Tarihi Yarımada: İstanbul Gezi Rehberi

(0 oy) 0/5 32
Yorum Yaz


İstanbul kelimelere sığmayacak kadar güzel ve zengin bir şehir. Tarihi ve doğal güzelliği bir yana ambiyansı İstanbul’u vazgeçilmez kılan unsurlardan bir tanesi. Herhalde anlatmak kelimelere sığmaz. Gezmek de günlere. İstanbul gezisi yapmak isteyen okuyucularımız için İstanbul’un en rağbet gören en çok tarihi esere sahip olan bölgesi olan tarihi yarımadada bulunan tarihi eserleri anlatmak istiyoruz. İşte Tarihi Yarımada: İstanbul Gezi Rehberi

Büyük Ayasofya Camii Ayasofya Kilisesi / Ayasofya Müzesi

Dünya sanat tarihinin önde gelen eserlerinden olan Ayasofya, İstanbul’un da görünümüne damgasını vurmuş olan eski bir eserdir. İlk yapıldığında bu kilise, Büyük Kilise (Megale Ekklesia) olarak adlandırılmıştır. Ancak V. yüzyılda buraya sadece Sophia denilmeye başlanmıştır.

Ayasofya 916 yıl kilise, 481 yıl cami ve Atatürk’ün emri ile 1937 yılından beri de müze olarak tarihi işlevini sürdürmektedir. İmparator I. Constantine (324-337) zamanında yapıldığı Bizans tarihçileri tarafından ileri sürülmektedir. Ancak bu ilk yapıt, bir ayaklanma sonunda yanmış ve bu yapıdan günümüze hiçbir iz kalmamıştır. Ayasofya’yı ikinci defa yaptırmış olan İmparator II. Theodosius ve 415’te ibadete açmıştır.

Günümüzde dünyanın yüzölçümü bakımından dördüncü büyük katedrali olarak kabul edilen Ayasofya kilisesi, en son M.S. 537 yılında Bizans İmparatoru I. Justinyen tarafından inşa ettirilmiştir. Tarihi itibariyle dünyanın en eski katedrali olarak bilinmektedir. İstanbul gezi planı için önemli eserlerdendir.

Sultanahmet Camii

Sultanahmet Camii, 1616 yılından bu yana ibadete açıktır. Bu cami, Osmanlı padişahlarının 14’üncüsü olan I. Ahmet, tarafından İstanbul’da eski Bizans Hipodromu’nun yanında, şimdiki Sultanahmet’te yaptırılmıştır. Süleymaniye’den 59, Selimiye’den 41 yıl sonra ibadete açılan cami, I. Ahmet devrinde mimarbaşı olan Mehmet Ağa tarafından meydana getirilmiştir. Camii; yeşil, beyaz ve mavi renkli İznik çinileriyle donatılmıştır. Yine büyük kubbesinin yanı sıra yarım kubbelerinin içi de mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslenmiştir. Klasik Osmanlı mimarlık geleneğinin bu en önemli eserine, daha sonra tarihçiler “Mavi Cami” adını verdiler. Sultanahmet Camii’nin altı minaresi ve bu minarelerin gerek kubbeye ve gerekse genel alan kullanımına olan nispetleri, yapıyı dünya şaheserleri arasında başköşeye yerleştirmiştir.

Fatih Camii

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’un en yüksek tepesi üzerine büyük bir cami ile beraber yaptırmış olduğu mimari manzume, şehrin son derece dikkate şayan tarihi ve turistik abidelerinden birini teşkil eder. Cami, Fatih Sultan Mehmet tarafından (1462-1470), Mimar Sünanüddin Yusuf Bin Abdullah’a (Atik Sinan) yaptırılmıştır. Aynı zamanda yapı külliyeden teşekkül etmiştir. Bir kısmı günümüze ulaşamamış olan bu yapılar arasında caminin yanı sıra mektep, kütüphane, medrese, kervansaray, tabhane, imaret, darüşşifa, muvakkithane ve hamam bulunmaktaydı.

Yeni Camii

Temeli 1597 yılında atılan Yeni Cami Eminönü’nde bulunmaktadır. Sultan III. Mehmet’in tahta geçişiyle Valide Sultan adıyla da bilinen Safiye Sultan tarafından Mimar Davut Ağa’ya inşa ettirilmiştir. İnşasına 9 Nisan 1598 (3 Ramazan 1006) tarihinde başlanan cami için yer olarak Bahçekapı seçildi. Burası aynı zamanda bir Yahudi ve Hristiyan Mahallesi olması yanında gümrüğe ve limana yakın olması münasebetiyle bir ticaret merkezi idi. Caminin inşaat sahası içerisindeki evler istimlak edilmiştir. Ayrıca inşaat sınırları içindeki Yahudi ve Hristiyan ibadethanelerin (sinagog ve kilise) yerine de iki harap mabedin onarılması kararlaştırıldı.

Caminin de içerisinde yar aldığı külliye; hünkâr kasrı, arasta (Mısır Çarşısı), türbe, dârülkurrâ, sebil, çeşme ile sıbyan mektebinden oluşmaktadır. Daha sonra bunlara kütüphane, muvakkithane ve bir türbe ile çeşmeler de ilâve edilmiştir. Külliyenin ilk inşası esnasında planlanan imaret, medrese ve ribâtlar yapılmamıştır. Mevcut yapılar arasında bulunan sıbyan mektebi ile camiye ait avlu duvarı günümüze ulaşmamıştır. Külliyenin ilk yapısı olan ve temeli taş bloklardan oluşan camide, aynı zamanda uçları kurşun kuşaklarla bağlanan kazıklar çakılarak zemin sağlamlaştırılmıştır.

