Rüya nedir

(5 oy) 3/5 373
Yorum Yaz


Sözlüklerde Rüya

Rüya kelimesi sözlüklerde “Düş” başlığı altında incelenmektedir. Sözlüklerde:

“Uykuda görülen şey” “Bir kişinin uyku sırasında zihninden geçen hayâl dizisi”

“Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütünü”

“Uyurken zihinde beliren hayaller ve düşünceler” şeklinde tanımlar yapılmaktadır.

Dinî Kavramlar Sözlüğünde rüya nedir sorusu  için “Görmek anlamına gelir; terim olarak, düş, uykuda görülen şeyler” açıklamalarına yer verilerken, rüyaların içeriği hakkında “Uykuda görülen şeyler, gerçeğe işaret olabileceği gibi, gerçek dışı şeyler veya uyanık iken zihnini meşgul eden şeyler, arzu edip de ulaşamadığı şeyler de olabilir.” şeklinde bilgiler verilir.

Ezoterik Sözlüğünde rüyaların “Uykunun REM safhası sırasında oluşan bir bilinç aktivitesi oldukları, bilinçaltı tabakalarına önemli bir giriş sayıldıkları” belirtilir.

“Uykuda hızlı göz hareketlerinin ve rüya görmenin söz konusu olduğu döneme verilen addır

Felsefe sözlüklerinde düşlerin “Uyurken zihinde beliren olayların tümü” ve “Uyku sırasında oluşan, bilincin ve iradenin denetiminden bütünüyle bağımsız bir biçimde oluşan ruhsal hayaller” oldukları kabul edilir.

Sevgili burclar.net okurları Voltaire, hazırladığı Felsefe Sözlüğünde rüyalar için şu bilgilere yer verir; “Oradan oraya dönüp dolaşan gölgelerle zihinleri oyalayan düşleri, ne tanrı sunakları, ne de yüce güçler gökten gönderir. Herkesin düşü kendi malıdır. Düşler her zaman için büyük bir baş inan konusu olmuştur. Bundan daha doğal bir şey de olamazdı. Sevgilinin hastalığına çok üzülen bir insan, düşünde onu ölüm halinde görür. Ertesi gün de sevgilisi ölür. Demek ki tanrılar onun ölümünü kendisine haber vermişlerdir.”

Psikoloji sözlüklerinde rüyaların “Uykuda iken imajların canlanması ile meydana geldikleri” belirtilir ve “Uyku esnasında ortaya çıkan ve birbirleriyle bağıntılı ya da bağıntısız olarak algılanan görüntüler bütünü” ; “uykusu sırasında gözlenen öykümsü imajlar” gibi benzer tanımlar yapılır.

Tasavvuf Terimleri Sözlüğünde rüya; “Uyku halinde zihinde beliren düşünceler ve olaylar. Rüya ölümün kardeşidir, ölümle malum olan hususların bazıları rüya ile de malum olur.” açıklamalarına yer verilir.

Ansiklopedilerde Rüya

Ansiklopedilerde rüyalar için birbirine yakın tanımlar yer alır. Rüya kelimesi için; “Bir kimsenin uyku sırasında zihninden geçen hayal dizisi, düş” (Meydan Larousse 1969: X, 782); “Uyku sırasında görülen şey, düş” (Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi 1977: VII, 369); “Uyku esansında görülen hayaller dizisi” (Yeni Türk Ansiklopedisi 1985: IX, 3307); “Düş olarak da bilinir, uyku sırasında canlı, çarpıcı, görsel ve işitsel varsayılarla (halüsinasyon) ortaya çıkan yaşantı” (AnaBritannica 1986: XVIII, 558); “Uyku sırasında zihinde ortaya çıkan ve bir kısmı belleğe kaydedilen ruhsal olay” (Büyük Larousse 1992: XIX, 10004) gibi tanımlar yer alır.

Bilim Adamları ve Düşünürlerin Eserlerinde Rüya

Rüya; biyoloji, fizyoloji, psikoloji, din, felsefe, tasavvuf ve edebiyat gibi birçok ilmi disiplinin ilgi alanına giren önemli problemlerden birisidir. Bu yüzden her bilim dalı rüyayı, kendi ilmi prensipleri doğrultusunda açıklamaya çalışır.

