu araştırmacılar insan zekasının birçok duygusal, biyokimyasal ve psikolojik etkene bağlı olduğunu dolayısıyla bilgisayarlarla simüle edilmesinin imkansız olduğunu savunuyorlardı. Aralarında yaklaşım farkları ve rekabet söz konusu olsa da bu ekoller birbirlerine ilham vermeyi sürdürdüler.

Alan Turing, Yapay zekanın ortaya çıkışı ve çalışmalar

Yapay zeka alanındaki çalışmalar dönem dönem durgunluk ve hayal kırıklığına; bazen de büyük heyecan ve hareketliliklere sahne oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda Alman ordusunun haberleşmede kullandığı Enigma şifresini kırmayı başaran İngiliz matematikçi Alan Turing yapay zeka konusunun öncüsü sayılıyor. Alan Turing savaş sonrasında kendini tamamen yapay zeka alanındaki çalışmalarına adarken bir tez geliştirmişti.

Bugün kendi adı ile anılan bu teze göre, bir insanla ve bir bilgisayarla belirli bir konuda yazışan bir kişi, karşısındakinin bilgisayar mı yoksa insan mı olduğunu anlayamıyorsa o bilgisayarın “zeki” kabul edilmesi gerekiyor. Turing’in bu fikri yapay zekâ çalışmalarını derinden etkiledi. Bugün de Turing testinde en başarılı olan yazılımlar bir ödül programı çerçevesinde teşvik ediliyor. Loebner ödülleri kapsamında her yıl en başarılı olan yazılımın geliştiricilerine 100.000 dolarlık bir ödül veriliyor.

Bir zamanlar teknik altyapı ile ilgili bazı performans kısıtlamalarının aşılması ile birlikte insanı yapay zekaya ulaşılmasının önünde bir engel kalmayacağı düşünülüyordu. Yıllar geçti, bilgisayarların kapasiteleri gelişti, işlem güçleri katlanarak arttı. Fakat yapay zekâ konusundaki bu gelişmelere paralel ölçüde bir patlama yaşandığı söylenemez.

Yapay zeka genelde bilgisayar bilimleri alanına giren bir bilim dalı. Birçok farklı disiplinle yakın bir etkileşim içerisinde. Yapay zeka ile dirsek temasında bulunan bu disiplinler arasında, mühendislik bilimleri, mekanik, matematik, psikoloji, dilbilim ve anlambilim (semantik) dalları ilk sıralarda sayılıyor. Yapay zeka konusuna getirilen eleştirilerden biri de bilgisayarların ancak belirli komutları yerine getirebilen hesaplama makineleri oldukları gerçeğinden yola çıkıyor. Bazı bilim adamları ve düşünürler bundan hareketle bilgisayar tarafından yapılan hesaplamalara “düşünce” ya da zeka denemeyeceğini, bir bilgisayarın “kendisinin” asla farkında olamayacağını iddia ediyorlar. Temel itiraz makinelerin kendi varlıklarının farkında olmamalarına dayanıyor. Bazı araştırmacılar ise insanın duygu ve düşüncelerinin bütünüyle beyinde gerçekleştiğini, beyindeki nöron ağlarının çalışma prensiplerinin bilgisayar ortamında simüle edilmesiyle insandan farksız sistemlere erişilebileceğini iddia ediyorlar.

Bir karşı argüman:  Yapay zeka mümkün değil!

Araştırmacı John Searle tarafından geliştirilen argümana göre, yapay zeka mümkün değil. Hiç Çince bilmeyen bir kütüphane görevlisine Çince karakterleri nasıl işlemesi gerektiğine dair eğitim verilse ve bu görevli tek kelime Çince anlamadığı halde kendisine verilen karakterlere göre kütüphaneden ilgili metinleri bulup çıkarsa o görevlinin Çince bildiği söylenemez. Searle, bu argümandan yola çıkarak bilgisayarların sadece sembolleri işlediğini, “anlamasının” söz konusu olmadığını savunuyor. (M.Tahça-YLT)