Mısır Tanrısı Atum

(0 oy) 0/5 44
Yorum Yaz


Evrenin yaratılışı ile ilgili en eski teoriyi ortaya koyan din adamları tedrici olarak tanrı Ra’ya ulaşmışlardır. Bu din adamları ilk önce yeraltı güçlerini temsil eden, aslan, yılan ve bir çeşit fare ile simgeleştirilen ve ismi “eksiksiz” anlamına gelen tanrı Atum’u yüceltmişler, onu yaratıcı tanrı ilan etmişler ve özellikle onun evrensel tanrı vasfını vurgulamışlardır. Bununla da kalmayıp diğer tanrıları onun yarattığı konusunda hipotezler öne sürmüşlerdir. Adı “Bütün / Tam Olan” anlamına gelen Mısır Tanrısı Atum, en büyük yaratıcı tanrılardan biriydi ve muhtemelen Mısır’da tapılan en eski tanrıydı. Ra ile birleşip Ra-Atum olunca güneş tanrısı oldu.

Tanrıların yaratılması

Heliopolis’teki inanışa göre “dünyanın yaratılmasından önce suyla dolu, engin bir çukur başlangıç ummanını (Nun) teşkil ediyordu ve bu ummanda hücreler cansız, hareketsiz (nenu) bir şekilde bulunuyordu. Bunlar arasında henüz adlandırılmamış, sonraki tüm canlıları benliğinde toplayan bir ana hücre Atum bulunmaktaydı”. Kendi cinsinde eksiksiz ve yetkin olan, bir yerde erkek ve dişi özellikleri benliğinde bulunduran Atum ilahi bir güçle kendi kendini yaratmıştır. Bundan sonra yaratma arzusuyla doğu tepesinin teşkil ettiği doğal merdiven vasıtasıyla başlangıç ummanı Nun’dan bir tepenin üzerine çıkarak Dokuzlu tanrılar (Mısırca Pesecet, Yunan Ennea) grubunun ilk çifti olan tanrı Şhu (Hava tanrısı) ve tanrıça Tefnut’u (Rutubet tanrıçası) yaratmıştır. Böylece Atum kendi kendine döllenerek erkek ve dişi ilk farklı çifti yaratmış oluyordu. Şhu ve Tefnut, yer tanrısı Jeb ve gök tanrıçası Nut’u yarattılar. Şhu, Jeb’le Nut arasına girerek her iki tanrıyı birbirinden ayırmıştır. Jeb ve Nut ise, çocuklarının sayısını arttırarak, dört tanrı ve tanrıça kardeşler ve eşler olan Oziris, İzis, Seth ve Neftis’i dünyaya getirmişlerdir. Böylece Atum ve dört çift tanrı ve tanrıçalar ilk kutsal aileyi oluşturdular. Bundan sonra Thot, Anübis, Horüs, Maat ve Hathor gibi tanrılar ve daha sonra insanlar ve bütün varlıklar yaratıldılar. O halde Atum ilk önce tanrıları, sonra insanları kalbinde tasavvur etti, ağzından çıkanla yarattı.

Bugün Mısırlıların Kutt Fara’un dediği ve yılanlarla timsah yumurtalarının baş düşmanı olan firavun faresinin Atum’un vücut bulmuş hali olduğuna inanılırdı. Bir efsaneye göre bir gün Atum bir yılanın saldırısına uğrar ve yılanı yok edilmek için firavun faresine dönüşür. Buna rağmen Atum asla firavun faresi şeklinde resmedilmemişti. Her zaman insan kafalı bir insan olarak görülmektedir.

Yaratıcı tanrı Atum

Atum kendi kendini var eden ve her şeyi kendinden yaratan tanrı kabul edilmekteydi. Önce yılan şeklini alıp Nun’un Primeval ‘’ilk sularında” varoldu. Zamanla insan şeklini alsa da, Mısırlılar dünyanın sonu geldiğinde onun tekrar yılan şeklini alacağına ve Nun’a döneceğine inanmaktaydı.