Bilim dünyasında rüyaların biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yönleriyle ilgili birçok çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda rüyaların çeşitleri ve nitelikleri uzun uzadıya anlatılmış ve örneklendirilmiştir. Yapılan çalışmalarla çeşitli kuramlar geliştirilmiştir. Bu kuramlar, rüyaların biyolojik açıdan oluşumlarını, beslendikleri kaynakları, işlevlerini, insan yaşamına etkilerini, etraflarında oluşan kültürel dairenin sınırlarını açıklamaya çalışırlar. Oluşturulan kuramların bazıları rüyalara biyolojik yaklaşımlar sergiler. Biyolojik kuramlar, daha çok rüyaların oluşumunu izah etmeye çalışırlar. Günümüze kadar sırrını koruyan rüyalar hakkında, İslam ve Batı dünyasının düşünürleri çeşitli felsefi açıklamalarda bulunmuşlardır. Psikolojinin gelişmeye başlamasıyla, bilim adamları rüyaların insan bilinciyle ilişkisini ortaya koyan çeşitli kuramlar geliştirmişlerdir.

Rüyalara Biyolojik Yaklaşımlar

Rüya ve uyku hakkında yapılan çalışmalar çok eskilere dayanır. Sevgili burclar.net okurları bilimsel veriler olsa da uyku ve rüya hakkında yapılan çalışmalar yıllar içerinde farklı sonuçlar vermiştir. Eski çağlardan H. Bergson’a kadar, rüyaların uyuyan beyin üzerine çarpan dış uyaranlar sebebiyle meydana geldiği görüşü benimsenmiştir. Hipokrat’tan Platon ve Aristo’ya kadar uzanan görüşler, meseleyi daha çok psikolojik açıdan ele almıştır. 1815’de Maine de Bran’ın, Uyku, Rüyalar ve Sembolizm Hakkında Yeni Mülahazalar adlı eseri, rüya hakkındaki görüşleri çeşitlendirir. Buna göre, rüyalar hayallerin pasif birer şekilleridir. H. Bergson, uyumayı dış dünyadan ilgiyi kesmek olarak nitelendirir.

Eski çağlardan bu yana, uyumanın fiziksel olarak vücudu dinlendirdiği düşünülmüştür. Kasların, dinlenirken de gevşediği ve vücudun uykuda hareketsiz olmadığı tespit edilince, uykunun fiziksel rahatlamadan çok ruhsal rahatlamayı sağladığı kabul edilmiştir. Bu görüşe göre, uykudayken insanın en önemli ve hareketli organı olan beyin kapanır. Kısa bir zaman sonra beyin dalgalarının uykudayken de izlenebilmesiyle bu görüş de geçerliliğini yitirir. Bu konuda birçok deney yapılmıştır. İnsan ilişkileri ve dolayısıyla dış dünya ile etkileşim azalınca uykuya daha az ihtiyaç hissedildiği fark edilmiştir. Son bilimsel araştırmalar, uykunun hem bedenin hem de ruhun dinlenmesi için önemli olduğunu gösterir. Uyku, dış dünyaya olan duyarlılığın ve farkında oluşun azaldığı bir durumda faaliyetsizlik halin geri dönüşü sayılabilir.

Teknolojinin ilerlemesiyle beraber H. Berger, 1920’de beyin hücrelerinin faaliyetinden doğan elektrik akımlarını tespit etmiştir. Bunlara Alfa ve Beta isimleri verilir. Elektrikli aletlerin gelişmeye başlamasıyla Delta gibi birçok dalga bulunur. Bu dalgaların kaydedilebilmesi için başın değişik noktalarına elekrotların bağlanmasıyla dalgalar elektroensefalograma, kısaca EEG’ye dönüştürülür.

