Numeroloji nedir? Sayıların anlamı ve gizemi

(0 oy) 0/5 77
Yorum Yaz


Gerek batıl inançlarda, gerekse büyü ve tılsımda, sayılara büyük yer ve önem verildiğini görüyoruz. Örneğin sayı adedi yerine getirilmediği takdirde başarısızlık nedeni sayılmıştır; 4 yol ağzına gömmek, 40 gün yıkanmak, 41 kere maşallah demek gibi. Böylece bazı sayıların sihri veya mistik güçleri olduğu kabul edilmiştir. Sayı sembolizmi her toplumda farklı yorumlanmasına karşın farklı kültürlerin sayıları yorumlamada gözden kaçırılmayacak benzerlikler ortaya koydukları görülür. Numeroloji nedir? Sayıların anlamı ve gizemi konusu işte bu hususları içermektedir.

Numeroloji nedir?

Evrenin sayısal bir kurgu içerdiğini, evrendeki oluşum ve olayların rastlantıya dayanmayıp sayısal bir düzen içinde meydana geldiğini varsayan ve sayılarla ilgili çeşitli analitik çalışmalarla, evren ve olaylardaki birtakım gizli yasa ve ilkeleri keşfetmeye çalışan bilim dalına numeroloji adı verilir. Sayılar bilimi denilen numerolojinin batıda ilk temellerini kuran kişi Pisagor olmuştur. Geometri, müzik ve astronomideki ilahi düzen ve ahengin sayılarla çözülebileceğini düşünen Pisagor ayrıca gezegenlerin yörüngelerinde bir matematik ahenk olduğu savını ortaya atmıştır ki 20. yy.’ daki astronomik bulgular kendini haklı çıkarmıştır.

Doğanın sayılara göre kurulmuş olduğu görüşünde olanların bir kanıt olarak ortaya koydukları bulgulardan biri de, insan vücudunda, deniz kabuklularında, ağaç dallarında ve doğadaki pek çok şeyde rastlanılan, “altın-oran” denilen 0, 61803 sayısıdır. Platona göre kozmik fiziğin anahtarı altın orandır. Bunun yanı sıra Çin geleneklerinde tek sayılar eril (yang), çift sayılar ise dişil (ying) olarak değerlendirilmektedir.

Bu bağlamda çalışmamızda birden on’a kadar ve kırk sayılarının sembolik anlamlarını ortaya koymaya çalışacağız.

Bir Sayısının anlamı ve gizemi

Bir sayısı bünyesinde bütün sayıları barındıran bir niteliğe sahiptir ve diğerlerinin oluşumunu sağlar. Bu sayı hem tek hem de ilktir dolayısıyla tek olanı ifade ettiği için, tüm varlıkları yaratan Tanrıyı tanımlar. Tanrıyı sembolize eden “bir” rakamı sembolizmde kimi zaman daireyle, kimi zaman noktayla ifade edilmiştir. Aritmetikte ise daire ve noktanın yanında kimi zaman düz çizgiyle temsil edilmiştir. Cebirde her sayının bir halefi yani sonra geleni vardır. Örneğin, ikininki üç, üçünki dörttür. Oysaki “bir” sayısının her hangi bir sayıdan gelmemiş olduğu kabul edilir.

Bir rakamı, sayılar ve harflerin birbirleriyle ilişkilendirilmesine dayalı çalışmalarda genellikle alfabenin ilk harfi ile karşılanır. Allah sözcüğü, Arap ve Fars alfabesindeki, sayısal değeri bir olan “elif” harfi ile başlar. Allah sözcüğünün ilk harfi olan elif de 1 şeklindedir ve ebcet hesabındaki değeri 1’dir.

Bir, her sayıya nüfuz etmiştir. Bütün sayıların ortak ölçüsüdür ve bütün sayıları kendisinde birleştirmiştir. Bir, her zaman aynı ve değişmezdir, bu nedenle kendi kendisiyle çarpıldığında yine kendisini verir. İlahiliğin ideal sembolü olan bu sayının zıddı yoktur. Yahudilik ve İslamiyet gibi Tanrının bir’liğini, tekliğini kabul eden dinler yanında Hristiyanlığın da gerçekte bire çok önem verdiği Paul’un Efesoslulara Mektubu’nda bulunan (4: 5):“Rab bir, iman bir, vaftiz bir, Tanrı bir ve her şeyin babası.” sözleriyle anlaşılmaktadır.

Kozmoloji açısından ele alındığında bu rakam aynı zamanda güneşi de simgeler. Çünkü Samanyolu sisteminin içerisindeki güneş, yaşamın devam edebilmesi için şuana kadar bilinen tek enerji kaynağı durumundadır.

İlk yaratılan insan olan Adem’in de gerek Türkçemizde ve gerekse Arapça ve İngilizce gibi dillerin alfabesinde ilk harfle yazılması konumuz açısından önem arz edebilir.

Bir rakamı ilk nedeni, ilk prensibi, her şeyin ilk kaynağını, hareket noktasını, başlangıcı, merkezi, tekliği, var edeni ve son olarak da tek olan Tanrıyı ifade eder.