Süleymaniye Camii

Aynı zamanda külliyeyi teşkil eden Süleymaniye Camii, Kantarcılar Mahallesi’ne bakan bir tepe üzerinde inşa edilmiştir. O günkü Genelkurmay Başkanlığı (Bâb-ı Vâlâ-yı Seraskeri) bugünkü İstanbul Üniversitesi Rektörlük ve diğer binaları ile İstanbul Müftülüğü.

Kanunî Sultan Süleyman kendi adına, daha önceden ecdadının yaptırdığı camilerle ölçülemeyecek derecede daha görkemli bir ibadethane yapılmasını arzu etmişti. Bu istek üzerine Mimar Sinan’ın arz eylediği şekli beğendi. Büyük mabet Eski Sarayın şimalinde ve deniz nuvazi bir tepe üzerinde inşa edilecekti. İstanbul’un en görkemli Türk yapıtı olan Süleymaniye, mimari tezyinatının zenginliği ve yapılışındaki harikulade zarafeti bakımından numunesi olan Ayasofya’nın yanında, bazı cihetlerde galebe kendisinde kalmak azı vücut edebilmektedir.

Bu bağlamda, Mimar Sinan tarafından Süleymaniye Camii’nin temeli, İstanbul’un en güzel yerlerinden birinde, 13 Haziran 1550 yılında atılmıştır. Temeline ilk taşı büyük İslam âlimi, Şeyhül İslam Ebussuud Efendi koymuştur. Süleymaniye Camisi günümüzde Kapalıçarşı’nın devamı niteliğinde olan yollar boyunca ulaşılan ve burada yüksek bir konumda olunması sebebiyle güzel bir boğaz manzarasıyla karşılaşılmaktadır. Ayrıca Süleymaniye camisinde Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesi de mevcuttur. İstanbul gezi planı için önemli bir eserdir.

Beyazıt Camii

Günümüzde kendi adıyla anılan ünlü Beyazıt Meydanı’nda bulunan cami, Sultan 2. Bayezid tarafından, Bizans devrinin en büyük meydanı olan Forum Theodosiacum (Forum Tauri’nin)’un bir köşesinde yaptırılmıştır. Fatih Külliyesi’nden sonra ikinci büyük olan külliye, caminin yanı sıra türbe, medrese, sıbyan mektebi, imaret, aşhane, tabhaneler, hamam ve kervansaraydan oluşmuştur. Bütün bu yapılar, cami ve külliyeden farklı olarak araziye dağınık bir biçimde yerleştirilmiştir. Arapça kitabesine göre caminin inşasına 1501 yılının Temmuz ayı sonunda (906 Zilhiccesi) başlanmış ve dört yıl sonra (1505/H. 911) tamamlanmıştır. Camiin mimarının kim olduğu kesin belli değildir. Bazı kaynaklarda Mimar Kemaleddin ve Mimar Hayreddin adları üzerinde durulmuştur. Bazı kaynaklarda da mimarının Yakub Şah b. Sultan Şah olduğu belirtilmiştir. Her ne kadar mimar başının kim olduğu bilinmese de bu üç mimarın Bayezid Külliyesi’nin inşasında görev yaptıkları ileri sürülmektedir.

1.Abdülhamid Türbesi

Sultan I. Abdülhamit’in Bahçekapı’da yaptırdığı Hamidiye Külliyesi’nden günümüze sadece türbe ulaşmıştır. I. Abdülhamit Türbesi, bir camiye bağlı olmadan inşa edilen ilk hünkâr türbesi olması açısından önemli bir yapıdır. I. Abdülhamit, Beylerbeyi’nde yaptırmış olduğu camisinin tarihi yarımadanın dışında bulunması nedeni ile caminin haziresine gömülmemiş, ancak külliyesi ikiye bölünüp hayır binaları İstanbul surları içinde inşa edilmek ve türbesi de cami yerine medrese imaret-sebil üçlüsü yanına konulmak suretiyle geleneğin bir başka şekilde sürdürülmesi sağlanmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman Türbesi

7 Eylül 1566’da çadırında ölen sultanın ölümü, sefer esnasında bir karışıklık olmaması için 48 gün boyunca gizlenmiş, hala hayatta olduğu görüntüsü vermek için çeşitli mizansenler yapılmış, kendisine benzeyen bir kişi sultanın hayatta olduğu intibaını vermek için rol yapmıştır. Bir kısım tarihçilere göre tahnit edilerek İstanbul’a getirilen Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye Camii bahçesine gömülmüş, daha sonra mezarın üzerine, oğlu Sultan II. Selim’in emri ile türbe yaptırılmıştır. Türbenin mimarlığını Süleymaniye Külliyesi’ni inşa eden Mimar Sinan yapmıştır. Türbenin yakınında biraz daha ufak boyutlarda, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın adına yapılmış bir türbe daha bulunur. Kanuni Sultan Süleyman Türbesi’ne daha sonra II. Süleyman ve II. Ahmet’te gömülmüştür. Türbenin mermer süslemeler ve çiniler ile kaplı olması ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.

