Selçuklu Başkenti: Konya Gezi Rehberi

(0 oy) 0/5 26
Yorum Yaz


Tarihe tanıklık etmiş olan Konya ili birçok kültürü bünyesinde barındırmaktadır. Selçuklu Devletine ve Karamanoğullarına başkentlik yapmış olması bu şehrin kültüründe büyük etkilere neden olmuştur. Birçok Saray ve Hanlar Konya şehri çevresinde kurulmuş ve tarihi değer olarak bir kaçı günümüze kadar ulaşmıştır. Selçuklu başkenti Konya gezi rehberi yazımızda bunların önemli bir kısmına yer vereceğiz.

Sille Antik Kenti

Sille Konya’nın 8 km kuzeydoğusunda antik bir Rum yerleşkesi olarak kurulmuştur. Burada Rumlar, Ortodoks Türkler ve Selçuklu devletinden sonrada Müslümanlar bir arada yaşamışlardır. Sille doğal güzellikleri, havası, otantik mimari dokusu ve köklü bir kültür birikimi ile tarihe geçmiştir. Sille turizm açısından başta Hristiyanlık döneminden kalma kilise ve manastırlar, Selçuklu ve Osmanlılardan kalma camiler, çeşmeler, köprüler ve hamamlar ile otantik bir mimari potansiyeli içinde barındırmaktadır.

Sille yöresinde günümüze kadar sistematik ve detaylı bir arkeoloji kazısı yapılamamıştır. Sayısı çok olmayan bir takım araştırmalar ise sadece belli merkezler üzerinde yapılmış ve bunlarda fazla derin olmayan araştırmalardır. En kapsamlı çalışma Prof. Ramsay tarafından yapılmıştır. Bu arkeolojik kazı ve incelemelerde Frig’ lere ait çok kıymetli materyaller gün ışığına çıkarılmıştır. Anadolu’daki Hitit egemenliğine son veren Frig’ler, bıraktıkları tümülüs, kaya mezarları ve boya ocakları ile dikkati çekerler. M.Ö 7.yy ve 8.yüzyıllarda Konya ‘Kawania’ adıyla bilinen Frig kenti konumundaydı. Konya’nın kuzeyinde bulunan Sızma köyü kazıları, bu konuda çok önemli sonuçlar ve belgeler vermiştir. Sille çevresinde yapılacak arkeolojik araştırmaların, Frig öncesi devirlere ve prehistorik dönemlere ait ilmi materyallerin elde edilmesine yarayacağına inanılmaktadır. Ayrıntılı bilgi için Bkz: Sille Köyünde tarihi ve kültürel bir gezi

Çatalhöyük

Çatalhöyük ilk kez 1958 yılında James Mellaart’ın Konya ovası yüzey araştırmaları sırasında bulunmuş ve Ankara’daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsünün desteğiyle yine James Mellaart tarafından 1961-1965 yılları arasında ilk kazı çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Yakın Doğu’nun bilinen en büyük yerleşmelerinden biri olan, yaklaşık 3000-8000 kişilik bir nüfusu barındıran Neolitik Çağ yerleşmesinde ortaya çıkartılan, başta duvar resimleri ve kabartmalarından oluşan sanat eserleri Çatalhöyük’ün dünya çapında tanınmasına neden olmuştur. Çatalhöyük’te 1965 yılından 1993 yılına kadar kazı çalışması yapılmamış, 1993 yılına gelindiğinde ise Stanford ve Cambridge Üniversitelerinden Ian Hodder’ın önderliğinde, uluslararası bir ekip tarafından höyükte ikinci dönem kazıları başlamıştır. Yaklaşık 25 yıl sürmesi planlanan bu yeni proje, Neolitik Çağa tarihlendirilen Doğu Çatalhöyük (yaklaşık M.Ö. 7400-6000) ile Kalkolitik Çağa tarihlendirilen Batı Çatalhöyük’ü (yaklaşık M.Ö. 6000-5500) kapsamaktadır.

