Keops Piramidi ve Gizemli Mısır Piramitleri

(0 oy) 0/5 35
Yorum Yaz


Sevgili okurlar hepimizin görmek ve öğrenmek istediği tarihi eserlerden birisi Mısır piramitleri. Dünyanın 7 harikasına da sahip bu piramitler dünyasında gezinmek istemez misiniz? İşte bu yazımız Keops piramidi ve gizemli Mısır piramitleri ile ilgili…

Mısır piramitleri nedir?

Piramit sözcüğü Yunanca’da ‘’Pyros” sözcüğünden türetilmiştir. Pyros Yunanca’da “Ateş” anlamına gelmekteydi. Bu sözcüğün ‘’Muhteşem Işık” anlamında mecazi kullanımı da bulunmaktadır.

Eski Krallık döneminin en gözde yapıları olan piramitler, firavun ye yakın akrabaları için yaptırılmış anıt mezarlardır. Yakın çevresinde tapınak ve Kutsal mekanlar bulunan piramitlerin çoğunluğu Nil’in batı kıyısında, yaklaşık 100 km uzunluğunda bir bölgede yer alır. Piramitler mezar üstüne yapılan alçak/dikdörtgen biçiminde bir taş yapı olan Mastaba’dan geliştirilmişlerdir.

Herodot, basamaklı piramitleri bir tepeye doğru uzanan mazgallı kale burçlarına benzetmiştir. Sanat tarihçi E. H. Gomrich piramitlerin işlevini şöyle değerlendirir: ”Piramitler nice uzak ve gizemli görünseler de çok şey söylüyor bize. Firavun bu dünyadan ayrıldığı zaman da, yanlarından geldiği tanrıların arasına yükselecekti. O, gökyüzüne çıkarken piramitler, olasılıkla onun çıkışını kolaylaştıracaklardı. Ama her şeyden önce onun kutsal bedeninin korunmasını sağlayacaklardı.”

Mısır’da altmıştan çok piramit bulunur. Bunların en ünlüleri Gize’deki IV. Hanedan firavunlarından Keops, Kefren ve Mikerinos’un piramitleridir.

1– GİZE PİRAMİTLERİ

Keops piramidi

Keops’un piramidi “Keops’un Ufku” olarak adlandırılıyordu. Keops Piramidi ya da Büyük Piramit, yapısal nitelikleri yönünden piramitlerin en yetkini, aynı zamanda en büyüğü ve en ağırıdır. Piramit, “Mukattam Oluşumu” (Mukattam Formasyonu) adı verilen bir kireçtaşı katmanından oluşan Gize platosunda, temel zemini uygun koşullara sahip, piramidin ağırlığını güvenle taşıyabilecek bir yerdedir: Ayrıca bu yer hem lojistik, hem siyasal ve hem de dinsel bakımdan elverişli bir yörededir: Taş ocaklarına ve başkent Memfis’e yakındır, Nil’in batı yakasında ölüler diyarındadır. Bu nedenlerden ötürü Keops’un, piramidinin yerini bir saha araştırması ve zemin incelemesi yaptırdıktan sonra seçtiğini tahmin ediyoruz.

Piramidin ve kompleksinin kurulması tasarlanan arazide, yapım işlerine başlamadan önce alanı örten kumlar kaldırılmış, sonra sağlam kireç taşı zemine ulaşılıncaya dek kazı yapılmış, zemin düzeltilmiş ve yatay konuma getirilmiştir. Piramidin kazı alanının yatay ve düzgün duruma getirilmesinde Eski Mısırlılar su kullanıyorlardı. Yapım alanının kazılması ve düzeltilmesi sırasında, piramidin merkezinin bulunması kararlaştırılan yerde bir kaya kütlesi bırakılmıştır. Bu kütle nedeniyle, piramidi oluşturan yontma taşların miktarı kesinlikle belirlenememekte; yalnızca, çekirdeğinin yapımında kullanılan yerel kireç taşları ile kaplamasını oluşturan Tura kireç taşlarının yaklaşık 2 300 000 blok olduğu tahmin edilmektedir. Kimi yerlerde on beş tona dek ulaşabilen bu taşların ortalama ve yaklaşık ağırlığı 2.5 tondur.

