Witchcraft büyücülük nedir?

(4 oy) 5/5 238
Yorum Yaz


İlkçağ insanının mağara duvarlarına çizdiği resimlerle başlayan büyü, M.Ö. 3000 yılında Mısır’da altın çağını yaşamıştır. Mezopotamya’da filizlenmiş, Eski Yunan ve Roma’da gelişmiş, insan nesilleriyle çağları aşarak dünyanın dört bucağına yayılmış; kısacası insanoğlu yaratılışından bu yana, her çağda “bilinmezliğin kapılarını zorlamak, yaratılışın, hayat ve ölümün sırlarını çözmek, doğaüstü güçlere hükmetmek” merakını yenememişti. Bunun yanında ancak büyü yoluyla gerçekleşebileceğine inanılan hayaller, insanoğlunu büyüye iten merak, birtakım sonuçlar doğurmuştur. Orta çağ büyücülerinin çalışmaları, 20. yüzyılda bazı bilimsel gerçeklere ulaşılmasına yol açmıştır. Yüzyılımız bilim adamlarının, Orta çağ’da lanetlenen büyücülerin bazı buluş ve çalışmalarını değerlendirerek olumlu sonuçlara ulaşmış olmaları şaşırtıcı bir gerçektir.

Bunun yanında, büyücülük konusunda yaptığı uzun araştırmalarla ilgi çekici sonuçlara ulaşan Georges de Dubor’dan Afif Yesari’nin aktardığına göre, “Büyü’den bahsedildiğini hemen herkes duymuştur; ancak pek az kimse büyünün ne olduğunu, ne işe yaradığını, nasıl yapıldığını merak etmiştir” demektedir. Mum heykelciklerle yapılan ve dünyanın her yerinde uygulanan “Kara Büyü” ye dair, bu konudaki araştırmalarıyla ün sağlayan M. Leelere, Kamboçya’da yapılan bu büyü çeşidine dair şunları yazmaktadır:

“Mumdan heykelcikler yapan büyücülerden bahsediliyor. Bunlar yaralamak veya öldürmek istedikleri kimselerin adlarını bu mum heykelciklere verir; sihirli kelimeler, dualar mırıldanarak heykelciğin gövdesine bıçak saplarlar. Mumdan modeli yapılan kimse, büyücü heykele bıçak sapladığı an yaralanır, heykel parçalandığı anda ölür. Bazı büyücülerde mum heykelcikleri güneşe bırakır, heykelcik eridikçe modeli yapılan kimsenin sıhhati bozulur, -mum gibi- erir, heykelcik tamamen eriyip, yok olunca, hayatı sona erer”.

Diğer yandan, binlerce yıldır uygulanan büyüsel bilgiler çok çeşitlidir, bazen hep birlikte bazen ayrı ayrı kullanılan büyü yöntemleri şunlardır:

  • Saf Büyü: Yoğun düşünceyle, materyal kullanmadan içsel güçlerin açığa çıkışı.
  • Okuma Yoluyla Etkileyen Büyü: Okunan dualar, belirli bir kelime grubuna, belli sayıda yönlenirse, o dalga boyunun frekansı, cinlerin bilinçlerine tahakküm zorunluluğu yaratır. Yine konsantre olarak, çeşitli dilde ve inançta dualar okunabilir. Her duanın ulvi ve süfli olan hizmetlileri vardır. Cifir ilmine göre, bu kelimelerin bazen Ebced ile hesaplanıp çeşitli sayıda ve rakamlarla tekrarlanışı, görevlilerini harekete zorlar ve sevk edildiği kişiler üzerinde etkiler oluşturur. Büyünün bozulmasının yine korunma dualarının okunmasını, bazı materyalleri kullanmayı ve bazı tılsımlı şemalar yazmayı gerektirdiği kabul edilir. Belirtilere göre yöntemler seçilir. Ayrıca rehbersiz ve çok uzun sayılarda bilinçsiz zikir yapılmaması, çok fazla sayıda dua okunmaması gerekir. Çünkü böylesi bir durumun, şifreyle bağlantılı olan görevli cinlerden olumsuz etki yüklenip, obsesyon altında kalmaya kadar çeşitli tehlikelere yol açacağı ifade edilir.
  • Sembol, Tılsım ve Vefk (Harfler ve rakamlarla yapılan tılsımlı şekiller) Hazırlanması Yoluyla Oluşturulan Büyü: Harf, sayı dizileri, metal, deri veya kâğıt üzerinde belirlenir, her harf belli bir sayıdır, enerji merkezlerinde katalizör etkisi yaratır. Bu şekil harf ve rakam dizileri ister Latince, ister Arapça, İbranice veya Sanskritçe olsun, inanç sistemlerine bağlı bir düzende çok değişik enerji merkezleri üzerinde tesir gösterebilirler. Vefk, bazen 4, 8, 12’li karelerdir, içlerine yazılan sayılar yatay-dikey olarak toplanırsa aynı sayıyı verecektir. Ebced ve Cifir hesabıyla hazırlanabilir. İbrani Kabalacılığında, Arap geleneğinde, tılsımlar yaygındır.
  • Doğal veya Kimyasal Materyal Kullanma Yoluyla Yapılan Büyü: İnsanın fizik ve ruhsal dünyasında böyle bir yolla etki yaratmak için birtakım materyallerde kullanılır, bunlara örnek olarak asilbent, katran çeşitli tütsüler, hayvan yağları ve kanı, haşhaş, diktamnus, dardağan, karabiber, kaya tuzu gibi maddeleri verebiliriz.
  • Kişiye Ait Parçaların Kullanılması İle Yapılan Büyü: Bu bir ilkel mantık anlayışıdır. Parçaya yapılan bütüne, benzere yapılan aslına yapılmış olur. Genetik biliminde canlının tek hücresinden kopyasının üretilmesini andırır. Büyülenenin mum, sabun veya tahtadan suretinin içine tırnak, saç, giysi parçası veya resminin koyulması en eski ilkel büyü yöntemlerindendir.

