Tarsus gezi rehberi – Tarsus gezisi

(0 oy) 0/5 13
Yorum Yaz


Binlerce yıllık geçmişe sahip Tarsus kenti bir günde gezilemeyecek kadar önemli tarihi ve turistik yerlere ev sahipliği yapıyor. Tarsus’a gelmek isteyen okuyucularımız için bu tarih şehrinin en önemli gezilecek yerlerini sizlere sunuyoruz. İşte Tarsus gezi rehberi – Tarsus gezisi;

Gözlükule

Yerleşim tarihi, insanlık tarihi kadar eski olan Tarsus’ta, insanların yeryüzündeki ilk yerleşim alanlarından sayılan Gözlükule Höyüğü bulunmaktadır. Yapılan kazılarda, bölgede Neolitik Çağ, Kalkolitik Çağ ve Erken Tunç Çağ’a ait bazı bulgulara rastlamışlardır.

Antik Yol (Merkez)

1993 yılındaki bir temel kazısı ile açığa çıkan “Antik Yol”, Tarsus’un yaklaşık iki bin yıllık tarihine ışık tutar niteliktedir. Yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan “antik caddenin”, batısında ve doğusunda farklı dönemlere ait eserler de bulunmaktadır. Caddenin yapımında kullanılan taşların şehir dışından getirilmiş olması, dönemin zenginliğine işaret etmektedir. Ayrıca, caddenin balıksırtı modelinde yapılmış olması ve caddenin her iki tarafında kanalizasyon tertibatının bulunması, Antik Yolu, Anadolu’daki diğer emsallerinden ayıran özellikleridir.

Kleopatra Kapısı

Antik Çağ’ın büyük metropolleri arasında yer alan şehrin, surlarında üç kapı bulunmaktadır. Bunlar: kuzeydeki Dağ Kapısı, doğudaki Adanus Kapısı ve güneydeki Deniz Kapısı’dır. Mısır Kraliçesi Kleopatra, sevgilisi Romalı Marcus Antonius ile Tarsus’ta buluşmak üzere geldiğinde, dönemin limanı olan Gözlükule’de karşılandığı ve buradaki Deniz Kapısı’ndan şehre girdiği rivayet edilmektedir. Bundan dolayı da buradaki Deniz Kapısı’na “Kleopatra Kapısı” denilmektedir.

Kemeraltı (Altından Geçme)

Tarsus’ta, Roma İmparatorluk çağının görkemini yansıtan, ancak günümüze kadar çok tahrip olan bu yapı, esasen bir Roma Hamamı’dır. Hamamın sadece güney duvarı kalmış olup, tuğla örtülü bu duvardan açılan oyuk, yol olarak kullanılınca halk arasında “Altından Geçme” denmiştir.

Roma Yolu (Sağlıklı Köyü)

Tarsus’a 15 km uzaklıktaki Sağlıklı Köyü’nün kuzey kısmında bulunan Roma Yolu’nun genişliği 3m civarında olup, sağlam kalan uzunluğu da yaklaşık 3km’dir. Yolun üzerinde, tek sıra kesme taştan yapılmış, 8.80 m yüksekliği ve 5.2 m genişliği olan kemerli bir kapı da bulunmaktadır.

Donuktaş

Sahip olduğu ismini yöre halkı vermiştir. Osmanlı zamanında at ahırı olarak kullanılan Donuktaş, Ermeni cemaatinin de burayı bir dönem mezarlık olarak kullandığı sanılmaktadır. Birçok eski kaynakta, muhtevası ile ilgili çok çeşitte düşünceler kaleme alınmıştır. Bunlardan en etkilisi, Asur Hükümdarı Sardanapal’ın mezarı olduğu üzerinedir. Ancak, 1982 yılında Prof. Nezahat Baydur, alanda bir kazı çalışması yapmış ve burasının Roma Dönemine ait, muhtemelen İmparator Kommodeios’a yapılmış bir Tapınak olduğu kanısına varmıştır.

