Suyun bilinmeyen gücü

(0 oy) 0/5 145
Yorum Yaz


Su ile ilgili yapılan birçok araştırma neticesinde elde edilen bilgilerin yer aldığı bir kitapta konumuzla ilgili sayılabilecek yeni bilgilere ulaşılmıştır. M. Arat, bu konuda bilgilendikten sonra köşesinde suyun bilinmeyen gücü adlı kitabın yazarı Dr. Masaru Emoto’nun deneyleri ile ilgili şunları ifade etmektedir:

‘‘Tek bir su kristalini almış, ona ‘Senden nefret ediyorum’ demiş, su kristali bulanmış ve çamur gibi olmuş. Aynı su kristaline ‘Seni seviyorum’ demiş, kristal mükemmel bir kar formuna dönüşmüş. Aynı su kristaline dua etmiş, su kristali hayran olunacak güzellikte mükemmel bir form almış.

Vücudumuzun yüzde 70’inden fazlası su olduğuna göre, kızmak, bağırmak vücudumuzdaki su kristallerini bozmaktan başka bir işe yaramıyor olsa gerek.’’ ‘Sudaki sır’ başlığıyla yazılan haberde ise Japon araştırmacı Masaru Emoto’nun, suyun molekül yapısının insanların düşüncelerinden, sözcüklerinden ve dinlemiş olduğu müzikten etkilendiğini belirlediğini bildirmiştir. Tokyo’daki HADO Enstitüsü’nün internet sitesinde yer alan haberde, insanların yaşam kalitesinin, vücutlarındaki ve yerküredeki suyun kalitesiyle bağlantılı olduğunu savunan Emoto, yaşama geçirilen pozitif düşünceler sayesinde insanın vücudunda yer alan suyun, kişiyi mutlu kılabileceğini bildirmektedir.

Emoto, ‘Suyun Bilinmeyen Gücü’ adındaki kitabında aklına gelen bir varsayımdan hareketle, suyun aldığı bilgiye bağlı olarak farklı kristal tipleri gösterdiğini ispatlamıştır. ‘‘Buz kristali oluşumundaki farklılıkların nedeninin yalnızca içinde klor bulunup bulunmaması değil, aynı zamanda o suyu etkileyen bilgi olduğundan emindim. Bunu test etmek için, iki cam şişeye su koydum. İçlerindeki suyun ‘okuyabileceği’ bir şekilde şişelerden birine ‘Teşekkür ederim,’ diğerine ise ‘sen aptalsın’ yazan bir etiket yapıştırdım. Her iki şişedeki su da aynıydı. Sonra iki şişedeki suyu da dondurdum. Sonuçlar teorimi desteklemenin çok ötesindeydi; ‘Teşekkür ederim’ yazılı şişedeki su güzel altıgen kristaller oluştururken, ‘Sen aptalsın’ yazılı şişedeki suda ancak kristal parçacıkları vardı. Su bilgiyi alıyor ve kristalleri bu karakteristikleri yansıtıyorsa, suyun niteliği aldığı bilgi temelinde değişiyor demektir. Başka bir deyişle, suya verdiğimiz bilgi onun niteliğini değiştirir.’’

