Selimiye Camii ve Külliyesi Rivayetleri

(0 oy) 0/5 30
Yorum Yaz


Selimiye camii 1568-1574 yılları arasında yapılmıştır. Edirne merkezde yer alır. Mimar Sinan’ın en önemli eseridir. Selimiye Camii bu muhteşem yönüyle çeşitli rivayetlerin ve söylentilerin merkezinde olmuştur.

Selimiye Camii

Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği eseri tamamladığında Sinan 90 yaşı civarındadır. Süleymaniye ya da Fatih külliyelerine oranla, bir sultan külliyesi kadar kapsamlı inşa edilmemiş olan Selimiye Külliyesi’nin yapı çeşitliliği çok mütevazıdir. Külliye; cami, medreseler, arasta ve mektepten oluşur. Medreseler, Selimiye Camii’nin arkasında, kıble duvarının köşelerinin hemen gerisinde simetrik olarak yapılmışlardır. Selimiye’nin muazzam kütlesinin perspektifi, iki medresenin arasından caminin kıble duvarına doğru giden yokuşta, çok etkileyicidir. Selimiye Külliyesi denince akla elbette, Osmanlı mimarisinin en önemli başyapıtlarından biri olan Selimiye Camii geliyor. Selimiye Camii hiç kuşkusuz Süleymaniye Camii ile birlikte, Mimar Sinan’ın eserlerinin en ünlüsü ve en görkemlisidir. Bu eşsiz cami aynı zamanda, II. Selim’in şehzadelik yıllarını, hatta padişahlığının ilk yılını geçirdiği, saltanata uzanan hikâyesinde kendisine destek veren şehre vefasının da ifadesidir.

Birbirinin eşi dört minare ile çerçevelenmiş muazzam kubbe, yapıya yaklaştıkça daha etkileyici hale gelir. Kubbenin ve iç mekânın muazzam boyutlarına rağmen, hâlâ içeriye dengeli oranların getirdiği bir dinginlik hâkimdir. Caminin içindeki mimari ve süsleme elemanlarının hepsi kendi alanlarında birer başyapıttır. İç mekânı süsleyen hatlar Karahisari’ye aittir. Mermer minber Osmanlı mimarisinin bu alanda verdiği en ihtişamlı ve belki de en güzel örnektir. Selimiye’nin öncesinde ve sonrasında rastlanmayan biçimde, kubbenin tam altına, caminin merkezine yerleştirilen müezzin mahfili kendi başına bir mimari eserdir. Selimiye’nin içindeki sembolik yeri, altındaki şadırvanı ve en son yapılan restorasyonda tekrar ortaya çıkarılan kalem işi süslemeleri bu mahfili benzersiz kılıyor. Müezzin mahfilinden başka, Selimiye’nin içinde, doğu cephesindeki galeri katının sonunda bir de hünkâr mahfili bulunuyor. Bu hünkâr mahfilinin nasıl süsleneceği belirlenirken, II Selim’in konuyla bizzat ilgilendiğini, Sinan ile yaptığı yazışmalarından bilinir. Edirne’nin kısa süreli Rus işgali sırasında, bu mahfil içindeki eşsiz İznik çinilerinin bir kısmı da Rus askerlerince sökülüp, kaçırılmıştır. Bugün bu çinilerin yerleri boyalı olarak duruyor.

Selimiye şehrin her yerinden farklı minare sayısıyla görülür. Yaklaşıncaya kadar 4 minare olduğu anlaşılmaz. Minarelere birbirine görmeyen 3 ayrı spiral merdivenle çıkılır. Ezanın şerefelerden okunduğu dönemde 12 müezzin 12 şerefede durur aynı anda ezanı okumayı başlarlardı. Merdivenler öyle bir ayarlanmıştır ki tüm müezzinler aynı anda şerefeye varır. Arastası daha sonra vakfa gelir getirmek amacıyla Davut Ağa’ya yaptırılıyor.