Herodotos Keops Piramit’inin yapımı ile ilgili olarak şu bilgileri aktarmıştır; ‘‘Önce, kimilerinin “bindirmelik”, kimilerinin de “küçük kurban kesme yeri” dedikleri sahanlıklar, üst üste sıralanmıştır. Bunlar yapıldıktan sonra taşlar, kısa kesilmiş ağaçlardan yapılma makinelerle yukarıya çıkarılıyordu; bu makine taşı yerden alıp birinci sahanlığa bırakıyor, bu sahanlıkta da bir makine var, o makine taşı alıp ikinci sahanlığa çıkarıyor ve orada da bir vinç var; çünkü ne kadar sahanlık varsa o kadar da makine var, belki kolay taşınabilir bir tek makine vardı da, birindeki taşlar bitirilince öbürüne aktarılıyordu; biz iki türlüsünü de anlatıyoruz, çünkü bize de öyle anlattılar.

Böylece ilk yapılan yer, piramidin tepesi oluyor, sonra bir alt bölüme iniliyor ve en son taş, yapının en altına, toprağa en yakın olan yerine yerleş­tiriliyordu. Yapı süresince işçiler ne kadar bayır turpu, ne kadar soğan, sarımsak yemişler, piramidin üzerinde bunları gösteren ve Mısır harfleriyle yazılmış yazılar vardır ve eğer bana bunları okuyup anlatan kılavuzun sözleri aklımda iyi kalmışsa, toplamı bin altı yüz gümüş talent tutuyordu. Hem, şüphesiz bu anıt için harcanan zaman bundan ibaret de değildir, buna bence taşların işlenmesi, taşınması ve bir de yeraltı odalarının kazılması için harcanan zamanı da eklemek gerekir ki, bu da az şey değildir.”

Ayrıca Herodotos kitabında, piramitte kullanılan taşların ocaktan çıkarılması, taşınması ve piramidin yapılması için yüz bin işçinin yirmi yıl çalıştırıldığını ve işçilerin üç ayda bir değiştirildiğini yazmaktadır.

Anılan verilerin doğru olduğu varsayımına dayanarak, bir metreküp taşın ocaktan çıkarılması, taşınması ve piramitteki yerine yerleştirilebilmesi için bir günde çalıştırılması gereken işçi sayısını tahmin edebiliriz. Eski Mısırlıların bir yılda beş günü tatil ve bayram günü kabul ettikleri düşünülürse, yirmi yıl 7200 iş günü olur; 20 x (365-5) : 7200 gün. Piramidin merkezinde bırakılan kaya kütlesinin hacmi bilinmediği için piramidin toplam hacmini temel alalım; 2 595556 m3. Şu halde, yüz bin işçi bir günde  360.494 m3 ve  dolayısıyla bir işçi günde 0.00360494 m3 bloğu yerine yerleştirir; yüz bin işçi 2 595 556 m3 / 7200 gün : 360.494 m3 / gün ve bir iş çi (360.494 m3/ gün) / (100 000) : 0.00360494 m3/ gün. Bu yaklaşım, bir metreküp taşın ocaktan çıkarılması, şantiyeye taşınması, işlenmesi ve yerine yerleştirilmesi için bir işçinin yaklaşık 277 gün çalışması gerektiğini belirtir; Bu da, yüz bin işçinin bir günde 344.877 bloğu yerine yerleştirdiği anlamına gelir; (265 x 360.894 / 277 = 344.877 m3/ gün.)

