Kayıp Kıta Atlantis Hakkında Bilgiler

(0 oy) 0/5 26
Yorum Yaz


Sevgili dostlar Kayıp kıta Mu hakkında yazımızı okumuşsunuzdur. Bu yazımız yine bir efsaneyi mitolojiyi belki de bir gerçeği anlatmak üzerine. Kayıp Kıta Atlantis hakkında Bilgiler isimli yazımızı sizlere sunuyoruz.

Kayıp kıta Atlantis nedir?

Atlantis’in, Atlantik Okyanusu’nun kuzeyinde; Amerika’nın kuzeyi ve merkezi ile Avrupa’nın batısı ve Afrika’nın kuzeybatısı arasında uzanan büyük bir kıta olduğu ve 11.500 yıl önce battığı söylenmektedir. Bu tarihteki batış, deniz seviyesine kadar olmuştur; daha sonra da bugün bulunduğu düzeye battığı sanılmaktadır.

Kayıp kıta Atlantis nerededir?

Atlantis’in yeri hakkında farklı araştırma sonuçları mevcuttur; fakat en kuvvetli sonuç, okyanus yatağından toplanan kanıtlara dayanarak Atlas Okyanusu’nda yer almakta olan Azor Adaları, Madeira ve Cape Verde Adaları ile Kanarya Adalarının, bugün Atlantis’in su üzerinde kalan kısımları olduğu sonucudur. Sadece deniz altında yapılan araştırmalar değil, karalarda yapılan araştırmalar da bu sonucu doğrulamaktadır. Örneğin Azor Adaları civarındaki kayalar, büyük patlamaların ve ani batmaların izlerini taşımaktadır.

Kayıp kıta Atlantis’in büyüklüğü

Platon, Atlantis’in yüzölçümü konusunda “yaklaşık 600.000 mil kare” demiştir; yani bugün İran’ın sahip olduğu büyüklük kadar bir alana sahip olduğunu belirtmiştir; fakat araştırmalar sonucu bu bilginin doğru olmadığı, Atlantis’in yüzölçümünün 400.000 km2 olmasının muhtemel olduğu tespit edilmiştir. Azor bölgesindeki deniz yatağının sınırlarından çıkarılan bir hesaplama da bize dört yüz bin kilometre kareye benzer bir sayı vermektedir.

Kayıp kıta Atlantis Hakkında eserler

Atlantis hakkında en eski yazılı bilgilerin yer aldığı eser, MÖ 9500 civarında Atina’yı fethetmeye çalışan ancak başarılı olamayıp bir gecede yok olan Atlantis’in ve Eski Mısırlıların Atlantis miraslarına ilişkin inançlarının da yer aldığı Platon’un “Critias ve Timaeus” adlı eseridir. Platon, bu eserde Atlantis hakkında bir tarih mi yoksa bir benzetme mi olduğuna emin olunamayan birçok bilgi vermiştir. Atlantis’i ve Atlantis halkını tarif eden Platon, Atlantis’in doğal kaynaklarının sınırsız olduğunu; kıymetli madenlerin, kokulu bitkilerin bol olduğunu ve Atlantis’te sarayların, mabetlerin, limanların, köprülerin ve kanalların her yanı çevrelediğini belirtmiştir.

Ignatius Donnelly  – Atlantis, Tufan Öncesi Diyar

Platon’un Atlantis hakkında verdiği bilgilerin efsane mi yoksa gerçek mi olduğu tarih boyunca çeşitli görüşler uyandırdıysa da 1882’de Ignatius Donnelly (1831-1902) isminde reformcu bir Amerikan senatörün, “Atlantis, Tufan Öncesi Diyar” ismindeki eserinin baskısı ile Atlantis konusu yeni bir boyut kazanmıştır; çünkü bu eser, Platon’un anlattığı Atlantis’i doğrulamaktadır. Atlantis konusunda titiz bir bilimsel çalışma olduğundan “başyapıt” olarak değerlendirilen bu eser, dünyada büyük bir yankı uyandırmıştır. Hatta bu eseri okuyan İngiltere Başbakanı Gladstone, Atlantis’i bulmak için bir keşif seferi düzenlemeyi önermiştir; ancak bu öneri meclisten geçememiştir. Donnelly eserinde Atlantis’in yeri için, Akdeniz’in girişi karşısında, Atlas Okyanusu’nda olduğunu söylemiştir. Atlantis’i, insanlığın ilkellikten uygarlığa geçtiği bir yurt olarak nitelendirmiştir. Atlantis’in zamanla yüksek nüfuslu ve güçlü bir ülke olduğunu; oradan göçen halkların Meksika Körfezi, Mississippi Nehri, Amazonlar, Güney Amerika’nın Büyük Okyanus sahilleri, Avrupa’nın ve Afrika’nın batı sahilleri, Baltık Denizi, Karadeniz ve Hazar Denizi civarlarında uygar topluluklar kurduklarını belirtmiştir. Donelly bu bilgileri ve Atlantis hakkında söylediği daha birçok bilgiyi kanıtlamak için, Congress Kütüphanesi’nde ve Smithsonian Enstitüsü’nde araştırmalar yapmış ve bu araştırmalar sonucu “Atlantis, Tufan Öncesi Diyar” adlı eserini oluşturmuştur. Eski ve yenidünya arasındaki etnik, mitolojik ve dini alanlardaki benzerliklere; jeolojik, coğrafi, bitki ve hayvan türlerindeki benzerliklere ve dil, sanat, mimari, tarım ve evcil hayvan konularındaki benzerliklere işaret eden altı yüz elli kanıtı toplayarak bunların ortak bir kaynaktan geldiğini bu eserde ve diğer eserlerinde vurgulamıştır.

