İslam dünyasında rüya

(3 oy) 4/5 1743
Yorum Yaz


Rüya nedir sorusunu cevapladıktan sonra şimdi de islam dünyasının rüyaya bakışını anlamaya çalışalım isterseniz;

İslam düşünürlerinin rüya hakkındaki düşünceleri, İslamiyet’in rüyaya bakışı etrafında şekillenmiştir. Düşünür ve mutasavvıflar Kuran’daki ayetlerden ve Hz. Muhammet’in hadislerinden yola çıkarak rüyalar hakkındaki düşüncelerini ve rüya sınıflandırmalarını eserlerinde bildirmişlerdir. İslam düşünürleri, rüyaların oluşumunu ve mahiyetlerini genel olarak Zümer suresinin 42. ayetine dayandırarak açıklarlar.

“Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır. ” (Zümer /42)

İlgili ayette, ruhun uykudayken bedenden ayrıldığı ve düşünebilen kavimler için bunda birçok hikmet olduğu anlatılır. Düşünürler, bu ayetten hareketle ruhun seyahate çıktığını varsayarak rüyaların, bu aşamada oluştuğunu düşünmüşlerdir.

Farabi’de Rüya

Farabi (870-950), rüyaları insan psikolojisine dayandırarak açıklamıştır. İnsanın psikolojik yapılarına “kuvvet” adını veren Farabi; hafıza, algılama ve hayali “muhayyile kuvvet” olarak adlandırırken; zekâ, yetenek ve düşünmeyi de “natık kuvvet” olarak kabul eder. Muhayyile, hayal gücü ve tasarlayabilme anlamlarına gelir. Farabi’ye göre, rüyada rol oynayan muhayyile kuvvetidir. Bu gücün, rüyaların oluşumunda belirleyici bir işlevinin olduğunu belirtir. Uyanıkken işitme, konuşma yeteneğiyle ortaklaşa çalışan muhayyile kuvveti, bu organların kendisine verdiği şeyleri kaydeder. Uyku hâlinde tam bir serbestliğe kavuşunca, yanında bulunan mahsulleri resmetmeye başlar ve onlarla meşgul olup kimini birbirinden ayırır, böylece adi ve sadık rüyalar görülür. Her rüyayı muhayyilenin taklidinin bir ürünü olarak görür. Rüya ve peygamberlere gelen vahiyler arasında benzerlik olduğunu savunan Farabi, ikisinin de aynı psikolojik yapı veya süreç içerisinde oluştuğunu düşünmüştür. Ona göre rüyalar, vahiyleri anlamak için birer anahtardır. Her iki olay da hayal gücü aracılığıyla gerçekleşir. Uyku anında olduğu gibi, şuurlu faaliyet geçici olarak durduğu zaman hayal gücü tam serbestliğe kavuşur ve diğer güçlerle olan ilişkisini koparır. Bu durumda, bağımsız olarak faaliyete geçer ve kendi hafızasında kayıtlı bulunan izlerle meşgul olur. Hayal gücünün çalışma alanını daha önceden yaşanmış duyumlar, kavramlar, istek ve heyecanlar oluşturur. Hayal gücü, bunlardan yeni hayaller oluşturur. Böylelikle rüyalar hatıraların, arzuların, eğilimlerin, beden ve ruh hallerinin bir ifadesi olarak gerçekleşir. Hayal gücünün “faal akılla” irtibat kurması durumunda yeni tasavvurlar, sadık rüyalar veya cüziyat bilgileri oluşabilir.

İbn Sina’da Rüya

Rüyaların sebebini ve yorumunu açıklamak üzere el-kavl fî sebebi’l menâmat adlı bir risale yazan ibn Sina (980-1037), rüyaların nefsin muhayyile gücüne açık olmasından dolayı oluştuğunu, nefisin uykudayken fizik ötesi âlemden bilgi alabileceğini düşünmüştür.

İbn-i Sina’ya göre, insan uyuduğu zaman duyu ve idrakleri durur ve bir ölü hâlini alır. Uyuyan beden, ölülere benzer bir duruma gelir. Ancak, uyurken bazı şeyleri görür, işitir hatta sadık rüyalarda, uyanıkken elde edemeyeceği bir takım bilgileri elde edebilir. Hayal gücü yüksek insanlar, rüyalarında bir şeyi gerçek hâliyle veya benzeriyle hayal edebilirler. İbn-i Sina, rüyaların oluşumunda insanın hayal gücünün yanında fizyolojik özelliklerinin ve metafizik âlemden nefse gelen etkilerin de etkili olduğunu söyler.

