Petra antik kenti gezi rehberi

(0 oy) 0/5 102
2 Yorum


Petra antik kenti gezi rehberi hakkında bilgi sahibi olmak ister misiniz ? Evet dediğinizi duyar gibiyiz. O halde başlıyoruz. Sevgili okurlar dünyanın 7 harikasından birisi sayılan Petra antik kenti, Akabe Körfezi ile Lut Gölü arasında uzanan Vadi Araba’nın doğusunda yer alır. Başkent Amman’ın yaklaşık 350 km güneybatısında yer alan Petra’ya güneye giden üç otoyoldan hepsiyle ulaşmak mümkündür. Bölge, dağlarla çevrili açık bir vadide bulunmaktadır. Dağların arasından geçen yollar derin yarıkları izler. Resmi giriş yolu Sig’ten geçse de kuzey yönünden de giriş yolu vardır. Çölde oluşan taşkınlar sonucu, kayalardaki zayıf bölgeler (faylar) üzerinde dar geçitler oluşmuştur. Buradaki kayaların özellikleri, Nebatilerin Şehirlerini buraya kurmalarının nedenidir. Bu bölgedeki kayalar, taş oymacılığı için müsaittir. Ancak, üzerinde çalışılan kayalar 2000 yıldan sonra artık erozyon belirtileri göstermeye başlamıştır. Petra’daki kumtaşları alt Kretase döneminde oluşmuştur ve sarı, turuncu, kırmızı, gri, kahverengi ve leylak renklerindedir. Jeologlar tarafından Liesegang kuşağı (veya halkası) olarak adlandırılan bu renkli taşlar, bir zamanlar kayalardan akan mineral açısından zengin sularda bulunan çeşitli demir ve manganez alaşımlarının üst üste tortulaşması sonucu oluşmuştur. Bu taşların bazı örnekleri pervane şeklindedir, bazıları ise çapraz tabaka tortullarına çok benzemektedir.

Petra Antik Kenti Tarihçesi

Petra’nın özellikle kuzeyinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan buluntular kentin tarihinin demir çağına kadar uzandığını göstermektedir. Fakat kentin asıl tarihi Nebatilerle başlar. MÖ 7.yy sonlarından itibaren Arabistan’ın kuzeyinden bölgeye gelmeye başlayan yarı göçebe Nebatilerin kurdukları yerleşmelerden biri olan Petra, MÖ 2.yy’da kurulan Nebati Krallığı’nın da ilk başkentidir. Nebatilerin, kurdukları yerleşimler içinden Petra’yı başkent olarak seçmelerinin nedeni, Şehrin ticari önemidir.

Önceleri yarı göçebe bir Arap kavmi olan Nebatilerin çöl ortasında kurduğu bu vaha kenti, Baharat Yolu ve İpek Yolunun Akdeniz’e ulaşmadan önce kesiştiği bir noktadaydı. Aynı zamanda Perslerin hakimiyetinden uzak bir bölge olması nedeniyle Roma, Hindistan ve Çin’le ticaret yapan Nebatiler, Petra vahasında bir kervan Şehri kurmuşlardır.

Roma İmparatoru Trajan, önceleri sadece ticari ilişkiler kurduğu Petra’yı MS 106’da fethetmiştir. Bu tarihten sonra Şehir, Provincia Arabia adlı bir Roma eyaleti olmuş ve Basra’da bulunan bir Roma Lejyonu tarafından yönetilmeye başlanmıştır.

