Wassily Kandinsky Yaşamı ve Eserleri

(0 oy) 0/5 42
Yorum Yaz


Wassily Kandinsky Yaşamı ve Eserleri konulu haberimizi ilginize sunuyoruz. Bu yazımızda büyük ressam Kandinsky’nin hayatı ve yapmış olduğu önemli eserler hakkında bilgiler vereceğiz

Çocukluğunda duyduğu resim sanatına ilgisi nedeniyle babası, resim dersleri aldırarak desteklemiştir. 1885’te liseden sonraki eğitimini Moskova’da siyasal hukuk üzerine sürdürür. Bu eğitim ona özellikle çalıştığı bölge Vologna halkında, etnografik kültür birikimi sağlamıştır. “Finlandiya asıllı Komi yerlilerinin adetlerinin, canlı ve rengârenk halk sanatının, çok renkli giysilerinin, konutlarının kromatik ihtişamı ile iç dekorasyonunun etkisi altında kalmıştır.” Duvarlardaki sembolik figürler, yöresel kültürü yansıtan sahneler resim sanatına ilgi duymasına neden olan ilk örneklerdir.

Wassily Kandinsky, eğitimini aldığı hukuk alanında çalışmaktan vazgeçerek sanatla ilgili araştırmalar yapar. Empresyonistlerden özellikle Claude Monet ilgisini çeker. Bu süreçte müzik de etkileşim alanı içindedir. İzlediği resimlerle dinlediği müzik eserleri arasında bağlantılar kurar.

İlk olarak Münih’te Anton Azbe’den figüratif resim dersleri alır ancak ‘yetersiz’ bularak ayrılır. Daha sonra ders aldığı Franz von Stuck, onu grafiğe yönlendirir ve ilk ağaç baskı işlerini çalışır. Müziğin ritmi kadar çok renkliliğin de etkisiyle geniş fırça vuruşları ve kalın dokular kullanarak empresyonist tarzıyla nesneleri hissettiren resimler yapar.

1901-2 dönemlerinde sanat derneği ve okul kurar. Ancak maddi olanaklar nedeniyle okul ve dernek kapatılır. Ardından öğrencisi Gabriele Münter ile Avrupa, Rusya, Kuzey Afrika gezileri sonrası, 1906’da Sevres’e yerleşir. Resim çalışmalarına burada devam eder.

Bu dönem çalışmalarında Jugentstill (artnouveau) ile sembolizm etkileri görülürken mozaik tarzı boyamalar ile kendine özgü bir stil geliştirir. Sevres’de 1907’de yaptığı tablolarından “Rengârenk Yaşamda”bir Rus kasabası, folklorik dokularıyla resmedilmiştir.

Halk masallarından alınan sahnelerin yer aldığı resimlerinden “Ata binen çift(1907 de de puantizm etkileri görülür.

1908’de Almanya’ya dönüşüyle birlikte yaptığı resimler daha çok siyah konturlar arasında çok renkli geniş lekeci fırça vuruşlarıyla oluşur. Münih’e yerleştiği bu süreçte resimlerinde fovların etkisi daha çok belirginleşse de renk onun hayatında her zaman vardır. Aynı zamanda komşusu olan Paul Klee ve diğer ressamlarla birlikte bir dernek kurarlar. Münihli ressamlar olarak sergiler açarken aralarına Fransız ressamlar da katılır. Kandinsky aynı zamanda bir teorisyen olarak, 1911’de yayınlanan Sanatta Tinsellik Üzerine adlı kitabında da yazdığı gibi resimlerinde üç ana unsuru önemser. Bunlar dış dünyanın şematik izlenimleri, zihnin anlık algıladığını yansıtma yani doğaçlama ve birkaç aşama sonrasında planlı anlatımlarla kompozisyon olur.

Lise yıllarında piyano ve çello çalmayı öğrenmiş olan Kandinsky, müzik, şiir ve tiyatro gibi sanatın diğer dallarıyla ilgilenmiş olsa da sosyal ve teknik bilimlerle ilgili araştırmacı kişiliğiyle sınırsız bir dağarcığa sahiptir. Müzikte, uyum ve tonlama gibi kavramlar olduğu gibi resimde de benzer bir dil vardır. 1909’da yayımlanan “Sanatta Tinsellik Üzerine” adlı kitabında da belirttiği gibi onun en anlamlı buluşu konstrüksiyon’dur. Sanatında geometrik unsurların yansıdığı 1930’lu yıllarda “bir çizgiyle dar açının birleşmesinin Mikelanj’ın tablosunda Tanrının parmağının Adem’inkine temasıyla aynı etkiye sahip olduğunu” ifade eder.