Kitabında ‘Su sözleri anlar’ başlığıyla yazılmış deneye de yer veren yazar, deneyin, teorisinin doğru olduğu konusunda kendisini ikna ettiği için, suya çeşitli bilgiler vermeye, onu dondurmaya ve kristallerini fotoğraflamaya başlar ve çok ilgi çekici sonuçlara ulaşır. ‘‘Tutarlı bir şekilde, suyun olumlu sözcüklere güzel kristaller oluşturarak tepki verdiğini bulduk. Sanki keyifli halini ifade etmek istercesine, kristaller bir çiçek gibi açılıyordu. Tersine, suya olumsuz sözcükler gösterildiğinde, kristal oluşmadı. Örneğin, suya ‘mutluluk’ sözcüğünü gösterdiğimizde, güzelce kesilmiş elmaslar gibi dengeli biçimleri olan kristaller oluşturdu. Diğer yandan, suya ‘mutsuzluk’ sözcüğünü gösterdiğimizde bozuk ve dengesiz kristaller ortaya çıktı. Su kristaller oluşturmak içim kendini zorlamış, ama gücü tükenmiş ve parçalanmış gibi görünüyordu; mutluluk, o sudan uzaklaşıp gitmişti. Aynı suya, karşıt sözcük çiftleri göstermeye devam ettik: ‘aferin’ ve ‘çok kötü’, ‘hoşlanmak’ ve ‘hoşlanmamak’, ‘güçlü’ ve ‘güçsüz’, ‘melek’ ve ‘şeytan’, ‘barış’ ve ‘savaş’. Su ancak kendisine olumlu sözcükler gösterildiğinde kristaller oluşturdu. İşin ilginç yanı; su yabancı sözcüklere de Japonca sözcüklere verdiğine benzer, ama bütünüyle aynı olmayan bir tarzda tepki verdi. Dünyanın her yanında minnettarlık ifade eden thank you (İngilizce), duoxie (Çince), merci (Fransızca), danke (Almanca), grazie (İtalyanca) ve kamusamunida (Korece) gibi sözcüklere tepki olarak güzel kristaller oluşturdu.’’

Araştırmasında, suyun aldığı bilgiyi yansıtacak şekilde iyileştiği ya da kötüleştiği açığa çıkmaktadır. Dolayısıyla insanların aldığı bilgiden etkilendiğine inanan Emoto, ‘‘çünkü bir yetişkinin vücudunun % 70’i sudur,’’ demektedir. Başlıca sudan oluşan insanların iyi bilgi alarak, zihin ve bedenleri daha sağlıklı hale, tersine, olumsuz bilgi alarak hasta olmaya gidebileceğini belirtmektedir. Olumlu düşünme yönünde bir tutum olduğunda, sağlığın da genellikle düzeldiğini belirten Emoto, açıklamayı tıp alanındaki ‘plasebo etkisi’yle yapar.

‘‘Yeni bir ilacın etkililiğini test etmek için, ilaç şirketleri klinik incelemeler yapmak amacıyla tıp doktorlarıyla birlikte çalışırlar. Geleneksel bir yöntem iki grup hasta almaktır. Hasta gruplarından birine yeni ilaç verilir. Diğer gruba yeni ilaç verileceği söylenir, ama aslında bir plasebo (ilaç olmayan bir şey, genellikle basit bir vitamin) verilir. Kendilerine gerçek ilaç verilen gruptaki kişilerin ilacın etkisi nedeniyle kendilerini iyi hissetmeleri anlaşılır bir durumdur, ama plasebo grubundaki birçok kişi de kendisini iyi hisseder. Elbette, plasebo grubundaki iyileşme derecesi çoğunlukla ilaç grubundakinden daha azdır. Bununla birlikte, çağdaş tıp bilimi insanların sadece bir plasebo kapsülü alarak kendilerini nasıl daha iyi hissettiklerini kesin biçimde açıklayamamaktadır.’’