Petra Antik Kentindeki önemli eserler

Ticaret merkezi, zengin bir vaha kenti, bir başkent olan Antik Petra kenti, Nebatilerden ve Roma’dan sonra Bizans devrini yaşamış, Haçlı Seferleri’nden sonra önemini tamamen yitirmiş ve unutulmuş, 1812’de Şehri yeniden keşfeden İsviçreli kaşif J.W. Burckhardt’ın 1922’de anılarını yayımlamasıyla tüm Avrupalıların ve sanatçıların ilgi odağı olmuştur. Petra’daki Önemli Eserler: İki büyük tapınak kapısı hariç neredeyse tümüyle, demir oksit minerallerinin farklı renklerinin bulunması nedeniyle değişik renkler içeren kayalara oyulmuş bir kent olan Petra’nın adı da Taş anlamına gelmektedir. Antik Petra kenti bir diğer özelliği de kentin değişik bölümleri arasında kilometrelerce uzanan, kıvrılıp bükülen dar geçitleridir. Kum taşı kütlelerinin tektonik hareketler sonucu yarılmasıyla oluşmuş bu geçitlerin iki yanındaki kaya duvarlarının yükseklikleri yer yer 200 metreyi bulur. Petra’da hakim olan renk pembedir. Bu nedenle birçok kaynakta “Gül rengi Şehir” diye tanımlanır. Bütün anıtsal yapıların oyulduğu kum taşı yüzeyleri sarı, bakır, leylak, kül rengi ve pembe tonlarında, ama en çok gülkurusu ve pembe tonlarındadır. Petra’da bu rengarenk kum taşı kayalara oyulmuş 800’den fazla anıttan en önemlileri şunlardır:

Obelisk Mezar

Girişten hemen sonra başlayan uzun patika yol üzerinde solda Obelisk Mezar, sağda ise Cin (Djin) Blokları adıyla bilinen, Antik Petra Şehrini koruduğuna inanılan, küp şeklinde işlenmiş, devasa boyutlarda masif kum taşı blokları bulunur. Petra antik kentinde bunlardan yaklaşık 40 kadar vardır. Obelisk Mezar, adını cephesinin üst kısmında yer alan dört obeliskten (Dikilitaş) alır. Mısır etkisini yansıtan obeliskler Nebati cenaze geleneğinde oldukça geniş yer tutar. Yazıtından bir aileye ait olduğu anlaşılan yapıda beş tane mezar bulunmuştur. Obelisklerin ise buraya gömülmüş kişileri temsil ettiği düşünülmektedir. Beşinci kişi de obelisklerin arasındaki nişe yerleştirilmiş bir heykel ile temsil edilmiştir.

Al-Madras

Obelisk Mezar’ın yanından çıkılan bir patikayla, daha güneydeki Al-Madras isimli kutsal alana varılır. Nebati tanrısı Duşara’ya duaların edildiği ve adakların sunulduğu bu alan; adak Nişleri, sunaklar ve yazıtlarla doludur.

Sig

Obelisk Mezar’ın önündeki ana yolda biraz ilerleyince dar bir geçitle karşılaşılır. 3 km uzunluğundaki bu geçide Arapça’da dar geçit anlamına gelen “Sig” denilir. Burası suların oyduğu bir kanyon ya da eski bir nehir yatağı değil, kaya masifinin tektonik hareketler sonucu yarılmasıyla oluşmuş bir koridordur. Kayaların yüksekliğinin 200 m’yi bulduğu geçitte, genişlik yer yer beş metreye düşer. “Bab es-Siq” yani Sig’in giriş kapısı, Nebatiler döneminde anıtsal bir kemerle örtülüyken bugün kemerin yalnızca kalıntıları bulunmaktadır. Geçitte ilerledikçe kaya ve kült heykellerin konduğu nişlere rastlanır.

Hazine

Geçidin bitiminde gül rengi kayalara oyulmuş görkemli bir yapı bulunur. Hazine adıyla bilinen, benzerleri Pompei ve Herkülenyum’da bulunan Helenistik devir evlerinin duvar fresklerine benzeyen süslü cepheli bu mezar anıtının kaya yüzeyine oyulmuş iki katlı cephesi, antik çağ barok mimarisinin örneklerinden biridir. Bu anıtın yapım yılı tam olarak bilinmez ancak Nebati kralı III. Aretas için (MÖ 1. yy’da) yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir. Adını, korsanların buraya define sakladığını anlatan 19. yy hikayelerinden alan yapı, aslında bir anıt mezardır. Yüksekliği 40 m’yi bulan iki katlı yapının ikinci katında, kesik alınlığın ortasında 3,5 m’lik bir urna (kül muhafazası) bulunur. İçinde hazine olduğu sanılan bu dev taş vazo, definecilerin attığı kurşunlarla delik deşik edilmiştir.

