Kudüs nedir? Kudüs’ün anlamı ve önemi

(0 oy) 0/5 23
Yorum Yaz


İlahi kaynaklı bütün dinler için kutsal kabul edilen Kudüs’ün en önemli özelliği Allah’ın insanları doğru yola iletmek için gönderdiği peygamberlerin birçoğunun bu şehirde yaşamış olması ya da hayatlarının bir kısmını burada geçirmiş olmalarıdır. İlahi din mensupları içinde Yahudiler için bu şehrin önemi çok daha fazladır. Şehre sahip olmak için günümüzde bile verilen mücadeleler bunun en açık örneğidir.

Kudüs neden önemli?

Yahudilerin kutsal topraklarda yaşamalarının dinsel bir zorunluluk olduğu, Yahudi dini hukuku Halakha’da da sürekli canlı tutulmuştur. Yahudi din hukukçularından Musa Bin Meymun da (Maimonides) bir Yahudinin hiçbir neden yokken kutsal toprakları terk etmesinin yasak olduğunu belirtmiştir. Maimonides’e göre bir Yahudi, puta tapmaktan kurtulmak, evlenmek veya Tevrat öğrenmek gibi nedenlerle geçici olarak kutsal toprakları terk edebilir. Ancak mutlaka geri dönmelidir. Zorunluluk hali bulunmadığı takdirde kutsal toprakların dışında kalmak yasaktır. Böylece Yahudilikte kutsal topraklarda yaşamanın dinsel bir zorunluluk haline getirildiğini görüyoruz.

Kudüs’ün çeşitli isimleri

Şehir için çeşitli tabirler kullanılmıştır ki, bunlardan bazıları: “David’in Kenti” (II. Samuel, 5, 9); “Tanrı’nın Arslanı” (İşaya, 29: 1); “Tanrı’nın Kenti” (Mezmurlar,87:2); “Gerçeğin Kenti” (Zaharya, 8:3); “İmralı Kent” (İşaya, 1: 26), vb. Arapça’da Al- Kuds veya Kudsü’ş-Şerif, İbranice’de ise Yeruşalayim diye bilinen Kudüs; Ön Asya’nın Filistin bölgesinde Musevi, Hıristiyan ve Müslüman dinlerinin kutsal şehridir.

Kudüs ve yahudiler

Dünyanın en eski kentlerinden olan şehir, bu üç büyük dinin kutsal saydığı bir ruhanî merkezdir. Tevrat’ta bahsedilen Salem şehrinin Kudüs olduğu yolundaki geleneksel görüş doğru ise Eski Ahit’te şehirden ilk defa Hz. İbrahim’in çağdaşı olan ve onunla görüşen Kral Melkisedek sebebiyle bahsedilmektedir. M.Ö. X. Yüzyılın başlarında İbranilerin kralı Davud, bir baskınla Kudüs’ü ele geçirmiş, yeniden kurmuş ve kendine başkent yapmıştır. Yeruşalem adı Tora’ da yer almamaktadır. Yahudilikte Kudüs’ün oynadığı merkezi rol, Kral Davut’un kenti fethi ile başlamaktadır. Davut, Hebron’da altı yıldan fazla hüküm sürdükten sonra başkentini Kudüs’e taşımıştır. Bu seçiminin; başkentini krallığının coğrafi merkezine taşıyıp, hiçbir kabilenin mülkiyetinde olmayan tarafsız bir bölgede kurmaya bağlı olduğu ihtimaline dayandığı söylenebilir. Hz. Davut, Ahit Sandığı’nı da derhal başkente taşımış ve peygamber Gad’ın önerisi ile bir sunak yeri oluşturmaya yönelmiştir. Bunun için kente yakın bir araziyi satın almıştır. Bu bölgenin “Tapınak Tepesi “ olduğuna inanılmaktadır. Ancak Tanrı ile İsrailoğulları arasındaki pekişmeyi bir tapınakla oluşturmak yukarıda da değinildiği gibi Davud’un oğlu Süleyman’a (Şelomo) nasib olmuştur. Oğlu Süleyman burada tapınak (Mescid-i Aksa) ve saray yaptırmıştır.

Birinci asırda yaşamış Yahudi düşünürlerinden Rabbi Şemuel, dünyanın şeklini şöyle tarif etmiştir: “Dünya insanın gözüne benzer, göz akı, karaları çevreleyen okyanuslardır, üzerinde yaşadığımız topraklar gözün irisidir. Kudüs ise gözbebeği ve gözbebeğinin içindeki görüntü ise Beyt ha-Mikdaş yani kutsal tapınaktır. Bu sembolik yapının anlamı Yahudi literatüründe “Gökler Tanrınındır, yeryüzünü ise insanoğluna vermiştir. “ şeklinde belirtilmiştir.