Sultan Ahmet Türbesi

Türbe, Sultanahmet Meydanı’ndadır. Sultan I. Ahmet Külliyesi’nin kuzeydoğu köşesine inşa edilmiştir. I. Ahmet, kendisinin yaptırdığı Sultanahmet Camii ve Külliyesi’nin kuzeydoğu köşesine gömülmüş (1617), daha sonra üzerine, Sultan II. Osman’ın saltanat döneminde tamamlanan ve inşası yaklaşık 3 yıl süren bu türbe yapılmıştır. Türbe kitabelerinden, Sultan II. Osman’ın bu türbeyi babası için inşa ettirdiğini anlaşılır. Türbeye Sultan I. Ahmet’in dışında Sultan II. Osman ve çocukları, Sultan IV. Murad ve çocukları, Kösem Valide Sultan ve Sultan İbrahim’in çocukları da defnedilmiştir. Nitekim içinde çeşitli boyutlarda 36 sanduka bulunmaktadır. Türbenin arkasında bugün, Türbeler Müzesi Müdürlüğü olarak kullanılan bir yapı yer almaktadır.

2. Mehmet Fatih Türbesi

Fatih Sultan Mehmet Han ölümünden önce kendi adına bir cami yaptırmış, camisinin yakınına gömülmüş, daha sonra üzerine türbe yapılmıştır. Bu türbe ve cami 1766 depreminde yıkılmış ve Mimar Mehmet Tahir Ağa tarafından 1767 yılında yeniden yapılmıştır. Türbe 1782 yılında çıkan Cibali yangınında büyük hasar görmüş, ancak Sultan I. Abdülhamit tarafından tekrar tamir ettirilmiştir. Kapı üzerindeki kitabe bu onarımdan kalmadır. Fatih Sultan Mehmet’in türbesi, İstanbul’da en çok ziyaret edilen türbedir.

Şehzadeler Türbesi

İstanbul’da ölen ilk Osmanlı Sultanı olan II. Selim’in naaşı oğlu III. Murad tahta çıkana kadar Topkapı sarayının soğuk bir bölümünde buzda bekletilmiş, taht merasimini takiben Ayasofya’nın bahçesine gömülmüştür. Üzerine daha sonra Mimar Sinan tarafından türbe yapılmıştır. Türbede II. Selim’in yanı sıra 40 hanedan üyesi daha bulunmaktadır.

III. Mustafa Türbesi

Sultan III. Mustafa tarafından yaptırılan türbe, Laleli Camii Külliyesi içinde yer almaktadır. Dönemin baş mimarı Kayserili Mehmet Tahir Ağa’nın eseri olan türbe, 1773 tarihlidir. Türbede yer alan büyük sandukalar, III. Mustafa (öl.1774) ve III. Selim’e (öl.1807), diğer küçük sandukalar ise Sultan III. Mustafa’nın çocukları olan Şehzade Mehmet, Şerife Havva Sultan, Hibetullah Sultan, Mihrişah Sultan, Beyhan Sultan ve Fatma Sultan’ a aittir.

Rum Ortodoks Kilisesi/Patrikhanesi

Fener Rum Ortodoks Kilisesi, Fener/Balat’ta yer almaktadır. Kilise, Patrikhane olarak da bilinmektedir. 300 yılında bağımsızlığını elde eden patrikhane, Romalılar döneminde uzun süre Hıristiyan dünyasına hizmet vermiştir. İstanbul’un Osmanlıların eline geçmesiyle Türklerin hâkimiyetine giren Patrikhane, bu yıllarda belli bir süre güvenlik gerekçesiyle boşaltılmıştır. 150 metre yukarısında Özel Rum Lisesi bulunmaktadır. Hristiyan Ortodoks nüfusun kiliselere göre dağılımı incelendiğinde en büyük nüfuslu kilisenin 95 milyon ile Rus Ortodoks Kilisesi iken İstanbul Rum Ortodoks Patrikliği ise 6 milyonluk bir nüfusa sahip olduğu görülmektedir.

Aya İrini Kilisesi

Aya İrini, Topkapı Sarayı’nın giriş avlusunda yer almaktadır. Mimarisi ile tipik bir Bizans yapısı olan kilise, İmparator Justinianus zamanında (VI. yy.) inşa edilmiştir. İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürülmemiştir. Bundan dolayı yapıda kayda değer bir değişiklik olmamıştır. Ali Paşa’nın sadrazamlığı zamanında burası düzenlenerek müze haline getirildi. Kilisede oluşturulan müzenin ilk müdürlüğüne Edward Goold getirildi. Bunu takiben de Tarenzio ve Alman Dethier bu görevi sürdürmüştür. Müze’de bulunan eserlerin bir kısmı, Sultan Abdülmecid’in Yolava gezisi (1845 yılı) sırasında toplanıp İstanbul’a gönderilmesini emrettiği, belli bir süre Tophane- i Amire Müşiri Ahmet Fethi Paşa tarafından o dönemde Harbiye Ambarı olarak kullanılan kilisede (Aya İrini) koruma altına alınmıştı. Günümüzde Topkapı sarayın 2. Giriş bölmesi sınırları içerisinde yer alan kilise Ayasofya müzesine arkasını yaslar biçimde tasarlanmıştır. Nitekim, Eski Eserler (Mecma-i Asar-ı Atika) ve Eski Silahlar (Mecma-i Esliha-i Atika) koleksiyonları burada sergilenmiştir. Fakat daha sonra bunlar Topkapı Sarayı’nın içerisine alınarak kilise doğal haline bırakılmıştır. Dini turizm açısından oldukça ilgi görmekte fakat kilisede dini ayin yapılmamaktadır.