İki Sayısının anlamı ve gizemi

İki, ilk çift rakamdır. Her şeyden önce birbirinin zıddı veya birbirini tamamlayan şeyleri sembolize ederek evrendeki düaliteyi gösterir. Işık ve karanlık, ak ve kara, hayır ve şer, iyi ve kötü, müspet ve menfi, saflık ve kirlilik, iç ve dış, yüksek olan ve alçak olan, erkek ve dişi gibi birbirinden ayrı ve karşıt hallerdeki iki unsuru gösterir. Bölünmenin, çokluğun, tezahürün, biçim ve renkler aleminin ve karşıtlığın sembolüdür.

Sayı ve ölçünün ortaya çıkışı iki rakamının ortaya çıkışıyla başlar. İki rakamı, kutupsallık olmaksızın maddi yaşamın var olamayacağı gerçeğinden hareketle yaratılışla ilişkilendirilmektedir. Elektrik akımının pozitif ve negatif kutba ihtiyacının olması, canlıların hayatlarının nefes alıp vermek, yani yüreğinin daralması ve genişlemesiyle devam edebilmesi gibi ikilemler söz konusu edilebilir. Özellikle Afrika sembolizminin temelinde bu ikilem daima bulunmakta ve evrenin bir yasası olarak kabul edilmektedir. Onlara göre toplumlarda iyi ve kötü insanlar ya da ikiyüzlü insanlar bulunduğu gibi her nesnenin bir pozitif -negatif ve gece-gündüz tarafı vardır.

Dinsel geleneklerde iki, ayrılma, mutlak ilahi birlikten ayrı düşme anlamına gelir. Kabalistik gizemcilikte olduğu gibi, İslamî sofizmi de, hem Yahudi hem de Arap alfabesinde sayısal değeri 2 olan ikinci harfte, b’de, yaratılan dünyaya bir gönderme olduğunu keşfetmişlerdir. Incil’in b’reshit, “Başlangıçta,” ile başlaması gibi, Kur’an’ da Bismillah, “Allah’ın adıyla….,” ile başlar; her iki durumda da kutsal kitabın ilk harfi yaratılış harfi b’dir.

Fonksiyonları bakımından yaşam için gerekli organlar insanlar ve hayvanlarda tek olarak bulunurlar. Bunlar kalp, ağız, karaciğer, dalak, safra kesesi vb. dir. Diğerleri ise hep çift olarak yaratılmıştır. Böbrekler, akciğerler, göz ve kulaklar, burun delikleri, el ve ayakların ikişer adet olması onların gövde üzerinde bir denge ve simetri unsuru olup, bunlardan biri yitirilirse diğerinin onun görevini üstleneceğini ve yaşamın sürekliliğini bir şekilde sağlayacağını gösterir. Buna karşın kalp ve beyin gibi tek organları düşünürsek bunlar vücutta tüm fonksiyonları düzenleyen ve direktifler veren lider durumundadır. Bunların yitirilmesi halinde düzen bozulur ve yaşam sona erer.

Görüldüğü gibi iki rakamı, iki ayrı prensibi, unsuru, gücü, ifade ettiği gibi kromozomların çifter çifter oluşunda, gündüz ve gecenin varlığında, beyaz ve siyahın karşıtlığında, uyanıklık ve uyku olgusunda, canlıların erkek ve dişi oluşu gibi yaşadığımız alemde, pek çok şey ikili karakter göstermektedir.

Üç Sayısının anlamı ve gizemi

Üç sayısı, akıl, beden ve ruh gibi insanın yaratılışındaki üç önemli unsuru ifade ettiği gibi, insanın bu dünyadaki doğum, yaşam ve ölüm gibi üç evresini de ifade eder.

Numerolojide, tek olan Tanrıyı temsil eden bir rakamı sayılmadığından, üç rakamı, ilk tek sayı kabul edilir. Üç genellikle spiritüel göğün sayısı olarak kabul edilir. Hint geleneğinde zaman ve eylemler üçlü bir görünüm gösterir: Geçmiş, şimdi ve gelecek. Geçmişteki hareketler nedenleri oluşturur, irade şimdiki zamandadır, gelecek önceki hareketlerin belirlediği sonuçlardır. Yine Kabala’ya göre her eylemde üç unsur vardır:

  1. Tesir eden prensip, neden veya hareketin öznesi (süje).
  2. Öznenin hareketi (aksiyon), yani eylemi.
  3. Bu hareketin nesnesi (obje), hedefi, sonucu veya tesir edilenidir.