Atum’u yaratıcı tanrı olarak kabul eden en eski öğreti MÖ. 2350 yıllarına aittir. Bu tarihte, V. Hükümdarlık döneminin son kralı Unas Sakkaozda bir mezar piramit inşa ettirmişti. İlk olarak burada piramidin içinde mezarın bulunduğu odaya ve bu odanın girişine yazıtlar oyulmuştur. Bu yazıtlar Piramit Metinleri / Yazıtları (Pyramid Texts) olarak bilinmektedir. VI. Hükümdarlık Dönemi piramitlerinde de görülen bu yazıtlar gelişigüzel bir araya getirilmiş “büyü”lerin bir toplamıdır. Bu yazıtlar her piramitte değişiklik göstermektedir. Örneğin Unas’a ait olanlar 700’e varan büyünün içinden 228 tanesinin seçilmesiyle oluşturulmuştur. Bunlar kabul edilen öğretiye göre dünyanın yaratılışından bahsetmekte, ölü krala yaşamdan sonraki yaşam hakkında gerekli bilgileri vermekte, bunlara nasıl ulaşılacağını açıklamakta ve ölülerin mutluluğu için gereken büyülü yolları açıklamaktaydı. VI. Hükümdarlık döneminin sonlarına doğru kraliyetin gücü azalmaya başladı. Bunun sonuçlarından biri Piramit Yazıtlarını / Metinlerini mezarlara gömülen sıradan insanların kendilerine uyarlamasıydı. Sıradan insanların mezarları, krallar ve kraliçeler için yapılan piramitlerden değildi. Ancak piramit duvarlarını süsleyen büyülü yazıtlar sıradan insanlar tarafından kullanılıp ahşap tabutlara işlenince, Piramit Yazıtları Tabut Yazıtları’na dönüştü.

Tabut Yazıtlarından birinde, Atum Başlangıç hakkında konuşmaktadır: “Ben (Atum) hala suların içinde hareketsiz durmaktayım. Henüz ayakta duracak veya oturacak bir yer bulamadım ve orada olabileceğim yer hala kurulmadı”. Ancak Atum Primevel / ilk sulardan çıkmadan önce ilk olarak bir dişi olan Tefnut’u ve bir erkek olan Shu’yu yarattı. “O birken üç oldu” şeklinde açıklanan bu olayın iki versiyonu vardır. Piramit Yazıtında bunlardan biri anlatılmaktadır: Bu Heliopolis Merkezli versiyon daha sonradan oluşturulmuştu. Diğer pek çok metin mastürbasyonun Heliopolis de değil, Primeval / ilk Sularda gerçekleştirildiğini anlatır.

Shu ve Tefnut’un yaratılması

Shu ile Tefnut’un yaratılışıyla ilgili olarak Atum’un onları tükürerek yarattığını anlatır. Burada “tükürmek” anlamına gelen “-ishesh” ve “tef” ile kelime oyunu yapılmaktadır. “-ishesh” sesi Shu’yu anımsatmaktadır. “Tef” ise Tefnut’un ilk hecesini oluşturmaktadır. Shu ve Tefnut’un Atum’un ağzından tükürülerek yaratılması hikâyesi dünyanın Tanrı’nın sözleriyle yaratılması fikrinin de öncüsüdür.

Atum’u ağzından yaşamın tükürüğü ve nefesi bulunmaktaydı. Tefnut tükürükten oluştu ve Rutubet / Nem Tanrıçası oldu. Shu Atum’un nefesinden oluştu ve Hava Tanrısı oldu. Hava yaşam için gerekli olduğundan Shu aynı zamanda yaşam’ın kendisiydi. Doğumlarından sonra bu iki yeni varolmuş tanrı, babaları Atum’dan ayrıldı ve Nun’un uçsuz bucaksız karanlığında kayboldu. Atum onları aramak için göz’ünü yolladı. Bulunduklarında ise oğluna Shu ‘’Yaşam” kızına Tefnut ‘’Düzen” adını koydu. Atum daha sonra onları korumak için Nun’da sarıp sarmaladı.

Tabut Metinlerinin 80. si bize daha sonra neler olduğunu anlatmaktadır. Nun’da hareketsiz durmaktan yorulan Atum, kendine nasıl rahat bir yer yaratabileceğini sordu. Nun ona şöyle dedi: “Kızın Tefnut’u öp, onu burnuna götür, böylece kalbin yaşayacak. Seni bırakmasına asla izin verme. Kızın Tefnut oğlun Shu ile birlikte olmasını sağla.” Daha sonra Atum Tefnut’u burnuna götürürken Shu’dan ona yardım etmesini istedi. Mısırlılar böylece Atum’un onu öptüğünü söylemektedir.

Diğer ilk aydınlık hikayeleri Mısırlıların Benu Kuşu olarak aklandırdıkları bir balıkçıldan bahseder. Bu kuş üzerinde dinlenebileceği bir kaya bulana kadar Nun’un suları üzerinde uçar. Konacak bir yer bulduğunda, gagasını açar ve Nun’un sessizliğince bir çığlık yankılanır. Dünya Benu Kuşu’nun bu “bilinmeyen / tanınmayan” çığlığı ile dolar. Böylece kendi kendini yaratan tanrı Atum’u simgeleyen Benu Kuşu, dünyaya yaşam ve ışık getirir.