Surp Kevork Kilisesi

İstanbul, tüm tarihi boyunca kozmopolit bir kent olma özelliğini taşımıştır. Osmanlı dönemi boyunca kentte farklı din ve milliyetlerden oluşan bir nüfusun var olması, coğrafi konumu ve dünya ticaretindeki rolü ile de ilişkilidir. Ermeniler için İstanbul hiçbir zaman siyasi bir merkez olmamıştır. Daha ilk dönemlerden itibaren kentle ticari bağları olmuştur.

Samatya’ da Marmara Caddesi’nde bulunan kilise, İstanbul’da ki ikinci en eski Ermeni kilisesidir (İlki, Galata’daki Surp Krikor Lusovoriç Kilisesi). Duvarlı bir avlu içindeki kilise, batı-doğu doğrultusunda doğudaki çıkıntılarıyla, bir Yunan haçı planında kesme taştan yapılmıştır.

Yaklaşık 180 yıl Ermeni Patrikhanesi olarak görev yapan kilise, 1660’da yangından hasar görünce, III. Ahmet döneminde, Parik Ohannes Golod tarafından Hassa mimarı Kayserili Arapoğlu Melidon Kalfa ’ya toplamda üç kilise olarak yaptırılmıştır. 1782’de yanıp, 1804’te yeniden inşa edilen, 1832 ve 1843’te onarım gören binanın bugünkü biçimindeki yapımı 1866 yılında ki, kilise kayıtlarının da yok olduğu Samatya yangınından sonradır. 1866 ve 1895’te yangından, 1894’te depremden zarar gören kilise çeşitli onarımlar geçirmiştir.

Yangınlar ve depremden sonra sadece eski altyapı ve çeşmenin kalıntıları kalmıştır. Onarımların ardından kilisenin iki yanına iki büyük okul inşa ettirilmiştir. I. Dünya Savaşı’nda, kilise binası karargâh, okulları savaş esirlerine ve göçmenlere barınak olarak kullanılmıştır.

Ahrida Sinagogu

İstanbul’daki en eski sinagog olup, fetihten beri hizmet vermektedir. Makedonya’nın Ohri bölgesinden (560 yılı aşkın bir süre önce) gelen Yahudiler tarafından kurulmuştur. Aynı dönemde Yanbolu’dan göçenlerin kurduğu Yanbol Sinagogu ile birlikte günümüzde de dini hizmetini sürdürmektedir. Ahrida Sinagogu, bir efsaneye göre Nuh’un gemisini, bir diğerine göre ise Kemal Reis’in kadırgalarını hatırlatan gemi pruvası biçiminde okuma kürsüsü (teva) ile ün yapmıştır. Haliç’te, Balat yakınlarında Balat’ta bulunan sinagog binası, 500. Yıl Vakfı tarafından 1992 yılında restore edilmiştir. Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından 16 Eylül 1987 tarihinde koruma altına alınmıştır.

Bet Avraam Sinagogu

Bet Avraam Sinagogu, Sirkeci Marmaray’ın arka çıkış kapısında yer almaktadır. Sinagog güvenlik açısından tabela dahi asmamakta ve 7/24 kamera güvenlik sistemi ile izlenmektedir. Sinagog; Eminönü, Sultanahmet, Topkapı ve Ayasofya gibi turistik mekânlara yakındır. Bundan dolayı da bu yerlere gelen Yahudi turistlerin hem dini ibadetlerini yerine getirmek hem de ziyaret amacıyla oldukça ilgisini çekmektedir.

Topkapı Sarayı

Sarayın yapımına 1460 yıllarında başlanmış, 1478 yılında ise tamamlanmıştır. Saray, tarihi yarımadanın ucundaki Sarayburnu’nda, Doğu Roma akropolü üzerindeki 700 bin m2’lik alan üzerinde inşa edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet zamanından kalan ilk binaya, daha sonra gelen her Padişah döneminde ek binalar yaptırılmıştır. Saraya yapılan en son ek bina, Sultan Abdülmecid’in inşa ettirdiği Mecidiye Köşkü’dür. Yapılan ek binalar sonucunda, Topkapı Sarayı büyüyerek bugünkü halini almıştır. Saray, yaklaşık dört yüz yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun idare, eğitim ve sanat merkezi olarak kullanılmıştır. Belirtilen süre içerisinde saray, Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren otuz birinci padişah Sultan Abdülmecid’e kadar Osmanlı padişahlarının ikametgâhı olmuştur. Bu özelliğini, hanedanın 19. yüzyıl ortalarında Dolmabahçe Sarayı’na taşınması ile kaybetmiştir. Ancak önemini bu yüzyıldan sonrada korumuştur.