Fasadlar Sokağı ve Mezarlar

Fasadlar sokağı boyunca ilerledikçe Antik Petra kenti merkezine yaklaşırken mezarların ve adak Nişlerinin sayısı artar. Antik tiyatroya gelmeden başlayan ve tiyatronun arkasına doğru devam eden mezarlık, Tiyatro Nekropolü diye bilinir ve Antik Petra kenti içerisindeki en eski gömü alanı olduğu düşünülmektedir. Bu yol boyunca her iki taraf da mezarlarla çevrilidir.

Tiyatro

Fasadlar Sokağı üzerinde solda bulunur. Doğal bir yamaca yaslanan, oturma basamakları kayalara oyulmuş tiyatro bu açıdan antik Yunan tiyatrolarının özelliğini taşır, ancak MÖ 1. yy’da Nebatiler tarafından 3000 kişilik olarak yapılmış, MS 2.yy’da Petra’nın Roma topraklarına katılmasından sonra 8000 kişi alacak Şekilde genişletilmiş ve yenilenmiştir.

Mezar Alanları

Tiyatrodan sonra ana yoldan ayrılıp sağdaki yüksek bölgeye çıkan yolun sağında Nebati krallarına ait mezarlar görülür. Bu alandaki kaya yüzeyine oyulmuş bu anıtlar; önünde büyük bir terası da olan Urna mezarı, solunda Silk Tapınağı, solunda üst katının görünüşü hazineye benzeyen oldukça yıpranmış durumdaki Korint mezarı ve üç katlı bir Roma sarayını andıran Saray Mezar’dır. Biraz ötede daha sonra yapılmış mezarda ise Roma imparatoru Hadrianus zamanında Petra’nın bağlı olduğu Arabia eyaletinin valisi olan Sextius Florentinus gömülüdür.

Şehir Merkezi

Fasadlar Sokağını geçerek 3 km2 genişliğindeki Şehir merkezine varıldığında yol, iki yanında revaklar uzanan sütunlu bir cadde görünümü alır. Ticari bir merkez özelliği taşıyan ve Kolonlu Cadde adı verilen bu bölümün girişinde hamam ve Nymphaeum adı verilen anıtsal çeşme yapısı ile caddenin orta kesiminde solda Büyük Tapınak bulunur. Anıtsal çeşmenin hemen yanında 450 yaşında olduğu bilinen anıtsal bir ağaç bulunur.

Büyük Tapınak: Great Temple

Kolonlu caddenin orta kısmında solda yer alır. Batı fonlarınca 1992-93 yıllarında restorasyon görmüştür. Tapınak, 7560 m2 genişliğindedir.

Petra antik kenti – Bizans Kilisesi

Tapınağın karşısındaki tepelik alanda Bizans Kilisesi kalıntıları bulunur. Bu kilisenin zemininde mozaikler vardır. Bizans Kilisesinin yanında, dört mavi granit kolonunun ayakta kalabildiği, MS 6.yy’da yaşayan bir din adamına ait olduğu tahmin edilen bir mekan kalıntısı vardır. Sırt üzerinde ilerleyerek, Aslan Tapınağı’na (Winged Lions Temple) ulaşılır. Fakat bu yapı iyi korunmamış, yıkılmış taş bloklar görüntüsündedir.

Petra antik kenti – Bizans Kasrı

Kolonlu Cadde’nin devamındaki Anıtsal Kapı’dan (Temenos Kapısı) geçildiğinde Kasr Al-Bind (Bizans Kasrı) adı verilen diğer tapınak ile karşılaşılır. Yüksek, heybetli binadan geri kalanlar içinde en diri kalmış olanı ön cephedeki kilit taşlı kemerdir. Bu kutsal alanına girişi sağlayan üç kemerli kapı vardır. Hemen bütün yapı ve anıtları kayaya oyulmuş Petra’da bağımsız olarak (kayalara oyulmadan) inşa edilmiş yapılar yalnızca bu iki tapınaktır.