Kudüs ve Hac

Tevrat, bütün Yahudi erkeklerini yılda üç defa Kudüs’te Yahve’nin huzurunda bulunmaya mecbur etmiştir. Ayakta olduğu günlerde Kudüs’teki Mabed’i ziyaret etmenin zorunlu olduğu üç hac bayramı Pesah, Şavuot ve Sukkot idi. Bu bayramlarda hac maksadıyla Kudüs’e gitmek, “reiya” (görünüş) olarak adlandırılır.

Yahudilik’te hac mekânları, üç grupta toplanır:

  1. Kudüs ve çevresindeki mekânlar,
  2. Genellikle Celile’de bulunan Talmud ve Kabala’da adı geçen bilgelerin mezarları,
  3. Diaspora bilgelerine ve azizlerine adanan, İsrail’in çeşitli bölgelerindeki merkezler.

Yahudilik’te yenilenme ve manevî enerjinin ortaya çıkarılması olarak algılanan hac, günahların bağışlanması için de bir vesile teşkil eder. Çünkü hac, kâinatın yaratıcısı Tanrıya doğru yapılan kutsal bir yolculuktur. Hac yapmak sadece erkeklere emredilmiştir. Sağır ve dilsizler, budalalar, herhangi bir emri icra etmeye mecbur olmayan çocuklar, cinsiyeti şüpheli olanlar, çift cinsiyetli olanlar, kadınlar, tamamen hür olmayan köleler, topallar, körler, hasta veya yaşlılar ve ayaklarıyla Kudüs’e gidemeyenler, yolculuktan muaf tutulmuşlardır.

Kudüs’ün anlamı

Şehir, Yahudi dininde ilhamlara ve değerlere kaynaklık etmiştir. İşaya Peygamber, bu şehri “dürüstlüğün kenti” olarak tanımlar ve Tanrının sözünün ve öğretisinin Sion’dan doğacağını bildirir. Yermiyau Peygamber, istikbalde Kudüs’ün “Tanrı’nın tahtı” olacağını ve tüm ulusların orada toplanacağını kehanet olarak sunar.

Neşideler Neşidesi’nde bu kutsal kent bir sevgiliye benzetilir. Kudüs’ün güzelliği ve asaleti birçok Biblik metinde ( Mezmurlar, 48:3; 50:2, vb. ) yer alır.

Yahudiler dua ettiklerinde yüzlerini Kudüs’ün istikametine çevirirler. Yemekten sonra söylenen Birkat Amazon Duası, Kudüs’ün yeniden inşa edilmesi ile ilgili bir bölüm içerir. Bu dua Kudüs’e yönelerek söylenir. Birkat Amazon’un hafta günlerinde okunuşunda eklenen bir Mezmur (Mezmurlar, 137:5) şöyle der: “Seni unutursam, ey Yeruşalayim, sağ elim işlevini yitirsin.”

Kudüs ve Zeytin Dağı

Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud’da Tanrının yerdeki Kudüs’e girmeden gökteki Kudüs’e girilemeyeceğini bildirdiği nakledilmektedir. Yahudi dini literatürünün bir kısmında semavi Kudüs’ün dünyanın sonunda yerdekinin yerini almak üzere ineceği belirtilmektedir. Bütün dönemlerde Yahudiler, öldükten sonra Kudüs’te bulunan Zeytin Tepesi’nde gömülmeyi tercih etmişleridir. Çünkü şehrin tekrar kuruluşunda ve ölülerin dirilişinde, Bet ha – Mikdaş’a yakın olmanın bir ayrıcalık sağlayacağı görüşü hakimdir. Onun için yaşlı Yahudiler öldükten sonra gömülmek için buraya, uzak ülkelerden gelmişlerdir.

Belki de tarih boyunca en çok peygamberin geldiği bu şehir, ilham ve vahiylerin ortaya çıktığı, içinde her zaman kötülük ve iyiliğin yan yana bulunduğu övülmüş bir şehirdir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de kutsallığını ve buna bağlı olarak üç ilahi din için önemini sürdüren, inananlar için bereketli ve mübarek kılınmış, enerjisi yoğun şehirlerden biri olan Kudüs’ün daha uzun yıllar bu özelliğini devam ettireceği söylenebilir.