Obezite nedir?

(2 oy) 5/5 113
Yorum Yaz


Obezite nedir derken bireyin ağırlık, boy, cinsiyet ve ırksal özelliklerine göre belirlenmiş olan ideal değerlerin üzerinde olduğu, ciddi ve kronik bir hastalıktan bahsedilir. Fazla kilolu ve obez olma, en kolay görülebilen ve aynı zamanda en kolay gözden kaçan küresel boyutta bir halk sağlığı sorunudur.

Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi ilk 10 önlenebilir ölüm nedeni arasında saymaktadır.

Obezite özellikle gelişmiş ülkelerde sanayileşme ile birlikte, sedanter (hareketsiz) yaşam, dengesiz beslenme gibi faktörlerin de etkisiyle daha belirgin hale gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından en riskli 10 hastalıktan biri olarak kabul edilen obezite, ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Obezite, mortalite ve morbiditeye neden olan; bireye yüklediği diyabet, hipertansiyon, inme gibi ek hastalıklar ve ardından psikolojik ve psikososyal etmenlerin de bu tabloya eşlik ettiği kronik ve ilerleyici ama büyük ölçüde önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir.

Dünyada bir milyarın üzerinde fazla kilolu yetişkin olup, bunların en az 300 milyonu obezdir. Günümüzde obezite yaygınlığı sürekli arttığı gözlenen bir salgın olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, sağlık profesyonelleri bütüncül bakım anlayışı ile fizyolojik, psikolojik hastalık veya bozukluklara neden olan obezitenin önlenmesine büyük önem vermektedirler.

Toplumda obezite sıklığının artmasında besin alımı ve hatalı yeme davranışı önemlidir. En önemlisi ise aşırı yemek yeme davranışıdır. Obezlerin tedavisinde hedef sadece kilo kaybı değil, davranış ve yaşam tarzı değişikliğidir.

Obeziteyle ilgili psikolojik ve psikososyal etmenlerin de önemi unutulmamalıdır. Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Şişmanlık, bireyin benlik algısında değişimlere neden olmakta, bireyler toplumsal yargılar ve çevrelerinden gördükleri tepkiler nedeniyle itiraf etmeseler de kendilerini toplumdan dışlanmış hissedebilmektedirler. Bu durum ek sağlık sorunları yaşanmasına (depresyon, intihar girişimleri, anoreksiya ve bulimia nevroza gibi) neden olmaktadır.

Obezite, kronik, karmaşık ve çok etkenli, ciddi psikiyatrik, psikolojik ve fiziksel sorunlara neden olabilen bir hastalıktır. Obeziteye eşlik eden psikososyal etmenler iyice araştırılmış olmasına rağmen obeziteye özgün kişilik tipi veya ruhsal bozukluk tanımlaması ile ilgili yeterli bilgi bulunmaktadır. Obez hastaların yaklaşık %25-30’unun depresyon ya da diğer psikolojik sorunları vardır. Duygusal gerginlik sıklıkla aşırı yeme ile ilişkilidir. Bu kişiler kısa zaman dilimlerinde çok yemek yerler ve bunu yaparken de kontrollerini kaybederler.

İnsanda ruhsal durum ve yeme davranışı arasında karşılıklı etkileşim olmaktadır. Ruhsal durumla yemek seçimi, yeme miktarı ve yeme sıklığı arasında, fizyolojik ihtiyaçlardan bağımsız bir ilişki mevcuttur. İnsanda yeme davranışının anksiyete, neşe, üzüntü, öfke, depresyon gibi farklı duygulara göre değiştiği yaygın olarak kabul edilmektedir. Obez hastaların çoğunda sıkıntı, üzüntü ve sinirlilik sonrası yemek yeme davranışı gözlenmektedir. 2002 yılında yapılan bir araştırmada sıkıntı, depresyon, yorgunluk sırasında yeme miktarında artma; korku, gerilim ve ağrı sırasında ise azalma olduğunu bildirilmektedir. Bir çalışmada obez bireylerin anksiyeteli olduklarında aşırı yedikleri ve yemenin anksiyetelerini azalttığı öne sürülmüştür.