Kandinsky güzellik algısının, insanın dışsal bağlarıyla içsel gereksinimleri arasında uyumu ile mümkün olabileceğini savunur. Sanata dair yazıları o dönemde çok iyi anlaşılmaz, kendisi de arayışlar içinde şehirden şehre sürekli yer değiştirir.

1911 yılında Münih’de yaptığı “Lirik”, soyut sanatın en etkili eserlerindendir. Çizgi ve renklerin oluşturduğu biçimle, akıl ve duygunun sentezine kavuşmuştur.

1912 yılında yaptığı “Doğaçlama 26 (Kürekler)” adlı eserinde kırmızı, yay şeklindeki çizgi kayığı siyah çapraz düz çizgilerse kürekleri temsil ediyor. Kürek çizgilerinin de yönlendirdiği gibi kürekçileri de görebiliyoruz. Düz ve eğik çizgiler, onların oluşturduğu biçimlerle geometriyi resimlerinde kullanmaya başladığı bir örnektir. Tuvalin solunda altı tane siyah çizgi ile kesilen kırmızı dairede iki kişinin kürek çektiği kolaylıkla görülebilir. Daha sonraki soyut resimlerinde bu geometrik unsurlarla sıkça karşılaşırız.

Kandinsky’nin bu imajlarını Birinci Dünya Savaşına atfen yaptığı ve daha geniş anlatım sergileyen, bir başka sembolik resmi Kompozisyon VII (1913) “Büyük Tufan” tablosunda da görüyoruz. Üç günde yapmış olduğu bu büyük tablosu için pek çok eskiz hazırlamıştır. Bu süreçte çizgi ve renk lekelerinin oluşturduğu tamamen soyut resimlerinde de olağanüstü hareketlilik sergiler. Bu hareketlilik, yalnız görsel duyumların yansımaları değil, renklerin parlaklığı ve çizginin canlılığıyla, işitsel etkilerin de, ifadesi olduğunu söyleyebiliriz.

Kandinsky 1909’da “Sarı Ses” adlı tiyatro oyunu yazmıştır. Tiyatro eserinde resimlerinde olduğu gibi, müzik eşliğinde koro sesleriyle, ışık ve rengin etkisini kullanarak gerçeküstücü figürlerle hareketli bir anlatım sergilemiştir. Bir başka yazılı eseri de bir şiir-nesir denemesi olan Zvuki (Sesler)’de cümlelerin ritmiyle resimlerindeki renklerin verdiği hareketli etkiyi yansıtmak istemiştir.

1911’de Münih’de sanatçı birliğinden yeniliklere kapalı olmaları sebebiyle birkaç arkadaşıyla birlikte ayrılır. Franz Mark’la birlikte Der Blau Reiter grubunu kurar. Burada tarihten güncele farklı sanatsal kültürleri bir araya getirerek geniş yelpaze sunan bir yayın çıkarırlar. Grubun ve aynı zamanda derginin adı Kandinsky’e göre, tinselliğin simgesi mavi ve maddeciliğin mitolojik sembolü ejderhaya karşı duran süvariyi temsil etmesinden doğar.

Bu dönemde gelenekçi çevrenin tepkisini çeken bir başka tablosu Doğaçlamalar V.’de, analitik kübizmin mekânı parçalayıp yeni bir anlatımla bütünleştirmesi gibi, adeta efsanevi figürlerle karmaşık bir evren oluşturup parçaları birleştirmeye çalışmıştır.

Der Blau Reiter, Marc’ın 1916’da savaşta ölmesi sonucu etkinliklerini bitirir. I. Dünya Savaşı nedeniyle Kandinsky Rusya’ya sığınır. Bu dönemde, hızlı çalışma olanağı sebebiyle suluboya çalışmalarına ağırlık verir, daha çok düşünme olanağı bulur. Bolşevik hareketlerden uzak dursa da Devlet Kültür Enformasyonu görevi verilir. Çeşitli sanatsal girişimlerde bulunurken üretimde bir ara veriş içine girer. 1917’de figüratif eserler vermeye başlasa da yenilikçi çalışmalardan da örnekler üretir. 1919’da yaptığı “Griliğin İçinde“ eserinde soyut resimlerine stilize biçimler eklediğini görüyoruz.