Kuşeyri’de Rüya

Kuşeyri (986-1072), ünlü risalesinin “makamlar kısmı” olan dördüncü bölümünde rüyayı, ayrı bir başlık olarak inceler. Kuşeyri, rüyayı keramet olarak nitelendirir ve kalple ilintili olduğunu düşünmüştür. Rüyanın kalbe gelen hatır ve hayalle oluşturulan, tasvir edilen görüntüler olduğunu, his ve şuurun tamamen yok olmadığı sırada görüldüğünü. Kuşeyri, insanların ilk olarak bunları gerçek zannettiğini, ancak uyandığı zaman gördüklerinin rüya olduğunu anladığını ifade etmiştir. İnsan, uykudayken beş duyu organı ile maddi âleme ait şeyleri tam olarak algılayamaz. Hissi ve zaruri bilgilerle meşgul olan muhayyile ve tasavvur kendisini bu algılayamama durumundan kurtararak, insan uykusunda rüya olarak belirir. Kişi uyandığı zaman, rüya esnasında gördüğü hayallerin, uyanık iken hissettiği duygulara ve zaruri olarak ortaya çıkan bilgilere göre daha zayıf olduğunu görür. Kuşeyri, kalbi, rüyaları algılama organı olarak nitelendirir. Kimileri, rüyaları algılama işini zihne yükler. Sevgili burclar.net okurları Zihin, uykuda bir güneş gibi yayılıp genişler ve böylece insan, rüya meleğinden kendisine gösterdiklerini görebilir.

İmam Gazali’de Rüya

İmam Gazali (1058-1111), rüya hakkında bilgi verirken hadislerden faydalanır ve rüyanın asıl itibariyle peygamberliğin nurlarından olduğunu belirtir. İmam Gazali’nin Kimya-yı Saadet adlı eserinde, rüya hakkında bilgiler yer alır. Gazali’ye göre, duyuların yolu uyku âleminde kapandığında, kalbin içindeki açık bir pencere levh-i mahfuzu seyreder. Levh-i mahfuzu seyretmekle gelecek hakkında bilgi sahibi olur. Gelecek hakkındaki bu bilgiler doğrudan görülebileceği gibi bazı simgelerle görülebilir. Bu durumda tabire ihtiyaç hissedilir. İlme, duyu organlarıyla sahip olunabileceğini düşünen insanlar, uyanık olan kimsenin marifetinin daha üstün olduğunu düşünseler de uyanıkken gaibi görmek mümkün değildir, fakat uyku âleminde bu mümkündür. Bütün bunlar için kalbin dünya bağlarından kurtularak saf olması gerekir. Bu durumda rüya, uykuda insan ruhu ile levh-i mahfuz arasındaki perdenin kalkmasıyla levhte yazılı olan şeylerin bazısının insan kalbine yansımasıdır.

Gazali, İhyâ u Ulûmi’d-Din adlı eserinde rüyalara geniş yer verir. Gazali, salih ve sadık olan insanların rüyasının güvenilir olduğunu, çok yalan söyleyen insanların ise rüyalarının güvenilir olmadığını belirtir. Fesat ve yalanı çok olan insanların kalbi zamanla kararır. Bu insanların rüyalarının adgas u ahlam cinsinden rüyalar olduğunu belirtir.

İbn Rüşt’de Rüya

İbn Rüşt (1126-1198), rüyaları, uyku-uyanıklık, gençlik-yaşlılık, ölüm-hayat gibi insan bedeninde bulunan ve nefse bağlı bulunan güçlerden kabul eder ve hayatın devamlılığı için hepsinin şart olduğunu belirtir. İbn Rüşt rüyaları, uyku ve uyanıklığı psikoloji ilmiyle çözümler. Rüşt’e göre rüyalar, gelecekten haber verebilirler. İnsanlar, rüyanın sebebini meleklere, kehanetin sebebini cinlere ve vahyin sebebini de Allah’a bağlarlar. İbn Rüşt, rüyaları doğru ve yalan rüyalar olmak üzere ikiye ayırır.