Saray, Atatürk’ün 3 Nisan 1924 tarihindeki emri ile müzeye dönüştürülmüştür. Böylece, Cumhuriyet’in ilk müzesi kurulmuş oldu. Müze, bugün itibariyle yaklaşık 400.000 m ’lik bir alana sahiptir. Deniz tarafından Doğu Roma surları, kara kesiminde Fatih tarafından inşa ettirilen Sur-i Sultani ile şehirden ayrılmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi, yaklaşık 300.000 arşiv belgesi yanı sıra koleksiyonları ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biridir. Başka bir deyişle, pek çok ünlü eseri barındırmaktadır. İstanbul gezi planında mutlaka yer alması gerekir.

Sultanahmet Medresesi

Medrese, Sultan I. Ahmet tarafından 1610-1617 yılları arasında yaptırılmış olan ve aynı adı taşıyan caminin (Sultanahmet Cami) bir parçasıdır. Sultanahmet Meydan’ında bulunan medresenin mimarı, Sedefkâr Mimar Ağa’dır. Medrese 1924 yılına kadar faaliyetini sürdürmüştür. Bina, 1935 yılında onarılmış ve avlusu cam tavanla örtülmüştür. Medrese Sultanahmet camisinin hemen yanı başında olduğu için camiyi ziyarete gelenlerin ilgisini çekmektedir.

Ekmekçizade Ahmet Paşa Medresesi

Medresenin yapım tarihi ile alakalı kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte tahmini olarak Sultan I. Ahmet’in ölümünden önce yapılmaya başlanmıştır. Bu dönemin Defterdarlarından Ekmekçizade Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Molla Hüsrev Mahallesi içerisindeki Cemal Yener Tosyalı Caddesi ile Taş Tekneler Sokağı’nın kesiştiği noktada yer almaktadır.

İstanbul Süleymaniye Evvel ve Sânî Medreseleri

“Mimar Sinan’ın Anıları (Tezkiretü’l Ebniye, Tezkiretü’l Bünyan ve Tuhfetü’l)” adlı eserde, Kanunî Sultan Süleyman adına İstanbul’da altı medrese yapıldığı ifade edilmektedir. Tamamı Süleymaniye Külliyesi içinde yer almaktadır. Bu medreselerden, caminin güneybatısında bulunan çift, Evvel (Birinci) ve Sânî (İkinci) medreseleri olarak bilinmektedir. Yazıtları yoktur. Bu nedenle, tarihlendirilmeleri, 1552 yılında müderrislerinin atanması dikkate alınarak yapılmaktadır.

Sinanpaşa Medresesi

Medrese, Beyazıt, Çarşıkapı ile Bileyiciler Sokağı’nın kesiştiği noktada yer alır. Sadrazam Sinan Paşa tarafından, aynı zamanda o dönemde saray mimari olan Davud Ağa’ya, 1592-1593 yıllarında yaptırılmıştır. 17. yüzyıldaki yangınlardan zarar gören medrese binası, birçok kez onarımdan geçirilmiştir.

Gazanfer Ağa Medresesi

Gazanfer Ağa Medresesi; Saraçhane Atatürk Bulvarı üzerindedir. Bugünkü Kovancılar Sokağı’nda, Gazanfer Ağa tarafından 1590 tarihinde inşa ettirilmiştir. Aynı zamanda küçük bir külliyeyi oluşturur. Medrese uzun yıllar Şehir Müzesi olarak kullanılmıştır. 1989 yılında ise İstanbul Karikatür Müzesi’ne dönüştürülmüş olan yapı, restorasyon çalışmaları sonunda Mahmut Hüdai Vakfı’nın kullanımına bırakılmıştır.

