Tapınak şövalyelerinin kuralları

(1 oy) 5/5 413
Yorum Yaz


Tarikatın Hugues de Payens, Troyens Konseyine çıkmadan önce bir süredir mevcut bulunduğu ve kendi geleneklerini ve ananelerini geliştirmiş olduğu unutulmamalıdır. Buna göre ilk kurallar önemli bir ölçüde mevcut pratiklere dayanmaktadır. Bu tercüme 1129 yılında Tapınağın acemi şövalyelerine “Troyes Konseyi” tarafından verilmiş olan kuralları temsil etmektedir.

Şövalyelik kuralının esası, şövalyelerin münzevi ve dini hayatlarını disipline etmek ve tapınak hayatına alıştırmaktı. Şövalyelere toplandıkları tapınakların da öğretilecek ilk şey, ruhun ebedi kurtuluşuna kavuşabilmesi için dünyevi kazançları göz önünde tutmaması gerektiği, verilen emirlere itaat, dürüstlük, tapınağa layık olmak ve diğer şövalye kardeşleri ile iyi geçinmekti.

Bu kurallar şövalyelerin günlük hayattan savaşa kadar her şeyi, şövalyeler birliğinin hiyerarşik statülerini günah çıkarma ile ilgili yönetmelikleri, manastır hayatını olağan ruhani meclis toplantılarının yapılmasını ve tarikata kabul kurallarını kapsamaktadır.

Tapınak evlerinde gündelik hayat aynı Batı Manastırlarındaki gibiydi. Bu hayatın disipline olması için gerekli bazı kurallar sıkı sıkıya uygulanırdı. Genel anlamda günlük hayat Sabah 4’te 13 kere söylenen “babamız duası” ile başlar daha sonra kardeşler saat 6 ya kadar yani toplanma iznine kadar kısa süreli bir uyku çeker sabah duası denilen “terce” 8’de, dördüncü dua ise 11’de okunurdu. Ardından günün ilk yemeği yenirdi. Genellikle önce şövalyeler sonra askerler yerdi. Öğlen duası “nones” 2’de, akşam duası “vesper” 6’da yapılırdı. Akşam yemeği saat 8 civarında yenir ve günün son duası “compline” edilirdi. Ancak kış aylarında dua saatleri havaların erken kararmasından dolayı birbirine yakınlaşırdı. Sadece bu şekilde baktığımızda bile çok ciddi bir disiplinin kurulduğunu görmekteyiz. Şövalyelerin hayatını incelemek için şimdi daha ayrıntılı bir şekilde kurallardan bahsedelim.

Biraderlerin Kabul Edilme Biçimi

Aslında biraderlerin tarikata nasıl kabul edilecekleri en az kaç yaşında olanların alınabilecekleri, yemin etmeden önce nasıl bir güvenlik kontrolünden geçmeleri gerektiği ve kardeşlerin ne kadar süre hizmet edecekleri ile ilgili kurallar Troyes Konseyi’nde belirlenmişti.

Herhangi dünyevi bir şövalyenin ya da başka bir kimsenin lanetlenen kitleden ayrılmayı ve dünyevi hayatı terk etmeyi istemesi ve sizin hayatınızı tercih etmesi halinde, onu derhal kabul etmeye razı göstermeyin zira efendim Aziz Paul’ün dediği gibi “Probate spiritus si ex Deo sunt”, yani “Ruhu Tanrıdan gelip gelmediğini görmek için test edin. ” Başka bir deyişle, kendisine biraderlerin dostluğu bahşedilecekse, bırakın ona kural okunsun ve kendisi kralın emirlerine titizlikle uymayı arzu ediyorsa ve onu kabul etmek efendi ile biraderleri hoşnut ediyorsa, arzusuna ruhani mecliste toplanmış olan tüm biraderlerin önünde ulaşmasına izin verin ve onun talebini saf bir kalple yapmasına imkan tanıyın. Bunun yanında önemli bir nokta şövalyeliğe biraderler seçilirken çocuklar alınmıyordu. Hatta bu konuda çocuklarını sokmak isteyenlere çocuğunuzu, “silahlarını kuvvetle taşıyabileceği ve toprakları hazreti İsa’nın düşmanlarından kurtaracağı zaman getirin” diye önerilerde bulunuyorlardı.