Rusya’da Suprematizm ve Konstrüktivizmin hâkim olduğu yeni sanat anlayışı gelişirken Kandinsky’nin hayali figürleriyle oluşturduğu soyut kompozisyonları, modası geçmiş sayılır. Geometrikleşme eğilimi olsa da kompozisyonlarında aynı ritimlere rastlamak mümkündür. Bu süreçte imgelerini sadeleştirme eğilimi sergiler. 1920’de Kompozisyon 224, stilize edilmiş imgelerden geometrik formlara geçişi yansıtan bir örnektir. Kandinsky’nin sembolik imajları kompozisyonlarında uzay boşluğunda seyir eder gibidirler. Onun yağlı boya tabloları, en az, Alex Orea’nın bilgisayar teknolojisinden yararlanarak ürettiği Visual Art işleri kadar etkileyicidir.

1922 yılında Stalin’in iktidara gelişiyle Rusya’dan dönmemek üzere ayrılır. Almanya’da Bauhaus’da çalışmaya başlar. İngiltere’deki “art and craft” hareketinden ilham aldıysa da kendine özgü eğitim sistemiyle modern endüstriyel üretim çerçevesinde sanatla zanaatı birleştirir. Her iki alandaki bilgileri bütünleştirmeyi amaçlıyordu. Bauhaus’da eğitimle ilgili araştırmalarını ve teorilerini geliştirdi. Bu süreçte derslerinde uyguladığı “Düzleme Göre Nokta ve Çizgi” kitabını yayımladı.

Kandinsky, Klee’nin de etkisiyle resimlerinde geometrik konstrüksiyonlar uygulamaya başladı. 1923’de Klee, Kandinsky, Feininger ve Jawlensky Dört Mavi adıyla resimlerini ABD’de sergilerler. 1925’de Bauhaus Weimar’dan Dessau’ya taşınır. Burada Klee’yle beraber 1928’de serbest resim atölyesini oluşturur. Öğrencileriyle özgür ve demokratik iletişimi önemser, karşılıklı bir şeyler öğrenebileceklerini savunur. İmgeleri ayrıştırıp tekrar birleştirerek yeni oluşumlar araştırmak üzere analitik eğitim uygular. Okulun 1932’de Berlin’e taşınarak yapısının değişmesiyle Bauhaus yılları son bulur. Nazi baskısı nedeniyle Fransa’ya kaçar. Sürrealizm ve Kübizmin etkin olduğu Paris’te henüz soyut sanat tanınmadığı gibi kötü bir sanısı vardır. Sürrealizme karşı geometriyi benimsemiş olsa da henüz ilgi alanına almaz.

Paris’te olasılıkla sürrealizmin etkisiyle biyoloji ve gözebilim ilgisini çeker. Böcekleri, tek hücreli canlıları inceler; resimlerine sıçrayan çizgiler, kuyruklu biçimler, kurdeleler, boşlukta duran hayali figürler olarak yansır. Alışılmış resimlerinden farklı olması onay görmez, ancak Andre Breton’un ilgisini çeker. Breton, 1933’de iki eserini satın alarak Salon des Surindependants’da sergiler.

Kandinsky’nin gelişen dönemlerde resimlerine soyut anlatımının hâkimiyetini görüyoruz. Özellikle soyut dışavurumcu yaklaşımıyla pek çok sanatçıyı etkilemiştir. Kendi kurallarıyla geliştirdiği kompozisyonlar oluşturur. Kandinsky’nin sanat eseri için en önemli öğretisi içerik ve biçimin bütünlüğü üzerinedir. Biçim ve içerik bir nesnenin içi ve dışı gibidir. Kandinsky, Paris döneminde yaptığı eserlerinde, hayal gücünün ürünlerini özetler. Kataloğuna eklediği son eseri aynı yıl yaptığı Son suluboya’dır. Hastalığı nedeniyle ölümüne kadar kâğıt ve karton üzerine çalışmalar üretmeye devam etmiştir.