Kariye Müzesi

İlk defa Aziz Theodoros zamanında yapılmış olan kilise, 557 yılında meydana gelen büyük depremden sonra, Justininanus tarafından bazilika planlı olarak yeniden inşa ettirilmiştir. İkonaklast dönemde kısmen tahribata uğrayan kilisenin farklı dönemlerde onarım ve tadilatlar yapılmıştır. II. Beyazıt tarafından ise 1511 yılında camiye dönüştürülmüş ve güneybatı köşesindeki çan kulesinin yerine minare yaptırılmıştır.  Ayrıca kilisenin apsisine de mihrap eklenmiştir. Bu kilise, Bakanlar Kurulu kararına bağlı olarak, 29/08/1945 tarihinde müzeye dönüştürülmüştür. Günümüzde Kariye Müzesi olarak bilinen bina gerek mimarisi gerekse de mozaik ve freskolarıyla, Doğu Roma sanatında oldukça ilgi çekmektedir.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Türk İslam eserlerinin bir koleksiyon halinde sergilendiği Türk İslam Eserleri Müzesi, Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı’na 22 Mayıs 1983 tarihinde taşınmıştır. O tarihten bugüne dek ziyaretçilerini bu tarihi yapıda ağırlamaktadır. Müze ilk olarak ( 1914 yılı), Süleymaniye Külliyesi içerisindeki Darüzziyafe’de, Evkaf­ı İslamiye Müzesi adıyla kurulmuştur. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise, Türk İslam Eserleri Müzesi adlandırılmıştır. Bu müze; yerli ve yabancı ziyaretçilerin, öğrencilerin, araştırmacı ve sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği İstanbul müzelerinden biridir. Bu yönüyle önemlidir. Ancak asıl önemi, Türk İslam kültürünün geçmişini, geleceğe taşıyan bir kültür hazinesi konumunda olmasıdır.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde XII. yüzyıla ait Karaman İbrahim Bey İmareti pencere kanadı, yine aynı döneme ait Ilgın Camii pencere kanatları ve Konya Alaettin Camii minberi, XIII. yüzyıla ait Konya Sadrettin Konyevi Türbesi pencere kanatları, Keykavus rahlesi bulunmaktadır. Fatımiler, Emeviler, Karahanlılar, Osmanlılar dönemine ait rahle, minber, kürsü, kuran muhafızları ve diğer el sanatları gibi birçok Türk İslami eser bulunmaktadır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temeli, 1869 yılında Aya İrini Kilisesi’nde, arkeolojik eserlerin ‘Müze-i Hümayun’ adı altında toplanmasına dayanır. Ancak bu binanın ihtiyacı karşılayamaması üzerine Fatih Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış olan Çinili Köşk onarılarak, 1880 yılında müze binası olarak açılır. Fakat 1881 yılında müze müdürü olan Osman Hamdi Bey’in yürüttüğü kazılardan çıkan eserlerin sergilenebilmesi için yeni bir müze binasına ihtiyaç hasıl olur. Bunun üzerine, 1891 yılında mimar Aleksandır Vallaury tarafından Çinili Köşk’ün karşısına inşa edilen, ‘Asar’ı Antika Müzesi’ (Eski Eserler Müzesi) açılmıştır. Neo- Klasik mimari tarzında inşa edilen bina, müze olarak yapılan en eski örneklerden biridir. Çinili Köşk ise günümüzde, Türk çini ve seramik örneklerinin sergilendiği müze konumundadır. Osman Hamdi Bey tarafından (1883 yılı) Güzel Sanatlar Akademisi (Sanayi-i Nefise Mektebi) olarak inşa ettirilen yapı ise bugün Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılmaktadır. Böylece aynı bahçe içerisinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri adı altında üç müze teşekkül etmiştir.

Arkeoloji Müzesi, 13 Haziran 1891’de açılmıştır. Bu tarihten sonra hızlı bir şekilde koleksiyonunu genişletmiştir. Bu müzenin sağ taraftaki giriş kat salonlarında; Arkaik-Roma dönemleri arasındaki zamanlara ait Antik Çağ heykellerini, sol tarafta ise Sidon Kral Nekropolü’nden getirilen İskender, Ağlayan Kadınlar, Tabnit lahdları gibi dünyaca ünlü eşsiz eserler sergilenmektedir. Müze binasının üst katında ise Gayri İslami ve İslami Sikke Kabineleri, Hazine Bölümü ile Kütüphane bulunur. Ek binanın bodrum katında 1998 yılında faaliyete geçirilen “İstanbul Çevre Kültürleri” bölümü yer alır. Burada değişik çağlara ait buluntu ve tümülüs kazılarında ortaya çıkarılmış eserler sergilenmektedir. Ek binanın giriş katında ise “Çocuk Müzesi” bulunur. Bu binanın ilk katı “Çağlar Boyu İstanbul” bölümüne ayrılmıştır. İkinci katta “Çağlar Boyu Anadolu ve Troia” eserleri sergilenmektedir. En üst katta ise “Anadolu’nun Çevre Kültürleri: Filistin, Suriye ve Kıbrıs Eserleri” kronolojik olarak gösterilmektedir.

Büyük Saray Mozaikleri Müzesi

I. Justinianus (525-565) dönemine tarihlendirilen İstanbul Büyük Saray Mozaikleri, Geç Antikçağdan günümüze ulaşan en görkemli peyzaj betimlemelerindendir. Büyük Saray Mozaikleri Müzesi, Sultanahmet Cami’nin arka kısmında, Arasta Pazarı içerisinde yer alır. Bu müze 1953 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne bağlanmıştı. Günümüzde ise, 1979 yılından beri Ayasofya müzesine bağlı olarak işleyiş görmektedir. Müzede sergilenen mozaikler M.S. 450-550 dönemine aittir. Bu mozaikler hem tasvirli sahnelerin zenginliği hem de sanatsal bakımdan olağanüstüdür.

İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi

Gülhane Parkı’nda yer alan müze binası saray duvarına bitişiktir. İslam Bilim Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından hazırlanmıştır. Müze, 24 Mayıs 2008 yılında hizmete açılmış olup, faaliyetine 2007 yılında, karşılıklı imzalanan protokolle başlamıştır.

Yerebatan Sarnıcı

Yerebatan Sarnıcı, Stoa Bazilikasının altında bulunduğu için Bazilika Sarnıcı olarak da bilinir. Justinianus (Justinyen) tarafından 532 yılında yaptırılmıştır. 20. yy başlarında Almanlar tarafından çıkartılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra, kısa bir süre daha Topkapı Sarayı’nın bahçelerine buradan su aktarılmıştır. Ancak Osmanlıların şehirde kendi su tesislerini kurduktan sonra kullanılmamıştır. Buna rağmen Osmanlı devletinin son zamanlarında çok defa onarım ve tamirat görmüştür. İlk onarımı, 19. yy.’da mimar Kayserili Mehmet Ağa tarafından yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise tarihinin en büyük onarımına, 1985 yılında İstanbul Belediyesi tarafından başlanılmıştır. Tamirat ve onarım işlemlerinin bitmesinin ardından, 1987 yılında yeniden ziyarete açılmıştır.