 Ayrıca, büyü insanın doğal bir serveti olarak görülür. Bu yaklaşım tarzı New Age anlayışındaki insanın her şeye yeteceği, insanın Tanrı konumuna bile çıkabileceği düşüncesiyle de paralellik arz etmektedir. Ayrıca insan bedeni büyünün deposu ve taşıyıcısı olarak görüldüğü için büyü gücü ancak erginleme ve eğitimle insandan insana aktarılabilir kabul edilir. Bu anlayışta New Age içerisindeki ruhsal rehberler düşüncesiyle benzerlik göstermektedir.

Bunun dışında, büyü olaylarında gerçeklik payının olup olmadığı ise tartışma konusudur. Bu konuyla ilgili “metapsişik” biliminin bütün dallarında incelemeler yapmış olan Albay de Rochas’ın ulaştığı ilgi çekici sonuçlar şöyledir: “Şeytani, kötü güçleri, büyüyü, büyü ile ilgili ayinleri ve benzeri bütün büyü kurallarını bir kenara bırakıp, önce şu ana fikri ortaya koyalım: Büyü ile ilgili olsun, olmasın, hiçbir maddi olay, ele alınan kişi ile yapılan model arasında ruhsal bir bağlantı yoksa böyle bir bağlantı kurulmamışsa gerçekleşemez. Bu gerçeğe dayanarak büyünün çeşitli durumlarını ele alalım: Bütün maddeler büyü için elverişli sayılamaz. İstenilen biçimin verilebilmesi, dolayısıyla, büyü yapılacak kimsenin özelliklerini (yaklaşık olarak) göstermesi nedeniyle, mum tercih edilir”.

Öte yandan, Ortaçağ’daki çeşitli çalışmalarından çağımıza pek azı ulaşabilen büyünün, bir temeli, gerçekle ilgili yönleri vardır. Büyü ile bir kimsenin iradesini ve ruhsal yeteneklerini bir fotoğraf camına veya bir mum heykelciğe aktarmak suretiyle ona azap vermek, bu konuda yapılan deneylerin ortaya koyduğu gerçeklerdir. Ama bütün bunların dışında, yeniden ele alınarak derinliğine incelenmesi, uzun, ciddi çalışma ve deneylerden sonra kesin sonuçlara bağlanması gereken büyünün sırları, henüz tam anlamıyla çözülmüş değildir.

Benzer şekilde, ilkel topluluklarda büyü son derece önemli bir yer tutmaktadır. Afrika yerlileri, zenciler, büyücülerin doğaüstü, esrarlı güçlere sahip olduklarına ve bu doğaüstü güçler sayesinde diledikleri anda yağmur yağdırabileceklerine, hastaları iyi edebileceklerine, bir düşmanı öldürebileceklerine, kabileler arasındaki savaşları diledikleri tarafa kazandırabileceklerine inanırlar.

Bunun yanında, büyü İngiltere’den Fransa’ya, Afrika’nın en kuytu köşelerinden, en ücra köylerinden, Pasifik okyanusundaki adalara, Haiti’ye kadar, uygar dünyanın dört bucağına yayılmış bulunmaktadır. Haiti’deki Vudu ayinlerinin Paris’te uygulanışı ise, bu konunun en ilginç örneklerinden biridir. 20. yüzyılda, uygar dünyada en gelişmiş ülkelerde bile büyü inançlıları vardır, büyü yapılmaktadır ve bu istatistiklerle saptanmış bir gerçektir. Günümüzde, Paris’te büyük bir çoğunluk, “kendinden geçerek” ve “gerçekten uzaklaşarak” mutluluğa ulaşmanın yolunu, büyüye başvurarak bulmaya çalışmaktadır. Bazı Parisliler aynı nedenle Vudu ayinleri düzenlemektedir. Amaç, doğaüstü güçlerin, kendi istekleriyle etkisi altına girerek, kısa bir süre için de olsa, gerçeklerden uzaklaşmış olabilmektir. Yine bu ayinlerde meydana gelen ve ruhsal bir durum olan transa (derin uyku haline) geçerek, kendi iç dünyasından hareketle, doğaüstü gerçeklere, evrenin gizemlerine ulaşabilmek, ruhlarla bağlantı kurabilmek olanaklarının sağlanabileceği inancı da, Parislilerin Vudu ayinlerine giderek artan bir ilgi göstermesinin nedenlerindendir. Büyüsel güçlere duyulan eğilim ve yaygın inanç, bu inancın güçlenmesine ve giderek yerleşmesine neden olan bazı ilginç olaylar, kiliseye ve kilise inançlarına karşı bir tepkinin başlaması, Vudu ayinlerine gösterilen ilginin nedenleri arasında sayılabilmektedir.