Bu değerler ve dolayısıyla bunların tahmin edilmesinde temel alınan veriler ilk bakışta abartılı görülebilir. Ne var ki Eski Mısır’ da, taşların ocaktan çıkarılması ve biçimlendirilmesinde ilkel araç ve gereçler kullanılıyor; blokların şantiyeye taşınması, yerlerine yükseltilmesi ve yerleştirilmesi gibi zor ve zaman alıcı işler de yalnızca insan gücüyle gerçekleştiriliyordu. Bu bakımdan yukarıda tahmin edilen sürelerin ve dolayısıyla işçi sayısının akla uygun olduğu kabul edilebilir. Keops Piramidinin yüksekliği 147 metredir. Bazı kaynaklara göre de yükseklik 149 metredir.

Kefren piramidi

Khufu’nun ardından hükümdar oğlu Ra’cedef oldu ve ölümünden sonra kardeşi Kefren (Khafre) tahta geçti ve yirmi altı yıl hüküm sürdü; M.Ö. 2520-2494. Kefren, IV. Hanedan’ın dördüncü firavunudur. Kefren’in Piramidi, Gize platosunda, Keops Piramidi’nin güney-batısındadır. Keops Piramidi’nin oturduğu zemin düzeyinden biraz daha yüksek yere kurulduğu için ondan daha yüksekmiş gibi bir izlenim vermektedir. Oysa, Büyük Piramit’ten yaklaşık üç metre daha kısadır. Özgün yüksekliği 143.56 m, günümüzdeki yüksekliği 136.40 m, taban kenarlarının özgün uzunluğu 215.72 m, güncel uzunluğu 210.53 m ve tabanında örttüğü alan 46 535 m2 dir. Dolayısıyla hacmi 2 226 855 m3 (= 46 535 x 143.56/3) olur. Dört yüzünün eğim açısı, Keops Piramidi’nin eğiminden hafif dik olup ortalama ve yaklaşık 53° 20′ dır.

Piramidin granitten yapılmış olduğu tahmin edilen başlık taşı kaybolmuştur. Doruğu dolayındaki kaplama taşlarının büyük bir bölümüne el sürülmemiştir. Tabanına yakın kesimlerdeki bazı kaplama taşları da yerinde durmaktadır. Farklı yerlerde farklı nitelikte kaplama taşları kullanılmıştır.

Piramidin içsel yapısı Büyük Piramit’ten oldukça farklıdır; iki girişi vardır. Biri, kuzey cephesinde zeminden 15.24 m yüksekliktedir.

Bunun yanında Kefren, gizemli Sfenksi yaptırmıştır. Kralları, tanrıları veya tanrıların hayvanlarını (Amon’un koçunu örneğin) temsil eden aslan heykelleri, Mısır’da oldukça popülerdi. Özellikle tapınağın girişindeki yolun iki yanına dizilmiş heykellerin kralları ve tanrıları koruyacak güce sahip olduğuna inanılırdı. Mısırlılar bu heykellere shesep-ankh veya yaşayan heykeller derdi. Günümüzde bu heykellere Yunanca bir kelime olan sfenks adı verilmektedir.

Kefren’in yüzü olmakla beraber Heliopolis din adamlarının etkisiyle Atum’la özdeşleştirilmiştir. Böylece batan güneşi ifade etmektedir. Vücudu ise aslan şeklindedir. Yüzü güneşin battığı yöne çevrili olduğu için ölüler diyarının bekçisi olarak görülmektedir. Zira güneş batıda batmaktadır, ölüler ise Nil’in batısına gömülmekte idi. Aynı zamanda, batan güneşten sonra yeni bir güneşin Ra-Hepri’nin çıkması dolayısıyla ölümden sonra yeniden canlanmayı ve hayata dönüşü de ifade etmektedir, bu yüzden Yeni İmparatorluk devrinde “Ufuktaki Horus” olarak adlandırılmıştır. Firavunun ölünce firavun-güneş olacağı onunla birlikte ufukta görüneceği fikri yaygınlaşmıştır.