Tarihi Kocamustafapaşa Hamamı

Hamam, Kocamustafapaşa Caddesi üzerinde ve Sümbül Efendi Cami’nin civarında, yer almaktadır. Faaliyette olan bu hamam, İstanbul’daki çifte hamamlardan biridir. Evliya Çelebi’nin hamam sınıflandırmasında bu hamam “ehlî tevhide” ayrılmıştır. Kocamustafapaşa Hamamı, eski tarihi İstanbul’a ait mahalle yapısı ve kültürünü kaybetmemiş bir yerde olmasından dolayı, şirin bir mahalle hamamı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Tarihi Cağaloğlu Hamamı

I. Mahmut tarafından 1741 yılında yaptırılmıştır. İnşa amacı, Ayasofya kütüphanesine ve camisine gelir sağlamaktır. Hamam, Abdullah Ağa tarafından inşa edilmiştir. Planını ise Hassa Mimarı Süleyman Ağa çizmiştir. Sultan III. Mustafa tarafından şehrin artan su ve odun ihtiyacı nedeniyle büyük hamam yapılmasının yasaklanmasından (1768 yılında) önce İnşa edilen son büyük hamamdır. Yapıldığı tarihten beri yaklaşık üç yüz yıldır bütün ihtişamı ile ayakta durmaktadır. Günümüzde halen hiçbir onarım ve tamirat yapılmadan, hizmet vermeyi sürdürmektedir.

I. Bayezid Türk Hamam Kültürü Müzesi

I. Beyazıt hamamı, 16. yüzyılda yapılan diğer Osmanlı hamamları içerisinde en dikkat çekici olanıdır. İstanbul Tarihi Alanları” içerisinde yer alan hamam aynı zamanda da, UNESCO tarafından 1985 yılında Dünya Kültürel Miras Listesi’ne alınmıştır. Türk hamamına ait etnoğrafik eserler vitrinlerde sergilenerek görsel materyallerle gelen ziyaretçilerin beğenisine sunulmuştur.

Tarihi Gedikpaşa Hamamı

Kapalı Çarşıya yaklaşık 250 metre uzaklıkta bulunan hamam, 1457 yılında dönemin en ünlü mimarlarından olan Mimar Hayrettin’e, Gedik Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bay ve bayan kısımlarından oluşmaktadır. En önemli Osmanlı mimarilerinden sayılmaktadır. Kapalıçarşı ve Beyazıt meydanına 10 dakikalık yürüme mesafesindedir.

Tarihi Mihrimah Sultan Hamamı

Hamam bakımından oldukça zengin sayılan Fatih ilçesinin en batı kısmında Fevzipaşa Caddesi’nin Edirnekapı istikametinde yer alan hamamın mimarı, Mimar Sinan’dır. Hamam, Mihrimah Sultan Cami Külliyesi’nin bir bölümünü teşkil etmektedir. Tarihi kaynaklara göre, 1562-1565 yıllarında inşa edilmiş olan hamam, Türk Hamam kültüründe önemli rol oynamaktadır.

Alman Çeşmesi

Sultanahmet Meydanı’nda yer alan Sultan I. Ahmet Türbesi’nin karşısındadır. Çeşme, İstanbul’a ziyaret amacıyla 1895’te gelen Alman İmparatoru II. Wilhelm’in II. Abdülhamid’e hediyesidir. Almanya’da yapılmış olup, 1901 yılında bugünkü yerine konulmuştur.

III. Ahmet Çeşmesi

Çeşme, III. Ahmet tarafından 1728 yılında, Perayton isimli Bizans çeşmesinin yerine inşa ettirilmiştir. Şehrin o döneme ait en önemli eserlerindendir. Başka bir deyişle İstanbul’un en ihtişamlı çeşmelerinden birisidir. Çeşme, Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayun kapısına bakan girişte yer almaktadır. Bundan dolayı kendine has ve hâkim bir görünüm kazanmıştır.

Hatice Turhan Sultan Çeşmesi

Eminönü Yeni Cami arkasında Şeyhülislam Hayri Efendi Caddesi üzerinde yer almaktadır. Diğer adı Yeni Cami Sebilidir. Hatice Turhan Sultan (Sultan 4. Mehmet’in annesi) tarafından 1663’te yaptırılmış olan çeşme, günümüzde Eminönü’nde en çok kullanılan çeşmeler arasındadır.

Yılanlı Sütun

Yılanlı Sütun (Burmalı Sütun), tunç anıtıdır. I. Constantinus’un aynı zamanda yeni Roma’nın başkenti olan Konstantinopolis’i inşa ederken diktiği dikilitaşlardan biri de Yılanlı sütundur. Bunların dikiliş gayesi, yeni şehrin süslenmesidir. Yeni şehre dikilen bu sütunlar, daha önceki dönemlerde önemli tarihi olayları anmak ve kutlamak amacı ile dikilmiş abidevi anıtlardan ibarettir. Antik Mısır dönemine ait taştır. Bu sütun, Roma imparatoru I. Theodosius tarafından, M.S. 390 yılında Mısır’dan getirtilerek şu anki bulunduğu yere konulmuştur. Dikilitaş ve Yılanlı Sütun, Sultanahmet Meydanı’nda yer aldığı ve sıralı bir şekilde bulunduklarından dolayı, buraya gelen turistler tarafından oldukça ilgi çekici bulunmaktadır.

