Neopaganizm nedir?

(5 oy) 5/5 510
Yorum Yaz


Neopaganizm – yeni putperestlik bir başka deyişle çağdaş paganizm, genellikle son dönemlerde ABD başta olmak üzere Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan bir dizi yeni dinsel akıma/külte verilen ortak bir addır. Kurulu yaygın dinsel geleneklere muhalefet etmeleri, eski Avrupa kült ve ritüellerini yeniden ihya etmeyi amaçlayan yapıları, doğa merkezli inançları ve özgürlükçü düşünceleri Neopagan akımların ortak özellikleri olarak ön plana çıkmaktadır. Genel olarak bakıldığında Neopaganizm çok tanrıcılığı, Şamanizmi, sihir- büyü kültlerini ve ekztazik ritüelleri içeren eklektik bir din görünümündedir. Bu dinsel hareketlerin temel karakteristik özellikleri arasında şu dört husus ön plana çıkmaktadır:

  • Hristiyanlık öncesi Avrupa dinsel inançlarının ve ritüellerinin temsil edilmesi,
  • Bütün inançlarda doğal çevreyle uyumu gözeten doğa merkezliliğin vurgulanması,
  • Bireysel özgürlüğe ve inanç farklılıklarına önem verilmesi,
  • Din adamlarına dayalı dinsel bir kurumlaşmanın önemsenmemesi ya da karşısında olunması.

Bununla birlikte, Orta Çağ’ın cadılık geleneğine dayalı Wicca hareketi, eski Kelt inanç ve kültlerini yeniden ihya etmeye çalışan Druidizm, kaos ilkesine ve tanrıça Eris’e tazimi ön plana çıkaran Discordianizm ve Kabala kültüne dayalı sihir-büyü anlayışı etrafında bir araya gelen kimi akımlar gibi Neo-pagan hareketlerin de ortak özellikleri, geleneksel dinlere (özellikle de Hıristiyanlığa) karşı bir başkaldırı geleneğini ve anarşizmi temsil etmeleri; özellikle Hıristiyanlığa karşı çeşitli Orta Çağ kültlerini yeniden ihya etmeye çalışmalarıdır. Bu çerçevede örneğin Wicca hareketi Orta Çağ’ın cadılık geleneğini yeniden geliştirmeye çalışmakta, Druidler akımı ise eski kelt doğa tapıcılığını temsil etmektedir. Bu yönüyle Neopagan akımlar, din de dâhil tüm kurulu geleneklere karşı bir sorgulama ve başkaldırı geleneğini ifade eden postmodern anlayışla uyum içerisinde bir yapı arz etmektedir. Neopaganizm akımları, kurulu/yaygın dinsel geleneklerin hegemonyacı bir tavır sergiledikleri, insanın doğa ile uyumlu yaşamasına fazla özen göstermedikleri ve baskıcı bir tutum izledikleri düşüncesindedirler.

Ayrıca, Neo-pagan akımların bir diğer önemli özelliği, evrensel ve üst bir tanrı yerine dinsel inanç ve tutumların merkezine insanı ve doğayı, daha yerinde bir ifadeyle insan-doğa ilişkisini yerleştirmeleridir. Buna göre, kutsal kavramı evrensel bir boyutta düşünülmekte ve tüm doğal varlıklar kutsallaştırılmaktadır. Önemli olan insanın doğal çevresiyle dengeli bir yaşam sürmesi; doğayı tahrip etmemesidir. Dolayısıyla Neopagan akımlar, insan doğa uyumu konusundaki fikirleriyle örtüştüğü gerekçesiyle Orta Çağ’ın doğa tapıcılığını ve bununla yakından ilgili olan çoktanrıcılığı oldukça önemsemekte; Orta Çağ’ın natüralist ve ruhçu geleneklerini yeniden inşa etmeye çalışmaktadırlar.

Benzer şekilde, 1971’de Londra’da kurulmuş olan ve halen yılda dört kez yayımlanan “Pagan Down” başlıklı bir dergi çıkaran “The Pagan Federation”, Neopaganizm’in üç temel ilkesinin altını çizmektedir. Bunlar:

  • Tabiatı sevmek ve ona karşı saygılı olmak,
  • Dış dünya ve toplumla uyum esasına dayalı bir ahlaka sahip olmak ya da ‘başkalarına zarar vermediği sürece dilediğini yapma’ ilkesine bağlı olmak.
  • Ulûhiyetin hem eril hem de dişil veçhelerini kabul etmektir.