Çatalhöyük’te ki konutlar 20-30 m2 olan dikdörtgen bir ana mekân ile ona bitişik 5-6 m2 bir ev veya iki depo alanında oluşmaktadır. Komutlar tümüyle tek katlı olarak kil saman karışımı güneşte kurutulmuş kerpiçten inşa edilmiştir. Kimi evler kutsal tapınma amaçlı inşa edilmiştir. Su gereksinimi ve atıkların dışarıya tahliye edilmesi için gerekli kanallar yapılmıştır. Konutlara giriş çatıdaki delikten aşağıya merdiven sarkıtılarak gerçekleşmektedir.

Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler bize ana tanrıça kültürünün (tapınma) başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler vermektedir. Pişmiş toprak ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasında değişen büyüklüktedir. Şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilmişlerdir. Bu özellikleri bolluk ve bereketi temsil etmeleri nedeniyledir. Çatalhöyük’te ele geçen alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak, baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası olarak kullanılan bilezik ve kolyelerdir.

İvriz Kaya Anıtı

Konya’nın Ereğli ilçesine yaklaşık 20 km mesafede bulunan İvriz Kaya Anıtı, Hitit döneminden kalma bir anıttır. Geç Hitit dönemine ait ve Tuwana kralı Warpulowas tarafından M.Ö. VIII. Yüzyılda yaptırılmış olan anıt, Tarhundas ile ibadet eden Kral Warpulowas figürlerinden oluşmaktadır. Kayaya yapılmış bu figürlerin arka kısmında ise Hit it hiyeroglif yazısıyla: “Ben hâkim ve kahraman Tuwana kralı Warpulowas. Sarayda bir prensken, bu asmaları diktim Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin.” Deniliyor.

Kilistra Antik Kenti

Kilistra antik kenti, Konya’nın 49 km güneybatısında Hatunsaray beldesine bağlı Gökyurt köyündedir. Yapılan arkeolojik çalımalar sonucu Kilistra’da Helenistik ve Roma çağında (M.Ö. 2. yy-M.S. 3. yy) yerleşimin başladığı tespit edilmiştir. Kazı esnasında bulunan Roma devri bir mezar yazıtında Kilistra adı geçmektedir.

Roma devrinde Hristiyanlığı kabul etmiş Kilistra halkının Paganist (putperest) kitlelerin ve yağmacıların yoğun saldırılarına dayanamayarak çevresinde bulunan ve saklanmaya elverişli dağlık kesimleri seçtikleri görülür. Kurulan bu saklı kentlerden en önemlisi Kilistra’dır.

Kilistra’da (Lystra) etrafı tüf kayadan oyulmuş mekânların yer aldığı, bugünde Paulus önü olarak bilinen bir alan yer almakta, Aziz Paulus’un bu alanda insanlara seslendiği bilinmektedir. Haberci Paulus’un Barnabas ile geldiği ilk gezisinde Konya’da verdiği vaazı sinagogun karşısındaki evin penceresinde kendisini dinleyen güzel Theakla, bekâretini koruması, kutsal yola kendisini adaması, bu uğurda Romalılardan işkence görmesi, ölüme mahkûm edilmesi nedeniyle kutsanmış ve Azize makamına erişmiştir. Konyalı Azize Theakla’nın yanı sıra Lystra’da(Hatunsaray) hayatını kurtaran, onu tedavi eden Musevi ailenin çocuğu olan Timoteos, Paulus’un en seçkin yardımcıları arasına katılmıştır. Timeteos Efes Piskoposu, Azize Theakla’da Hz. Meryem’in yolunda kendini dine adayan kutsal bakire olarak yerini almıştır.

