Sirius yıldızı

(5 oy) 5/5 1350
Yorum Yaz


Sirius nedir?

Sirius takımyıldızı, Büyük Köpek Takımyıldızı’na bağlı birer yıldız olan “Sirius A” ve “Sirius B” yıldızlarının oluşturduğu bir çift yıldızdır. Bu takımyıldızının yaşının 200.000.000 yıl – 300.000.000 yıl arası olduğu düşünülmektedir. Sirius A, gökyüzünde Güneş’ten sonraki en parlak yıldızdır. Sirius A’nın parlak görünmesinin sebebi; aydınlatma gücünün yüksek olması, Güneş sistemine en yakın sekiz yıldızdan biri olması ve bu sisteme en yakın beşinci sistemde bulunmasıdır. Kütle bakımından Sirius A yıldızı, Güneş’in iki katı bir kütleye sahip olup aydınlatma gücü de Güneş’in yirmi üç katıdır. Sirius B ise bir ak cücedir; yaklaşık 120.000.000 yıl önce kızıl dev olma aşamasını tamamlayan yıldız giderek sönmeye ve dış kabuğunu atmaya başlamıştır. Bugün dış kabuğunu tamamen attığı için parlaklığı sönmüştür; fakat kendini oluşturan atomların, yıldızın ak cüceye dönüşme (çökme) aşamasında bünyesinde sıkışıp kalması nedeniyle ağırlığı artmıştır. Kütlesi hemen hemen Güneş’in kütlesi ile aynı kabul edilmektedir; ama ağırlık bakımından yeryüzünde Sirius B kadar ağır bir element yoktur. Kimi astronomlara göre evrim geçirmiş bir elementten veya bir tür “yoğun demirden oluşmaktadır. Yeryüzünün en ağır elementi olan osminyum’un 1.500.000 katı bir ağırlığa sahiptir. Bu yıldızdan alınacak bir kibrit kutusu büyüklüğündeki maddenin yaklaşık elli ton geleceği tahmin edilmektedir. Sirius B yıldızı, çevresindeki nesnelere müthiş bir çekim kuvveti uygulamaktadır; bu nedenle kendisinden 160.000 kez büyük olan Sirius A’yı çekim kuvveti ile etkilemektedir. Bunun sonucunda Sirius A ve Sirius B birbirleri etrafında, yaklaşık elli yılda (49,9 yılda) tamamlanan bir yörünge çizerek sürekli olarak dönmektedir. Sirius A yıldızı, yerkürenin hemen hemen her bölgesinden gözlenebilmektedir fakat Sirius B’nin gözlemlenebilmesi için en az üç yüz milimetre açıklıkta bir teleskopa sahip olmak gerekmektedir ki bu, çok güçlü bir teleskoptur. Ayrıca Sirius A ile Sirius B’nin uzaklaşma eğiliminde oldukları bir dönemde, en elverişli koşullara sahip olunarak Sirius B yıldızının gözlemlenmesi gerekmektedir. Sirius A’nın, kuzey yarım küreden en iyi gözlenebildiği dönem kış aylarıdır (18 Şubat, Sirius A’nın en parlak göründüğü gündür). Koşullar elverişli olduğu zaman gündüz saatlerinde bile Sirius A yıldızını çıplak gözle görmek mümkündür.