Üçleme

Hemen hemen bütün politeist dinlerde ya da kültlerde üçlü bir ilah grubu ya da üç görünümlü ilah yer alır. Fakat bu görünüm Hıristiyanlıktaki üçlemeden de önce mevcut olan bir kavramdır. Mesela Eski Mısır’da, İsis, Osiris, Horus; Hinduizm’de Brahma (yaratıcı), Vişnu ( koruyucu) ve Şiva (yok edici); Budizm’deki iman ikrarı olan, “Buda’ya, Dhammaya ve Sangha’ya sığınırım şeklinde bir üçlü görünümle karşılaşılmaktadır. Hristiyan mistisizmi ve büyüsünde ise üçgenler ve üç sayısı her zaman için “teslis” le belirli bir ilişki içindedir. Hristiyanlık’ ta, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh şeklinde Tanrı inancının tezahür ettiği görülür.

Dinsel binaların da çoğu kez üç parçadan oluştuğu görülür. Yahudi tapınaklarında görülen bu durum daha sonra Hristiyan mimarlarca sürdürülmüştür.Kiliselerin uzun ve dar orta kısımları, haç şeklindeki kiliselerin iki kanadı ve kimi kiliselerdeki yarım daire şeklindeki çıkıntılı kısım, teslisin gizemine işaret ettiği şeklinde yorumlanmıştır. Sunak da çoğunlukla İsa’nın yaşamından 3 sahneyi temsil eden üç kanatlı resimle süslenir.

Dini literatürde üç sayısının diğer kullanımlarını ise şöyle sıralayabiliriz: Tevrat’ta geçtiği şekliyle Nuh’un gemisinin üç katlı oluşu, Hz. Nuh’un Ham, Sam ve Yafes adlarında üç oğlunun oluşu, İbrahim’den İsmail, Yakup (İsrail), ve İshak (Esav) adlarını taşıyan üç oğul ve onlardan üç neslin türemesi. Yahudi milletini oluşturan halk tabakalarının Kohenler, Levililer ve İsrael olarak üç kategoriye ayrılmış olması gibi örnekler verilebilir. İslam Tasavvufun da yine üç sayısının çok önemli ve özel bir yeri vardır. İbn-i Arabî’ye göre Allah’ın hayatını, varlığını ve varoluşunu açıklayabilmek için üç ilahi öğeye ihtiyaç vardır. Bunlar, İlahi Zât, İlahi İrâde ve İlahi Kelime’dir.

Tasavvufta ruhun, kötülüğe teşvik eden ruh, suçlayan ruh ve huzurlu ruh olmak üzere üç derece olarak sınıflandırıldığı görülür. Bu sayı aynı zamanda Şiilikteki üçlemeye de (Allah, Muhammed, Ali) işaret eder.

Üçün diğer sayılar arasındaki yerinin önem ve özelliği üzerinde tamamen rastlantı ürünü olmayan başka örnekler de vardır. Dileklerin gerçekleşmesi için yazdırılan muskaların üçgen biçiminde kutularda taşınması ya da üçgen şeklinde katlanması; masalların gökten üç elma düşmesiyle bitmesi, Allah’ın hakkının hep üç olarak belirtilmesi, yılın hemen her uygarlıkta üçer aydan oluşan mevsimlerden oluşması bu örnekler arasında sayılabilir.

Dört Sayısının anlamı ve gizemi

Dört sayısı genellikle dört yönü, dört mevsimi ve maddi hayatı olu ş turan, Anasırı Erbaa dediğimiz; toprak, su, hava ve ateşi temsil etmektedir.

Hint dini literatürünü oluşturan ve “ilahi bilgi” anlamına gelen Veda’ların Rigveda, Samaveda, Yajurveda ve Atharvaveda olmak üzere 4 bölümden oluşması, yine Hint kast sisteminde Brahmanlar diye bilinen rahip ve din adamları, hükümdar sülaleleri ve savaşçılar, tüccar, esnaf ve çiftçiler ve işçiler olmak üzere dört sınıfın olduğu görülür.

Dört rakamı özellikle dört köşe gibi mekanla ilgili kullanımlarda net ve kolay anlaşılır bir form sunar. Böylece dört açılı formlar, özellikle de kare, mükemmel ve kendine yeterli olarak düşünülür. Kare, maddede eşitlik ve dengeyi sağlamaktadır. Bu nedenle tarih öncesi çağlarda dört sayısı daima sağlamlık ve duyarlık gösteren bir sembol olarak kullanılmıştır. Dört elle sarılmak deyiminde, fazlalaştırılmış bir gücün yardımıyla yapılan bir girişimde irade sağlamlığı ve kararlılığın varlığı vurgulanmak istenir. Haç dört temel noktanın bağlantılandırılmasıyla elde edilir ve bazen bu noktalar özel bir dinsel anlamı vurgulamak için bir daire içine alınır. Dört sayısı aynı zamanda Hristiyanların kutsal kitapları olan İncil’in Matta, Markos, Luka ve Yuhanna isimli dört nüshasını gösterdiğinden önemli bir yeri vardır.

Göktürklerin ve Taoistler’in dört yönü temsil eden dört Tanrıları vardır. Yine Şamanların giydikleri “Manyak” adındaki hırkanın sağ kolunda da dört çıngırak bulunmaktadır.