Bir tepe üzerinde bulunan Selimiye’de daha önceki hiçbir camide, ya da antik çağ mabedinde görülmemiş bir teknik kullanılmıştır. Daha önceki kubbeli yapılarda, asıl kubbe kademeli yarım kubbelerin üzerinde yükselmesine rağmen, Selimiye Camii 43,25 metre yüksekliğinde, 31,25 metre çapında, tek bir lebi ile örtülmüştür. Kubbe 8 sütuna dayanan bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Kasnak, fil ayaklarına 6 metre genişliğinde kemerlerle bağlıdır. Sinan, bu şekilde örttüğü iç mekâna verdiği genişlik ve ferahlıkla birlikte mekânın bir kerede kolayca anlaşılmasını sağlar. Kubbe aynı zamanda camiinin dış görünüşünün ana hatlarını da belirler. Yapının, kuzeye, güneye ve avluya açılan 3 kapısı vardır. İç avlu, revaklar ve kubbelerle süslüdür. Avlunun ortasında mermerden özenle işlenmiş bir şadırvan vardır. Dış avluda ise sıbyan mektebi, darül kurra, darül hadis, medrese ve imaret bulunmaktadır. Medreseye bakan duvarında güneş saati bulunmaktadır. Sıbyan mektebi günümüzde çocuk kütüphanesi, medrese ise müze olarak kullanılmaktadır. Geçmişte cami meşalelerle aydınlatılmakta idi. Meşalelerden çıkan is, hava akımı oluşturmak üzere özel olarak yapılan bir delikten dışarı çıkmaktaydı.

28 Haziran 2011 Salı Günü, Paris’te yapılan UNESCO Dünya Mirası Komitesi toplantısında Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesi’ne adaylığını değerlendirdi ve komite oybirliğiyle Selimiye Camii ve Külliyesi’nin Dünya Mirası Listesine girmesine karar verdi. Böylelikle Drina Köprüsünden sonra bir Osmanlı eseri daha Dünya Mirası Listesi’ne girmiş oldu.