Öte yandan, Neo-pagan akımlar arasında 1950’li yıllarda Gerald Gardner tarafından geliştirilen Wicca ya da Cadılık akımı, kendisini “yeryüzü merkezli neopagan bir din” olarak tanımlamaktadır. Bununla birlikte kendilerinin bir kült olmadığını ve Wicca inancını dile getirenlerin herhangi bir ilahi mesajın temsilcileri ya da bu hareketi izleyenlerin önderleri veya bir çeşit din adamları olmadıklarını da belirtirler.

Özellikle ABD’de belirgin bir taraftar topluluğuna sahip olan Wicca hareketi ile irtibatlı 73 cadı 1974’te Amerikan Cadılar Birliği’ni (Council of American Witches) kurmuş ve aynı yıl Minneapolis’te yaptıkları bir “Cadı toplantısında savundukları inançları ile ilgili on üç maddelik bir metin hazırlamışlardır. Bu metinde başlıca dile getirdikleri inançlar arasında, doğal dengenin korunmasına yönelik olarak tabiatla uyum içerisinde yaşama isteği önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca bu birlik üyeleri, Cadılık ya da Wicca yolu denilen anlayışın din, büyü ve hikmeti birbiriyle uyum içinde gören bir dünya görüşü olduğunu belirtmekte ve Hristiyanlık ya da diğer herhangi bir dine, kendilerini ‘tek yol’ olarak görüp bunu dayattıkları, insanların özgür seçimlerine karşı çıktıkları ve diğer inançları baskı altına aldıkları için itiraz ettiklerini ifade etmektedirler. Yine onlar, mutlak “kötülük” kavramına karşı çıktıklarını ve Hristiyan geleneğinde tanımlanan Şeytan’a ya da İblis’e tapınmadıklarını ısrarla vurgulamaktadırlar.

Yine genel özelliklerine bakıldığında Wicca – vika hareketinin Hristiyanlık öncesi İrlanda, İskoçya ve Galler dinsel geleneğini yeniden yapılandırmayı amaçlayan bir inanç sistemi olduğu anlaşılır. Orta Çağ’da kilisenin şiddet yoluyla yok ettiği eski inanışlar/kültler ve ritüeller Wicca hareketi ile yeniden ihya edilmeye çalışılmaktadır. Bu hareket mensupları, Wicca akımının, Batı toplumunda oluşturulmaya çalışılan kanaatin aksine tamamen barışçıl ve sağduyulu bir hareket olduğunu ve hareketin temel amacının tanrısal alemle/kutsalla var olan diğer her şey arasındaki birliği ve uyumu sağlamak olduğunu ifade ederler. Wicca inancına göre bir Tanrıça ile bir Tanrı’nın ruhu her şeyde, ağaçlarda, yağmurda, denizde ve bütün doğal yaratıklarda mevcuttur. Dolayısıyla yeryüzündeki her şeye ilahi âlemin görünen ve görünmeyen veçheleri olarak saygı gösterilmelidir. Cadılık geleneği, doğa ve ondaki ilahi ruhla uyumlu şekilde yaşamanın yollarını aramaktır.

Diğer yandan, Wicca mensupları ısrarla kendilerinin Satanistlerden ayrı değerlendirilmeleri gerektiğini vurgularlar. Kendilerinin asla hayvan ya da insan kurbanı gibi şiddet içeren eylemlerde bulunmadıklarını; zira kendilerinin “hiç kimseyi incitmeme” ilkesine sadık olduklarını belirtirler. Şüphesiz bu yaklaşım, özellikle ABD’de çeşitli kilise çevrelerinin kendilerine yönelik bu ve benzeri birtakım suçlamalar yöneltmelerine bir karşı çıkıştır. Yukarıda ifade edildiği gibi, Wicca’cılar ısrarla kendilerinin şeytana tazim etmediklerini, tapınmadıklarını; aslında şeytanın Hristiyanlığın ürettiği ve kurguladığı bir kavram olduğunu söylerler. Onlara göre insanların iyi olmaları ve iyiliğe yönlendirilmeleri için mutlaka evrensel bir kötülük figürünün (şeytanın) üretilmesine gerek yoktur. Bununla irtibatlı olarak onlar, kendi hareketlerinin Satanizm’den tamamıyla farklı ve bağımsız olduğunu ve kendilerinin kesinlikle Satanist olmadıklarını da belirtirler.

