Hurufi nedir? Huruf kaça ayrılır?

(5 oy) 5/5 672
Yorum Yaz


Sevgili burclar.net okurları biliyoruz ki huruf çok rağbet görülen bir konu olmaya devam ediyor. Bu konunun önemine binaen okuyucularımızı bilgilendirmek istedik.

1- Hurufi nedir?

Hurufi sözlük anlamı olarak, harflere tabi olan, harflerle çeşitli şekillerde uğraşan demektir. Terim olarak ise huruf, Kur’an’daki harflerden bir takım manalar çıkarıp, İslam’ın inanç, ibadet ve uygulamalarına aykırı yorumlar getiren tasavvufî-bâtınî mezhep ve ekole verilen addır. Bu manada Hurufi kavramının özel kullanımı, tezimizin konusu olan Fazlullah-ı Hurufi ile başlar. Ne var ki, hem Fazlullah hem de takipçileri Hurufi kavramını kendileri için kullanmamış, bu isim onlara başkaları tarafından verilmiştir.

Fazlullah’dan önce, gerek İslam içindeki gerekse İslam dışındaki dinî gruplar veya şahıslar için Hurufi kavramını kullanmak, kanaatimizce kavramın anlaşılmasını içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Bu yüzden biz, Fazlullah’dan önceki benzer görüşler için, İslam düşüncesinde daha sonraları ortaya çıkan “ilm-i huruf’un yerine, “harf-sayı gizemciliği” tabirini kullanmayı tercih ettik. Başlıkta, “Hurufîlik Tasavvuru” tabirini kullanmamızın sebebi ise, üç kavramı (harf-sayı gizemciliği, ilm-i huruf, hurufi) içine alan bir çatı kavrama ihtiyaç duymamızdır.

Huruf ilmi, harfler ve rakamlarda tabiat ve hadiseleri etkileme gücünün bulunduğu veya bunların gaybdan haber vermede yararlı olduğu iddiasına dayanan -sözde- bir ilim dalıdır. Gizli anlamlar içerdiği kabul edilen harflerin insana ve tabiata tesir ettiği inancına eski Mısır, Yakındoğu ve Hint uygarlıklarında, daha sonraları Yahudi, Hıristiyan ve İslâm kültürlerinde rastlamak mümkündür.

İlk önceleri dağınık ve ne olduğu tam olarak anlaşılmaz şekilde ele alınan ilm-i huruf, daha sonra tasnif edilerek bölümlere ayrılmıştır. Taşköprüzade’nin bildirdiğine göre bu bölümler şunlardır:

2- Hurufi Kaça Ayrılır:

a-Havâs: Bazı kimselerin, insanları âlemde var olan manevi güçlerden istifade ederek onları etkileyip yönlendirmek için başvurdukları çeşitli yollardır. Bununla uğraşan kimselere “Ehl-i Havâs” denilir. Ayrıca havâs, insanlara manevî yollarla tesir ederek hastalıkları bu yolla iyileştirmek için okunan dualar hakkında kullanılan bir tabirdir.

b-Lugaz: Bulmaca yerinde kullanılan lugaz, bir şeyin adını anmadan vasıflarını üstü kapalı bir şekilde söyleyerek o şeyin ne olduğunu bulmayı, dinleyen veya okuyana bırakmaktan ibaret olan eğlenceli sözdür. Eski divanların çoğunda bulunduğu gibi, halk dilinde de hece vezni ile tertip edilenleri vardır.

c-Mu’ammâ: Bir esasa göre tertip olunmuş ve çok defa istenen isme delâlet eden bilmece, yanıltmacadır. Söylenmek istenen adın, işaret ve üstü kapalı bir yolla, manası gizli ve zor anlaşılır, söz ve şekille ifade edilmesidir. Mu’ammâ, Lugaz’da olduğu gibi her şeye değil, sadece insan ismine delâlet eder.

d-Remil: Kum üzerine çizilen bir takım nokta ve şekiller vasıtasıyla gayba ait hükümler çıkarmak, geleceğe dair istek ve niyetleri haber verme ilmidir. Bu işi yapanlara “Rammâl” denilir. Önceleri kum üzerine çizilen çizgiler sonraları tahta ve kağıt üzerine de çizilir olmuştur. Remil ilminin İdris Peygambere dayandığı kabul edilir. Remil ilminin esası noktadır. Bu nokta ve çizgilerle bir takım şekiller yapılır. Bu şekillerin anâsır-ı erbaa, gezegenler ve burçlara olan nisbeti hesap edilerek tahliller yapılır ve hükümler çıkarılır.

e-Fal: Genelde ya bazı alet ve vasıtalarla ya da bazı yöntemlerle tahminlerde bulunma, içinde bulunulan zamanla ve gelecekle ilgili yorumlar yapma işidir. Bu ilme sahip olan kişi belirli işlemler yapar, özel alet ve vasıtalar kullanır; ancak onun farklı bir yeteneği ve uymak zorunda olduğu zühd kuralları yoktur. Fala bazı teknikler, kurallar ve söz kalıplarıyla belirli şeylerden anlamlar çıkarıp olumlu veya olumsuz sonuçlara ulaşır. Elde ettiği bilgiler sonuç itibariyle kesin değil tahminîdir.