Görüldüğü gibi, Heliopolis din adamlarının etkisi esas olarak IV. Ha­nedan devrinde görülmeye başlamıştı. Kanımızca bu etki özellikle öteki dünya ile ilgili görüşler konusunda olmuştu. Gize’deki piramitlerin yapımında güneş kültünün sembolü olan ve piramidal bir şekilde biten dikilitaş bir örnek teşkil etmişti. Ra-Atum’un kaos’un üzerinde yükseldiği tepeyi merdiveni hatırlatıyordu. Gize Şfenksi IV. Hükümdarlık döneminde Khafre’nin piramidi Giza’da inşa edilirken, piramit 400 metre kadar doğusunda bulunan bir kireç taşı tepeciği muhtemelen çömelmiş bir aslan vücuduna benzetilmişti.

Kralın beğeneceği düşünülerek tepeciğin ön tarafının oyulmasına karar verildi. Ancak oyulan tepeciğin aslan başına değil Khafre’ye benzemesi kararlaştırıldı. Heliopolis’e ait aslanlar tarafından korunan ufak fikriyle özdeşleştirilmişti. Bu Shu veya Tefnut tarafından değil, aslan şeklindeki Horakhty (İki Ufkun Horus’u) tarafından gerçekleşmekteydi.

Gövdesi ve başı doğal büyüklükteki bir aslanın gövdesinin ve bir in­sanın başının, sırayla ve yaklaşık, yirmi iki ve otuz katı olan bu gibi heykelin uzunluğu 73.15 m, yüksekliği 20.12 m ve yüzünün maksimum genişliği 4.17 m’ dir. Başının üstünde krallık başlığı, alnında güneş tanrısı Ra’nın amblemi olan kobra yılanı, çenesindeyse günümüzde yalnızca izi belli olan sakal bulunmaktadır. Başının tepesinde son zamanlarda çimentoyla kapatılmış olduğu için şimdi gözükmeyen bir delik vardı. Bu yuvanın bir tacın yerleştirilebilmesi için açılmış olduğu tahmin edilmektedir. Yüzü büyük ölçüde tahrip olmuş ve kimi bölümleri sakatlanmış olmasına karşın Kefren’in portresi olduğu izlenimini vermektedir. Göğsünde büyük bir olasılıkla kralı betimleyen figürden günümüze çok zor seçilebilen birkaç iz kalmıştır. Öne doğru uzanmış pençeleri arasında, üzerine yazılar yazılmış, 3.66 m yüksekliğinde ve yaklaşık on beş ton ağırlığında kırmızı granit geniş bir stel vardır.

Mikerinos piramidi

Gize piramitlerinin üçüncüsü ve en küçüğü olan Mikerinos’un Piramidi, Gize platosunda, Kefren Piramidi’nin güneybatısında, Mukattam Oluşumu’nun sınırına çok yakın bir yerdedir. Kefren’in ölümünden sonra, Keops’un oğlu ve Kefren’in kardeşi olan Mikerinos tahta geçmiş ve on sekiz yıl hükümdarlık yapmıştır (MÖ 2490-2472). Mikerinos, IV. Hanedan’ın beşinci firavunudur.

Mikerinos Piramidinin kenar uzunlukları 108.66 m, taban alanı 11 807 m2 dir. Bu alan, Büyük Piramidin alanının yaklaşık beşte biri kadardır.

Özgün yüksekliği 62.46 m, güncel yüksekliği 62.19 m ve dört yüzünün zemin düzeyiyle yaptığı açı 51° 20′ 25” dir.

