Katharlar

(4 oy) 5/5 687
Yorum Yaz


Gnostizimin ortaçağ versiyonu olarak görülen Kathar düşüncesi – Katharcılık Hristiyanlar arasında Bizans fethinden hemen sonra yaşanan ikinci önemli çatışma, güneybatı Fransa’daki Albi kentinin adıyla anılan Albi seferidir. Burası Rhone Nehri’yle Pireneler arasında uzanan ve kendine özgü Fransız diyalekti nedeniyle Languedoc olarak bilinen zengin topraklara yerleşmiş sapkın bir mezhep olan Katharların merkeziydi. Katharlığın kökeni kadim İran dini Zerdüştlüğe dayanır. Bu dine göre, biri hüküm alanı saf ruh olan iyi bir ilahi güç diğeri ise maddi dünyayı yaratmış kötü bir ilahi güç olan iki Tanrı vardır. Dolayısıyla maddi olan her şey esasında kötüdür ve kurtuluş kendisini etten kurtarmasında yatar. Budizm, Stoacılık ve Yeni-Platonculuk maddeyi kötüleme açısından belli bir yakınlık gösterirken, Hristiyanlık, kendinden vazgeçmeye hürmet göstermekle birlikte, Tanrı’nın maddi yaratılışı onaylamakla kalmayıp sözüyle eti yaratırken, İsa’da maddi yaradılışın bir parçası haline geldiğini savunmaktaydı.

Bu görüşlere sahip olan Katharizm, sosyal yapısı içerisinde de iki ayrı grup barındırıyordu; bir grupta “Credentes” adı verilen sıradan inananlar diğer yandan “perfecti” yani mükemmelleşmiş olanlar vardı. Perfecti olan gruptakiler, düşünsel evrene ulaşabilmek amacıyla kendilerini maddi evrenden soyutlamayla meşguldü. Katharizm açıkca iki ayrı inanlar sınıfını içeren bir inanç sistemi olan temelde bazı hermetik görüşleri de içinde barındırmaktaydı.

Çalkantılı, huzursuz, egoist bir toplumun Avrupa’nın belki de en eğitimli, en kültürlü ve hedonist toplumunun Katarların kasvetli dualizmlerini benimsemeye böylesine hazır olması ilk bakışta tuhaf görünüyor .Ama aralarından ancak Parfait’ler olarak bilinen küçük bir grubun insanüstü bir kendini inkar içinde yaşadıkları unutulmamalıdır. Ceradente’ların yani, sıradan inananların çoğunluğu için, Kathar doktrini, kurtuluş için tek bir kutsal ayinin gerekli olduğu, consolamentum denen ve tüm günahlardan arındıran sonuncusunun, ölümle karşılaşana dek erdemli olmaya çalışmayı gereksiz kıldığı anlamına geliyordu. Katharlık aynı zamanda kadınlara da hitap eden bir dindi.

Bu sapkın inanışa göre, dünya hakimiyetinin yolu şeytana hizmet etmekten geçmekteydi. Tapınakçıların yargılamalar sırasında ateist olarak ithaf edilmeleri bu akımın tapınakçılar içinde yayılmasıyla da etkili olmuştur.

Genel olarak Katharlar yeniden doğuşa ve erkek ve kadının eşitliğine inanıyorlardı. Bu düşüncenin doğal sonucu olarak perfecti ve ya ferfaistler veya “bonhommes ”olarak adlandırılan ruhani yöneticiler her iki cinsiyetten de seçilebiliyorlardı. Topluluk üyelerine, geniş özgürlükler tanıyan mezhep din adamlarını cinsellikten uzak ve şiddete hiçbir şekilde başvurmayan bir hayata zorluyordu. Parfaitler ülkeyi ikişer kişilik gruplar halinde dolaşır, et yemez fakirlik sınırında yaşar, mal sahibi olamazlardı. Gönüllü olarak parfait olanlar dışında topluluk elini kana bulayan üyeleri şiddet kullanmadan parfait olmaya zorluyordu. Katharlar, Tanrı ile insan arasında aracı olmayacağını öne sürerek Katolik öğretisinden uzaklaşıyordu. Dualisttiler, ancak Katolikler gibi iyiliğin Tanrı, kötülüklerin ise sonuçta Tanrı’nın altında yer alan bir şeytandan kaynaklandığını düşünmüyorlardı. En az iki veya daha çok tanrının varlığına inanıyorlardı. Bu tanrılardan iyi olanı tümüyle ruhani bir varlık olan sevginin tanrısıdır. İsa’nın ise Tanrı’nın oğlu olduğuna inanmıyorlardı. Katharların ilginç noktalarından bir tanesi de, intiharla kendi hayatına son verebiliyordu. Burada en çok uygulanan metod, “endura” istemli ölüm orucuydu. İntiharın kutsal sayılması Ortaçağ Avrupası için, yeni bir düşünceydi.