Şimdi de Troyes Konseyinde alınan kararları genel başlıklar altında inceleyelim:

Aforoz Edilmiş Şövalyeler Hakkında

Aforoz edilmiş şövalyelerin toplandığını bildiğiniz yere gitmenizi ve burada herhangi birinin deniz aşırı bölgelerden şövalyelik tarikatına katılmayı arzu etmesi halinde, dünyasal kazançtan çok onun ruhunun kurtuluşunu göz önünde bulundurmanızı emrediyoruz. Onun, söz konusu bölgelerin piskoposun huzuruna çıkması ve niyetini ona bildirmesi koşuluyla kabul edilmesini emrediyoruz. Ve piskopos onu dinleyip günahlarını affettikten sonra onu Tapınağın Efendisi ve biraderlerine gönderecek ve eğer hayatı dürüst ve onların dostlukları için münasipse ve kendisi efendiye ve onların biraderlerine iyi gözükürse kendisini merhametle kabul edin ve eğer kendisi bu arada çektiği ıstırap ve işkenceden dolayı ölürse kendisine Tapınağın fakir şövalyelerinden birinin hakkı olan tüm biraderlik faydalarını sağlayın.

Hiçbir başka koşul altında, Tapınağın biraderleri açıkça aforoz edilmiş bir adamın dostluğunu paylaşmayacak ya da onun eşyalarını almayacaktır ve zira onların da onun gibi aforoz edilmesi korkunç bir olay olur. Ancak sadece ilahi ayine katılması yasaklanmış ise o zaman komutanlarının izni ile hayırseverlik maksadı ile onunla dostluk etmek ve eşyalarını kullanabilmek mümkündür.

Şapelde Çok Uzun Ayakta Kalan Biraderler Hakkında

Bize bildirildiğine ve gerçek şahitlerden duyduğumuza göre, ilahi ayine ölçüsüz bir şekilde kısıtlamasız olarak katılmanız değil, herkesin telaştan kaçınması, “Venite” isimli ilahiyi, ilahiye davet ve ilahi esansında oturarak söylemeleri ve dualarını yumuşak bir şekilde bağırmadan ve sessizlik içerisinde etmeleri ve böylece diğer biraderlerin dualarını rahatsız etmemeleridir. Ancak ilahilerin sonunda ayağa kalkacak ve sunaya doğru başınızı eğeceksiniz. Bu arada hasta ve zayıf olanlar ayağa kalkmadan başını eğeceklerdir.

Biraderlerin Giysileri Hakkında

Tüm biraderlerin kıyafetleri her zaman tek renkte olmasını yani beyaz ya da siyah ya da kahverengi olmasını buyuruyoruz. Ve tüm şövalye biraderlere kışın ve yazın mümkünse beyaz pelerinler veriyoruz. İsa’nın şövalyelerine dahil olmayan hiç kimsenin beyaz bir pelerini olmayacak ve böylece karanlık hayatlarını terk etmiş olanlar yaratıcıları tarafından temizliği ve katıksız iffeti simgeleyen beyaz kıyafetlerin işareti ile uzlaştırılmış olanlar olarak birbirlerini tanıyacaklardır. Ancak bu giysilerde herhangi bir süs ya da bir gurur göstergesi bulunmayacaktır. Ve böylece biraderlerden hiçbirinin kıyafetlerinin üzerinde bir kürk parçası ya da koyun yünü ya da kuzu yünü olmadıkça bir battaniye bile olsa, vücudun kullanımına ait herhangi başka bir şey bulunmamasını buyuruyoruz. Herkesin kolayca giyinebilmesi ve soyunabilmesi ve çizmelerini çıkartabilmesi için, herkesin aynı kıyafetleri giymesini buyuruyoruz. Ayrıca ihtiyaç olan giysileri onları giyecek olanları boyutuna göre giyecek olanlara uygun şekilde dağıtılacaktır. Biraderlerden herhangi birinin bir gurur ya da kendini beğenmişlik duygusu ile daha iyi ve daha süslü bir giysiyi arzu etmesi halinde, bırakın ona en kötüsü verilsin. Ve yeni giysileri alanlar, bu görevi yerine getiren için iyisinin ne olduğuna bakılarak refakatçilere ve güvenlik görevlilerine ve genellikle fakirlere verilecek olan eskilerini derhal iade edecektir.