OBEZİTE NASIL ÖLÇÜLÜR?

Obezite tanısı koymada tüm dünyada kabul gören obezite ölçme yöntemleri şunlardır:

1-Beden Kitle Endeksi:

Beden kitle indeksi (BKI): Total vücut yağı ile korelasyon gösteren boy uzunluğu ve vücut ağırlığına dayalı bir indekstir. Şişmanlığın ve kronik enerji yetersizliğinin göstergesidir. Beden kitle indeksi (Quetelet indeks ) bundan 100 yıl önce Quetelet (1869) tarafından ortaya atılmıştır. Beden kitle indeksi verilen şu denklemle hesaplanmaktadır:

BKÎ (kg/m2) = Ağırlık (kg) / Boy 2 (m2)

Dünya Sağlık Örgütünün Hesaplamasına göre BKİ:

25-29kg/m2 arası pre-obez (fazla kilolu),

30.0-34.9 kg/m2 arası hafif obez,

35-39,9 kg/m2 arası orta dereceli obez,

40 g/m2 ve daha üstü ise morbid obezite’yi

yansıtmaktadır.

2-Vücut Ağırlığı ve Boy Uzunluğu

Obezite geleneksel olarak vücut yağ depolarına dayanarak sınıflandırılmıştır. Şimdilerde ise obezite yaşa ve boya göre olan standartlardan çok daha fazla kilolu olmak şeklinde tanımlanmaktadır. Boy standartlarına göre çok daha ağır olan bireylerin fazla miktarda vücut yağı depoladıkları kabul edilir. Yanlışlıkla obez olarak sınıflandırılacak kadar aşırı kas kitlesi olan atletlerin dışında, bu sınıflandırma yaklaşımı oldukça iyi işlemektedir. Klinik olarak zaten atletik insanların vücut yağının fazla olmayacağı açıktır ama bu sınıflandırma hatası klinik olmayan ortamlarda sorun olabilir.

Yaşa göre ağırlık indeksi, yaşa göre boy uzunluğu ve boya göre ağırlık indekslerinin bileşik bir göstergesidir. Boya göre vücut ağırlığı, sadece vücut ağırlığının ölçülmesinden daha spesifik bir ölçümdür. Zayıflık ya da obezite olarak da ifade edilebilir. Boya göre ağırlık indeksi, vücut ağırlığını boy uzunluğuna göre değerlendirir ve ölçümün yapıldığı sıradaki beslenme durumunu tanımlar.

Normal vücut yağ oranı erkeklerde % 25, kadınlarda ise % 35 kadardır.

3-Bel Kalça Oranı

Bel kalça oranı (BKO) da obezite tanımlamasında kullanılan önemli bir ölçektir . BKO ilk defa TEKHARF çalışmasında 1995 yılında bir kriter olarak ele alınmış; kadınlarda ideal değeri 0.8’den, erkeklerde 0.95’den küçük olmasının gerekliliği vurgulanmıştır. 1995 yılında TEKHARF çalışmasında Türk kadınlarının android tipte (elma tip) obez bulunmuştur. BKO, 0.5’i geçen kadın oranı % 34.5, 0.95’i aşan erkek oranı % 28.9 olarak belirtilmiştir.

Bel-kalça çevresi ölçümleri; postprandiyal (tokluk) durum, gün içerisinde ölçüm zamanı, ayakta durma şekli, solunum derinliği, ölçüm yeri ve ölçen kişi kriterleriyle etkilenmektedir.

Çalışmalar BKO ile batın içinde yağ toplanması yani karın bölgesi şişmanlığın hem erkek hem de kadınlarda şişmanlıktan bağımsız bir faktör olarak dislipidemi, diabetes mellitus (şeker), hipertansiyon ve ateroskleroz (damar sertleşmesi) riskini arttıran bir faktör olduğunu göstermiştir.(İ.Ağaca Özger-ylt)

loading...
loading...