İslamiyet’te, ilk dört halife (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali), dört ana mezhep (Hanefi, Şafi, Maliki, Hambeli), dört melek Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail), dört kutsal kitap (Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an-ı Kerim) ve Allah’a ulaşmanın dört yolunu (şeriat, tarikat, hakikat ve marifet) gibi kavramların “dört” rakamıyla bağlantılı olması bu sayının İslam’da da mühim bir yeri olduğunu gösterir.

Beş Sayısının anlamı ve gizemi

Beş rakamının doğadaki en bilinen tezahürünün, hem insanoğlunun elinin ve ayağının beş parmaktan oluşmasını hem de beş duyu organına sahip olmasını göstermesi olduğunu söyleyebiliriz.

İslam’ın beş şartının olması, beş vakit namaz, Tevrat’ın Tekvin, Çıkış, Tesniye, Sayılar ve Levililer gibi beş bölümden oluşması, dini olgularda da bu rakamın dikkate değer olduğunu gösterir.

Maniheizm’de de 5 sayısı önemli bir rol oynar. Onlara göre ilk insanın 5 oğlu vardı, Tanrının 5 yardımcısından başka ruhları toplayan 5 melekten söz etmişlerdir. Bunların yanı sıra vücudun 5 kısmından, 5 erdemden ve rahipliğin 5 derecesinden de bahsettikleri görülmüştür.

Ortaçağda beş rakamının, insanı temsil ettiği kabul edilerek bacakları ve kolları açılmış bir insan çizimi kullanılırdı. Beşinci öğe ise kimilerine göre kalp, kimilerine göre ise baştır.

Beş parmaklı insan eli nazarlık olarak İslâm dünyasında özellikle yaygındır. Müslümanlar arasında bu ele, Hz. Muhammed (sas)’ in kızı “Fatıma’nın Eli” denilmiştir. Bu elin 5 insanı temsil ettiğine inanılır ki, bunlar Hz. Muhammed (sas), kızı Fatma, damadı Hz. Ali ve onların çocukları olan Hasan ve Hüseyin’i temsil etmektedir. Böylece Fatıma’nın elinin kem gözü engellediği varsayılır. Bazı geleneklerde ise el, bayraklara ve flamalara dokunur ya da işlenir, kapı girişlerinin üzerine resmedilir ve bazen de kazaları engellemek düşüncesiyle arabalara asılır. Biçimi Arapça harflerle Allah ismini hatırlattığından böylece Allah’ın yardımının sağlandığına inanılır.

Yahudiler için çok önemli olan ve beş köşeli yıldız demek olan “pentagram” ın içerdiği beşin varlığı, zaman içinde Hristiyan inancının çeşitli yönlerini temsil etmiştir: Beş duyu, Hz. İsa’nın beş yarası, Meryem’in Hz. İsa ile yaşamındaki beş kilit aşama (müjde, doğuş, diriliş, yükseliş, Hz. İsa’nın göğe yükselişi).

Ortaçağ simyacı ve mistikleri içinde bu şeklin tılsımlı özellikleri olduğuna inanılırdı. Öyle ki yukarı bakan pentagram elementlere hükmeden ruhu, aşağı bakan pentagram ise şeytani güçleri simgelemekteydi.

Altı Sayısının anlamı ve gizemi

Kur’an’da ve Tevrat’ta dünyanın yaratılma süreci olarak 6 günün geçmiş olması konumuz açısından en dikkate değer noktalardan biridir. Hatta Kitab-ı Mukaddes yorumcularından olan Hrabnus Maurus’a göre “Altı”, Tanrı dünyayı 6 günde yarattığı için mükemmel değildir; 6 sayısı mükemmel olduğu için Tanrı dünyayı 6 günde mükemmelleştirmiştir. Augustine de benzer bir yaklaşımda bulunmuş, hatta bu 6 günü üç parçaya bölmüştür. Buna göre Tanrı ilk gün ışığı, ikinci ve üçüncü günler yeri ve göğü, son üç günde ise balıktan kadına ve erkeğe kadar tek tek canlıları yaratmıştır. Yine dünyanın yaratılışıyla bağlantılı olarak 6 rakamının bir diğer değerlendirilişi, biri yukarı diğeri aşağı doğru iç içe geçmiş 2 üçgenden oluşan altı uçlu yıldızdır. Hint geleneğinde de bu şekil, yaratıcı Vişnu üçgeni ile yıkıcı Şiva üçgeninin birliğini ifade eder ve böylece maddi dünyanın yaratılışına ve yıkılışına göndermede bulunur. Aşağı doğru olan üçgen dünyanın maddi, kötü, yıkıcı yönlerini nitelerken, yukarı doğru olan üçgen yaşamın olumlu, iyi yönlerinin sembolü olarak alınır. Altı uçlu yıldız, ruh ve madde, Tanrı ve kaos, aşkın ve içkin arasındaki karşıtlıklarla da yorumlanabilir ve yaratılmış dünya daha ötesi, yaşamın yukarı ve aşağı yönlerini temsil eder. Hz. Süleyman’ın mührü veya Hz. Davut’un kalkanı denilen ve günümüzde İsrail’in milli amblemi olan yıldız altıgendir ve bu da iç içe geçmiş iki eşkenar üçgenden oluşmaktadır.