‘Dikkatini vermek enerji vermenin bir yoludur’ başlıklı yazısında bir vakadan, The Hidden Messages in Water (Beyond Words Publishing, 2004) adlı kitabından bir alıntı yaparak bahseder: ‘‘Dergimize abone olan bir aile ilgi çekici bir deney yaptı. İki cam kavanoza pirinç koydular ve bir ay boyunca her gün birine ‘teşekkür ederim’ diğerine ise ‘sen aptalsın’ dediler ve bu dönem içinde pirincin nasıl değişim gösterdiğini izlediler. Çocuklar bile, okuldan eve döndüklerinde, pirinç kavanozlarına bu sözcükleri söylediler. Bir ay sonra, kendisine ‘teşekkür ederim’ denen pirinç malt kokusuna benzer olgun, yumuşak bir kokuyla mayalanmaya başlarken, ‘sen aptalsın’ denen pirinç çürüdü ve karardı. Bu deneye yayımladığım kitapta (Messages from Water, C.1) yer verdim, bunun sonucunda bütün Japonya’da yüzlerce aile aynı deneyi kendileri yaptı. Herkes aynı sonuçları bildirdi. Ailelerden biri deneyde ufak bir değişikliğe gitmişti: diğerleri gibi onlar da ilk pirinç şişesine ‘teşekkür ederim’ ikincisine de ‘sen aptalsın’ demişler ve üçüncü bir şişe daha hazırlayıp ona aldırmamışlardı. Sizce ne oldu? Kendisine aldırılmayan pirinç gerçekten de ‘sen aptalsın’ sözüne maruz bırakılan pirinçten daha önce çürümüştü. Başkaları da aynı deneyi yapmaya çalıştıklarında, sonuçlar yine aynı oldu. Öyle görünüyor ki alay edilmek aslında aldırış edilmemek kadar zarar verici değil. Bu deneyin sonucu çok anlamlı. Hayatta en zor şey aldırış edilmemek ve dikkatini vermemektir. Bir şeye dikkatini vermek, enerji vermenin bir yoludur.’’

Bir başka olay ise su kristali fotoğrafları çekmeye kendini kaptıran genç bir araştırmacı ile ilgilidir. Araştırmacı bir gün: ‘‘gelin suya müzik dinletelim, sanırım ilginç su kristalleri ortaya çıkacak,’ dedi. Bu fikir hemen çok ilgimi çekti. Her şey bir yana, müziğe çok düşkünüm. Bir zamanlar ciddi ciddi bir vokalist olmayı bile düşünmüştüm. Neyse, en sevdiğim klasik müzik parçalarını birbiri ardına çalmaya karar verdik. …Müziği kendi zevk aldığımız koşullarda çaldık. Sonuçlar beklentilerimizi çok aştı. Su, bizim müzikten hissedeceğimiz iyileştirici etkilere benzer bir tepki gösterdi. Özellikle, tam bir orkestranın çaldığı müziğe maruz bırakıldıktan sonra oldukça karmaşık ve girift kristaller oluşturdu. …Klasik müziğin dışında, suya iyileştirici müzik denen müzik de çaldık ve sonuçta güzel kristaller oluştu; diğer yandan, suya heavy-metal dinlettiğimizde hiçbir kristal oluşmadı. Ben müziğin gerçekten iyileştirici etkileri olduğuna inanıyorum. Müzik dinlerken iyileştirildiğimizi düşünüyorum, çünkü belki de bedenimizdeki su müzik dinleyerek iyileştiriliyordur.’’

Olumlu düşünme, olumlu konuşmanın yanında iyileştirici müziğin de etkileri açığa kavuşmaktadır. Bir başka deneylerinde iki şişe suya ‘haydi yapalım!’ ve ‘yap!’ sözlerinin yazılı olduğu etiketleri yapıştırıp fotoğraflarını çekmişlerdir. Sonuçta ‘haydi yapalım!’ etiketli suda güzelden çok şirin denebilecek bir biçimi olan kristal oluştu. Diğer yandan, kendisine ‘yap!’ etiketi gösterilen suda yalnızca korkutucu bir daire şekli oluşmuştur.

Düşünceye ve seslere tepki veren suyun bunu nasıl algıladığı net olarak ortaya konulamamaktadır. Fakat yapılan deneyler sonucu, suyun bunlardan etkilendiğini öğrendiyse insanlık, bu yeni bilgiyle beraber yeni değişiklikler gerçekleştirilmelidir. İnsan düşüncesinin ve konuşmasının etki alanının yeni boyutunda, düşünürken ve konuşurken sonuçta neyi etkilediğimize daha çok dikkat etmemiz gerekecek. Kendi dışımızdaki insanlardan da bu çerçevede yeni etkilere maruz kaldığımızı söylemek mümkündür. (O.Ulusan-YLT)