Tapınak şövalyeleri nasıl ortaya çıktı?

(4 oy) 4/5 351
Yorum Yaz


Şövalyelik tarikatının  kuruluşu için öncelikli olarak o dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik perspektifine bakmak gerekir. Hristiyanlar yaklaşık III. yy dan beri Hz İsa’nın doğmuş olduğu Bethlehem’de ki mağaralar başta olmak üzere Zeytin Dağı’na ve ölümden sonra dirilmenin gerçekleştiği mekana hac ziyareti için gitmektedirler. Ziyaret ettikleri alanlar genelde “Kutsal Topraklar” olarak biliniyordu ve bu alanlar krallığın her yanına dağılmış haldeydi. Kutsal Topraklar olarak adlandırılan bu yerlerden Sephoria, Bakire’nin çocukluğunu geçirdiği, Beytülhalim ise İsa’nın doğduğu bölgeydi. Ürdün Nehri, Vaftizci Yuhanna’nın İsa’yı vaftiz ettiği alandı. Celile Denizi’nin birçok alanı, İsa’nın vaazlarına tanıklık ettiği yerlerdi. Kudüs’te artık camiden kiliseye dönüştürülmüş olan ve İsa’nın tefecileri yermiş olduğu noktayı kutsallaştıran haçlıların “Efendimizin Tapınağı” olarak bildiği “Kubbet-üs Sahra” vardı. Tapınak Dağı’nın güneydoğu ucunda Bakire Meryem’in yatağının ve Bebek İsa’nın beşiğiyle yıkanma kabının durduğu Aziz Simeon evi, Yehoşafat Kapısı’nın kuzeyinde ise Bakire Meryem’in annesiyle babası İmran’la Hunne’nin evlerinin yerine yapılmış bir kilise bulunmaktaydı. Zekerya’nın Vaftizci Yahya’nın doğmuş olduğu evi, Meryemle Yusuf’un İsa’yı Kudüs’te bulmak üzere geri dönmüş oldukları Meryem kuyusu, İsa’nın çarmıhında kullanılan ağacın kesildiği yer ve İsa’nın kendisine inananlara “Babamız Duasını” öğrettiği yer de Kutsal Kent yakınlarındaydı. Hristiyan hacıların arşınladıkları güzergah doğuda Kudüs’ten başlayıp Ceriko (Eriha) ve pek çoklarının sularında yeniden vaftiz edilmek üzere gittikleri Şeria Nehri’ne kadar uzanıyordu.

Ancak zamanla Kudüs ve bu kutsal bölgelerin Müslümanların himayesine girmesi ile bu bölgede Müslüman ve Hristiyan hakimiyet savaşı başlamıştı. Ayrıca Kutsal Topraklar Müslümanlar’ın hakimiyetinde iken bile hacıları çekmeye devam etti. 12. yy’ın ilk yirmi yılı geride kaldığında kıyıda Antakya, Trablus ve Küdüs’te, içlerde Antakyanın kuzey doğusunda ise Urfa’da Latin Devletleri kurulmuştu. Müslümanların elindeki Tir ile Akalon hariç, hayati öneme sahip kıyı şehirlerinin birçoğu fethedilmişti. Kardeşi Boullionlu Godfroi’nin genç yaşta ölümünün ardından 1100 yılında iktidara geçen güçlü kral I. Baudouin’in yönetimi altında sağlam bir monarşik yönetim ortaya çıkmıştı.

Bunun yanı sıra asıl düzen belirlenmiş olsa da geriye pek çok sorun kalmıştı. Frenk egemenliğinde olan bölgelerde seyyahlar ile hacıların güvenliği sağlayamaması bu sorunların en açık belirtisiydi. I. Baudouin’in vaizi ve I. Haçlı Seferinin katılımcılarından olan Fulcherius Carnotensis, Qutremer’i yurt haline getirmeye karar vermiş, onun güvenilir, özenli vakayinamesi de doğuda ilk yerleşimci kuşağı dönemindeki koşullara dair paha biçilmez veriler sunmuştur. 1000 yılı ile Fulcherius’un öldüğü 1127 arasında Kudüs’ün etrafındaki yollar ile yakınlardaki kutsal yerler hiç güvenli olmamıştı.1100 yılında Ramla-Kudüs hattı, yol boyundaki mağaralarda saklanıp Yafa limanından gelen hacıları avlayan soyguncuların istilası altındaydı. Bu soyguncular kimi zaman Sarecenlerdi kimi zamanda yoldan çıkmış haçlı askerleri idi. Bundan çeyrek yüzyıl sonra da, Kudüs civarındaki müstahkem mevkilerden uzaklaşmaya çalışanlar ya güneyde Mısırlılar ile Etiyopyalılar’ın veya kuzeyde Türkler’in kurdukları pusulara düşme tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Fulcherius’a göre halk, tehlikeyi haber veren boru seslerine karşı hep tetikte, daimi bir güvensizlik içinde yaşıyordu.