Yedi Sayısının anlamı ve gizemi

Yedi rakamı çeşitli geleneklerde en fazla kullanılan rakamdır. Sembolizmde, tamlığın, bütünlüğün ya da birliğin, göksel uyumun, devriliğin (periyodikliğin) ve tekâmülün sembolü olarak kabul edilir. Bu rakam doğadaki ve evrendeki gelişimi gösterir.

Yedi, çok eskilerden beri kendisiyle ilgili birçok araştırma yapılan bir sayı olmuştur. MÖ. 18. yüzyılda Hammurabi zamanında ilk kez ortaya çıkan Babil takvimi ayın aşamalarını esas almaktadır ve yedinin katları olan her ayın yedinci, on dördüncü, yirmi birinci ve yirmi sekizinci günleri, belirli etkinliklerden kaçınılması gereken  şanssız dönem olarak görülürdü.

İslam’da yedi kat yer ve gök, yedi katlı ve kapılı cehennem ile Hz. Yusuf’un kıssasında geçen yedi zayıf yedi besili inek rüyası vardır. Yedi kat gök düşüncesinde göğün yedinci katında Sidretül (Sidre-i ) Münteha bulunur ki, Tuba adlı ters yaşam ağacının köklerinin bulunduğu bu ortamın gök katlarının sonu olduğu kabul edilir. Kur’an’da Necm suresinin 14. ve 16. ayetlerinde sözü edilen “Sidretül Münteha”, Hz. Muhammed (sas)’ in miracı sırasında eriştiği yer olarak belirtilir. Tasavvuf ehline göre, “büyük berzah” da denilen bu yer, tüm saliklerin seyirlerinin, amellerinin ve ilimlerinin sona erdiği noktadır. Orası miraç yükselişinde ulaşılabilecek son noktadır. Sidre’den sonraki âleme geçebilme, yeryüzündeki varlıklar için mümkün değildir. O âlemde mahlûkatın bir vücudu yoktur, mahlûk o âlemde adeta erimiş gibidir. Bu tanım bazı geleneklerde tezahürler ötesi âlem, tezahür etmemiş âlem ya da biçimlerin ve renklerin bulunmadığı âlem olarak tasvir edilir.

Hacda Kâbe yedi kez tavaf edilir. Safa ve Merve Tepeleri arasında 7 sa’y yapılıp Mina yakınlarında her defasında yedişer taşla olmak üzere üç defa şeytan taşlanır. İsalmiyet’ten önce Arap şiirinin hazineleri olarak bilinen “Muallakat-ı Seb’a” (Yedi Askı) şiirlerinin de Arap edebiyatında önemli bir yeri vardır.

İslamiyette yedi sayısının cehennem konusuyla ilgili çok geçtiği görülür. Kur’an’da el- Hicr Suresi’nin 44. ayetinde cehennemin muhtemel yedi kapısının olduğu beyan edilir. Öte yandan Kur’an’ın 77 ayetinde cehennem konusunun yer alması da yedinin katları olan bir sayı olması bakımından ilginçtir. Kehf Suresi 9-26. ayetlerinde anlatılan “Yedi Uyurlar” ya da “Ashab-ı Kehf”  olarak bilinen mağara arkadaşlarının kıssasında da bu sayıyı görmekteyiz.

Kur’an’ın ilk suresi olan Fatiha Suresi’de yine 7 ayettir. Bu 7 ayetin 3’ü Allah’a hitap ederken, 4 ayet ise insanlığın yakarışlarından ve ihtiyaçlarından bahseder. İnanç ikrarı olarak bilinen Kelime-i Tevhid (Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed(sas) O’nun elçisidir.) sözünün 7 kelimeden oluştuğu görülür.

Kimi geleneklerde bu rakam, yedi sınavlı, yedi tali aşamalı eğitim sürecini ve bu aşamalarla ilgili çeşitli olguları simgeler. Bu aşamalar tasavvufta “nefis terbiyesinin yedi aşaması”, Mevlevilikte “yedi selam”, Bektaşilikte “yedi erkân”, Ahilikte “ yedi ad yedi şart”, adıyla bilinir. Bu aşamalarda yedi realite ya da yedi şuur hali söz konusu olur  ki, ruhsal gelişimin bu yedi kademesi Sufilik’teki “ kalbin yedi iç zarfı” na denk düşer.

Bektaşi giyiminde de karşılaştığımız yedi sayısının simgesel bir ifade aracı olarak kullanıldığını görmekteyiz. Mesela kemer, eski zamanlarda birtakım erdemleri ifade  etmek üzere yedi kere bağlanırmış.

Tasavvufta bedenin ruhsal güçlerinin toplandığı yedi noktadan bahsedilir ki, bunların Hint gizemcilik sistemlerindeki çakrayla bir paralellik taşıdığı görülür. Sufilerin letafet adını verdikleri bu noktalar aracılığıyla derin düşünmeye dayanan kesintisiz dualar sırasında bilincin daha yüksek ve yüce düzeylerine ulaşılabildiği belirtilir.

