Mardin’in manastırları ve kiliseleri

(0 oy) 0/5 24
Yorum Yaz


Mardin, uzun yıllardır Hristiyanlığı kabul emiş ve birçok Süryani din adamının yetiştiği merkezdir. Yetiştirilen din adamları metropolit, mafiryan, patrik unvanına sahip kişiler yetiştirmiştir. Mardin Süryani patriğinin mezun ettiği başpapazların etkisi nedeniyle Hristiyan dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Bu yazımızda Mardin’in manastırları ve kiliseleri konusuna değineceğiz.

Deyrul-Zafaran Manastırı

Mardin’in manastırları ve kiliseleri arasında önemli yeri olan Deyrul-Zafaran manastırı, Mardin ili merkezinin 4 kilometre doğusunda, dağ yamacında, Mardin ovasına hâkim bir noktadadır. Üç kattan oluşmaktadır. Manastır 5. Yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan bölümlerle günümüz haline 18. yüzyıl gelmiştir. Farklı zamanlarda yapılan bölümlere rağmen tek bir zamandan inşa edilmiş gibi durmaktadır.

Deyrul-Zafaran manastırı, Süryani Ortodoks cemaatine aittir. Manastırın ilk yapılış tarihi net olarak bilinmemektedir. Süryani kaynakları Deyrul-Zafaran manastırının tarihini Hz. İsa’dan önceki dönemlere kadar gittiğini göstermektedir. Farklı kaynaklara göre Mor Şleymun, roma kalesi olarak bilinen yapıyı 400 yılında manastıra çevirip, bazı azizlerin kemiklerini buraya getirmiştir. Bu nedenle ilk olarak “Mor Şleymun Manastırı” olarak bilinmektedir. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun 793 yılında başlayarak büyük bir tadilat yapmasıyla manastır, Mor Hananyo Manastırı olarak bilinir. XV. Yüzyıldan Manastır’ın etrafında yetişen Zafaran (Safran) bitkisinden dolayı manastır, “Deyrul-Zafaran (Safran Manastırı)” adıyla bilinmektedir.

Deyrul-Zafaran manastırı çok kez Süryani Ortodoks patrikliğine ev sahipliği yaptığı için bölgenin en önemli manastırdan birisidir. Manastırda 80 kişiye yakın din adamı yetişmiştir. 860 yılında vefat eden ve birçok eser bırakan Dara Metropoliti Yuhanna manastırda yetişen rahiplerdendir.

Manastırının en büyük özelliği Türkiye ve Suriye’de hizmet vermiş 52 metropolit ve patriğin mezarları manastırda özel yapılmış odalarda (mezarlarda) gömülü bulunmaktadır. Manastır tarih boyunca Süryani patriklik merkezi olmakla beraber rahip, keşiş (papaz) ve diyakosların yetiştirilme yeri, din adamlarının namaz kılma, ibadet etme ve inananların tövbe yeri haline gelmiştir. Ayrıca öksüz yoksul ve kimsesiz Süryani çocukların evi, düşkünlerin ise sığınak yeri olarak kullanılmıştır.

Manastır, tarihi boyunca Süryani Kilisesinin dini eğitim merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bölgeye matbaayı ilk getiren kişi manastırda patriklik yapan ve 1895 yılında vefat eden IV. Petrus’tur. 1874 yılından İngiltere’ye yaptığı ziyareti esnasında satın aldığı matbaayı 1876 yılında manastıra getirmiştir. Matbaada 1969 yılına kadar Süryanice, Arapça, Osmanlıca, Türkçe kitaplar basılmıştır. Matbaadan geriye kalan parçaların bir kısmı manastırda bir kısmı da Kırklar Kilisesi’nde sergilenmektedir.

Deyrul-Zafaran manastırı hala etkin bir şekilde ibadete açıktır. Manastır içinde mor Hanonyo Kilisesi, Azizler Evi (BethKadişe), Meryem Ana Kilisesi Ve Güneş Tapınaklarını içinde bulundurur.

Mor Mihail Kilisesi –  Burç Manastırı

Süryani kadim Ortodokslara ait bir manastırdır. Manastırın diğer bir ismi ise Burç Manastırıdır. Burç denilmesinin sebebi; kilisenin temeli atılmadan önce rahiplere ait burç olup Mor Mihail’in öğretmeni olan Aziz Mor Yusuf içinde yaşayıp inzivaya çekilmiştir. Burç günümüze kadar gelip üzerinde bir çan kilisesi vardır. Bu nedenle kiliseye burç manastırı denilmiştir.