Tapınak tüzüğünde en aydınlatıcı maddelerden biri deri eldiven giyilmesi konusundadır. Bu eldivenleri yalnızca, “Efendimizin, sık sık ellerinde tuttukları bedeni onuruna giymelerine izin verilen” tarikat rahibi biraderler ve “çektikleri büyük acılar nedeniyle ve elleri kolayca zedelenmesin diye duvarcı biraderler” giyebilirlerdi; ama duvarlarda çalışmadıkları zamanlar da duvarcı biraderler” giyebilirlerdi.

Tapınak Şövalyeleri beyaz pelerin üzerine kırmızı haç giyiyorlardı. Tapınak Şövalyelerinin en belirgin giysileri kızıl bir haçla süslenmiş beyaz bir manto ya da pelerindi. Bu kızıl haç, Papa III. Eugene tarafından 1147 veya 1148 yıllarında tapınakçılara verilmişti ve her şövalye bu haçı sembolik olarak kalbinin üzerinde taşımaktaydı. Papa tarafından kendilerine verilene kadar şövalyeler haç işareti taşımamışlardı. Bu haçın verilmesinin nedenlerinden biri de şövalyelerin, savaşta Müslümanlardan kaçmamalarını sağlamaktı. Beyaz manto ya da pelerin, onların saflığının, temizliğinin ve şövalyelerin bereket yeminlerinin bir sembolüydü. Gömlek olarak da keten gömlek giyerlerdi. Kaide olarak elbiselerinin altına koyun derisi çamaşır giyer ve hiç çıkarmazlardı. Bu onların bekaretlerinin işaretiydi. Aynı zamanda banyo yapmamaları ve birbirlerini çıplak olarak görmemeleri istenirdi.

Tapınakçıların hepsi şövalye değildi. Dolayısı ile giysileri farklıydı. Çavuşlar (silahçılar, çobanlar) genelde koyu -kahverengi ya da siyah- montlarının üstünde kırmızı, sekiz noktalı bir haç taşırlardı. Papazlar(duacılar) tapınakçı pederler, yeşil bir manto üstünde kızıl bir haç taşırlardı.

Yatak Çarşafları Hakkında

Münzevi bir hayat süren şövalyeler için, bir şiltenin dışında bir yastık ve bir battaniyenin herkes için yeterli olarak görülmüş sadece bunlardan birisi eksik olan bir kimsenin bir yaygısının bulunması ve her zaman keten bir battaniyeyi yumuşak bir yığın ile kullanabilmesidir. Ve onlar her zaman için üzerlerinde bir gömlek ve pantolon ve ayakkabı ve kemer ile uyuyacaklar ve uyudukları yerde sabaha kadar ışık olacaktır.

Ayakkabılar

Şövalyelerde sivri burunlu ayakkabılar ve ayakkabı bağları putperestliğe ait şeyler olarak görüldüğü için yasaklanmıştır ve bunları herhangi bir biraderin giymesini yasaklıyoruz.

Buraya kadar şövalyelerin giyimleri ile ilgili noktaları toparlayacak olursak daha tarikata ilk girdiklerinde her şövalyenin 3 heybeye sahip olduğunu görürüz. Bir tanesi kendisinin ikisi hizmetçileri içindi. Bunun dışında bir kayış, bir yular, pamuk ve keçe boneler ve şişeleri vardı. Buradan da anlıyoruz ki, bu heybelerinde gömleklerinden, ayakkabılarına, kıyafetlerine kadar birçok şeyi barındırabiliyorlardı.