Sirius ne anlama gelir? Çeşitli dillerde Sirius

“Sirius” adı Latinceden gelmektedir ve en yaygın kullanımı Latince şeklidir; fakat köken olarak bu kelime Latince değildir. Bu kelime Latinceye de Yunancadan geçmiştir; fakat kelimenin kökeninin Yunanca olduğu da söylenemez. “Sirius” adı, dünya üzerindeki birçok dilde farklı karşılıklara sahiptir. Antik Yunan’da “Seirios” şeklinde kullanılmıştır ve anlamı “parlaklık, ateş; aşırı sıcak gündür. Eski Mısır’da “Sopdet” adı verilen yıldızın Eski Mısır dilinden Grekçeye uyarlanmış hali “Sothis”tir. Mezopotamya sahasında Sirius adının “Kak-si-sa”, “Kak-si-di”, “Kak-si-si” şeklinde kullanıldığı görülmektedir. Sanskritçede “Mrgavyadha” veya “Lubdhaka” olarak bilinen Sirius Yıldızı, “avcı” manasına gelmektedir. İskandinavya’da Sirius Yıldızı için “Lokabrenna” denir ve “Loki’nin meşalesi, Loki tarafından yakılmış” anlamındadır. Çinliler bu yıldız takımına “Hu-Şi” adını verir ve bu kelime, “yay ve ok” manasındadır. Japonlar bu yıldıza “Aoboshi” demektedir ve anlamı “mavi yıldız”dır. Dogonların “Sigi”, Bambaraların “Sigo”, Bozoların “Sima Kayne” dedikleri bu yıldıza Araplar “Şi’ra” demiştir ve bu kelime Arapçada “işaret, rehber, kılavuz” manasına gelmektedir.

Dinler ve Sirius

Birçok kutsal kitapta sözü edilen Sirius takımyıldızı, yeryüzündeki birçok uygarlık için de en kutsal yıldız olmuştur. Eskilerin “cennetlerin en görkemli yıldızı” dediği bu çift yıldız ile ilgili Mu, Atlantis, Eski Mısır, Antik Yunan, Roma, Mezopotamya, Anadolu, Çin, Hint; Afrika yerlileri, Hopi Kızılderilileri, İskandinav halkı ve Şamanist Türkler gibi pek çok medeniyetin ve topluluğun kendi içinde çeşitli inanmalara, anlatmalara ve pratiklere sahip olduğu görülmüştür. Sümer’de “Evrenin Yargıcı”, Eski Mısır’da “Yüce Rızık Verici”, Dogonlarda “Rahmet Yıldızı”, Bozolarda “Göz Yıldızı”, Bambaralarda “Bilginin İki Yıldızı”, Zend Avesta’da “Muhteşem Yıldız”, Markiz Adalarında “Yüce Yıldız”; Antik Yunan’da, Roma’da ve Perslerde “Köpek Yıldızı”; Çinlilerde “Yay ve Ok Yıldızı” gibi manalar ile bilinen bu çift yıldız ile ilgili araştırmalar derinleştirildikçe “Siriusyen kültür” adı altında yepyeni bir kültür dairesi ile karşılaşılmıştır. En gelişmiş medeniyetlerin yer aldığı coğrafyalarda Sirius’un aynı şeklide tasvir edildiği, benzer anlatmalara sahip olduğu ve etrafında oluşturulan pratiklerin birbirini andırdığı dikkati çekmiştir.

Sirius kültürü

Siriusyen kültürün temelinde, Sirius’ta (Sirius A’dan ziyade Sirius B’de) ikamet eden Tanrı ve onun elçileri olan Sirius varlıkları mevcuttur. Bu varlıklar, Siriusyen kültürü çeşitli zamanlarda çeşitli topluluklara yaymak ile görevlendirilmiştir. Tanrının yardım etmek istediği milletlerin, ilerlemesini istediği medeniyetlerin doğuşlarında veya yükselişlerinde ortaya çıkan bu Tanrı elçileri, Tanrının yardımlarını yeryüzüne bizzat getirmiştir. Bu kültürün temeli Mu ve Atlantis’e dayandırılmaktadır. Bu iki kıta yok olmadan önce Sirius elçileri veya Atlantis rahipleri tarafından Eski Mısır’a Sirius sırlarının getirildiği ve Eski Mısırlı din adamlarının bu konuda eğitildiği düşünülmektedir. Bir sır şeklinde getirildiği ve bilgisinin herkese verilmemesi gerektiği için de Mısır mabetlerinin derinliklerinde saklı tutulduğu ve kimseye açıklanmadığı bilinmektedir. Eski Mısır dışında önemli uygarlıklara da bu tip elçilerin veya Sirius’a işaret eden müdahalelerin geldiği fakat bunların da birer sır olarak kaldığı inanmalardan, anlatmalardan ve pratiklerden anlaşılmaktadır.