Tevrat’ın başında bulunan tekvin kısmındaki yedi emir, kainatın değil, dünyanın meydana getirilişini simgeleyen bir semboldür. Bu sembolizmde kullanılan yedi gün ifadesi de semboliktir; bu oluşumun yedi aşamada meydana geldiğini simgeler. Tevrat’a göre, yerin meydana getirilişi altı gün sürmüş, oluşum yedinci gün tamamlanmıştır. Hz. Süleyman’ın mabedindeki kutsal şamdanın yedi kollu oluşu ve buradan hareketle mabetlerde kullanılan altın şamdanların yedi kollu olduğu görülmektedir. Talmud’daki bilgilere göre, Hz. Süleyman’ın tahtının üst tarafında asılı duran altından yapılmış yedi kollu bir şamdanın üzerinde, Tevrat’ta adı geçen yedi önemli peygamberin gravürleri vardır. Bunlar; Âdem, Nuh, Sam, İbrahim, İshak, Yakup ve Eyyub peygamberlerdir.

Altay Türklerine göre ölü bir evden çıktıktan sonra, “Aldacı” denilen kötü ruhlar evde bulunurlar. Bunun için yedi gün dışarıya eşya verilmez, içeriye alınmaz. Yedi gün sonra ev temizlenir ve Şamanlar bundan sonra eve girerler. Yine birinin ölümünden yedi gün sonra ölü evinde bir ziyafet verilir.

Sonuç olarak yedi sayısının birçok kültürde fazlasıyla ilgi odağı olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın yedi harikası, pamuk prenses hikayesindeki yedi cüceler, bir haftanın yedi günden oluşması, İstanbul ve Roma şehirlerinin yedi tepe üzerine kurulması gibi daha birçok konuda bu sayıyla karşılaşmaktayız. Hatta birçok efsanede yedi başlı yılan ya da ejderhadan bahsedilir.

Sekiz sayısının anlamı ve gizemi

Bu sayı birçok kaynakta ilginç bir matematiksel kaynak olmaktan ötedir. Şans getiren bir sayı olarak kabul edilen 8 sayısının “Tanrıların sayısı” olarak kullanılışı Babil’e kadar uzanır. Babil tapınaklarında Tanrının sekizinci kattaki karanlık bir odada yaşadığı ifade edilir ve sekizin cennetle işbirliği içinde olduğunun düşünülmesi bu adetten kaynaklanıyor olabilir.

İslam inancına göre Allah’ın merhameti gazabından daha büyük olduğu için yedi cehennem, sekiz cennet vardır. Bu görüş İran edebiyatında çok rastlanan “Heşt Behişt” (8 cennet) adlı kitaplara konu olmuştur. İran ve Müslüman Hindistan’da bahçelerin dört katlı ya da sekiz katlı bölünmesi de bu görüşten kaynaklanır.

Sekiz sayısının fiziksel dünyanın dengelenmesini sembolize ettiği düşünülür. Güneş ışınlarının dünyaya sekiz dakikada geldiği kabul edilerek, aynı zamanda bu rakamın kozmik dengenin sayısı olduğu sonucu çıkarılır. Rüzgâr gülünü oluşturan yönlerin sayısı sekizdir. Ezoterik ekole göre de sekiz, yediden sonra gelen sayı olması nedeniyle, dirilişin ve yeni bir hayatın başlaması olarak değerlendirilir. Ayrıca şekil

değiştirmenin simgesi olarak da yine sekiz sayısı kabul edilir. Bundan dolayıdır ki vaftiz  teknelerinin birçoğu sekizgen şeklinde yapılmaktadır. Hıristiyanlıkta bu sayının bu denli önem kazanmasının bir başka nedeni de İsa’nın Yunanca söylenişi olan IHESOYS’un sayısal değerinin sekizin katı olan 888 olmasıdır.

Yahudi inancına göre ise sekiz, saflaşmayı, arınmayı temsil eder. Yedinin hazırladığı ve tamamladığı bu kıymetli günde Yahudi geleneğinde sünnet yapılır: “Ve sekizinci gün çocuğun gulfesi sünnet olunacaktır” (Levililer 12:3) Bunun yanı sıra Yahudiler vücudun sekizinci günde toprağa karışmaya başladığına da inanırlar.

Budizm’de de sekiz önemli bir yer tutar. Sekiz yapraklı lotus çiçeğinin güzellik ve şans getirdiğine dair inançta buradan kaynaklanır. Çin’de de Konfüçyüs inancına göre sekizin önemli bir yeri vardır. Çünkü sekiz dördün yani dünyayı temsil eden sayının katıdır.

Çeşitli geleneklerde sonsuzluk, sınırsızlık ve bitimsizlik anlamına geldiği görülen bu sayının büyüde ve popüler kültürlerde fazla rol oynamaması ise ilginçtir.