Selimiye Camii ile ilgili rivayetler

  1. Caminin müezzin mahfilinin mermer ayaklarından birinin altında ters bir lale motifi bulunmaktadır. Rivayete göre, caminin yapılacağı arsa üzerinde bir lale bahçesi bulunmaktaydı. Bu arsanın sahibi, başlarda arsasının satılmasını istememiştir. En sonunda, Mimar Sinan’dan camide bir lale motifi olmasını isteyerek arsasını satmıştır. Mimar Sinan da lale motifini ters olarak yapmıştır. Lale motifi bu arsada bir lale bahçesi olduğunu, ters olması ise sahibinin tersliğini temsil etmektedir.
  2. 1950-60 arası bir tarihte inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir Japon heyeti Türkiye’ye gelmiş. Heyet gereken, izinleri alarak ülkemizdeki tarihi yapıları incelemeye başlamış. Ayasofya’yı, Yerebatan Sarnıcını vs. gezdikten sonra sıra Sinan’ın kalfalık eseri Süleymaniye Camisi’yle Sinan’ın öğrencisi Mimar Davut Ağa’nın eseri Sultanahmet Camisi’ne gelmiş. Japonlar bu camiler üzerinde günlerce inceleme yapmışlar. Japonlar daha ilk incelemede camilerin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Bunun üzerine, bu iki cami üzerine yoğunlaşmışlar. Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minarelerin ise çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşler. Daha derin araştırma yapmak için Edirne’ye, Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi’ne gitmişler. Selimiye’nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Japonya’ya döndüklerinde ise Sinan’ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan’ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler. Yani şuan gelişmiş ülkelerin gökdelen yapımında kullanıldıkları çoğu sistem, yüzyıllar önce Sinan’ın geliştirdiği mekanizmalarmış. Mimar Sinan’ın Selimiye Camii’nin kubbesini o genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı 5. bir işlem yaratarak çözdüğü söylenir. Ayrıca minarelerin şerefelerine çıkanların yolda birbirlerini görmemeleri ise büyük bir dehanın ürünüdür. Almanlar aynı sistemi meclislerinin önündeki dev kürede kullanmışlar. Mimar Sinan bu sistemi 2 metre çapındaki minarelere yüzyıllar önce monte edebilecek bir dehadır. Almanların dehası ise, o çirkin metal yığınına Selimiye’den fazla turist çekebilmelerindedir.
  3. Mimar Sinan’ın zamanında ve öncesinde söylenen bazı sözlerse Sinan’ın dilinden şöyle yansır: Avrupa’nın mimar geçinenleri “Ayasofya kubbesi gibi büyük bir kubbe İslam Âleminde yapılmamıştır. Müslümanlara karşı galebemiz vardır” derlerdi. Yanlış görüşlerince o kadar büyük bir kubbeyi durdurmak son derece zordur. “Benzerini yapmak mümkün olsa yaparlardı” dedikleri bu zavallının yüreğinde bir ukde olup kalmıştı. İşte bu sözler Sinan’ın içindeki kıvılcımı ateşler, yine kendi ifadesiyle “Ayasofya kubbesinden altı zira daha yüksek ve çevresini dört zira daha geniş” olan kubbeli eseri Selimiye Camisi’ni yapar. Cami yapıldıktan sonra ne yaptıran 2. Selim ne de Mimar Sinan cami içerisinde “Ey Justinyanos! Seni yendim!” diye bağırmamışlardır. Ve yine latif bir hatıradır ki 2. Selim Mimar Sinan’ı Ayasofya’nın tadilatı için görevlendirir. Sinan önce kubbede tadilat yapar ve daha sonra Ayasofya’ya minare yaptırır ve der ki “Ayasofya elbette ki çok ihtiyarlamıştı, yaptırdığım minareler ile kollarının arasına iki baston koymuş oldum, böylelikle Ayasofya da kıyamete kadar baki kalacaktır.”
  4. Tek parçadan olan 25 basamaklı şahane bir minber karşımıza çıkar. 2. Selim, Sinan’dan minberin altın yapmasını ister. Sinan ise “Padişahım! Bu devirde altının alıcısı çoktur. Bir bıçak tedarik edip az zamanda bu minberi harap eder çalarlar. Ben öyle bir minber yapayım ki altından kıymetli olsun.” Der.
  5. Caminin kubbesinin tek olması; Allah’ın tek olduğunu kubbesinin geniş olması; Hıristiyan mimarlara galip gelindiğini, caminin pencerelerinin 5 kademeli oluşu; İslam’ın 5 şartını, vaaz kürsülerinin 4 tane oluşu; İslam’da 4 tane mezhebin hak olduğunu, Selimiye Külliyesi’nin 32 tane kapısının olması; İslam’ın 32 farzını, arka 114 minarelerde 6 yolun olması; imanın 6 şartını, minarelerinde 12 şerefe olması; camii yaptıran padişahın 12. padişah olduğunu sembolize etmektedir.
  6. Muhammed’i rüyasında gören padişah II. Selim, Peygamberin emri üzerine onun rüyada işaret ettiği, bugünkü cami alanının bulunduğu yere bir cami yaptırmaya karar vermiştir. Ancak tarihçiler, İstanbul’da cami ihtiyacı olmadığı için Edirne’de yapıldığını düşünürler. İnşaat hızla ilerlemekte iken, Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan’ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra, Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Sultan Selim, inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş: “Tez getirin Sinan’ı” diye buyruk çıkartmış. Sultan Selim bu; tüm saray eşrafı korkudan tir tir titriyor, Selim’in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim “anlat” demiş sadece, gözlerinde şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu celladın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş: “Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu” demiş. Sultan Selim, eliyle cellada dur işareti vermiş ve Mimar Sinan’ın dehası karşısında diyecek bir şey bulamamış. (Canan Baştemur-Dok.Tez.)