2-BASAMAKLI MISIR PİRAMİTLERİ

Zoser piramidi

Yapımına III. Hanedan’ın ikinci firavunu Netherket Zoser zamanında başlanılmıştır, Zoser’in sağlığında tamamlanıp tamamlanmadığı netlik kazanmamıştır. Taş piramitlerin de ilki olan bu piramidi, kralın veziri ve “tüm mühendislik işleri başkanı” İmhotep tasarlamış ve gerçekleştirmiştir. Nitekim piramidin tören avlusunun kazısı sırasında bulunan yok olmuş bir heykelin kaidesi üzerinde İmhotep’in adından sonra, “Vezir, Krallık Sarayı Yöneticisi; Heliopolis’in, Güneş Kenti’nin Başrahibi; Yapımcı ve Heykeltıraş” gibi unvanlarının da hakedilmiş olması bunu dolaylı biçimde doğrulamaktadır. Adı “barış kuyruklu-yıldızı” anlamına gelen İmhotep, bilge bir kişiydi, baş müneccim ve başhekim unvanlarını da taşıyordu. Ölümünden sonra Mısırlılar onu hekimliğin tanrısı kabul ettiler.

Piramit, Memfis kentinden rahat görülebilen yüksekçe bir yerdedir. İmhotep’in piramit kompleksi için seçtiği bu yer (site), kuzey güney ve doğu- batı doğrultularındaki uzunlukları, sırayla, 546 m ve 278 m olan yaklaşık 15 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.

Zoser’in özgün mastabası en az beş kez değişiklik geçirmiş, her aşamada tasarımı geliştirilmiş ve sonunda günümüzdeki altı basamaklı piramit biçimini almıştır. Özgün mastabanın yeraltında kalan mezar bölümüne derinliği 28 m ve kenar uzunlukları 7 m olan kare enkesitli bir kuyuyla. Kuyu­nun ağzı, çepeçevre, görünen yüzleri dışa eğimli istinat duvarıyla güç­lendirilmiş ve genişletilmiştir. Mezar bölümü, biri ötekinin üstünde bulunan iki gözden oluşturulmuştur. Alt göze, tavanında açılmış bir delikten girilmektedir. Cenaze töreni sona erdikten sonra delik -bir şişe tapası gibi- kesik koni biçiminde, üst çapı yaklaşık 1 m ve boyu 2 m olan 3.5 ton ağırlığında bir granit tıkaçla kapatılıyor, bir anlamda mühürleniyordu. Tıkacın yüzeyine, kaldırılmasında ve yerine yerleştirilmesinde kullanılan halatlara kılavuzluk etmeleri için, boydan boya dört oyuk açılmıştır. Üst göz, anılan kaldırma ve yerleştirme işlemlerinin yapılabilmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştu. Bu manevra odasından günümüze hiçbir şey kalmamıştır.

Yapımında kırmızı Assuan graniti kullanılmış olan alt gözün uzunlu­ğu 2.97 m ve genişliği ile yüksekliği 1.67 m’ydi. İçerisinde kralın mumyasının bulunduğu sanılan ve eski zamanlarda yağma edilmiş olan bu gözde, yalnızca bir insan ayağı mumyası keşfedildi. Başlangıçta kuyu, üst göze dek molozla doldurulmuştu. Ama çok daha sonra bu molozlar, üst gözün tavanıyla birlikte kaldırıldı. Mezar odasına ulaşmak için kuyunun kuzeyindeki kaya zeminde tünel açılarak eğimli bir dehliz oluşturuldu. Kuyunun dibinden dışa doğru galeri, geçit, sahte koridor ve kapılardan oluşan bir labirent vardı.

Bu galeri ve geçitlerde herhalde cenaze törenine ilişkin donatım ve mezar eşyaları bulunuyordu. Kimi galerilerin kireçtaşı duvarlarının yüzeyi yeşilimsi mavi fayans levhalarla kaplanmış ve kimi duvarların üzerine de alçak kabartmalar işlenmiştir. Kimi galerilerin ise tamamlanmamış olduğu görülmektedir. Alçak kabartmaların küçük bir bölümündeki betimlemelerde yer alan ve dinsel bir tören yöneten kral ise büyük olasılıkla Zoser’di. Zoser piramidinin yeraltı yapılarını oluşturan kuyuların, tünellerin, koridorların, galerilerin, odaların, mezar odalarının ve depoların yapımı için yapılan kazıların toplam uzunluğu yaklaşık 5.6 km’ye ulaşır. Görünümü nedeniyle Zoser Piramidi, çoğu zaman, birbiri üzerine inşa edilen ve yükseldikçe küçülen altı mastaba gibi düşünülür ve tanımlanır. Ancak bu, yalnızca, anılan izlenimi verdiği için biçim yönünden yapılan bir tanımdır.