Dokuz sayısının anlamı ve gizemi

Sonsuzluğun ve bütünlüğün simgesi olarak kabul edilen dokuz sayısı son tam sayı olarak bir devrenin tamamlandığını ifade eder. Çeşitli biçimlerde yorumlandığı görülen bu sayıyı bazen acı ve kederle eş gören ve dokuzuncu mezmurun deccali işaret ettiğini ifade eden Petrus Bungus’un vurguladığı gibi olumsuz özellikleri olduğu da söylenebilir. Acıyla ilgili kısmı ise Hz. İsa’nın günün dokuzuncu saatinde öldüğü düşüncesinden gelir.

Gerçekte dokuz sayısı Yahudi ve Hristiyan dünyasında çok önemli bir yer işgal etmez. İslami dönemdeki varlığı ise daha çok İslam öncesi Türk mitleri ve inanışlarındaki öneminden kaynaklanır.

Türklerin en önemli kabilesinin “Dokuz Oğuzlar” olması, Moğol hanları karşısında insanların 9 kez eğilmek zorunda oldukları, Han’ın 9 sancakla temsil edilmesi gelenek içinde temayüz etmiştir. Sibirya Yakutları arasında da şamanlar, ayinlerine başlamadan önce yanlarına 9 erkek ve 9 kız çocuğu almaktaydılar.

Dünya kültürlerinde hemen hemen birbirine paralel yorumlarla karşımıza çıkan bu rakam hakkında şu örnekleri de verebiliriz: Çin literatüründe 9, göksel bir rakam olarak düşünülür. Şans getirdiği düşünülen bir sayıdır. Bu nedenle sosyal hayatı düzenleyen 9 kanun ve 9 resmi makam vardır. Hinduizm’de de dokuzlu karelerden oluşturulmuş 81 kare, kainatı sembolize eder ve astrolojik hesaplamalarla gelecekte olacak şeyleri önceden bilmeye, kehanette bulunmaya yardımcı olarak kabul edilir.

Mason sembolizmine göre, 9 rakamı grafik olarak aşağıya doğru, yani maddesel bir filizlenmeyi simgelemektedir. Doğum olayı için bu görüşü değerlendirirsek, dokuz sayısının, yedinci aydan itibaren aşağı yukarı şekillenmiş olan fetüsün(cenin) tam anlamıyla belirgin hale gelmesi için gerekli olan sürenin karşılığı olduğunu görürüz.  Fetüsün rahimdeki pozisyonunun da 9 rakamına benzediği söylenebilir.

R. Bacon’a göre yıldız falının dokuzuncu burcu olan yay burcu, yolculuğa ve seyahat etmeye, dine, inanca ve ilahiliğe gönderme yapmaktadır. Allah’a tapmanın, bilgeliğin, kitapların ve kutsal metinlerin burcudur ve genellikle “büyük talih” diye bilinen Jüpiter’in hükümranlığı altındadır. Bu nedenle 9, belirli koşullar altında, şans getiren bir sayı olarak düşünülebilir.

Sonuç olarak sayılar dizisinin sonuncusu olması nedeniyle dokuz sayısı, bir sona ulaşıldığını ve yeniden başlamanın haber vericisi gibidir. Diğer bir ifadeyle, bitim ve ölüm olayının olması gibi, yeni bir doğum veya filizlenmenin göstericisidir.

On sayısının anlamı ve gizemi

Tamlığın ve mükemmelliğin sembolü olan on sayısının “kâmil insanı” ifade ettiği düşünülür. Bir ile sıfır sayılarının yan yana gelmesiyle oluşan on sayısı, teklik ile hiçliğin ahengini ifade etmesi olarak kabul edilir.

Yahudi geleneğinde her zaman 10’un merkezi bir rolü olmuştur. Yahudilikteki on emir, Yahudi Kefaret Günü olan 10 Tişri’de günahların itirafı 10 defa yinelenir ve Yahudi yeni yılı Roş Haşana’da 10 kutsal ayet 10’lu gruplar halinde okunur. Budizm’de de 10 Emir vardır ki bunlardan 5’i rahipler, 5’i rahip olmayanlar içindir.

Hristiyanlıkta roma rakamı olan X=10, İsa’nın haçına, Yunanca Xristos olarak yazılan adına ve de 10 Emir’e bir gönderme yaptığına inanılır. Ayrıca İsa’nın adının ilk harfi olan İota’nın sayısal değeri 10’dur.

Pisagorcular için 10’un önemi her türlü kuşkunun ötesinde, her şeyi kapsayan, her şeyi sınırlayan “ana” olarak kabul edilir. İlk dört sayının toplamı olduğu için de(1+2+3+4) bu sayının her şeyi içerdiği kabul edilir.

İslami gelenekte de önemli bir yeri olan bu sayı Hz. Muhammed (sas) tarafından cennetle müjdelenmiş “Aşere-i Mübeşşere” denilen 10 kişiye işaret eder. Öte yandan peygamberimizin torunu olan Hüseyin bin Ali’nin Kerbela’da şehit edildiği gün olan 10 Muharrem 61 gününü de gösterir. Peygamber zamanında Aşure adı altında oruç günü olarak kutlanan bu gün dindar Şiiler için büyük bir ıstırap günüdür.