Atlantis’de Yaşayan İnsanlar

Atlantis konusunda yararlanılan en eski kaynaklar arasında Yunan, Maya ve Mısır kayıtları ile Brahma tabletleri de yer almaktadır. Bu kaynaklar dışında Atlantis’in izlerine mitos, söylence ve eski geleneklerde rastlanılmıştır. Söylencelere ve geleneklere göre Atlantis halkı üç ırktan oluşmaktadır:

  1. Uzun boylu, beyaz tenli, sarışın veya kumral sakallı; kibar; bilim, hukuk, bilgi ve tıbbın taşıyıcısı insanlar.
  2. Amerika Kızılderilileri ile akraba, kızıl veya bakır tenli insanlar.
  3. Açık veya buğday tenli, ela veya kahverengi gözlü, koyu renk saçlı ve kısa boylu insanlar.

Edgar Cayce’nin Atlantisliler Hakkında Düşünceleri

Görünmeyen ve bilinmeyenle ilgili insanlığa haberler veren ve bir çeşit medyumluk gücüne sahip olup “modern çağın kahini” olarak bilinen Amerikalı Edgar Cayce (1877-1945), Atlantislilerin düşünce yolu ile iletişim kurabilme yeteneğine sahip olduklarını ve hiç konuşmadan, her seviyede, mükemmel bir şekilde anlaşmalarının mümkün olduğunu söylemiştir. Çok uzak mesafelere mesaj gönderebildiklerini, ayrı oldukları zamanlarda bile birbirleri ile iletişim kurabildiklerini belirtmiştir. Atlantislilerin akıllarını kontrol edebilme yetenekleri ile “gökten gelen çok güçlü beyin sahibi ziyaretçiler”le bile eşit düzeyde bağlantı kurabilme özelliğine sahip olduklarını söyleyen Cayce, Atlantislilerin bilinmeyenleri çözme, matematik, felsefe ve daha birçok alanda zaten başarılı olan özelliklerini, gökyüzünden gelen ziyaretçilerden aldıkları öğüt ve tavsiyelerle birleştirdiklerinde ileri düzeydeki bilimsel yeteneklerinin iyice geliştiğini ifade etmiştir.