Kilistra antik kenti erken Bizans devrinde doğal kaya oluşumuna paralel beş ayrı mevkide kurulmuştur. Kaya oyuğu yerleşimi şeklindeki kentin kuruluşunda ve yapılaşmasında gizlilik esas alınmıştır. Geriden bakıldığında doğal bir kaya gibi görünen yerleşme yerlerinin iç kısımları geniş mekânlar halinde oyulmuş, aydınlatma ve havalandırma kamufle edilmiş mazgal açıklıklarla sağlanmıştır. Mimaride dini yapılara (şapel ve kilise) sosyal amaçlı yapılara (mesken, sarnıç, çeşme, şaraphane…) savunma ve güvenlik amaçlı yapılara (gözetleme kulesi, garnizon ve sığınaklar) rastlanmaktadır. Kentte iki adet manastır, on şapel, kırk dört oda mezarı, yüz elliye yakın açık mezar, yedi sarnıç, şaraphaneler ve çeşitli sivil mimari yapılar tespit edilmiştir.

Kilistra adına, biri Konya’da (MS 4. yüzyıla ait), diğeri 1998’de yapılan kazı sırasında Söğütlü Deresi’ndeki şıra hanenin eşiğinde bulunan iki ayrı mezar yazıtında rastlanmıştır. Özellikle şıra hanede sonradan eşik taşı olarak kullanılmış Latince yazıtın bulunuşu, hem Kilistra’nın yerinin kesinleşmesi, hem de bu antik kentin MS 1. yüzyılda mevcut olduğunu kanıtlaması açısından önem taşıyor. Şıra hanede bulunan yazıtta şu ifadeler yer almaktadır: “Gaius’un oğlu Gaius Petronius, Quirina aşiretinden, Kilistra şehri vatandaşı, 7. Legion’un emekli askerlerinin şefi, 2 kere nişan aldım: Kolyeler ve bilezikler ve madalyalar. Oğlum Gaius ve Petronius ve yeğenim Lucius Petronius için bu mezar anıtının yapılmasını vasiyetnamemde emrettim.” Bu durum yazıtta geçen kişinin Quirina aşiretinden olduğunu belirtmesi Roma imparatoru Augustus’un komutanlarından Quirunus’un da Kilistralı olduğunu düşündürmektedir.

Kilistra’da konaklamak isteyen turistler için grup konaklamasına elverişli bir Köy Konağı vardır. Köy Konağı eski Halkevi binası restore edilip üstüne bir kat daha eklenerek modern hale getirilmiştir.

Sille Aya Eleni Kilisesi

Sille merkezine 8 km uzaklıkta bulunan kilise, M.S. 327 yılında Bizans İmparatoru Constantinus döneminde yapılmıştır. Bizans imparatoru Constantin’in annesi Helena, hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramıştır. Yolda ilk Hristiyanlık dönemlerine ait oyma mabetlerini görmüş ve Sille’de bunlara benzer bir mabet yaptırmaya karar vermiştir. Kilise Mikail Arhonkolan ismine yapılmıştır.

Konya-Aziz Pavlus Kilisesi

Aziz Pavlus, Anadolu’ya yaptığı ilk misyonerlik gezisi esnasında Ikonium’ya (Konya) gelmiştir. Buraya gelen Aziz Pavlus İncili tanıtmaya başlamıştır ve gayet dindar bir Hristiyan toplumunu oluşturmuştur. Yahudilerin düşmanlığı kendisinin bir müddet sonra oradan uzaklaşmasına neden olmuştur. Yine de topluma cesaret vermek ve iyiliğe teşvik etmek üzere daha sonra birçok kez oradan geçmiştir. 1910 yılında Aziz Pavlus adına Konya’da Hristiyan cemaatinin ibadetlerini gerçekleştirmeleri için kilise inşa edilmiştir. Fransız ailelere dini yardım ve destek veren Assomptionistes rahipler tarafından yaptırılan kilise Konya’da ayakta kalabilen tek kilisedir.

Bugün de kilise olarak işlevini sürdüren Aziz Pavlus Kilisesi gotik mimari tarzda olup apsisinin kubbe kasnağında “Aziz Pavlus Tanrı Seni Seçti” anlamına gelen Latince bir yazı bulunmaktadır.