1106-1107 Rus manastır Baş rahibi Daniel’in hac yolculuğu ile ilgili hatıralarından:

“Burası gayet ürkütücü ve tehlikeli.  Bu Berisan kasabasından yedi nehir geçer, nehir kıyılarında geniş sazlıklar, kasabanın etrafında gür bir orman gibi duran uzun palmiyeler vardı. Bu korkunç yere yaklaşmak zordur. Zira buralarda vahşi, putperest, Sarecenler yaşar ve nehirlerin sığlık yerlerinde yolculara saldırırlar. Ayrıca bir sürü aslan vardır. Ürdün nehrine yakındır bu yer. Ürdün ile Berisan arasında geniş bir bataklık uzanır. Nehirler; Berisandan Ürdün’e akar, oralarda da pek çok aslan vardır”.

Bu kutsal yolculuğu göze alan bir hacıyı hiç kuşkusuz büyük tehlikeler bekliyordu. Kişinin böylesi bir yolculuğa cesareti için kaçınılmaz bir ön koşul olarak maddi olanak sorunu bir kenara, haydut saldırıları ve doğa koşullarındaki acımasızlık, akıllardaki temel soru işaretleri idi. Bununla birlikte ilk haçlı seferi sırasında yola çıkan güçler Asya’da dört Latin devletinin kurulmasına önayak olduğunda hac yolculuğuna ilişkin sorunlarında giderileceğine dair önemli bir umut ışığı idi. İlk olarak Urfa ardından Antakya, Kudüs, Trablus, Şam olmak üzere kurulan devletler ilk bakışta hac göreviyle yola çıkmış bir Hristiyanın yolculuğunu bütünüyle kolaylaştıracak gibi gözüküyordu. Kudüs Krallığına ilişkin ilk kayıtlardan birisini tutan Fulcherius Carnetensis’e göre halk daimi bir güvensizlik içinde idi. 1110 yılında ise bu güvensizlik giderek artmış ve bu durum oldukça ciddileşmişti. Bunu Kudüs Patriği Warmund ve Kutsal Kebir Tarikatı Başkeşişi Gerard tarafından kaleme alınan bir mektubu “İnsan yokluğu probleminin” önemini ortaya koyarak Compostella Başkiposu Dieogo Gelmrezile halkından alabildiğince çabuk insan, para ve gıda yardımı istemekteydi. Kayıtlardan anlaşıldığına göre bunun temel nedeni Paskalya zamanında Kudüs ile Ürdün nehri arasındaki çorak arazide 700 hacının saldırıya uğraması ve bunlardan 300’ünün öldürülmesi 60’ının esir alınması bulunmaktadır. Kuşkusuz bu zaiyat dini ve sivil makamları yeni ve orijinal çözüm yolları aramaya itecekti. Bunun üzerine batıdan fazlasıyla yardım istenir. Kilise liderlerinden oluşan bir konsül Ocak 1120’de Nablus’ta toplanarak konuyu ele alır. Malcom Barber’e göre “hacıların güvenliğini sağlayacak bir tarikat” fikrinin kabul görmesinde önemli rol oynayan durum budur.

Tapınak ve Hospitalier Şövalyelerinin kurulması hem haç yollarının güvenliğinin sağlanmasında etkili olmuştur. Ayrıca kısa sürede oluşturdukları deniz güçleri sayesinde yılda yaklaşık 6000 civarı hacının Müslüman limanlara güvenli bir şekilde getirilmesini sağlamışlardır. Şövalyelerin bu eskortluğu sayesinde birçok hacı belki de tanımadıkları bu yeni coğrafyadaki Müslümanlara ait limanlarda köle olarak satılmaktan kurtulmuştur ve bu sayede de şövalyelerin donanma güçleri kısa sürede popüler olmuştur. (D.Dündar-YLT)

loading...
loading...