Beslenme

Troyes konsilinde bu konu ile ilgili geçen kural “sarayda ya da manastır yemekhanesi denilecek olan yerde birlikte yemelidirler. Ancak diğer din adamları tarafından kullanılan işaretlere alışık olmadığınız için herhangi bir şeye ihtiyaç duymanız halinde , tüm tevazünüz ve teslimiyetiniz ile, masada ihtiyacınız olanı yavaşça ve özel olarak istemelisiniz. Zira havari “manduca panem tum cum silentio”yani “ekmeğinizi sessizlik içerisinde yiyin” ve Hz.Davut da “posui ori meo custodiam” yani “dilimi tuttum” demiştir ki bu da “dilimin bana ihanet edeceğini düşündüm” yani “kötü konuşmamak için dilimi tuttum” şeklindedir. Buradan da görüldüğü üzere yeme içme sırasında müthiş bir disiplin vardı. Dua ederken sağlanan inziva aynen yeme içme sırasında da bozulmayacaktı. Kurallara göre yemek masasındayken kendilerine lazım gelen şeyi isteyebiliyorlardı; ancak herkesin kendine ait tabağı yoktu. İki kişi bir çanaktan yemek yer ancak herkese aynı miktarda şarap düşerdi. Yemek yerken Kutsal metinler de okunurdu

Kaseler ve İçme Kapları Hakkında

Kaselerin sayısının azlığı yüzünden biraderler çiftler halinde yiyecek ve böylece biri diğerini daha yakından inceleyebilecek ve böylece emirlerin yemeğine haşinlik yada gizli mahrumiyet dahil etmeyecektir. Ve her bir biraderlerin bardağında aynı şarap miktarının bulunması da adil gözükmektedir.

Et Yemekleri Hakkında

Et yemekleri ile ilgili kurallarda yer alan bilgi olan “Noel, ölmüş azizler yortusu , Meryem’in göğe yükselme yortusu ve on iki havari bayramı dışında haftada üç kere et yemeniz yeterli olacaktır. Zira et yeme alışkanlığının vücudu bozduğu anlaşılmaktadır. Ve Pazar günleri tapınağın tüm biraderlerine, papazlara ve katiplere Hz İsa’nın kutsal yeniden dirilişinin onuruna iki et yemeği verilecektir ve manastır halkının geri kalanı yani refakatçiler ve güvenlik görevlileri, tek bir yemekle yetinecek ve bunun için Tanrı’ya şükredeceklerdir. Haftanın diğer günlerinde yani pazartesi ,çarşamba ve hatta cumartesileri ,biraderlere iki ya da üç adet sebze yemeği ve ekmekle yenilen diğer yemek verilecektir” ifadelerine bakarak et yemeklerinin sadece özel günlerde verildiğini söyleyebiliriz.

Efendiler Hakkında

Efendiler yani Büyük Üstatlar, tarikatın gizlilik ve disiplini için çok gerekliydi. Onun için bireysel içerikli en küçük noktalarda bile onların onayı gerekirdi. Örneğin Tapınakçılar gönderilen bireysel gizli mektuplarında Büyük Üstat ya da papazın huzurunda yüksek sesle okumasına ancak izin verilirdi Ayrıca efendi bir başka biraderin atını ve her şeyini, istediği herkese verebilirdi ve buna karşılık eşyaları verilen biraderin kızma hakkı yoktu.