Alaaddin Camii ve Selçuklu Sultanlar Türbesi

Konya’daki mabetlerin ilki veya ilk yapılanlarından birisi bu camidir. 1155 yılında Sultan Mesud devrinde yapılan minberinden de anlaşılıyor ki caminin ilk yapısı bu dönemdedir. Fakat daha sonraki tarihlerde genişletilmiş, tamir edilmiş ve hayli büyütülmüştür. Ortada ki mihrabın ardında ki kısım, ilk inşaata ait kısımdır. Bu kısım nispeten küçük olmasına rağmen XII yüzyıl ortalarında Konya kalesinde ve yakın çevresinde 2-3 bin kişilik nüfusa cevap verebilmekteydi. XIII yüzyılda İzzeddin Keykavus tarafından tekrar tamir ettirilmiş ve onun ölümünden sonra kardeşi Alaaddin Keykubad mabede yaklaşık bugün ki görünümünü kazandırmıştır.

Eser “Alaaddin Tepesi” adı ile anılan ve şehrin akropolini oluşturan höyüğün kuzey-doğu yamacında yer almaktadır. Camii ve iki türbeden oluşan bir külliye konumundadır. Bulunduğu tepenin hemen kuzey-batı köşesinde ve camiye birkaç metre mesafede Selçuklu Sarayı’nın kalıntıları yükselmektedir. Caminin kuzey avlu duvarında bulunan Arapça kitabede şu ifadeler yer almaktadır:

“Bu mübarek caminin tamamlanmasını, müminlerin emirinin burhanı, azametli sultan fetih babası Kılıçaslan oğlu şehit sultan Keyhusrevin oğlu Alaaddin Keykubat emretti.” Bu kitabeden de kesin olarak anlaşılıyor ki caminin tamamlanması Alaaddin Keykubat ile gerçekleşmiştir.

Alaaddin Camii’nin avlusunda iki adet türbe bulunmaktadır. Bunlardan birincisi II. Kılıç Arslan’a ait olup sağlam vaziyettedir. İkinci türbe ise I. İzzettin Keykuvas’a ait olduğu kabul edilmekte ve tamamlanamadan yarım bırakılmıştır. II. Kılıç Arslan türbesi Anadolu Selçuklu türbelerinin en büyük, görkemli ve anıtsal örneğini teşkil etmektedir. II. Kılıç Arslan türbesinde, I. Rükneddin Mesud, II. Kılıç Arslan, I. Gıyaseddin Keyhüsrev, II. Rükneddin Süleyman, III. İzzettin Kılıç Arslan, I. Alaeddin Keykubad, II. Gıyaseddin Keyhüsrev, IV. Rükneddin Kılıç Arslan ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev sultanlarının sandukaları bulunmaktadır.

Selimiye Camii

Mevlana müzesinin batısında bulunan Selimiye Camisini Sultan II. Selim şehzadeliği sırasında 1558 yılında yaptırmaya başlamış ve padişah olduktan sonrada 1570 yılında tamamlanmıştır.

Camii Osmanlı klasik mimarisinin Konya’daki en güzel eserlerindendir. Kuzeyinde altı sütuna istinat ettirilmiş yedi kubbeli son cemaat yeri ve cümle kapısı mevcuttur. Son cemaat yerinin sağ ve solunda tek şerefeli iki minaresi bulunmaktadır. Ahşap kapı kanatlarından sağdakinde “Mescitti Mümin, suda balık gibidir.” ibaresi mevcuttur.

Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi

Şems Türbesi, Selçuklu türbeleri tipinde olup üzerini kurşunlu piramit bir küllah kaplamaktadır. Altında cenazelik bölümü bulunmaktadır. Hz. Mevlana’nın yakın dostu Şemsi Tebrizi Hazretleri, Konya’da öldürülmüş ve gizlice bugün ki türbesinin bulunduğu yere gömülmüştür.

İlk yapının 13. Yüzyılda yapıldığı ileri sürülmektedir. Bugünkü yapı 1510 yılında Abdürrezakoğlu Emir İshak Bey tarafından mescidle birlikte elden geçirilmiş ve genişletilmiştir.