Ayrıca Wicca’cılar, Hristiyan geleneğinin cadılıkla ilgili oldukça yanlış bir imaj oluşturduğunu ve cadıları çeşitli olumsuz niteliklerle itham ederek halka yanlış tanıttıkları kanaatindedirler. Onlar, aslında cadılığın eski dönemlerin “bilgelik sanatı” olduğunu ve cadıların doğa ile uyum içinde yaşamanın yolunu bilenler ve öğretenler olduklarını, insanlara doğadan şifa kaynaklarını öğrettiklerini ifade ederler.

Neo-pagan gelenekler arasında öne çıkan bir diğer hareket olan Druidizm ise, Hristiyanlık öncesi dönemde Kelt toplumundaki özel bir sınıfı temsil eden Druidlerin inançlarını yeniden ihya etmeye çalışan bir hareket olarak dikkati çeker. Orta Çağ Kelt toplumunda Druidler, Keltlere ruhsal yönden rehberlik eden rahipler, şairler, hekimler ve hâkimlerdi. Bunlar doğadaki tanrısal gücü anlamaya ve onunla irtibat kurmaya çalışırlardı. Günümüzdeki Druidler de Orta Çağ’daki Druidleri izleyerek doğadaki ilahi unsurları izlemenin, ağaçlarla ve diğer doğal varlıklarla ilgili ritüeller yoluyla kutsalı tecrübe etmenin önemini vurgularlar.

Buna ilave olarak, Druid rahibesi olan Emma Restall Orr, Druidizmi şöyle tanımlar: “O, bir davranış biçimi, bir anlayış ve basit bir doğal yaşam felsefesidir. Birçok yönden o, zengin ve kadim bir din, mistik bir ruhsallıktır” Tüm yaşamın kutsallığı fikrini temel alan Druidler, Druidizmin modern bir akım olarak, yaklaşık 300 yıl kadar önce başladığını ve hareketin, ruhsal bir yol ya da felsefe olarak Batı ruhsal geleneğini temsil etmekte olduğunu vurgularlar. Ağaçlar, bitkiler, hayvanlar, taşlar, atalarla ilgili inanışlar ve ritüeller aracılığıyla tabiatla, atalarla ve insanın kendi fiziksel ve ruhsal yapısıyla sağlıklı birleşmesinin, ruhsal ve fiziksel yöntemlerle şifa aramanın, sihir ve büyü yoluyla hikmet, şifa ve ilahi esine ulaşmanın hedeflendiği belirtilir.

Ayrıca, Wicca ve Druidizmden başka birçok Neopaganizm akım vardır. Örneğin eski Viking pagan geleneğini canlandırmaya çalışan Asartu, Yunan sihir ve büyü kültlerine bağlı olan Hellenismos, Eski Mısır tanrı kültlerine bağlılığı ön plana çıkaran Kemetikler, hayvanlara tazimi yeğleyen Animalistler, ayrıca Dianikler, Straga, Warrior, Ecclectic ve benzeri gruplar. Neo-pagan akımlar, çeşitli Batı ülkelerinde hızla yayılmakta, günümüzde, modernizmin ve aşırı teknoloji kullanımının doğurduğu sıkıntılardan ve Hıristiyanlığın dayatmacı anlayışından endişe eden, çevreci ve bireysel özgürlük yanlısı insanları kendine çekmeyi sürdürmektedir. Neo-paganizmin, her zaman doğal dengenin göz önünde bulundurulmasını ve zararlı olmadıkça olabildiği kadar özgür davranmayı savunan söylemleri, moderniteden ve baskıcı toplumsal yapıdan bunalan insanları cezbetmektedir. Kimi araştırmalar, bugün, yalnızca ABD’de yüz bin civarında Neo-paganistin olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta kimi yazarlar bu yeni dinsel hareketin ABD’de en hızlı yayılan dini akım olduğunu iddia etmektedir. (emre uysal-ylt)