Atlantislilerin İnsanüstü Özellikleri

Atlantislilerin geleceği görme ve yerin altında görünmeyen su veya madenleri hissedebilme (radyestezi) gibi doğuştan gelme yetenekleri olduğu söylenmektedir. Yeraltında su vb. aramaya yarayan çatal çubuklar gibi araçlarla çalışırken dünyanın yüzeyini kaplayan manyetik enerjinin doğal akışını fark etmişlerdir. Topraktan gelen bu manyetik enerjinin kaynağı, yeryüzünün içerisindeki dış kabukta bulunan erimiş demirdir. Sıvı demirin içerisindeki serbest elektronlar, manyetik alanları oluşturan bir akım meydana getirir. Bu manyetik alanın dünya yüzeyindeki yoğunluğu bölgeden bölgeye ve günden güne değişmektedir. Günümüzde manyetik alanın yoğunluğu her yüzyılda % 6 oranında azalmaktadır. Bu şekilde devam ederse manyetik alan, bin beş yüz yıl sonra tamamen yok olacaktır. Gökten gelen ziyaretçilerin Atlantislilere, yeryüzünü çevreleyen manyetik enerji dalgalanmalarını kanalize edip onların kullanımına uygun bir şekle getirmeyi öğrettikleri düşünülmektedir. Yüksek doğal enerjinin bulunduğu yerlerdeki insanların zihinleri, kuvvetle inandıklarında bedenlerinden daha fazla güce sahip olur. Buna bir de manyetik enerji ve ses eklenince Atlantislilerin, kendilerini ve kocaman cisimleri havaya kaldırıp hareket ettirdikleri sonucuna varılabilir. Bu da bize piramitlerin yapımı ile ilgili bir ipucu vermektedir. Atlantisliler, gökyüzünü gözlemlemek için büyük yapılar inşa etmiş, elverişli yüksek yerlere gözetleme kuleleri yerleştirmişlerdir. Böylelikle yukarıdaki aleme daha yakın olup gökten gelen ziyaretçilerle iletişim kurmuş ve piramit şeklindeki yapıların esrarengiz bir güç çektiklerini öğrenmişlerdir. Atlantisliler yukarıda gökten, aşağıda yeryüzünden kanalize olan enerjiyi arttırmak için yüksek yerlere piramitler inşa edip yakınına veya tepe noktasına bol miktarda kuartz kristali yerleştirmişlerdir. Piramitlerden aldıkları enerji ile Atlantisliler zihinlerini güçlendirip öğrenme yeteneklerini arttırmışlardır. Gökten gelenlerin ziyaret ettikleri bölgeler olduğuna inanılan Meksika’da, Mısır’da ve Sümer ülkesinde de benzer yapı özellikleri taşıyan piramitlerin mevcut olması, bu yapıların gökten gelen ziyaretçilerin öğrettiği bir mimari ile yapıldığı görüşünü doğrulamaktadır. Atlantislilerin, gökten gelen ziyaretçilerin yardımı ile çeşitli hava taşıtları yaptıkları da söylenilenler arasındadır. İşte bu işaretler bize, koca taş blokların ve yapıldığı söylenen hava taşıtlarının gökten gelenlerin yardımı ile yoğunlaşan enerji sayesinde yerden yükselebildiklerini ispat etmeye çalışmaktadır. Edgar Cayce, Atlantis’in son zamanlarında dünyaya gelen hava taşıtlarından bahsetmiştir ve bu taşıtlarla gelenlerin Atlantislileri, yok olma tehlikesine karşı uyardıklarını söylemiştir.

Atlantisliler ve astronomi – astroloji

Atlantislilerin bazıları enerji konusu üzerinde çalışırken bazıları da astroloji ve astronomi ile ilgilenmişlerdir. Poseidon Tapınağı’nın en üst bölümünde, mükemmel donanımlı bir gözlem yerlerinin olduğu ve burada Güneş, Ay ve yıldızlar ile ilgili çalışmalar yaptıkları söylenmektedir. Astronomlar zamanlarını, yıldızlardaki halkları yöneten tanrıların istediğini anlayabilmek için araştırmalar yapmaya adamışlardır. Atlantisliler için astronominin önemli olmasının bir sebebi de, yeryüzündeki manyetik alanlara ait enerjinin Güneş’in, Ay’ın ve yıldızların durumuna göre değişiklik gösteriyor olduğunu bilmeleridir. Örneğin Dolunay zamanı gün batımında, Güneş ve Ay tutulmalarında manyetik aktivite zayıflamaktadır. Manyetik enerjinin kesildiği anlarda ise Atlantis’te havada duran cisimlerin ve insanların yere düştüğü ifade edilmiştir.

Atlantislilerin dini

Atlantis’in sahip olduğu din ile ilgili yazılı ve sözlü kaynaklardan öğrenilen, Güneş’e tapmanın Atlantislilerin zahiri dinini oluşturduğudur. Bununla beraber yüksek mertebeli ruhban tarikatı üyelerinin gözettiği, deniz ve yıldız tapımı üzerinde temellenen batıni geleneğin de bulunduğu ve bu güçlerin, güneş dinininkinden daha şiddetli olduğu bilinmektedir. Kendileri ile daha yüksek varlıklar arasındaki bağdan haberdar olan Atlantis halkı hayatlarını, çevrelerindeki muhteşem doğaya ve göğe tapmaya; doğayı ve göğü korumaya adamıştır. En kaba hatlarıyla Atlantis dini, sevecen ve kurbansız bir dindir; ayrıca Güneş, gezegenler ve sabit yıldızlar gibi yeryüzü dışı olgular aracılığı ile tezahür eden evrensel bir yaratıcı güçle de ilintilidir.

Atlantis tanrıları

Mitoloji, folklor ve dil konusunda uzman olan ve Atlantis de dahil olmak üzere birçok medeniyet ile ilgili çalışmaları bulunan İskoç Lewis Spence, Atlantis panteonunun (Atlantis halkının bütün tanrılarının) Atlas, onun dokuz erkek kardeşi, annesi Cleito (Poseidon’un yani Neptün’ün eşi) ve kardeşi Cronus (Satürn)’dan oluştuğu görüşündedir. Bu bize, Atlantis dininin gökle ilişkisinin en açık göstergesidir. Atlantislilerin göksel kürelerle uyum içinde çalışma gereksinimi, böyle bir dine sahip olmaları nedeniyle bir zorunluluk olarak görülmüştür; bu uyumu da göksel iletişim becerilerine sahip olan rahip- astrologlar sağlamıştır.

