Omega yağ asitleri niçin önemlidir?

(2 oy) 4/5 280
Yorum Yaz


Omega yağ asitleri

Yağlar, günlük yaşantımızda birçok önemli fonksiyonu üstlenen besin ögeleri olarak tanımlanırlar. Özellikle omega gibi bir kısım  yağlar fizyolojik öneme sahiptir. Bu yağlar vitaminler gibi, yaşamsal olan ve organizma tarafından sentezlenemeyen esansiyel yağlardır. Yanlış beslenme alışkanlıkları yüzünden günümüz insanı bu tür yağları, çoğunlukla sağlığı tehdit edecek ölçüde az tüketmektedir. Belirli yağ asitlerinin vücut için esansiyel olduğu fikri, ilk olarak Evans ve Burr tarafından 1929 yılında ortaya atılmıştır. Yağsız diyetle beslenen fareler üzerinde yapılan araştırmalarda; büyümenin gecikmesi, böbrek fonksiyon bozuklukları, cilt sorunları, üreme fonksiyon bozuklukları gibi belirtiler ortaya çıkmış ve bu problemlerin özellikle linoleik asit (omega-6) adlı yağ asidi eksikliğinden kaynaklandığını göstermiştir. Vücudun üretemediği ve besinler yoluyla alınması gereken bu yağ asidi çeşidi o yıllarda esansiyel yağ asidi olarak adlandırılmış, araştırmalar devam ettikçe, linolenik asidin (omega-3) de vücut için esansiyel olduğu saptanmış ve bugüne kadar yapılan birçok araştırmada, omega-3 ve omega-6 esansiyel yağ asitlerinin dengeli alınmasının sayısız faydalar getirdiği anlaşılmıştır. Özellikle diyette olması gereken omega 3 ve omega yağ asitlerinin oranları günümüzün tartışma konuları arasındadır. Omega-6 yağ asitleri, kanamaları azaltıcı ve damar daraltıcı özelliğe sahiptirler. Omega-3 yağ asitleri ise daha çok yangı giderici, pıhtı engelleyici, ritm bozukluğunu önleyicive damar genişletici özellik gösterirler. Bu etkileriyle kalp ve damar hastalıklarında, 2. tip şeker hastalığında, çeşitli kanser (prostat, meme) vakalarında, obesite de iltihaplı eklem romatizması gibi hastalıkların önlenmesinde etkilidirler. Beslenmeyle ilgili söz konusu bu hastalıklardan korunmada insanların omega-6 ve omega-3 yağ asitleri bakımından dengeli beslenebilmeleri için bilgilendirilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki omega 6 yağ asidi ile omega 3 yağ asidi arasında belli bir oran olması gerektiği bu oranın aşıldığında çeşitli sorunları bereberinde getireceğidir. omega 6/omega 3 oranının tüketimde 4 olması gerektiği Osman Müftüoğlu tarafından  ifade edilmektedir.

Omega yağ asiti kaynakları

Rafine edilmemiş tahılların hemen hemen tümü, özellikle de darı, yulaf, arpa, çavdar, buğday omega yağ asitlerince oldukça zengindir. Omega yağlarınca zengin olan bitkisel kaynaklar şunlardır:

  • ƒ Taze meyveler; elma, muz, kivi, kurutulmuş meyveler; özellikle kalsiyumdan zengin olan hurma, incir, erik, üzüm, ƒ
  • Sebzeler; koyu yeşil yapraklı sebzeler (brokoli, ıspanak), rezene, mercimek, soya fasulyesi, ƒ
  • Pişirmelik otlar, sarımsak, zencefil, maydanoz, biberiye, ısırgan, ƒ
  • Bal, özellikle yaban çiçeklerinden yapılmış bal, ƒ
  • Yağlı balıklar; uskumru, ringa, somon, alabalık, sardalye ve hamsidir.

 Omega 3 en çok yağlı balıklarda bulunur. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ederler.

Bitkilerde yer alan omega yağ asitleri

omega 3 6

Omega Yağ Asitlerinin Metabolizmamız Üzerindeki Etkileri

Halk arasında “balıkyağı” olarak bilinen Omega 3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega 6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluştururlar. Son yılların güncel konularından olan beslenme ve kalp rahatsızlığı arasındaki ilişki büyük ölçüde diyet yağları ile yakından ilgilidir. Bu konuda yapılan birçok araştırma esansiyel yağ asiti içeren yağların ve bu yağlarca zengin besinlerin LDL kolesterol oranını düşürürken, HDL kolesterolde ideal sınırları sağladığını ortaya koymuştur. Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserit seviyesinin yine omega yağ asitleri etkisi ile azaldığı söz konusu araştırmalarca savunulmaktadır. Böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlarda yağ birikimi ve elastikiyet kaybı (arterioskelerosis) önlenebilmektedir