İbn Rüşt, insanların, geçmişe, şimdiki zamana ve geleceğe ait olayların bilgisinin rüyalarda elde edebileceğini düşünür. Tahayyül gücü, bu rüyaların ortaya çıkmasındaki en önemli güçtür. Bedendeki değişikliklerin rüyalara yansıdığını belirtir. Örneğin, rüyada ateş görmek vücutta safranın fazla olduğuna, su görmek ise balgamın fazlalığına işarettir.

Muhyiddin İbnu’l Arabî’de Rüya

Muhyiddin İbnu’l Arabî (1165-1239), rüya ilmini Hz. Musa’nın ruhaniyetinden Perşembe günü verilen bir ilim olarak görür. Arabî’nin bir rüya tabirnamesi vardır. Fütûhat-ı Mekkiye adlı eserini gördüğü rüyadan sonra yazmıştır (Yüksel 1996:137). Arabî’nin gördüğü rüyadan sonra yazdığı, Fusûsu’l-Hikem adlı bir eseri daha vardır. Hz. Muhammet’i rüyasında gördüğünü, onun kendisine bir kitap uzatarak; “Bu Fusûsü’l-hikemdir. Bunu al ve halkın faydasına sun.” dedikten sonra eserini yazdığını bildirir. Eserde, peygamber kıssaları anlatılırken Hz. Yusuf’un rüyasına geniş yer verilmiştir.

Muhyiddin İbnu’l Arabî’ye göre rüyalar; Allah’ın, melekleri aracılığıyla hakikat veya kinaye olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfüsi idrakler ve vicdani duygulardır.

Rüya, manevi ve ruhsal konuların başında gelir ve kişinin hayal dünyasıyla ilgilidir. Arabî’nin teorisinde, rüyaların tabirinde psikoloji, felsefe, metafizik ve tasavvufla ilgili ögeler yer alır. Uyku sırasında, unsurların misal âlemindeki görünüşleri hayal dünyasına yansır. Bu durum nesnelerin aynaya yansımasından farksızdır. Bu rüyaların bir yoruma ihtiyacı yoktur.

Arabî’ye göre, rüyalar iradeyle ilgilidir. Rüyada görülen şeyler, görenin, görülenin ya da her ikisinin irade ve kastı ile ilgili olabilir. Arabî, bu görüşle rüyaları, iradeye bağlı ve irade dışı olarak sınıflandırır. Eğer rüya iradeye bağlı olarak, istek sonucu görülüyorsa kasteden kastettiği şeyi bilir. Arabî, bizzat kendisinin dilediği herhangi bir vakitte, rüya veya yakazasında pirlerin suretlerini görebildiğini, bu pirlerin onun önünde temessül ettiğini ve böylece onun da onlarla istediği gibi konuştuğunu belirtir.

Mevlana’da Rüya

Mevlâna (1207-1273), uyku ve rüya hakkında çeşitli bilgiler verir. İnsanlar uykudayken fizik ve astral bilgiler arasındaki bağların gevşediğini, bedeni bırakarak astral âlemde dolaştığımızı, bu sırada varlığımızın gerekli tesirlerle yüklendiğini ve tesir dengesinin elden geçirildiğini, fiziki bedene uzun bir kordonla bağlanmış olduğumuzu şu cümlelerle anlatmaktadır; “Rüya denilince şaşılacak şeyler açığa çıkar. Gönül uykuda pencere kesilir.” “Adam uyur, ruhu güneş gibi gökyüzünde parlar. Bedense yorgan altındadır.”