Karapınar II. Selim Camii

Konya ilinin Karapınar ilçesinde bulunan cami 1563 yılında Sultan II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Külliye halinde kurulan yapı, cami, imaret, bedesten, han ve hamamdan oluşuyor. Caminin çevresindeki külliyenin yapılma amacı İstanbul – Bağdat posta ve ticaret yolunun güvenliğini sağlamaktır. Yapılan bu külliye çok sistematik bir şekilde imar edilmiştir.

Hamam günümüzde müze olarak kullanılırken, bedesten çarşı olarak han da kafeterya olarak kullanılmaktadır. Caminin kapısı, hanların kapısı ve çeşme aynı hizadadır. Caminin kapısından çeşme çok rahat görülmektedir. Hanın kuzeyden güneye uzunca bir avlusu ve dört tarafa açılan bir kapısı vardır. Kapılar ve hanlar kesme taşlarla yapılmıştır. Bu taşlar birbiriyle çok sıkı birleştirilmiştir. Hanların içine aş evi, ambar, imarethane, at ahırı, dinlenme odaları gibi binalar yapılmıştır.

Hacıveyiszade Camii

Konya’nın yetiştirdiği en önemli din bilginlerinden olan Hacı Veyiszade’nin adını taşıyan Caminin yapımına 1988 yılında başlanmıştır. Şehir merkezinde yer alan ve caminin yanı sıra Yayım, Misafirhane, Müftülük gibi ek tesisleri de barındıran cami, on bin kişilik kapasiteye sahip. Üçer şerefeli olarak yapılan iki minaresi, 78 metre yükseklikle bölgenin en uzun minareleri olma özelliği barındırıyor.

Mevlana Müzesi Kompleksi

Bugün müze olan Mevlana dergâhının yeri Alaaddin Keykubat’a ait bir gül bahçesiydi. İlhanlı Emir Pervane tarafından dört fil ayağına istinat eden piramit şekilli türbe yapılmıştır. Türbenin ilk mimarı Bedrettin Tebriz’idir. Müze’nin avlusuna ilk girişte iki tarafta uzanan derviş odaları bulunmaktadır. Müze odaları Osmanlı üslubunda III. Murad tarafından yaptırılan mutfak eşyaları, kullanılan malzemeleri, manken dervişleri ve kıyafetleri ile eskiyi canlandırır halde düzenlenmiştir. Sol kısımda değişik tarihi eserlerin sergilendiği odalar bulunmaktadır. Tilavet odasından geçildikten sonra türbelerin bulunduğu bölüme gelinir ve bu bölümde, Mevlana, babası, oğulları ve torunları, müritleri de dâhil toplam 55’i bulan sanduka vardır. Koridorun sol tarafında ise 6 Horasan erinin sandukası dizilmiştir. Müze dışından görünen yeşil kubbe, Mevlana’nın sandukası üzerinde yer almaktadır.

Semahane ve mescidin kubbe ve duvarlarında yer alan sıra ve pencereler içeriye ferah bir görüntü kazandırırlar. “Şeriat” ve “Tarikat” sembolleri olan bu iki mekânın arasında ingin bir süs duvarı mevcuttur. Bunun süslü, az yüksek ve kapılı olması, “Şeriat” ile “Tarikat” birliğini ve beraberliğini de sembolize eder gibidir. Her iki mekândaki vitrinlerde Mevlâna yakınları ve Mevlevîlere ait nadide eşyalar, folklorik, etnografik malzemeler sergilenmektedir.

Yıllık 2.337.850 ziyaretçisi ile Mevlana Müzesi Türkiye’nin en çok ziyaret edilen üçüncü müzesi konumundadır.

Nasreddin Hoca Türbesi

Nasreddin Hoca, 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğmuştur. Medrese eğitimi görmüş ve babasının ölümünden sonra Hortu köyünün imamı olmuştur. Nasreddin Hoca Hazretleri farklı kişiliği ile halk arasında çok sevilip sayılan biriydi. Halk çok sevince ünü bölge sınırlarını aşmıştır. Her yaptığı işte ve sözde bir nükte ve ders bulunmaktadır.