Özellikle kalp hastalıklarına genetik yatkınlık taşıyan bireylerin erken yaş dönemlerinden itibaren dengeli bir şekilde omega yağları almaları, ileriki yaşlarda kalp krizi riskinin azalması yönünden önerilmektedir. Araştırmalar, yağlı balık ağırlıklı beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğunu göstermektedir. 32 ülke arasında yapılan bir incelemede, meme kanseri görülme oranı ile balıkla beslenme yoğunluğu arasında önemli ilişki olduğu ortaya çıkmıştır

Gerek omega-3 gerekse omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, organizma için temel olan ideal kan dolaşımını sağlar. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine katkı sağlar

Omega yağ asitlerinin kalp damar hastalıkları üzerindeki etkileri

Besinlerle alınan doymuş yağ asitleri ve kolesterol kalp hastalıkları etiyolojisinde önemli bir rol oynamaktadır. İnsan diyetlerindeki toplam enerjinin %30’dan fazlası yağlardan gelmesi ve özellikle doymuş yağ miktarının fazla olması kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır. Besinlerle alınan kolesterol bağırsaklardan emilmekte, karaciğerde sentezlenen kolestrol ile birlikte dolaşıma geçmektedir. Çok düşük yoğunluktaki proteinler de (VLDL) karaciğerde sentezlenmekte, VLDL dolaşımda LDL’lere dönüşmektedir. LDL’nin yoğunluğunun düşük olması taşıdığı kolesterolün fazlasının atardamarın cidarına bırakmasına neden olmaktadır. HDL yüksek yoğunlukta olması ve daha fazla kolesterol tutma yeteneğine sahip olması damarlarda kolesterolü bırakmasını engellemektedir. Tereyağlı, zeytinyağlı ve yağsız diyetlerden eşit miktarlarda verilen 5 erkek ve 5 kadın üzerinde yapılan çalışmada açlık kan plazmasında insülin, yağ asiti ve kolestrol konsantrasyonlarında önemli bir farklılık görülmezken, %72 civarında oleik asiti içeren zeytin yağ ile beslemede daha düşük trigliserid ve daha yüksek HDL konsantrasyonu tespit edilmiştir. Yağlı gruplarda sindirim sisteminin daha geç boşalması yağsız gruplara göre yemek sonrası kan glikoz düzeyinin düşük çıkmasına neden olmuştur. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda omega 3 asitlerinin kardiavasküler hastalıkların oluşum riskini azalttığı  ve plazmadaki toplam kolestrol miktarını, trigliserid ve LDL kolestrol oranını düşürdüğü bildirilmektedir. Tüm bunların yanında omega 3 ile beslenen tavşanların aortlarında daha az arterisklerotik plakların oluştuğunu belirtmişlerdir.

Omega yağ asitlerinin psikolojik ve nörolojik fonksiyonlara etkileri

 Omega yağ asitlerinin organizmada azalması bellek kaybı, bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açmaktadır. Bunama hastalığı olarak bilinen Alzheimer hastalığına balık yemeyen toplumlarda daha çok rastlandığı ortaya çıkmıştır. Hücre zarında bulunan fosfolipitler zar yapı ve fonksiyonunun akışkan mozaik modelinde önemli bir rol oynar. Anormal fosfolipit metabolizmasının şizofreni dahil olmak üzere bazı nöropsikiyatrik bozukluklarda etkin olduğu ifade edilmektedir. Omega-3 ve EPA ile 30 gün boyunca beslenen farelerin beynindeki bazı oksidan ve antioksidan parametrelerdeki değişmeler değerlendirilmiş; Omega-3 açısından yetersiz beslenen farelerde öğrenme yetisi önemli ölçüde azaldığı gözlenmiştir. Farklı araştırmalarda diyetsel yağ (omega yağlar) alımının şizofren tedavisine yanıtı etkileyeceği bildirilmiştir. Yapılan çalışmalarda Yeni Zelanda, Kanada, Almanya gibi omega 3 yağ asitlerinin yetersiz tüketildiği ülkelerde depresyon oranı %5 iken Tayvan, Japonya gibi omega 3 yağ asitlerinin yeterli tüketildiği yerlerde bu oran % 1 olarak bulunmuştur . Anne karnında iken yeterli omega-3 ve omega-6 alamayan çocuklarda disleksi denen kavrama ve algılama güçlüğünün daha belirgin ortaya çıktığı belirlenmiştir. Beyin gelişimi için gerekli yağ asitleri ve fosforlu yağlar (fosfolipitler) balık yağı ve bitkisel yağlardan elde edilir. Beyin hücrelerinin zar tabakası için bu yağlar gerekli olduğundan yetersizliklerinde beyin hücreleri zamanla küçülebilir yani atrofiye olabilirler. Alzheimer hastalığının temelinde de çocukluk çağından itibaren yeterli ve düzenli esansiyel yağ asitleri alınmamasının etkin olduğu düşünülmektedir.