Taş Müzesi

Bizans Kasrı’nı geçtikten sonra soldaki kayalıkta taş müzesi bulunur. Bu müzede Petra’da bulunan değişik renklerde birçok taş sergilenir. Müzenin içinde bulunduğu oyulmuş kayanın tavan ve duvarları da rengarenk taşlardan oluşmaktadır. Müzenin bulunduğu tepenin sağında bulunan Crusader Fort (Haçlı Kalesi) dik merdivenlerle çıkılan bir kalıntıdır.

Lion Tomb (Aslan Mezarı)

Nebati müzesinden sonra bir köprü geçilir ve yol önce küçük bir patika, ardından kayalara oyulmuş merdivenler halini alır. Manastıra uzanan bu kaya patikanın başlangıcında solda Lion Tomb (Aslan Mezarı) bulunur.

Petra antik kenti – Al-Deir (Manastır)

Ana yoldan ayrılıp biraz tırmanma gerektiren Vadi Al Deir boyunca yürüyüp kayalara oyulmuş 800’den fazla basamağı takip ederek, oldukça uzun bir yolun sonunda ulaşılan Al-Deir, yani manastır, mimari olarak hazineyi andırır ama ondan çok daha büyüktür. Sadece kapısı 8 metre yüksekliğindeki Al Deir (Manastır), cephesindeki kesik alınlığı ve süsleriyle barok özellikler taşır. 45 m yüksekliği ve 50 m genişliğiyle Antik Petra kenti en büyük anıtıdır. Nebatilerin inşa ettiği bu yapı Bizans devrinde kilise olarak kullanılmıştır. Yapının bulunduğu noktadan batıda Vadi Araba, güneydoğuda Şehir merkezinin yer aldığı Musa vadisi ve Harun’un mezarının bulunduğu Harun Dağı görebilir.

Petra antik kenti – Adak Meydanı

Başka bir tırmanış, tiyatronun yaslandığı Cebel Madbah’ın (Madbah Dağı) 200 metrelerine yerleşmiş olan kutsal alandır. Kutsal yoldan 1,5 saatlik çıkışla Petra’nın bu en eski kutsal alanına; hayvanların kurban edildiği ve tanrılara sunulduğu, taşlara kanlarının akıtıldığı kanalların, 7 metrelik iki obeliskin olduğu Adak Meydanı’na ulaşılır. Obeliskler muhtemelen Nebatilerin en büyük tanrıları Duşara ve Uzza’yı temsil etmektedir. Yolun devamında aslanlı çeşme bulunur. Daha ileride adını cephe nişleri içindeki asker giysisi kabartmalarından alan Romalı asker mezarı  ve hemen karşısında Triclinium bulunur.

Petra  antik kenti ve çevresinin kuş bakışı gibi görülebileceği yer ise Şehir merkezinin güneybatısında kalan Umm Al-Biyara tepesidir. Bu tepenin yamaçlarında taş müzesi bulunur. Petra’da, İnanç turizmi için gelenlerin ilgisini çeken, “Ayn Musa” adıyla bilinen su kaynağı, Vadi Musa’nın girişinde bir tepenin üzerinde bulunur ve mermer bir yatak içerisinden Vadi Musa’ya inen yol boyunca kanallar içinde akar. Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi 59. ayetine göre; Hz Musa bu noktada Allah’ın emriyle asasını taşa vurur ve bu su akmaya başlar. O gün bu gündür de akar. Nebatiler zamanında su, Sig (Petra Antik kentine giden dar geçide verilen ad) içinden geçirilen kanallarla şehre taşınmıştır. Bugün ise, tarım alanların sulanmasında kullanılmaktadır.

Arkeologların, nüfusunun 10 bin olduğunu düşündükleri Antik Petra kenti’nde halk, şehrin kuzeybatısında oturmuştur. Arazinin kayalık oluşu, kuraklık ve tuzluluk nedeniyle topraklar tarıma elverişli olmadığından hayvancılık yapılmış ama esas zenginlik ticaretten elde edilmiştir.(T.B.Koçak-YLT)