İbn Haldun’da Rüya

İbn Haldun (1332-1406)’a göre rüya, uykudaki insan ruhunun manalar âlemine dalması sonucunda gaipten kendisine yansıyan varlıklara ait şekil ve suretleri bir anda görmesiyle oluşur . Mukaddime adlı eserinde rüyalar ve yorumlanmaları hakkında bilgiler verir. Haldun, ruhun latif bir buhardan oluştuğunu, ruhun kalbin iç tarafında ve kanın yardımıyla bedenin diğer parçalarında bulunduğunu belirtir. Gün boyunca yorulan ruh, insan uykudayken dinlenmek için vücudun diğer organlarını terk ederek kalbe döner. Bu durumda zahiri duyguların faaliyeti durur ve uyku oluşur. Ona göre insan, ancak uyku halinde bedensel ve maddi kaygılardan uzak olur, onlarla ilişkisini keser. Böylelikle ruh baskılardan kurtulur. Ruh, kişi uykudayken âlemde olan her şeyi idrak eder. Uyanıkken vücudun maddi kuvvetleri bu idrake engel olur. Ruh, âlemi idrak ettikten sonra bedene döner. Ruh, bedende bulunduğu sürece, kendisi de bedensel olduğu için sadece bedensel yetilere söz geçirebilir. Zihin de bedenseldir ve o da hayali oluşturur. Uykuda olan kişi, zihnin hayallerini gerçek hayat gibi algılamaya ve rüya görmeye başlar. Bu rüyaların her biri, uyku halinde hayalde oluşan suretlerdir. Bu suretler ruhtan hayale inmişlerse bunlar gerçek rüyadır. Hayal tarafından uyanıklık vaktine hafızaya emanet edilen suretlerden ise karışık bir rüyadır.

İbrahim Hakkı’da Rüya

Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) Marifetname adlı eserinde rüyalar hakkında bilgiler verir. Eserinde insanın ulvi âlemden, bu sufli âleme garip geldiğini ve nefsinin işleriyle uğraştığını belirtir. İnsan, nefsinin menfaatine koştuğundan bu dar ve zor dünyada tutsak kalmıştır. İnsan uyuduğu zaman ise ruhun kendi saltanatına yükselip rahatladığına, bu rahatlamayla beraber, geçmiş işlerin uyarıcılığı ve gelecek hallerinin müjdesi, doğru bir rüya halinde insana malum olduğuna inanır. Eğer uyuyanın ruhu berzahtan geçip akl-ı kül ile karşılaşırsa, birçok ilhamla sırrı çözecek bilgiye sahip olur. Uyunanın kalbi, uykuda da nefsin ağzında ise rüyada kâbuslar görür . İbrahim Hakkı, eserinden anlaşılacağı üzere rüyaları yalan ve doğru olarak ikiye ayırır.

İbrahim Hakkı, yalancı rüyaların bir değeri olmadığına sadece kişiyi psikolojik yönden rahatlattığına inanır. Doğru rüyaları birtakım bilgilere sahip olma yolu olarak görür. Doğru rüyaları ancak kalbi temiz olanlar görürler. İnsan, sadık rüya yoluyla dünya ve ahiret ile ilgili bilgiler alabilir.

İslam düşünürleri genel olarak ruhun uykudayken seyahate çıktığını kabul ederler. Rüyaların, bu aşamada gerçekleştiğini düşünmüşlerdir. Rüyaların oluşumunda hayal gücünün ve tasarlamanın çok önemli olduğunu kabul etmişlerdir. Rüyayı manevi ve ruhsal konuların başında kabul ederek kişinin hayal dünyasıyla ilgili olduğunu düşünmüşlerdir. Rüyaların nefsin muhayyile gücüne açık olmasıyla oluştuklarını belirtmişlerdir. Nefsin uykudayken fizik ötesi âlemden bilgi alabileceğine inanmışlardır. Bu doğrultuda rüyayı keramet olarak nitelendirerek kalple ilişkisini bildirmişlerdir. Duyular uykudayken algıya kapanırken kalbin görmeye devam ettiğini varsaymışlardır. İslam dünyasındaki düşünürlere göre kalp, rüyada gelecek hakkında bilgi, sahibi olabilir. Rüyaları, nefse bağlı bulunan güçlerden kabul ederek hayatın devamlılığı için şart olduğunu bildirmişlerdir.

Değerli burclar.net okurları İslam dünyasında rüya algısının oluşumunda Hz. Muhammet’in rüyalara duyduğu güven etkili olmuştur. Bazı vahiyler rüya aracılığıyla bildirilmiştir. Bundan dolayı bazı düşünürler rüya ve vahiy arasında benzerlik kurmuşlardır. Rüyaları peygamberliğin nurlarından biri olarak kabul etmişlerdir. Bazı düşünürler de rüya ilmini Hz. Musa’nın ruhaniyetinden Perşembe günü verilen bir ilim olarak görmüşlerdir.(M. Surur Çelepi-DT)

loading...
loading...