Roma Mezarları (Tarsus Şelalesi)

Berdan Çayı’nın üzerinde bulunan Tarsus Şelalesi, çayın yatağının değişmesiyle beraber, 4-5 metre yüksekten dökülmesi sonucu oluşmuştur. Şelalenin bulunduğu alanda kolayca oyulabilen konglomera yapıdaki kayaçlar mevcuttur. Mevsimsel olarak suyun alçalması sonucu ortaya çıkan, kayaların oyulmasıyla yapılmış mezarlar, bölgenin Roma Döneminde mezarlık olarak kullanıldığı işaret etmektedir. Şelale ve çevresi günümüzde belediye tarafından tescillendirilerek, halkın hizmetine sunulmuştur.

Bac (Justinian) Köprüsü

Tarsus’u, Berdan Çayının sel baskınından kurtarmak maksadıyla su yatağı Justinian tarafından değiştirildikten sonra, çay üzerinde Bizanslılar tarafından 6. yüzyılda inşa edilmiştir. Köprü üzerinde, şehre ticaret maksadıyla gelenlerden, “Bac” adı verilen gümrük vergisi alındığı için köprüye “Bac Köprüsü” de denilmektedir. Köprü, günümüzde karayolu taşımacılığında kullanılmaktadır.

Kırk Kaşık Bedesteni

Bir süre “Beyaz Çarşı” adıyla kullanılan Kırkkaşık Bedesteni, Ramazanoğulları Beyliği döneminde yapılmıştır. Dikdörtgen biçimdeki bedesten, hemen yanındaki Ulu Camii ile birlikte yapılmıştır. Yapıldığı ilk dönemlerde imarethane ve medrese olarak kullanılmıştır. 1960’lı yıllarda yapılan restorasyon çalışmaları ile kapalı çarşı olarak kullanılmıştır.

Eski Tarsus Tarihi Evleri

Tarsus, geleneksel konut çeşitliliğinin Çukurova’da önemli ölçüde korunabildiği, ender bölgelerden birisidir. Tarihi dar sokakların her iki yakasına sıralanmış şekilde duran, beyaz taş ve ahşap kaplamalarla örülü Tarsus Evleri, genelde iki katlı ve içerisinde küçük bahçesi bulunan yapılardır. Eski tarihi evlerin bulunduğu mekânlar, yine eski yerleşme bölgeleri olan Cami-i Nur, Sofular, Tabakhane, Eski Ömerli gibi mahallelerdir.

Kubat Paşa Medresesi

Düzgün, kesme taşlardan yaptırılan medresenin yapımı, Ramazanoğulları Beyliği zamanına dayanmaktadır. 1557 yılında yaptırılan medrese dönemin diğer mimari eserleri gibi dikdörtgen formdadır. 16 odası ve bir de avlusu bulunan eser, önce bir süre müze olarak kullanıldı. Ardından da günümüzde, Makam Camii’ndeki kazı çalışmaları nedeniyle, camii olarak kullanılmaktadır.

Ashab- Kehf

Hıristiyan ve Müslümanlar için kutsal ziyaret yeri sayılan, Ashab-ı Kehf, dünyanın birçok yerinde “yedi uyurlar” olarak da bilinmektedir. Tarsus şehir merkezinin, 12 km kuzeybatısında bulunan Encülüs Dağı eteklerindeki doğal çöküntü mağarasının, yedi uyurlara ev sahipliği yaptığı, yani “Ashab-ı Kehf”i tasvir ettiği pek çok anlatımın var olduğu kabul edilir.