Kırk sayısının anlamı ve gizemi

Büyük sayılar arasında en büyüleyici sayı olarak bilinen 40, Orta Doğu’da, özellikle de İran ve Türkiye’de yaygın biçimde kullanılır. 40 atlı, 40 harami, 40 gün 40 gece düğün, 40 satır veya 40 katır gibi çoğaltılmak istenen bir güç ve birliği ifade eder.

İslami gelenekte 40’ın önemi hem Kur’an’dan hem de ilk vahyini 40 yaşında alan Hz. Muhammed (sas)’in sözlerinden açıkça anlaşılır. İslami gizemci geleneğe göre Allah’ın Âdem’in çamurunu 40 gün yoğurduğu, dünyanın sonu yaklaştığında Mehdi’nin 40 yıl yeryüzünde kalacağı, yeniden dirilişte göklerin 40 yıl boyunca dumanla kaplanacağı ve ayrıca dirilişin 40 yıl süreceğine inanılır.

Yine Nuh Tufanında 40 günlük bir yağış süreci olduğu, tufanın sona ermesinden sonra Hz. Nuh’un yanındakilerle beraber suların çekilmesini beklemek için gemide kaldığı 40 günlük bir süreden bahsedilir.

Hz. Muhammed’in (sas) adının ba ş ında ve sonunda olan “mim” harfinin sayısal değeri de 40’tır. Bu dinsel bağlantılar Müslümanları, deyişleri ve peygamberin sözlerini 40’lı gruplar halinde toplamaya teşvik etmiştir. Hadisler genellikle bu şekilde toplanır ve bu hadislerden birisine göre 40 hadis ezberleyenlerin peygamberin müjdesine mazhar olacağı belirtilir. Dinin beş emrinden biri olan zekât ibadetinde, inananlara mallarının 40’ta birini vermeleri istenir. Günde beş vakit kılınan namazlardaki farz ve sünnet rekâtlarının sayısı da 40’tır. Gizemci İslam’da 40 ( Arapça erbain, Farsça çihil) önemli bir rol oynar. Kırklara karışmak Türkçede görünmez olmak ya da tamamen ortadan yok olmak anlamına gelir. Sufiler, salt tefekkür ve duayla geçirilen 40 günlük bir inzivaya çekilirler.

Öte yandan Alevilerdeki cem törenlerinin peygamberin göğe olan yolculuğunun tekrarından ibaret olduğunu söyleyen Melikoff, miraç hadisesi esnasında Kırklar Meclisinin kurulduğunu söyler. Dolayısıyla Alevilerde cem demek, Kırkların Cem’ini taklit etmek, yani onu canlandırmak demektir.

İncil yazarları önemli olayları çoğu kez 40 sayısıyla ifade etmişlerdir. Örneğin, İsa’nın 40 gün vaaz vermesi, şeytan tarafından çölde sınanmadan önce 40 gün oruç tutması (büyük perhiz), dirilme olayına müritlerinin O’nu göğe çıkışını izleyen 40 gün sonra tanık olmaları. Eski Ahit’e göre Hz. Musa ve Hz. Süleyman’ın (as) 40 yıl hükümdarlık yaptıkları, Hz. Musa’nın Tanrının buyruklarını 40 yaşındayken aldığı, Sina Dağı’nda 40 gün 40 gece beklediği, İsrailoğulları’nın çöllerde 40 yıl boyunca başıboş bir şekilde dolaştığı anlatılır.

Bu sayının ayrıca biyolojik bir rolü de vardır. Embriyoda gözlemlenen belirli değişikliklere uygun olarak hamilelik 7×40 günlük dönemlere bölünür.

Hemen her toplumun ortak olan inançlarından biri de ruhun cesedi 40 gün sonra terk etmesi ve gerçek ölüm olayının bundan sonra başlamasıdır. Nitekim İslam’da mevlit, ölünün kırkı çıktıktan sonra okunmaktadır. Diğer dinlerde de ölünün ardından yapılması gereken bazı dinsel törenlerin, kırkıncı günün bitiminde düzenlendiği görülmüştür.

Kırk sayısı çokluk bildirmede, birtakım tabirlerde ve atasözlerinde de görülür. Birisiyle birlikte içilen kahvenin 40 yıl hatırı olacağına inanılır. Ya da kırk defa söyledim, kırk defa geldim, kılı kırk yarmak, bir deli kuyuya taş atarda kırk akıllı çıkaramaz, sarımsağı gelin etmişlerde kırk gün kokusu çıkmamış gibi kırk sayısının kullanıldığı yerler çoktur.

Sonuç olarak hemen bütün toplumların geleneklerinde kırkın bir bekleme, hazırlık, sınama ve ceza ile ilgili olaylarda kural haline gelmiş bir süre sayısı olduğunu görmekteyiz. (H.Aras-Ylt)