Ünlü halk filozof ve mizah ustası, parlak zekâsı ve hazır cevaplılığı ve ahlaki hikâyeleri ile ünlü dünyaya yayılmış bir veli olan Nasreddin Hoca’nın türbesi Konya’nın Akşehir ilçesinin doğusunda kendi ismi ile anılan mezarlıktadır. Mermer sandukasının başucunda gülmece ustasının yaşamını simgelemek üzere, Hicri 683 olan ölüm tarihi, tersten 386 olarak yazılmıştır.

Şerafettin Camii

Hükümet konağının güney cephesindedir. Camii ilk defa XII. Yüzyılda Şeyh Şerafettin tarafından yaptırılmış 1336 yılında tamamen yıktırılarak Çavuş oğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Camii gövdesi kesme taşlardan büyük bir kubbe ile örtülmüştür. Kubbeyi 10 fil ayağı tutmakta, güneyinde bir yarım kubbe ile desteklenmektedir. Mihrabın bulunduğu kısmı dışarıya taşmaktadır. Güney kısmı hariç diğer yönlerdeki ikinci kat mahfelleri bulunmaktadır. Camii iç yazı ve nakışlarla donatılmıştır. Mermer işlemeli mimber ve mihrabı takdire değer bir sanat eseridir. Sonradan ilave edilmiş tek şerefeli bir de minaresi vardır.

Karatay Medresesi

Karatay Medresesi, 13. yüzyılın tam ortasında (1250-1252), Anadolu Selçuklu sultanı 2. İzzeddin Keykavus döneminde, devlet ve bilim adamı, aynı zamanda vezir olan Celaleddin Karatay tarafından, felsefe ağırlıklı bir yüksekokul olarak yaptırtılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Medrese yüzyıllar içerisinde değişik dönemlerde onarımlar görmüştür. 19.Yüzyıl sonrasında eğitime son verilip terkedilmiş duvarları ve öğrenci hücreleri yıkılmış yok olmuştur. Girişteki anıtsal kapının alınlığında iç içe geçmiş beyaz ve gri mermerlerin yontu biçimleri dikkatle incelenirse, karşılıklı konuşan (ağızları açık) insan kafalarının stilize edildiği görülecektir.

İnce Minareli Medrese

Anadolu Selçuklu Devletinin baş vezirlerinden olan Sahip Ara Fahrettin Ali tarafından 1260-1265 yılları arasında yaptırılmış olup küçük bir medresedir. Adını giriş kapısının ve ana cephenin hemen yanında yer alan, yarısı yıkılmış minaresinden almaktadır. Yazılı kaynaklara göre yüzyılımızın başın da bir fırtına esnasında düşen bir yıldırımla yıkılan bu minare, daha önceleri iki şerefeli ve çok uzun olduğu için “ince minare” diye anılırdı. Medresenin Selçuklu taş oymacılık sanatının tartışmasız başeserlerinden biri olma özelliğini taşıyan anıtsal kapısı birçok özelliğiyle alışılagelmiş Selçuklu anıtsal kapılarından çok farklı ve muazzam bir işlemeye sahiptir.

Konya gezi Sırçalı Medrese

Sırçalı Medrese II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246) döneminde Bedrettin Muslih tarafından Hanefi mezhebine göre hareket eden fıkıh âlimleri ve talebeleri için yaptırılmıştır. Özellikle Hukuk eğitiminde uzmanlaşarak Selçuklu Devleti’nin yargıç ve savcılarının yetiştirilmesi için kurulmuştur. Daha sonra Osmanlı döneminde de bu eğitim özelliği ile faaliyetini sürdürmüştür. 1924 yılında Tekkelerin kapatılması ile Sırçalı Medresesi de kapatılmıştır. 1960 yılında iki katlı ve açık avlulu medrese için onarımlar yapılarak yeniden kazanılmıştır. (Levent S. Göktaş-YLT)