Platon’un Critias ve Timaeus’unda uzun bir süre Atlantis’in Poseidon (Roma mitolojisinde deniz tanrısı Neptün) tarafından yönetildiğinden bahsedilir. Poseidon ülke yasalarını koyan, ülkeyi kuran ve yöneten, buyrukları dinlenilen, “çok güçlü” bir yöneticidir. Poseidon’un, evini yaparken kullandığı insanüstü güçleri ile Altın Kapılar Şehri için büyük kanallar kazdığı söylenmektedir. Poseidon, kendisine birçok çocuk doğuran ölümlü bir kadınla evlenmiştir. İncil’de bu konu ile ilgili şöyle bir tarif vardır: “İnsanların kızları ile evlenen tanrıların oğulları.” Poseidon’’un “çok güçlü” olarak tarif edilmesi ve ondan “tanrının oğlu” olarak bahsedilmesi, “ilahi gen”e sahip olmasından dolayıdır. Platon, Atlantis’in yok oluşuna Poseidon’un sahip olduğu ilahi genin, adaletsiz ihtiraslar ve iktidar hırsı ile sulandırılmasını sebep göstermiştir (Hope1994:170). Poseidon’un ilahi geninin bu gezegen dışında bir yerden kaynaklı olduğu söylenir; yani Poseidon ya gökten gelmiş bir tanrıdır ya da gökten gelen bir tanrının oğludur. İşte Sirius da, dünya mitolojilerinde “gökten gelen tanrılar” için gökyüzündeki en gözde nokta olarak bilinmektedir.

Atlantis ve Sirius

Atlantis konusunda Murry Hope, “Atlantislilerin bu gezegenin dışındaki evren konusunda düşleyebileceğimizden çok fazla bilgi sahibi olduklarına inancım ve gelecekteki bilimsel buluşların bu görüşü destekleyeceği konusundaki görüşüm tamdır.” şeklinde görüşlerini belirtmiş ve Sirius ile ilgili olarak da “Benim görüşüm, gezegenimizin uzak tarihinde bir Sirius bağlantısının gerçekleşmiş olduğu yönünde. Ancak bu bağlantının Atlantis uygarlığının oluşum dönemine rastladığı fikrindeyim.” Demiştir.

Atlantis ve Eski Mısır Medeniyeti

Avrupa, Amerika ve Afrika gibi Atlantik Okyanusu’nun iki yanında bulunan kıtalardan derlenen ayin ve halk anılarından çıkartılan bilgiler, bu kıta halkları arasında güçlü bir etnik ve genetik akrabalığın olduğunu işaret etmektedir. “Denizlerin ötesinden” gelen, sevgi ve mutluluk mesajları getiren, yerlilere uygarlığın inceliklerini öğreten ziyaretçiler ile ilgili tasvirler, Atlantik Okyanusu’nu çevreleyen tüm topraklarda mevcuttur. Bu ziyaretçilerin Atlantisliler olduğu görüşü ağırlıktadır. Atlantislilerin izlerini Atlantik Okyanusu çevresindeki medeniyetlerde bulabilmemiz açısından Sirius, bu konudaki en önemli ipuçlarındandır; çünkü Atlantisliler için özellikle sabit yıldızlar, gök ile ilgili kutsal bir anlama işaret etmektedir ve bu, birçok medeniyette karşılaşacağımız bir unsurdur. Bu unsuru en belirgin olarak Eski Mısır’da görmek mümkündür. Bilim adamları, mitoslar ve adetler arasındaki benzerliğe dayanarak birkaç yeri, olası Atlantis sömürgeleri arasında saymaktadır ve bunların ilki, Mısır’dır. Mısır, tarih sahnesine girişinden itibaren “olgun”, “mitolojik çağdan ve kahramanlık çağlarından yoksun” bir medeniyettir; sanki ülke, çocukluk ve gençlik dönemini hiç yaşamadan olgunluk dönemine ermiş gibidir. Eski Mısır sanatı incelendiğinde, yine aynı gelişmişlikle karşılaşılmıştır ve sanatlarının arkaik bir döneminin olmadığı görülmüştür. Bu da bize, bu çağların daha önce başka bir medeniyet bünyesinde yaşandığını göstermektedir ve büyük ihtimalle bu medeniyet, Atlantis’tir. (Y.P.Ertürk-YLT)