Deniz Aşırı Ülkelere Gönderilen Biraderler Hakkında

Troyes konseyinde bu durumla ilgili alınacak önlemler “Dünyanın çeşitli yerlerine gönderilen biraderler imkanları dahilinde kuralın emirlerine bağlı kalmak için çaba harcayacak ve yabancılardan iyi bir rapor alabilmeleri için et ve şarap vs konularında sitem etmeden yaşayacak ve hareketleri ya da sözleri ile tarikatın ahlaki ilkelerini kirletmeyecek ve böylece iyi bir çalışma ve bilgelik örneği oluşturacak ve her şeyin üstünde bağlantı kurdukları ve hanlarında kaldıkları kişilere onur ihsan edebilecektir. Ve eğer mümkünse içinde uyudukları ve kaldıkları cemaat evi geceleri ışıksız olmayacak ve böylece gölgelerdeki düşmanlar onları, Tanrı’nın yasakladığı kötülüklere sürükleyemeyecektir” şeklinde geçmektedir.

Dünyevi Hediyeler Hakkında

Tarikat fakirlik yemini içse de sürekli bağışlarla büyümüştür. Ancak sadece tarikata değil biraderlere de çok fazla hediye verilmiş ancak bu hediyeleri biraderlerin Efendisinden ya da Erzak Komutanından izinsiz alması yasaklanmıştır. Üstelik akrabaları tarafından şahsına verilmek istense bile. Ayrıca sadece tapınakçılara hediyeler gelmiyor, Tapınak Büyük Üstadı da önemli günlerde halka hediyeler dağıtıyordu. Örneğin, her paskalya arifesi perşembe günü, on üç yoksulun ayaklarını yıkıyor, arkasından da bunlara birer gömlek, birer tuman, birer çift kundura, ikişer somun, ikişer danier para dağıtıyordu.

Kadınlarla Aşina Olmalarına İzin Verilmemesi

Bu durum Konsey kararlarında “Kadınların arkadaşlığı tehlikeli bir şeydir, zira bu sayede yaşlı şeytan pek çoklarını cennete giden doğru yoldan ayırmıştır. Bundan böyle bayanların, Tapınağın evine rahibeler olarak kabul edilmesine izin vermeyin. Herhangi dini bir kimsenin bir kadının yüzüne çok fazla bakmasını tehlikeli bir şey olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle ister dul, genç bir kız, anne, kız kardeş, teyze ya da başkası olsun, hiç biriniz bir kadını öpmeyi düşünmeyin ve bundan böyle Hz.İsa’nın Şövalyeler Birliği her ne pahasına olursa olsun ,erkekleri çoğu kere yok eden, kadınların kucaklaşmalarından kaçınmalı ve böylece sonsuza kadar tanrının önünde bir vicdan ve emin bir hayatla durmalıdırlar” şeklinde geçmektedir.

Şövalyelerin, herhangi bir kadın kucaklamak için izin verilmemesinin yanında iffetleri ve namuslarını korumak ve homoseksüellik gibi farklı düşüncelerin oluşmasını engellemek için birbirlerini bile çıplak olarak görmelerine izin verilmemiştir.

Dedikodular Hakkında

İlahi öğüt ile, bir vebadan yani kıskançlıktan, dedikodudan, kinden ve itiraftan, kaçınmanızı buyuruyoruz. Buna göre herkes havarinin söylediği gibi, “Ne sis criminator et susurro in populo” yani “Tanrının insanlarını itham etmeyin ya da kötülemeyin” Ancak bir birader başka biraderlerin günah işlediğini kesin olarak biliyorsa, onun sakince ve merhamet ile aralarında özel olarak cezalandırılmalarına izin verin, ve eğer o dinlemeyi istemezse, başka bir birader çağrılsın ve her ikisine de tepeden bakarsa, o zaman tüm ruhani meclisin önünde açıkça sözünü geri almalıdır. Diğerlerini küçük düşürenler korkunç bir körlüğün acısını çekmektedirler ve pek çokları şeytanın çok eski kötülüğünün içine atılmalarına neden olacak şekilde, diğerlerine karşı kıskançlık beslemekten kendilerini korumadıkları için büyük bir üzüntü çekmektedirler. (D.Dündar-YLT)

loading...
loading...