Siriusyen kültür üzerine yapılan araştırmalar birkaç ortak sembolde birleşmiştir. Karşılaştırmalı bir mitolojik çalışma yapıldığında bir takımyıldızından bahsedildiği için ilk olarak mitolojilerdeki “gök” sembolü değerlendirilmelidir ve burada Sirius izleri aranmalıdır. “Gök” sembolünün dünya mitolojilerinde, çoğunlukla yaratıcı, besleyici, iyiliğin geldiği, tanrı veya tanrıların bulunduğu, tanrısal müdahalelerin yeryüzüne ulaştırıldığı kaynak olarak karşımıza çıktığı görülmektedir. Yağmur, şimşek, gök gürültüsü vb. doğa olayları eski çağlarda açıklanamadığı için Güneş, Ay ve yıldızlar gibi çeşitli güçlere ve en önemlisi ışığa sahip olan gök cisimleri, insanlar tarafından anlamlandırılmaya çalışılmış ve bu nedenle “gök” kavramı her zaman diğer kavramlara nazaran daha etkili ve sorgulayıcı olmuştur. Göğün, görebildikleri kısmından daha fazlasına sahip olduğunu bilenler tarafından ortaya çıkan mitolojik tasvirler ve anlatmalar zamanla bilimsel açıklamalar ile örtüşmeye başladığında, aslında bizim “ilkel” diye nitelendirdiğimiz toplulukların esrarengiz bir şekilde gerçeği bildikleri ortaya çıkmıştır. Bu da araştırmacıların ilgisini fazlasıyla mitolojik anlatmaların bugün ile olan bağına çekmiştir. Bugün birçok araştırmacı yaptıkları karşılaştırmalı incelemelerde en eski medeniyetlerin, bizden daha ileri bir bilim seviyesine sahip olduklarını; fakat sahip oldukları bilim sırlarını da kendileri ile birlikte götürdüklerini fark etmiştir. Einstein bu sırlar için: “Bizim bilmediğimiz bazı sırlara eskilerin vakıf olduklarını kabul etmek zorundayız.” demiştir. Eskilerin sahip oldukları ve onlarla birlikte giden sırların, Siriusyen kültürün dünya üzerindeki gelişmiş medeniyetlerde görülmesi ve bu medeniyetlerin Sirius’a ait inanmalara sahip olması ile ilişkilendirilebileceğini düşündüğümüz için bu tez çalışmasında bu konu ele alınmıştır.

Çeşitli uygarlıklar ve Sirius

İnsanoğlu yıldızları anlamlandırılmaya çalıştıkça yıldızlardan gelen kozmik etkileri fark etmiştir ve yıldızların sahip olduğu güce saygı duymaya başlamıştır. Dünya üzerinde bazı coğrafyalarda çeşitli dönemlerde yıldızlara tapıldığı dahi görülmektedir. Eskiler, değişik doğumlar ve büyük değişimler sırasında her şeyin, o anda ortaya çıkan ve tüm canlıları etkilediği düşünülen bir ya da birkaç takımyıldızı tarafından belirlendiğine inanmıştır. Bu takımyıldızlarından biri de Sirius’tur. Eski Mısır’da takvim, Sirius’un ışığının güneş tarafından yetmiş gün kapatılmasından sonra tekrar ortaya çıkıp görünmeye başlamasına göre düzenlenmiştir. Eski Mısır inanışlarına göre Sirius’un gökyüzünde tekrar belirmesi, Nil Nehri’nin taşma döneminin geldiğini ve yaz aylarının başladığını Mısırlılara haber vermektedir. Antik Yunan medeniyeti, kaybolduğu dönemden sonra Sirius’un tekrar gökyüzünde belirmesinin, sıcak ve kurak bir yazın habercisi olduğu inancına sahiptir. Antik Yunan’da ve Roma’da böyle günlere, “köpek günleri” denilmiştir; çünkü böyle sıcak günlerde Sirius yıldızının, köpekler üzerinde anormal davranışlara sebep olabilecek etkilerinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. Ege Denizi’ndeki Ceos (Kea) Adası’nda yaşayan Antik Yunan halkı, soğukların azalması için Sirius’a ve Zeus’a kurban kesmiştir ve yıldızın tekrar belirmesini beklemiştir. Onlara göre yıldızın parlaklığı, kendilerini iyi bir talihin bekleyip beklemediğini göstermektedir. Bu tez çalışmasında Sirius yıldızı ile ilgili bunlar ve bunlara benzer inançlar araştırılmıştır.