Özellikle de Langeudoc bölgesinde XII. yy’da çok yaygın olduğunu gördüğümüz bu inanışta Katharizm, Hristiyanlığın Roma Katolik kilisesi modeli dışında ki bir uygulamasıdır ve Kabala öğretisinden izler taşımaktadır. Aşırı dualist bir akım olan Katharizmde, Çarmıha inanılmaz, Haça ibadet edilmez ,din adamları sınıfı tanınmaz, üremeyi teşvik etmeden, cinsel yaşam kabul edilir. Yani bu akım kiliseye göre tam bir sapkınlık olarak kabul edilmiştir. Katharlar Gnostisizm’i yani her şeyi kaynağından saf hali ile öğrenmeyi tercih ederlerdi.

Modern çağlarda bazı abartılı kurumlara esin kaynağı olan, Tapınakçıların Katarları desteklemiş oldukları suçlaması, Hasta bakıcılara yöneltilmesi durumunda daha inandırıcı olacaktır. Ama Hasta bakıcıların bu sapkın dine sıcak baktıklarını gösteren bir kanıt yoktur.

Kiliseye göre sapkınlık, dine yönelik en büyük tehditti. Sapkın insanlar, görünüşte inançlı, fakat gurur ve kibri yüzünden Tanrı’nın yolunu bırakıp, şeytanın peşinden giden insanlardı. Tüm ortaçağ cadı, büyücü ve sapkın avıyla doludur. Soylular, krallar ve hatta Papalar bile bundan kurtulamadılar. Tabi ki, Katharlar da bu sonuçtan kaçamadılar.

Katharların etkisini yitirmesindeki ilginç başlangıç, kilisenin Hermetik olarak gördükleri Katharları yok ederek, hazinelerini ele geçirmek için de fırsat kollamasıdır. Katharlara yaptıkları suçlamalar ise “kat” sözcüğünün Latince “kedi” anlamına geldiğini öne sürerek onlara “kediye tapanlar”, üstelik “kedi kıçını yalayanlar” suçlamasını yönelterek yakılarak yok edilmelerine karar vermiştir.

1165 yılında Roma Kilisesi, Albi konseyinde Katharizmi mahkum etti. Katharizme, Albigenizm de denmesinin nedeni budur. Bu karar üzerine hem Roma Kilisesi, hem de bölgeyi yağmalamak isteyen kuzeyli Baronlar,1209 yılında 30.000 kişilik bir orduyla Langeudoc’a geldiler ve yaklaşık olarak 40 yıl sürecek olan bir katliam başlattılar. Amaçları bölgedeki tüm sapkınları öldürmekti. Ordudaki bir Roma temsilcisi Papa ‘ya sapkın olanları diğerlerinden nasıl ayıracaklarını sorduğunda “Tüm insanları öldürün, bırakın ayırımı Tanrı yapsın” yanıtını almıştır. Ve böylece Katharların sonu gelmiş olur. Son Kathar Guillaume Belibastre’nin 1321 yılında yakılması ile Kathar öğretisi tarihten silindi.

Kathar düşüncesinin Tapınakçıları ne ölçüde etkilediği bilinmemektedir. Ancak Katharların takibi sırasında Albigens Haçlı seferine katılmalarına karşın birçok Kathara tarikat evlerini açarak takipten kurtulmalarını sağladıkları iddia edilmektedir. Gerek takip öncesinde gerek sonrasında Kathar düşüncesindeki veya bu düşünceye yakın kişilerin tarikat hiyerarşisinde yükselerek önemli görevlere geldikleri iddia edilmektedir.

Dinsel heterodoksi Tapınak düşüncesini etkilemiş olabilirdi. Tapınakçılar’ın büyük çoğunluğu kendilerini Katolik Kilisesine adamış, sıradan, okuma yazması olamayan kişilerse de tarikat içinde Katharizme yakınlık duyan kişiler de mevcuttur.

Örneğin Tapınağın altıncı başefendisi Bertrand de Blancfort bir Kathar ailesinden gelmeydi. Tarikat Albigen Seferi sırasında Katharlar’a kucak açmıştı. Languedoctaki Kathar sayısı öyle çoktu ki birçok bölgede Katharlar, Katoliklerden bile fazlaydı.(D. Dündar-YLT)