Tapınak şövalyelerinde hiyerarşik yapı

(5 oy) 4/5 311
Yorum Yaz


Sevgili okurlarımız bu yazımızda tapınak şövalyelerinde hiyerarşik yapı bir başka deyişle tapınak şövalyelerinin kimlerden oluştuğu sorusuna burclar.net olarak cevap arıyoruz.

Büyük Üstat

Tapınak şövalyeleri teşkilatının gelişim sürecine baktığımızda özellikle uygulanan hiyerarşi konusu dikkat çekmektedir. Teşkilatın en yüksek makamında Büyük Üstat yer alıyordu ve 1160’ lara kadar güç ve itibar sağlayan bir görev haline gelmişti. Büyük Üstat yeterince at ve teçhizat bulundurmayacak kadar fakir, alçak gönüllülükle hacıları koruyan sıradan bir şövalye değildi; bir vaiz, iki şövalye, bir katip bir yaver ve kalkanı ile mızrağını taşıyan bir uşaktan oluşan bir grubu ve dört at bulundurma hakkına sahip önemli bir kişi olmuştu. Ayrıca özel nalbandı, tercümanlık yapan bir Sarecen katibi bir türkopol komutanı ve bir de aşçısı vardı. Bu Büyük Üstadın cenaze ve defin törenine tüm önemli din adamları ve bölgenin muteber simaları katılıyordu. Cenaze ayininin en çarpıcı özelliği çok sayıda mumla sağlanan olağanüstü aydınlatmaydı ki, tarikata sadece üstadın onuruna yapılan bir şeydi. Tüm biraderler törene katılmaktaydı. Yedi gün boyunca 200 paternoster (dua) okunması isteniyordu. Tarikat tarafından, Üstadın “ruhunun selameti için” yüz yoksul doyuruluyordu. Bir kez seçildikten sonra titizlikle çizilmiş sınırlar içerisinde olsa da hatırı sayılır bir güce sahip olunuyordu. Söz gelimi gerekli olduğuna hükmederse, kaynakların kalelerle ocaklara dağılımını yeniden düzenleyebiliyordu. Önemli kararlar, – savaşa mı girilecek müterake mi yapılacak, topraktan feragat mı edilecek yoksa bir kale mi edinilecek, kumandanlığa kim atanacak, hastalık veya idari sebeplerle Batıya kim yollanacak, tarikata kim kabul edilecek vb kararlar – ancak ruhani meclise danışılarak alınabiliyordu.

Kethüda ve müşir

Kethüda büyük üstadın vekiliydi. Parisli Matthew’nın verdiği bilgiye göre 12. yy’a ait çizimlerin de yalın bir dikdörtgen olarak gösterilen bir sırık ya da kargının ucuna tutturulmuş siyah-beyaz sancağı taşırdı. Perugai San Bevignate Kilisesindeki bir frizde tasvir edilen büyük savaş sahnesinde görüldüğü gibi, sancakta bazen de beyaz zemin üzerinde tarikatın ayırıcı işareti olan sekiz noktalı kızıl haç yer alabiliyordu. Üstat gibi kethüdanın da kendi maiyeti ve atları vardı. Bunun yanı sıra müşir de neredeyse kethüda kadar önemliydi. Zira askeri teşkilatın başı oydu tek tek kumandanlardan, atlar, silahlar ve teçhizattan o sorumluydu. Ayrıca büyük bir alım, talep ve dağıtım yetkisine sahipti. Kudüs Krallığı Kumandanı tarikatın hazinedarıydı. Hazine odası onun idaresi altındaydı. Büyük Üstat’la aralarında öyle bir yetki paylaşım vardı ki ,tarikatın mevcut birikimi üzerinde birinden birinin fazlaca egemenlik kurmasını karşılıklı olarak engellerdi.

Kumandanlar

Bu görevlilerin altında, özel bölgesel sorumlulukları olan kumandanlar yer alıyordu. Ürdün Nehrine gidip gelen hacıları gözeten, taşınması halinde gerçek haçı koruyan şövalyelerle tarikata belli bir süre hizmet veren laik şövalyelerin başı Kudüs Şehri Kumandanı, bölgelerin tamamından özellikle de kalelerin her an hazır durum da tutulmasından sorumlu olan Trablus ve Antakya kumandanları, Kudüs Toprakları Kumandanı’nın vekilliğini yürüten şövalyelerin kumandanı ile, Doğu’daki belli ocakları yöneten bazı şövalye kumandanları da bunlara eklenilmekteydi.

Uzman Görevliler

Diğer uzman görevliler yedek ve gözcü birlikler olarak hizmet veren hafif türkopol süvarilerine nezaret eden türkopol komutanı, “kanunun; ahırın zanaatçi biraderleri” diye andığı biraderleri idare eden müşir yardımcısı şövalye silahtarının hizmete alınıp disipline sokulmasından sorumlu alemdar ve hasta, yaşlı biraderler ile ilgilenen revircilerdi. Diğer önemli bir nokta olan silahtarın görevi zırhına techizatına ve atlarına göz kulak olarak  savaşan şövalyelere destek olmaktı. Uzman görevliler rütbe bakımından seviye olarak şövalyeliğe denk değillerdi. Şövalye silahtar ilişkisi bir efendi-uşak ilişkisine benziyordu

Yaverler

Yaverlere gelince doğuda yetki sahibi olan beş yaver vardı. Bunlar; müşir yardımcısı, alemdar, manastırın aşçı biraderleri, nalbant ve Akka Deniz Kumandanı. Bunlar ikişer atla birer silahtar bulundurma hakkına sahiplerdi. Sıradan yaverlerin bir atı vardı. Yalnızca Latin Hristiyanlardan devşirilen şövalyelere kıyasla ırksal çeşitlilik gösteriyordu. Ermeni ve Suriyeli, ana babası farklı kökenlerden gelen yaverler de mevcuttur.(D.Dündar-YLT)