Sekhemkhet’in Bitmemiş Piramidi

Bu piramidin, dikdörtgen biçimindeki alanı Zoser kompleksinin alanından biraz daha küçüktü. Piramidin yapısal sistemi, Zoser’in ki gibi, eğim açıları içe doğru yaklaşık 75° olan ardışık payanda duvarlarından oluşturulmuştur. Duvarları oluşturan taş sıralarının doğrultusu, payanda duvarlarının doğrultusuna diktir; dolayısıyla yataya göre eğimleri 15°dir. Piramit bitmemiş olduğu için yüzey kaplamaları yapılmamıştır. Piramidin altyapısında bulunan vazoların kilden yapılmış tapaları üzerindeki mühürler­den anlaşıldığına göre piramit, Zoser den sonra kral olan Sekhemkhet tarafından yaptırılmaya başlanmıştı. Sekhemkhet öncelinin piramidinden daha büyük bir piramit yaptırmayı tasarlamıştı. Ancak piramit, büyük olasılıkla, Sekhemkhet’in kısa süren hükümdarlığı yüzünden, tamamlanamamış ve kumlar altında kaybolup gitmiştir. Bu nedenle Gömülü Piramit adıyla da bilinir. Piramidin üst yapısının tamamlanmamış olmasına karşılık, alt yapısının oldukça geliştirilmiş olduğu göze çarpmaktadır.

Khaba piramidi

Bir üçüncü basamaklı piramit de Zaviyet el-Aryan’da, Sakkara piramitlerinin yaklaşık 32 km kuzeyinde bulunmaktadır. Var olan görünümü nedeniyle Katmanlı Piramit adı verilen bu piramit, hemen hemen her yönüyle Sekhemkhet’inkine benzemektedir. Piramidin kuzeyinde bulunan yüksekçe bir düzlükte, platoda, III. Hanedan’a ilişkin tuğla mastabaları keşfeden Reisner, mastabalardan birinde bulduğu kimi taş vazoların üzerine, Sekhemkhet’in ardılı, 3. Hanedan’dan Khaba’ya ilişkin Horus adının yazıldığını görmüştür. Bu bakımdan piramidi yaptıranın Khaba olduğu sanılmaktadır.

Meidum piramidi

Dördüncü Hanedan’dan başlayarak kral mezarlarının tasarımında önemli bir gelişme oldu; basamaklı piramitlerin yerini, karesel tabanlı, içe eğimli yüzleri bir doruk noktasında birleşen gerçek piramitler aldı. Bunların ilki, Nil’in batı yakasında ve Memfis kenti ile bugünkü Kahire’nin, sırayla ve yaklaşık, 48 ve 83 km güneyindeki Meidum yöresinde bulunan piramittir. Ne yazık ki Meidum Piramidi, tasarım ve yapım hataları yüzünden kısmen göçmüş, günümüzdeki kaskatlı kule biçimini almış ve hiçbir zaman eski durumuna getirilememiş gerçek piramide dönüştürülememiştir.