Mor Mihail Kilisesi’nin Süryani kaynaklarında M.S. 185 yılında yapıldığı belirtilmiş olup Mardin’in en eski kilisesi olduğu yazılmaktadır. VX. Yüzyılda yazılan ve Aziz Mor Mihail ile kız kardeşi Siras’ın yaşamlarına anlatan iki tane el yazma kitaplarında kilisenin tarihi ispat etmektedir. Metropolit Hanna Dolabani öyküyü bir kitabında yazmıştır.

Mor Petrus ve Pavlus Kilisesi

Mor Petrus ve Pavlus Kilisesi, Mardin’in Gül mahallesinde bulunmaktadır. Süryani Ortodoks cemaatine aittir. Kilise 1914 yılında patrik II. Abdullah döneminde ve Papaz Abdulmesih’in çabalarıyla ve Süryani Kadim Cemaatinin katkılarıyla inşa edilmiştir.

Kilisenin dış cephesi kesme taşlarla yapılmış kilise dikdörtgen planlı olup üzeri çatı ile örtülüdür. Kilisenin en büyük özelliği kök boyalarla el işinden yapılmış olan baskı perdeleridir. Kilisenin iç yapısı yıldızlı tonoz olup yüksek ince ve yuvarlak kemerli sütunlar üzerinde oturtulmuştur. Bu tür stil Süryani kilisesinin V. Mimari şeklindedir. VI. Yüzyıldan itibaren bölgede kullanılmaya başlanmıştır.

Kilisenin dış yapısı güzel motiflerle süslenmiş olup içi yüksek kemerli sütunlarla yapılmıştır. Mezbahın kapısı oyma nakışlarla süslüdür. 1921 yılında yapılmış iki tane Kduşkudşini (sunak) vardır. Kilisenin ana Kduşkudşini kilisenin güney cephesinde yer alır. XX. Yüzyılda yapılan diğer Kduşkudşinlerden daha farklı bir tarzda yapılmıştır. Kutsal sofra etrafı açık 4 adet sütunla çevrilmiş olup üzeri küçük bir kubbe ile örtülüdür. Kilisede tarihi nitelik taşıyan gümüş kandiller, azizlere ait tablolar, kalıp basmalı resimli perdeler bulunmaktadır.

Mort Simuni Kilisesi veya Manastırı

Mardin’in manastırları ve kiliseleri arasında bulunan Mort Simuni Kilisesi, Süryani Kadim-Ortodoks kilisesidir. Kilise 2005 yılından restore edildikten sonra ibadete açılmıştır. Kilise şehrin ortasında kalmıştır çünkü şehir merkezi surun dışında yayılınca ve surun harap olması nedeniyle kilise şehrin ortasında kalmıştır. Kilisenin yapılış tarihi bilinmemektedir. Kilise Kırklar Kilisesinin yapısına benzediği için ve sancak kemerli sütunlarla aynı olması VI. yüzyıldan kalma bir eser olduğu düşünülmektedir. Kilise, adını Tanrı’ya olan inancından vazgeçmediği için yedi çocuğuyla birlikte öldürülen ve azize ilan edilen Mort Şimuniden almıştır. M.S. 1125 yılından Mardin Metropoliti Yuhanna tarafından yenilenmiştir. Kilise yakın çağda iki defa onarım görmüştür. Kilise üç kapıdan oluşmaktadır. Kilise ek binalar ve sancak kemerli sütunlu revaklarla çevrilidir. Yapıların arasında M.S. 1796 yılında kilisenin batısında medrese olarak inşa edilen uzun bir bölüm kilise de daha önce mevcuttur. Dini eğitimin ve genel eğitim de verilmiştir.

Kırklar Kilisesi (Mor Behnam ve Kız Kardeşi Saro Kilisesi)

Kırklar kilisesi, Süryani kaynakları, Süryani tarihçi Harrin R. İsa’ya dayanarak 539 (6.y.y) tarihine dayandığını belirtir. Süryani tarihçi, Yunan Kralı Arsus bu bölgede hüküm sürdüğü tarihlerde Mardin kalesinin onarımı yapar. 569 yılında Mardin’de yedi tane kilise inşa ettirir. Kiliselerin isimleri belirtmeden iki tane kilise Rumlara, bir kilise Keldanilere, iki kilise Ermeniler ve bir kilise ise Süryaniler için olduğu belirtilmektedir. Mor Behram ve Kız Kardeşi Saro kilisesinin bu kiliselerden biri olduğu düşünülmektedir.

Mor Behnam ve kız kardeşi Saro adına yapılan ve şu anda kırklar kilisesi olarak bilinen kilise VI. yüzyılın ortalarında ait bir yapıdır. Kilise doğu batı yönünde 12 masif sütun üzerine yapılmış kemerlerle taşınan tavan bölümü kesme taşlarla örülüdür.