Yedi Uyurlar

Yedi uyurlar olayından kısaca bahsetmek gerekirse, farklı anlatımları olsa da en çok kabul edileni şu şekildedir: Yemliha, Mekselina, Mislina, Sezenuş, Mernuş, Debernuş, Kefeştetayuş adlı 7 arkadaş ve köpekleri Kıt mir’in, Tarsus’taki inanç baskısından kaçarak ibadetlerine gizlice devam etmelerine dayanan hikâyedir. Buna göre çok tanrılı dine inanan Roma İmparatoru, 7 genci huzuruna çağırır ve onlara çok tanrılı dine inanmalarını aksi takdirde, onları öldürteceğini söyler. Tek tanrılı dinlerine inanmaktan vazgeçmek istemeyen gençler, kendilerine tanınan birkaç günlük sürede Tarsus yakınlarındaki Ashab-ı Kehf Mağarası’na gider ve burada 309 yıllık derin bir uykuya dalarlar. Acıkmış bir şekilde uykusundan uyanan Yemliha, şehre ekmek almaya gider. Ancak, fırına parayı uzattığında fırıncı paranın çok eski olduğunu söyler. Bunun üzerine Yemliha yaşananları anlatmaya başlar. Etrafındaki halk, Yemliha’nın söylediklerine pek inanmaz. Bunun üzerine Yemliha ve halk mağaraya beraber gider. Mağaranın içerisinde 6 genç namaz kılar haldedir. Yemliha da arkadaşlarının yanına girer ve 7 genç bir anda görünmez olur. Gerek Hıristiyan gerekse İslam kaynaklarında farklı anlatımları ve farklı yer tasvirleri bulunan “Yedi Uyurların” Tarsus yöresinde en çok bilineni anlattığımız şeklindedir.

Aziz Paulus Kuyusu

Hristiyan havarilerinin Anadolu’daki en etkili isimlerinden Aziz Paul’un, Tarsus’ta yaşadığı bilinmektedir. Bugün, Eski Tarsus Evlerinin restore edilerek yapıldığı, Antik Sokağın, kuzey doğusunda kalan bir alanda Aziz Paulus’un evi olduğuna inanılmaktadır. Ancak, yapıdan günümüze sadece 20m derinliğindeki bir su kuyusu kalmıştır. Şehre gelen Hristiyan turistlerce sık ziyaret edilen yer, yapılan son yenileme çalışmalarıyla da daha düzenli bir görünüme kavuşmuştur.

St. Paulus Kilisesi

St. Paulus’un adını taşıyan tek kilise olma özelliğine sahip St. Paulus Kilise’si, tam olarak bilenemese de 11 veya 12. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Hıristiyanlık tarihinin en eski kiliselerinden olan St. Paulus Kilise’si, içinde birçok dönem sanatçısının eserlerini de barındırmaktadır.

Kilisenin tavanında Hz. İsa, Marcos, Yohanna ve Luca’nın freskleri bulunmaktadır. Dairesel biçimde dizilmiş ışıklandırmaların etrafında ise melekler tasvir edilmiştir. Kilisenin doğu yönünde, 3 adet sahanlığı, kuzey doğusunda çan kulesi ve doğu bölümünde yarım daire halinde 3 kubbesi bulunmaktadır. Yüzyıllar boyunca ibadet merkezi olan St. Paulus Kilise’si, günümüzde de ibadete açıktır.

Tarsus Eski Camii

Daha önce, Tarsus’un tarihinden bahsettiğimiz bölümde de kısaca değindiğimiz “Eski Cami”nin, 1102 yılında yapıldığı tahmin edilmektedir. Haçlı seferleri sırasında Anadolu’ya gelen, Fransa kralı I.Henri’nin kardeşi Hugues, buradaki mücadeleler sırasında ağır yaralı bir şekilde Tarsus’a geldi. İyileştirilemeyen komutan burada öldü ve Tarsus’a gömüldü. Kralın kardeşinin gömüldüğü yerin belli olması amacıyla Fransız Haçlıları, buraya Saint Paul Katedrali adını verdikleri kaba ve hızlı bir imar meydana getirdiler. Eser, doğuda 1102’li yıllarda inşa edilen ilk kilise özelliğine sahip olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, bazı Grek ve Ermeni kaynaklarında ise, kilisenin 12.yüzyıldan önce Aziz Paulus’a ithafen yaptırıldığını söylemektedir.