Mitolojilerde Sirius tanrısı ve bu tanrının elçileri genellikle yoğun bir “ışık” ile tasvir edilmiştir ki başta Sirius B’nin daha sonra da Sirius A’nın aşırı parlak birer yıldız oldukları bilinmektedir. Türk mitolojisinde de Ak Ana, Oğuz Kağan’ın eşleri, Oğuz Kağan’ın gök tüylü gök yeleli kurdu yoğun bir ışık içerisinde ortaya çıkmaktadır.

Sirius sembolleri

Siriusyen kültür sembollerinin en önemlilerinden biri, dünya üzerindeki tüm mitolojik anlatmalarda sıkça karşılaşılan ve çoğunlukla kendisine Tanrı tarafından kutsallık verilmiş olan “kurt / köpek”tir. Bu hayvan kimi mitolojilerde doğrudan Sirius ile ilişkilendirilmiş, kimi mitolojilerde insanlara rehberlik eden bir tanrı elçisi şekline girmiş, kimi mitolojilerde ölüm ötesine işaret etmiş, kimi mitolojilerde ise bir ulusun atası olduğuna inanılmış olarak yer almaktadır. İnsanlardan daha iyi işittiği, daha iyi koku alabildiği ve daha iyi görebildiği için yani insan duyularının ötesinde bir algılama düzeyine sahip olduğu için mitolojilerde de algı düzeyi yüksek bir topluluğu veya insanların idrak edemediği yüksek hakikatleri simgelemek için bu hayvana yer verilmiştir. Sirius elçileri ile dünya insanlarının birleşmelerinden melez bir ırkın ortaya çıktığını düşündüren anlatmalar birçok mitolojide yer almaktadır. Bunlar genellikle “kurt başlı” veya “köpek başlı” olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski Mısır, Antik Yunan, Hint, Mezopotamya ve Avrupa mitolojilerinde; Batılı kaynaklarda ve Çin kaynaklarında; Kızılderili kabilelerinde ve Şamanist Türklerde kurt veya köpek başlı ama insan vücutlu varlıklardan bahsedildiği görülmektedir. Afrika Dogonları, kendi tanrılarının “kurt başlı” olduğunu bugün hala anlatmaktadır.

İnsanların en eski çağlardan beri kullandığı bir savaş aleti olan “yay – ok” ikilisi de dünya mitolojilerinde en çok kullanılan sembollerdendir. Bir bütünün iki ayrı parçası oldukları için mitolojilerde genellikle beraber alınan “yay – ok” sembolündeki “ok”, yer ile gök arasındaki etkileşimi ve etkin gücü simgelemek için kullanılmıştır. Ruhsal tesirler birçok mitolojide ok ya da ok biçiminde ışınlar ile sembolize edilmiştir. “Yay” ise genellikle okun kaynağı olan unsuru simgelemek adına kullanılmıştır. Bu sembol Siriusyen kültürde, Sirius A ve Sirius B’nin birbirleri çevresinde yapmış oldukları yörünge hareketinin bir ekseni (oku) esas alarak elli yılda bir yaylar çizerek dolanması nedeniyle yer almaktadır. Bu bilimsel açıklamanın, Siriusyen kültüre işaret eden mitolojik anlatmalarda Sirius A ve Sirius B’nin tasviri için kullanılmış olması dikkat çekicidir. Türklerde hakimiyet sembolü olan yay ile elçilik sembolü olan ok, Siriusyen kültürde göğün hakimi olan Sirius ve yeryüzüne gönderilen Sirius elçileri anlatmaları ile örtüşmektedir. (Y.P.Ertürk-YLT)