Kiliseye adına veren Mor Behnam ve Kız Kardeşi Saro’nun öyküsü anlatılmaktadır Pers imparatorluğu döneminde Asur vilayetinin kralı olan Senharip’in Behnam ve Saro adında iki çocuğu vardır. Cüzzam hastası olan Saro’yu hiçbir doktor ve hiçbir hekim iyileştiremez. Behnam babasından habersiz onu Mar Maytay’a götürür ve kısa bir zaman sonra Saro iyileşir. Gerçekleşen mucize karşısında Behnam ve Saro Hristiyan olurlar. Behnam olan bitenleri babasına anlatır, Hristiyanlık inancına karşı bir putperest olan babası olanları kimseye anlatmamasını tembihler ve kendi çocuklarını inançları yüzünden öldürmeye karar verir. Babasının planını öğrenen Behnam, kız kardeşini alıp Mar Martay’ın yanına sığınmak için yola koyulur ama yolda babasının askerleri onları bulur ve öldürür. Senharip yaptığına çok pişman olur ve akıl sağlığını yitirir. Karısı onu iyileştirmesi için Mar Martay’a götürür. Mucize bir kere daha tekrar eder ve Senharip iyileşir. Şükranlarını sunmak için Mar Martay’ın adına bir manastır yaptırır.

Kilisede kemikleri gömülü olan Kırk Şehidin öyküsü ise şöyledir; M.S. 240’ta roma imparatoru Hristiyanların dinlerinden vazgeçirilmelerini emreder. Kapadokya Valisi, inançlarını inkâr etmeyen Hristiyanları öldürmeye başlar. Kırk kişi bir araya gelir inançlarını savunurlar ve inançlarını savundukları için yedi gün boyunca işkence görürler. İmparator isyanı duyunca Kapadokya’ya gelir ve onları Sivas’a kadar sürükleyerek götürür. İnançlarını inkar etmeleri için onları buz göletine atar ve göletin karşısına hamam yaptırır. Kırık kişiden biri hamama kaçar ve hamamda öldürürler. Hamamda nöbet tutan Roma askerleri gökten kırk halenin göldekilere doğru geldiğini görür, bu olaydan çok etkilenir ve kendisini gölete atar. İnançlı kırk kişi donarak ölür ve kırk şehitler olarak anılır.

Kilisede, kırk şehit ve şehit Mor Behnam ile kız kardeşi Sahro’nun şehitlik macerasını belirten tarihi büyük bir tablo vardır. Eni 2 metre boyu 2 m.’dir. Tablonun yapılış tarihi tablonun sağ alt köşesinde Süryani alfabesiyle yazılıp Arapça diliyle okunan yazıtta şöyle yazılmaktadır. “Musul Patrik II. Gevargis döneminde ve Metropolit Abdullahat’ın riyasetindeki (başkanlık) günlerinde yapılmıştır.” Patrik II. Gevargis M.S. 1687-1708 yılları arasında patriklik makamında görev yapmaktaydı. Metropolit Abdullahat da M.S. 1731 yılında vefat edip Kırklar Kilisesi’nin içinde mevcut olan ve metropolitlere özel mezarda defnedilmiştir.

Mor Gabriyel Manastırı (Deyrul-Umur)

Manastır Midyat’ın 18 km doğusunda yer alır. Süryani kadim cemaatine aittir. Hristiyan dünyasının günümüze de kullanılan en eski manastırlardan biridir. 397 yılından Bizans imparatoru Anastasios’un yolladığı bağışlarla yapılmış ve farklı tarihlerde eklemeler yapılmıştır. Ana kilisenin apsis bölümünün zemin ve tavanındaki mozaikler, doğu bölgelerindeki Bizans sanatının günümüze ulaşmış en güzel örneğidir. Thedora kubbesi olarak bilenen kısım, manastırı ziyaret eden I. Justinianus’un eşi Thedora’nın katkısı ve bağışıyla, sekizgen biçiminde yapılmıştır.

Manastır, 397 yılında Savurlu Mor Şmuel ve Mor Şemun tarafından kurulmuştur. Deyr-El Umur denilmesi ise, Umro-Omer anlamına gelen Süryanice de, sakinlerin barınma yeri demektedir. Manastır’ın V. ve VI. yüzyıldan kalan yapı Bizans dönemine ait mozaikleri, kubbeleri, çan kuleleri, terasları, kapıları, kesme taşlarından yapılan kapı ve süsleriyle Süryani Kilisesinin en önemli dini merkezlerinden biridir. Kilise tarafından “İkinci Kudüs” olarak ilan edilmiştir. Manastır Yunanistan’daki Athos Dağı’nda Kurulu herhangi bir manastırdan en az 400 yıl daha eskidir. Manastırın kuruluşu, Filistin’deki Mor Saba Manastırından yaklaşık 80 yıl; Mısır, Sinai bölgesindeki Mort Katherina Manastırından da bir buçuk asır önce yapılmıştır. Dolayısıyla dünyanın en eski ve faal Hristiyan manastırlarından biri olma özelliğini taşır.