Diğer yandan, büyü ile ilgili araştırmalar yapan antropolojist Jean Wescot’a göre büyü bir dindir. Büyücülerin en büyük bahtsızlıkları olarak ise başlangıcından beri uğursuz, kötü sayılan “büyücü” adını taşıyor olmaları ifade edilmektedir. Oysa büyücülük insanlık kadar eskidir, Hıristiyanlık’tan ve bütün dinlerden çok önce büyü vardır.

Bununla birlikte, çağımızda büyü tutkusunun büyük boyutlara ulaşması bazı ruhsal nedenlere dayanmaktadır. Büyü, savaş öncesi ve sonrasında, gizli savaşlar sırasında, ekonomik çöküntülerin başladığı ya da süregelmekte olduğu ülkelerde daha çok bir kara inanç görünümündedir. Çaresizliklerle, yoksullukların el ele verdiği yörelerde, değişik yöntemler ve çeşitli maksatlarla, ama çoğu kez kazanç amacıyla, bilinçsiz olarak, yalan yanlış uygulanır. Kökeni bilinmeyen güçlerden medet umulur. Uygar ülkelerde ise, çoğu kez seks amacıyla veya gizemliliğe merak, şu ya da bu nedenlerle ve özellikle Batı’da toplu olarak uygulanır. Ağırlık noktasını seksin oluşturduğu ayinler yapılır. Kanlı olayların da geçtiği bu ayinler sırasında korkunç cinayetler de işlenmiştir. Keyif verici zehirlerin de kullanıldığı bu gizli ayinlerde, çıplak bir kadının göğsü mihrap olarak kabul edilir ve dualar okunduktan sonra, seks ayinleri başlar. Her çeşit cinsel ilişkinin serbest olduğu ayinler sırasında, hayvanlarda seks aracı olarak kullanılır ve çoğu orgazm anında, keskin bir bıçakla başı gövdesinden ayrılarak Şeytan’a kurban edilir.

Ayrıca, ABD’de yalnız geniş bir meraklı halk topluluğu, üniversite öğrencileri ve bilim adamları değil, Hippilerin de katılmasıyla daha da genişleyen büyü merakı ve eğilimi, modern çağın müziğini de etkilemiş ve çoğu pop sanatçısı büyünün gizemli havasından yararlanmıştır. Rolling Stones’lar, Hindistanlı “guru” Maharishi Mahesh Yogi’nin inançlıları arasına katılmıştır. Çalgı araçlarını ve müziklerini Hint müziğine uyarlayarak eski büyücüler gibi giyinmişlerdir.

Günümüzde ülkemizde de büyü ve paranormal güçlere inanç günden güne yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bunu en açık ifadesiyle TV programları, sinema fimleri ve dizilerde görmekteyiz. Türkiye’de de son zamanlarda, Okul (2004), Büyü (2004), Dabbe, (2005), Araf (2006), Gen (2006), Küçük kıyamet, (2006) gibi paranormal içeriği olan filmler çevrilmeye başlanmıştır. Bunun yanında Sırlar dünyası, Kalp gözü, Sır kapısı, Sırların efendisi, Sihirli annem, Tatlı cadı, Selena vb.” dizilerde dinsel ve büyüsel konuların işlendiğini, bu tarz dizilere çok önem verildiğini görmekteyiz.

Öte yandan, büyü eğiliminin bu denli yaygın ve etkin oluşunu araştırmacılar, tekniğin ilerlemesi, ruhsal bunalım ve çöküntüler, ekonomik krizler, manevi değerlerin giderek umursanmaması, Tanrı düşüncesinin zayıflaması gibi nedenlere bağlamaktadırlar. Büyünün yaygınlaşmasının başlıca nedenlerinden biri de büyü ile insanların bitmek tükenmek bilmeyen isteklerinin en kısa yoldan gerçekleştirilmeye çalışılmasıdır. Günümüzün çeşitli bunalımlar içindeki insanı, günlük yaşayışın sıkıntılarından kurtarılıp, seks âlemleri ve keyif verici zehirlerle, bir başka ve renkli, yapay bir âleme, bir başka boyuta iletildiği ve bu nedenle de taraflılarının giderek daha da çoğaldığı gözlenebilmektedir. (emre uysal-ylt)