EEG’ler kişinin ne zaman rüya gördüğü hakkında ipuçları verir. Normal uyku süresinde ortalama her 89 dakikada bir, Delta ritmi dalgalar yerine Alfa ritminde dalgalar ortaya çıkar ve bunlar bir müddet sonra kaybolarak yeniden Delta ritmi devam eder. Rüyaların, her 89 dakikada bir ortaya çıkan bu Alfa karakterindeki dalgalar esnasında görüldüğü tespit edilmiştir. Uyuyan birinin göz hareketleri, göz kapağı üzerine ve göz kasları hizasına yerleştirilmiş bulunan elektrotlarla EEG üzerinde kaydedilebilir.

Beyin dalgaları, uykunun farklı düzeylerini gösterir. Uykunun altı farklı düzeyi vardır. A en hafif uyku düzeyini gösterir ve B, C, D, E ve F ise derinleşen uyku düzeyleri için kullanılır. Altı düzeye bağlantılı iki çeşit uyku vardır. Bunlar REM (Rapid eye movement, Hızlı göz hareketi) ve NREM (non-REM, Yavaş göz hareketi) olarak tanımlanır. NREM, sessiz uyku olarak bilinir ve birkaç düzeyi vardır. İlki 90 dakika sürer. Bunu 10 dakikalık bir REM durumu takip eder. Araştırmacılar REM durumundaki birisini uyandırınca, denek genellikle rüya gördüğünü söyler. REM, esnasında eller ve kollar hareketsizdir. Kan basıncı ve kalp atışları artar. Gözler, göz kapaklarının altında hareket eden bir şeyi takip eder gibi hızla sağa ve sola hareket eder. Göz hareketleri en çok derin REM uyku olan F düzeyinde artar. REM durumda geceleri sık sık uyandırılıp rüyadan yoksun bırakılan insanlar çabuk kızıp, sinirli ve huzursuz olurlar. Uyku sırasındaki bu fiziksel değişimler, rüyanın ne zaman ve hangi aralıklarla görüldüğünün bilgisini verir.

Rüyaların oluşumuyla ilgili yapılan çalışmalar, ilgili teorileri artırır. Rüyaların insan midesiyle ilgili ilişkisini ele alan Hartley, rüyaların sadece uyuyan insanların tasavvurları, faziletleri veya hayalleri olduğunu savunur. Rüyaların oluşumunu bir önceki günde edinilen izlenim ve fikirlere, mide ve beynin durumuna ve bileşimlere bağlayan Hartley, mide veya vücudun herhangi bir bölümünde oluşarak beyne nakledilen titreşimlerin rüyaya sebep olduğunu düşünür.

Son yıllarda rüyaları insan biyolojisiyle çözümlemeye çalışan bilim insanları, rüyaların insan genetiği ile ilişkisini belirlemişlerdir. Michel Jouvet, REM uykusunun, beyin sapındaki pons adı verilen bölgeden gelen sinyallerle başladığını ve rüyaların bireyin genetik hareket planını belirleyen işlevleri olduğunu savunur. REM uykusunun, genetik emirlerle günlük deneyimleri birleştirdiğini, bireyler arasındaki psikolojik farklılıkların REM uykusundaki genetik kodlardan kaynaklandığını düşünmektedir.

Rüyaların oluşumu hakkında birbiriyle çelişkili düşünceler ortaya atılmıştır. Rüyaların gizli arzuların ifadesi ve uykunun koruyucusu olduğunu savunan S. Freud ve diğer psikanalistler, yıllarca psikanalatik ve psikiyatrik düşünceyi yönlendirmişlerdir. Rüyaların, beynin bir bölümünden sinir sisteminin rastgele faaliyetleriyle oluştuğuna inanan bazı bilim adamları psikanalize karşı çıkmıştır. Sevgili burclar.net okurları bu grubun düşüncesine göre rüyalar, ruhsal bir anlam içermeden oluşurlar. Günümüzde ise rüyaların beyine ait olgular olduğu, yalnızca insanlarda değil tüm memelilerde görüldüğü bilgisi kabul edilerek çalışmalar devam etmiştir. (Mehmet S.ÇELEPİ-DT)

loading...
loading...