Hz. Danyal Peygamber Kabri

Kudüs’te doğan, beni İsrail Peygamberlerinden olan Hz. Danyal, halk arasında bolluk peygamberi olarak da bilinmektedir. Doğduğu topraklardan bir istila sonucu sürüldü ve âlim sıfatı ile Babil ülkesine gönderildi. Babil Hükümdarı, bir gün gördüğü rüyayı ve bunun tasvirini, buraya getirdiği âlimlere sordu. Bunu bilenler yaşayacak, bilemeyenler ölecekti. Hz. Danyal, rüyayı da tasvirini de bildi ve hükümdara putperestlikten vazgeçmesini söyledi. Ancak ilahi bir dine mensup olmayacağını söyleyen hükümdar, Hz. Danyal’i iki aç aslanın içine attı. Aslanların Hz. Danyal’e bir şey yapmaması üzerine, hemen oradan çıkarıldı ve halk tarafından hürmet görmesi sağlandı. Daha sonraları, kuraklıkla boğuşan Tarsuslular Hz. Danyal’i Tarsus’a davet ettiler. Hz. Danyal Tarsus’a geldikten ve dua ettikten sonra Tarsus’ta bolluk ve bereket yaşandı. Bunun üzerine Tarsuslular, Hz. Danyal’i hiçbir yere bırakmamıştır. Hz. Danyal burada vefat etmiş ve kabri Tarsus’a inşa edilmiştir. İslam orduları Tarsus’u aldığı sırada kabristanı fark eden Hz. Ömer, Yahudilerin daha sonraları buraya zarar vermelerinden endişe edip, mezarı oldukça derine gömdürmüş, üzerinden de Berdan Çayı’nın bir kolunu geçirmiştir. Yakın zamana kadar içinde Makam Caminin de olduğu kabristan, yenileşme çalışmaları sırasında ortaya çıkan su kemerleri ve çeşitli şehir kalıntılarıyla görenleri bir kat daha şaşırtmış ve hayranlık uyandırmıştır.

Ulu Camii (Cami-i Nur)

788 yılında, Halife Harun Reşid zamanında yapılmıştır. Ulu Caminin doğu kısmında, 833 yılında vefat eden Halife Memun’un kabri de bulunmaktadır. Daha sonraki dönemlerde Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki mücadelelerde sürekli konum değiştiren Ulu Cami, son olarak Ramazanoğulları Beyliği döneminde yapılan düzenlemelerle bugünkü halini almıştır. Cami, hemen yanında bulunan Kırkkaşık Bedesteni ile bütünlük içeren bir yapıdır. Halk arasında ŞİT (a.s)’ın kabrinin Tarsus’ta olduğu rivayet edilir. Halen ona ait olduğu tevatüren söylenen kabir, Tarsus’ta Ulu Cami-i bitişiğindeki türbede olduğuna inanılmaktadır.

Mencek Baba Türbesi

14.yüzyılda Türk-İslam ahlakını yaymak için gelen alperenlerden olan Mencek Baba, kurduğu tekkesiyle ilim, irfan yayarken, yolcu, fakir ve kimsesizlere de kol kanat germiştir. Kayıtlara göre Mencek Baba Türbesinin yanında bir de Zaviye binası vardır. Mencek Baba zaviyesi, yüzyıllar boyunca Orta Asya’dan (Türkmenistan- Semerkant-Duşanbe-Buhara-Hive-Belh vb.) Anadolu’ya göçen dervişlerin iskân edilmeleri, ticaret erbabı, gazi ve seyyahların barınmalarını temin etmiştir. Türkistan’dan göç edip gelenler ilk önce, zaviyeye komşu olmak maksadıyla zaviyenin yakın çevresine yerleşmiş ve zaman içerisinde bir mahalle teşekkül etmiştir. Şimdiki Mencek Baba Türbesinin bulunduğu Tekke Mahallesi de, ismini buradan almaktadır.

Bilal-ı Habeşi Mescidi

Hz. Ömer zamanında fethedilen yerleri ziyaret eden Hz. Bilal-i Habeşi, Tarsus’a gelmiş ve burada “Kırk Kaşık” denilen yere yakın, yani şimdiki makamının bulunduğu yerdeki, misafirhanede 18 gün kalmıştır. Daha sonra, bu misafirhane mescide çevrilmiş ve yanına kuyu yapılmıştır. Halk arasında bu kuyunun şifalı olduğu da söylenmektedir.(Erkan Torun-YLT)