Sneferu kendisine ikisi Daşur’da, biri Meidum’da olmak üzere, üç pi­ramit inşa ettirmiştir.Medyum Piramidi, Zoser’in Piramidi’nden daha büyüktür. Piramitten geriye kalan ve bugüne dek kalıcılığını sürdüren kare enkesitli ve basamaklı yapı, muazzam bir moloz kütlesi üzerinde yükselmektedir. Piramidin hiçbir yerinde adına rastlanmamakta ise de, hiç değilse basamaklı bölümünün III. Hanedan’ın son kralı Huni’nin hükümdarlık zamanında yapıldığı ve daha sonra IV. Hanedan’ın ilk kralı Seneferu (Sneferu ya da Snofru) döneminde gerçek piramide dönüştürülmüş olduğu sanılmaktadır. Öte yandan, piramidin ölüler tapınağındaki yazılar, tapınağın Seneferu’ya adanmış olduğunu açıkça göstermektedir. Üstelik Seneferu’nun sarayıyla ilişkili kimselerin mezarları da Meidum’ da bulunmaktadır. Bütün bunlar, piramidin gerçek piramide dönüştürülmesi işinin Seneferu zamanında yapılmış olduğu görüşünü güçlendirmektedir.

Meiddum Piramidi’nin öncellerinden farklı birkaç önemli özelliği var­dır. Mezar odası bir kuyunun dibinde değil, piramidin tabanında bulun­maktadır. Odaya, piramidin içinden geçen ve 28° eğim açısıyla bir teleskop gibi göksel kutba yönetilmiş alçak ve dar bir koridordan geçilerek ulaşılmaktadır. Girişi piramidin kuzey cephesinde bulunan koridorun, ilk yapım aşamasında düzenlenmiş olduğu ve sonra yapının gerçek piramide dönüştürülmesi sırasında dışa dek uzatıldığı belirlenmiştir. Kuyunun ve odanın içinde, yapımcıların bıraktığı ya da ilgililerin bir taş lahit gibi ağır cenaze donatımının yerine yerleştirilmesinde kullandığı tahmin edilen kalın ağaçlar bulunmuştur.

3- DÜZ YÜZEYLİ MISIR PİRAMİTLERİ

Seneferu, hükümdarlığının olasılıkla on beşinci yılında bilinmeyen bir nedenle Meydum’u terketti ve ondan yaklaşık 45 km kuzeyde bulunan Dahşur’a yerleşti ve orada iki büyük piramit yaptırdı: Eğik Piramit ve Kırmızı Piramit ya da Kuzey Piramidi.

Eğik piramit

Eğik Piramit, belli başlı piramitler arasında, kaplama taşları kalıcı olabilmiş yegane piramittir. Piramidin bu özelliği, alt bölümündeki taş sıralarının yaklaşık 6° eğim açısıyla içe ve aşağı doğru düzenlenmiş olmasına büyük ölçüde bağlıdır. Bu düzenleme piramidin, hem stabilite güvenilirliğini artırmış, hem de plastik akma riskini azaltmıştır. Piramidin üst bölümündeki taş sıralarının eğimi ise alttakilere oranla küçültülmüş ve yaklaşık yatay olacak biçimde düzenlenmiştir. Tüm sıraların ucundaki kaplama taşları piramidin eğimine göre trapez biçiminde kesilmiştir.

Eski Krallık Dönemi piramitleri arasında bulunan Eğik Piramit’i içsel yapı yönünden ötekilerden ayırt eden özellik, piramidin birbirinden ayrı iki girişi olmasıdır.

Çekirdek bölümünün yapımında yöreye özgü kırmızımsı kireç taşı kullanıldığı için Kırmızı Piramit adıyla tanınan piramit, Eğik Piramit’in kuze­yinde ve çok az batısında yer alır. Kimi zaman Parıltılı Kuzey Piramidi adıyla da anılan Kırmızı Piramit’in karesel tabanının kenar uzunlukları 220 m ve özgün yüksekliği 104.5 m, hacmi 1685933 m3 ve eğim açısı 43° 36′ 11″ dir. Piramitlerin, eğim açılarının genellikle ve yaklaşık 52° olmasına karşılık, anılan açı oldukça yatıktır ve Eğik Piramit’in üst bölümünün eğim açısına (43° 21′) çok yakındır. Piramidin doğusunda bulunan ölüler tapınağının yalnızca izleri kalmış, tapınaktan vadiye giden kumların örttüğü yol da henüz ortaya çıkarılmamıştır.(H.ergin-ylt)