Çemberlitaş Sütunu

Milattan sonra 330 yıllarında Büyük Roma İmparatoru I. Konstantin onuruna şehrin (İstanbul) yedi tepesinden biri olan ve günümüzde Çemberlitaş olarak bilinen semtin en yüksek noktasına dikilmiş anıtsal bir sütundur. Üç farklı büyük çember bloklarından oluşmakta ve bu blokların her bir ağırlığı 3 tonu bulmaktadır.

İstanbul Üniversitesi Kapısı

Beyazıt semtinde her gün sayısız öğrencinin giriş yaptığı kapı, üniversitenin ana girişi olarak kullanılmaktadır. Bu abidevi görünüşlü kapının geçmişi 1864 yılında yaptırılan Harbiye Nezareti’ne kadar uzanmaktadır. Bu bölgede daha önce Fatih Sultan Mehmet tarafından fetihten sonra inşa ettirdiği ilk saray bulunmaktaydı. Daha sonra sarayın sınırları içine 1826 yılında yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine Bab-ı Seraskeri kuruldu. Günümüzde o dönemde barok mimari tarzında inşa edilen yapılar ve kapının yerinde, Abdülaziz tarafından yaptırılan oryantalist üsluptaki kapı yer almaktadır. Kapının arkasında bugün İstanbul Üniversitesi’nin ana binası olarak kullanılan o dönemin Harbiye Nezareti bulunmaktadır.

Tarihi Kapalıçarşı/Grand Bazaar

Kapalıçarşı, İstanbul’da Bayezid ile Mahmut Paşa semtleri arasında, Ortadoğu’nun en büyük, dünyanın en meşhur kapalı alış-veriş merkezidir. Hacim olarak, 30.702 metre karelik bir alana yayılmıştır. Günümüzde Batıdan yayılan kapalı alış-veriş merkezlerinin (shopping-centerlerin) öncüsü olmuştur. Bu bakımdan, medeniyet ve kültür tarihinde özel bir yeri vardır. Beş yüz yılı aşkın bir süreden beri, iki bedesteni, hanları, binlerce dükkânı ve çevresindeki esnaf çarşılarını barındırmış, tarihî bir iş, ticaret ve turizm merkezidir. II. Mehmet tarafından vakıflar yoluyla şehrin yeniden imar ve inşası için başlatılan çalışmaların sembollerinden biridir. Türk-İslâm şehircilik anlayışında, câmi, medrese, hamam, çarşı ve hanlar vasıtasıyla şehirlerin gelişimini sağlama anlayışının etkili olduğu örnek eserlerdendir.

Mısır Çarşısı

Mısır Çarşısı, Eminönü semtinde yer alan en dikkat çekici çarşılardan birisidir. Çiçek Pazarı’nın yanında ve aynı zamanda da Yeni Cami’nin arkasındadır. III. Murad Han’ın eşi olan Safiye Sultan’ın (III. Mehmet Han’ın annesi) talimatı ile 1597’te inşasına başlanmıştır. İnşaat başlangıcından 64 yıl sonra, IV. Mehmet Han döneminde, validesi Hatice Turhan Sultan’ın talimatı ile Mimar Mustafa Ağa tarafından 3 yıl gibi kısa bir sürede bitirilerek, Yeni Cami külliyesine bağlı bir şekilde 1664 yılında tamamlanmıştır.

İstanbul gezi – Sahaflar Çarşısı

Beyazıt camisinin sol tarafında yer alan taşlık arazi ve onun devamında Kapalıçarşı’ya uzanan Sedefçiler Kapısı arasındaki alan, çarşının sınırlarını belirlemektedir. Sahaflar Çarşısı’nın tarihi geçmişi 15. yy.’a dayanmaktadır. İlk yapıldığı tarihte medrese öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılamak adına medrese çevrelerinde sahaf dükkânları bulunurdu. 1460 yılında Kapalıçarşı inşaatı bittikten sonra ise sahaf dükkânları kapatılıp Sahafçılar Çarşısı denilen yerde toplanmıştır. 1894 büyük İstanbul depreminden sonra o zamanki ismiyle Hakkaklar Çarşısı olarak tanınan bugünkü yerine taşınmıştır.

Arasta Çarşısı

Sultanahmet camisinin külliyesi olarak tasarlanan bir yerde, fakat plansız bir yapı olarak kurulmuştur. Sultanahmet Cami’nin arkasındaki Torun Caddesi’nin kuzey tarafında yer alır. Arasta Çarşı’sında, el sanatlarına ait çeşitli eşyalar satılmaktadır. Çarşı içerisinde Osmanlı zamanında yetmişten fazla dükkân bulunmaktaydı. Buranın o dönemde Sipahiler Çarşısı olarak da anılması, sipahilerin malzemelerinin satılmasından kaynaklanmıştır. 1912 yılında çıkan bir yangında oldukça hasar görmüş ve uzun bir süre harabe kaldıktan sonra gecekonducular tarafından işgal edilmiştir. Mekân, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından, 1980’li yıllarda gecekondulardan arındırıldıktan sonra restore edilip Arasta pazarı olarak faaliyete sokulmuştur.(Hakan Öngören-YLT)