Mor Yakup Manastırı

Manastır M.S. 419’da Aziz (Mor) Yakup adına yapılmıştır. Mor Yakup M.S. 330 yılında Mısır’ da doğmuş ve İskenderiye’de rahip oluşmuştur. Mısır’da deniz yoluyla Tarsus’a daha sonra oradan da Diyarbakır’a gelir. Tur Abidin bölgesindeki Şiluh (Salıh) köyüne yerleşir. Hayatı boyunca hastalara şifa vermek, sakat ve topal insanları iyileştirmek, bir haftalık bebeği konuşturmak gibi mucizeleri vardır. Mor Yakub mucizeler gerçekleştirmesi azizlik mertebesine ulaşmasını sağlamıştır.

Manastırın bulunduğu yerde Pers döneminden kalma mabet olduğu belirtilmektedir. M.S. 4. Yüzyılın sonlarında Pers komutanı mabede tanrılar sunmak için gelir. Mabette Mor Bar Şabo ve 11 öğrencisini şehit eder. Mor Yakub ise buraya yerleşir ve hastalara şifa dağıtır. Mor Yakub M.S. 421 tarihinde ölür. Öğrencisi mor Daniel burada tek başına kalır ve yaşamaya devam eder. Zamanla manastıra bir sürü rahip yerleşir ve manastırı olduğundan daha büyük inşa etmeye çalışırlar. V. yüzyılın sonlarında mor Daniel ölür ve VI. Yüzyılın başlarında, 508-510 yıllarında mor Yakub adına büyük bir kilise yapımı başlar. Manastır yapımına Baş Rahip Teofil başkanlığında yapılır. VII. Yüzyılın başlarına kadar manastır ayakta kalır.

Mezbah kapısının üstündeki kitabede manastıra bağış yapanların ve yaptıkları bağışların listeleri bulunmaktadır. Kitabelerde 770-1364 yılları arasında bu manastırda ölen rahip, keşiş, patriklerin ve diğer din adamlarının isimleri bulunmaktadır.

Mor Yakub manastırı 8. Yüzyılda Metropolitlik merkezi, 1364-1839 yılları arasında da Tur Abidin bölgesi için Patriklik makamı olmuştur. 1965 yılından rahip Yakup Tekin Episkopos Mor Iyawennis Efrem bilgiç tarafından manastıra atanır. Bugün manastır da 3 rahip 2 rahibe hizmet vermektedir.

Meryem Ana Manastırı (Hah-Anıtlı Köyü)

Anıtlı köyün güneyinde yer alan bu kilise günümüzde eşine az rastlanan kilise örneklerinden biridir. Kilise Süryanice’de “YoldathAloha” Arapça da ise “El Hadra” (bakire) olarak bilinir. Kilisenin planı kare şeklindedir. Merkezi kubbesiyle Mardin’de bulunan Deyrul-Zafaran Manastırının büyük kilisesi ile karşılaştırabilir. Her iki kilise de VI. yüzyıllardan kalma olduğu tahmin edilmektedir. Kubbenin dıştan yapısı çan kulesi XX. Yüzyılda eklenmiştir.

Bir rivayete göre, 2005 yıl önce Hz. İsa’nın doğacağını önceden öğrenen ve doğudan gelen on iki kral Tur Abidin bölgesindeki Hah şehrinde (Anıtlı) çadırlarını kurarlar. Aralarından seçtikleri üç kralı, doğuda görmüş oldukları yıldızın rehberliğinde, Yahudilerin kralı olarak doğacak çocuğa hediyelerini sunmak ve O’na tapınmak üzere yola çıkarlar. Üç kral Beytlehem’e, Hz. İsa’nın doğduğu yere gelirler ve ona getirdikleri hediyeleri sunarlar. Krallara hediye edilen örüntüyü alıp geride kalan dokuz kralın yanına Hah’a dönerler. Krallara verilen örtüyü, her kralda bir parça kalsın diye on iki parçaya bölmeye çalışırlar ama parçalama işlemi sonuçsuz kalır. Parçalamak yerine örtüyü yakıp küllerini aralarında pay etmeye karar verirler. Örtüyü ateşe attıktan sonra üzerine her bir kralın resmi ve ismi kazınmış on iki altın belirir. Gerçekleşen bu mucize üzerine, Hz. Meryem’in anısına, sonsuza dek ayakta kalacak bir anıt inşa etmeye karar verirler ve Meryem Ana Manastırı’nın temellerini atmaya başlarlar. Rivayete göre mucizenin gerçekleştiği Hah göletinin yanı başında olan tarla, Süryaniler arasında parpusso (paramparça) olarak anılır.(M. Tiğiz-YLT)