Tapınak şövalyelerine katılım

(2 oy) 5/5 156
Yorum Yaz


Ortaçağ’ın zırhlı savaş makinaları olan tapınak şövalyelerine katılım  kolay değildi. Bu kadar şöhret sahibi olan bu mesleğe aday kişiler önce bazı eğitim safhalarından geçiriliyordu. Bu eğitim daha çok hayatın içinden geceleri uyanık kalmak ve gündüz oruç tutarak yapılıyordu. Savaş ustası olmak için de iyi kılıç kullanmaları gerekiyordu. Bir Hristiyan genç genelde 5 yaşında eğitime alınıyor ve ancak iyi bir eğitim görmüş ise şövalye olabiliyordu. Hatta iyi bir eğitim aldıklarını kanıtlamaları için düzenlenen yarışma ve savaşlarda kendilerini ispatlamaları gerekiyordu. Zamanla birçok şövalyelik tarikatının oluşması ile bunlar kıyafet tarzlarının değişmesi ile başlayan ve daha katı yaşam disiplini sağlayan birçok kuralı kabul ederek tarikata girmeyi başardılar.

Adayların tarikata kabul edilme törenlerinin gizli olması tarikatın organizasyonunda şüphelere yol açan bir özellikti. Bu gizlilik, kabul ayinlerinin her zaman ruhani bir mecliste yapılması ve bu ruhani meclislerde tartışılan sorunların hassasiyeti nedeniyle gizli yapıldığı şeklinde açıklanıyordu. Tabii olarak, gizlilik konusundaki istismar yani boşboğazlık, tarikattan atılmayı gerektiriyordu. Ancak, bu ayinlerinin gizliliğinin iki büyük dezavantajı bulunuyordu. Birinci dezavantaj kabul ayinleri bir kumandanlığın olduğu yerlerde gerçekleştirebildiğinden, herhangi bir umuma açık olmuyor ve kontrolden uzak oluyorlardı. ikinci dezavantaj ise, Şövalyeler Birliğinin sayıları çok olan düşmanlarına, bu gizemden mümkün olan her türlü kötü niyetli faraziyeleri çıkarmaları ve bunları canavarca ithamların temeli haline getirmeleri için fırsat sağlamasıydı.

Yargılanma sürecinde bu gizlilik ve tarikata kabul edilme şövalyelerin başına çok sorun açtı. 1310 da engizisyona ifade veren 138 Tapınakçıdan sadece 14’ü şövalye idi. Daha sonra sorgulanan 546 kişiden ise 18’nin şövalye olduğu anlaşılmıştı. Ekim, Kasım aylarında sorgulanan 138 tapınakçının 105’i İsa’yı inkar ettiğini, 123’ü haça tükürdüğünü, 103 tanesi de biraderler arasında homoseksüel ilişkisi olduğunu kabul etmişti. Tapınakçıların bu toplu suçu itirafı, Jacques de Molay ve arkadaşlarını da kapsamak üzere, Tapınak düzenine ağır bir darbe indirmişti. İtiraflar işkence altında alınmıştı. Daha sonra Papa ve engizisyoncular önünde inkar edilmişse de Tapınakçılar kendi ağızlarıyla kendilerini suçlamış olarak kabul edildiler. Tapınakçıların gurur kırıcı ve aşağılayıcı bir şekilde öpüştükleri de bir diğer iddiaydı. İddiaların tam aksine, St. Bernard, ruhsal mükemmelliğe ulaşmanın aşamalarını tarif ederken kutsal “üçlü öpüşme” terimini kullanmıştı. Tapınak şövalyelerinin giriş seremonilerinin bir parçasını oluşturan öpüşme, gerçekten de zamanın olağan adetlerinden biraz farklıydı. Törende aday, Lord’unun önünde diz çöker, birleşmiş haldeki ellerini, Lordunun ellerinin içine koyar ve “Lordum ben sizin adamınız oldum deyip” bağlılık yemini ederdi. Daha sonra Lord onu ayağa kaldırır ve seremonik bir şekilde öperek ödüllendirirdi.