Tanrı Atum ve zaman

Mısırlıların ilahi bir işaret saydığı Benu Kuşu’nın çığlığı zaman döngüsünü başlattı. Yirmi dört saatten oluşan bir günün on iki saati gündüze, on iki saati geceye ayrıldı. On günlük döngüler Mısır haftasını, otuz gün bir ayı, on iki ay bir yılı oluşturdu. Ancak bir yıl 365 günden oluşmaktaydı. 1.460 yıllık periyodlarda halkın kullandığı takvim ve astronomik takvim arasında bir uyumsuzluk yaşanıyordu. Ancak daha sonra tekrar bir çakışma gerçekleşmekteydi. Bunun nedeni de astronomik yılın 365 gün ve bir çeyrek günden oluşmasıydı. Benu Kuşu zamanın bölümlere ayrılmasıyla ilişkilendirilmişti.

Tanrıların doğumu

Heliopolis mitlerine göre Shu ve Tefnut’un iki çocuğu oldu: Ged (toprak) ve Nut (Gökyüzü). Böylece sırasıyla hava, nem, toprak ve gökyüzü yaratıldı. Bu elementlerin bir araya gelmesiyle fiziksel dünya oluştu.

Mısırlıların evren tasvirinde, Shu ayakta durmakta ve başının üzerine kaldırdığı kollarında uzun bir elbise giymiş bir kadını taşımaktadır. Bir adam ise ayaklarına kapanmıştır. Kadın Nut, adam ise Geb’dir. böylece toprak gökyüzünden havayla ayrılmıştır. Bu ayrım pek çok eski kültürü düşündüren bir soru olmuştur. Bu soruya Mısırlıların bulduğu çözüm kayıptı; ancak Yeni Krallık dönemine ait tabutlardaki resimle yazıtlar ve Piramit Metinlerindeki / Yazıtlardaki ipuçları bir araya getirilip hikâye tamamlanabilmektedir.

Gök Tanrıçası Nut’un ana rahmindeyken bile annesi Tefnut ile çatıştığı ve özgür kalmak için vahşi bir yol izlediği görülmektedir. Nut erkek kardeşi olan Toprak Tanrısı Geb ile yatmış ancak hamile kalınca Hava Tanrısı olan babası Shu onları kıskanmıştır. Shu aşıkları ayırmış, bir ayağıyla Geb’i yere yatırmış ve Nut’u kollarıyla havaya kaldırmıştır. Böylece Toprak Gökyüzünden Havayla ayrılmıştır.

Sonunda Nut Geb’in çocuklarını doğurmuştur. Güneşi, yıldızları ve gezegenleri oluşturan çocuklar Nut’un karnına yerleşmiştir. Plutorch tarafından anlatılan bir efsaneye göre Shu, sevgili kızının Geb’in çocuklarını doğurmasına o kadar kızmıştır ki, onu lanetleyip bir çeşit kısırlığa mahkum etmişti. Nut’un bir daha yılın herhangi bir ayında bir çocuk sahibi olamayacağını ilan etmişti. Ancak Nut babasının lanetini yenme konusunda kararlıydı. Yeni bir sevgili buldu. Yeni sevgilisi bir zar oyunu oynamayı teklif ettiği ve oyun sonunda ondan beş gün kazanmayı başardığı zaman Tanrısı Thoth’dır. Mısırlılar bu mitle, 30 günlük 12 aydan oluşan ve 360 güne bölünen takvimlerine ay ve güneş zamanlarını eşitlemek için eklemek zorunda oldukları 5 günü açıklamaktaydı. Bugün bizim artık yıllarımızı oluşturan bu çeyrek günü Mısırlılar asla kullanmadı bu nedenle düzenli olarak astronomik yıl takvim yılının gerisinde kaldı ve zaman zaman kış mevsimi takvimdeki yaz mevsimine denk geldi.

Nut’un Thoth’dan kazandığı beş gün normal yılının dışında kaldığında Shu bu kez güne müdahale edemedi. Böylece Nut bu günlerde çocuk sahibi olabildi. İlk gün oğlu Osiris, ikinci gün daha sonra Haroeris veya Yaşlı Horus olarak tanınacak Horus, üçüncü gün kızı Nephthys dünyaya geldi. Bu çocuklar anne – babalarını Geb ve Nut, büyükanne ve büyükbabaları Shu ve Tefnut, kardeşleri Haroeris ile Atum’un en başta bulunduğu Büyük Ennea (Dokuzlu Tanrı Grubu)’yı oluşturdular.