f-Cifr: Değişik metotlarla gelecekten haber verdiği iddia edilen ilmi veya bu ilmi kapsayan eserleri ifade eder ve cefr olarak da anılır. Şiî kaynaklarına göre Hz. Ali Kur’an’ın bâtınî manalarını Hz. Peygamber’den öğrenmiş ve insanların muhtaç olduğu bütün bilgileri cefr adı verilen kuzu veya oğlak derisi üzerine yazarak el-Cefr ve el-Câmi’a adlı iki eser telif etmiştir. Geçmiş peygamberlere verilen kitapların özünü, ayrıca kıyamete kadar gerçekleşecek bütün dinî ve siyasî olaylarla karşılaşılacak problemlerin çözüm yollarını ihtiva eden bu eserler ancak Ehl-i Beyt’e mensup imamlarca çözülebilecek rumuzlarla doludur. Bu tür eserlerde genel olarak harfe dayalı ve sayıya dayalı olmak üzere iki metot kullanılır.

g-Vefk: Ümit ve isteklerin gerçekleşmesi, hastalıkların şifa bulması için yapılan tılsımlı duadır. Bir kimsenin istek ve arzularına uygun dua ve harflerin yazılı olduğu muhtelif şekillerdeki muska, hamail gibi şeyler hakkında da bu tabir kullanılır. Bir ayet, hadis, dua veya ismin ebced hesabına göre değerini, usulüne göre çarptıktan veya böldükten sonra, her birine bir harf/sayı yazılan küçük karelerden oluşan büyük kare sayesinde vefk oluşturulur.

h-Azayim: İnsanların karşılaştığı kötülüklerden kurtulması veya yakalandığı hastalıklardan iyileşip sıhhat bulması için, okunan büyülü dualardır. Bir bakıma, bu maksatla yapılan efsun, sihir, büyü anlamına da gelir.

i-Nücûm: Yıldızların tesirine ve hareketine bakarak yeryüzünde olacak hadiseleri ve insanların geleceklerini keşfetme, gaibden haber verme bilgisidir. İlm-i Nücûm’a göre yedi kat gökteki yedi yıldızın (Ay, Utarit, Merih, Güneş, Zühre, Müşteri, Zuhal) her birinin hususi tabiatı ve hâkim olduğu iklimler ve yeryüzüne tesir ettiği saatler vardır.

3- İbn Haldun ve İlm-i Huruf

İbn Haldun ilm-i hurûfu, ilm-i esrar-ı huruf olarak isimlendirir ve kendi çağında bu ilme simiya dendiğini söyler. Ona göre başlangıçta İslam içinde bulunmayan bu ilim, uzun bir müddet geçtikten sonra aşırı mutasavvıfların (gulat-ı mutasavvıfa) zuhur etmesiyle ortaya çıkmıştır. Çünkü bu mutasavvıflar, felekler ve yıldızların ruhlarının, Allah’ın isimlerinin mazharı olduklarına inanıyorlardı. Harfler, isimlere sirayet etmiş, isimler de belli bir nizam içinde olan mükevvenata sirayet etmiştir. Mükevvenat ise yaratılmasından itibaren şekilden şekle girerek kendindeki sırları ve hikmetleri izhar etmiştir. Yani bu mutasavvıflar, ilahi isimlerin varlığa olan tecellisini açıklayabilmek için harfleri kullanmışlar, bunun sonucu olarak da simiya ilminin dallarından biri olan ilm-i esrar-ı huruf ortaya çıkmıştır.

İbn Haldun, ilm-i hurufla uğraşanların bu ilmi daha sonra ikiye ayırdığını söyler. Bunlardan birinci grup, harflerdeki tasarrufun sırrını, onların terkibindeki mizaca bağlayıp, unsurlar gibi harfleri de tabiatları itibariyle dört sınıfa ayırmıştır. Böylece harfler hava, toprak, su ve ateş unsurları üzerine taksim edilmiş oldular.

İkinci grup ise, harflerdeki tasarrufun sırrını, sayılara bağlamıştır. Çünkü ebced hesabı sayesinde harflerin her birine bir sayı denk gelmekte ve harfteki sır ile sayıdaki sırrın birbirine olan uygunluğu sayesinde vefkler oluşturulabilmektedir.

4- Ebced ve İlm-i Huruf

Esas itibariyle, rakamların gördüğü işlev yerine kullanılan ebced hesabı, daha sonraları, ilm-i hurufun şubelerinin kullandığı bir metot olması hasebiyle, bunlarla karıştırılır olmuştur. Günümüzde kullandığımız, menşei itibariyle Hint kültürüne ait olan rakamların İslam dünyasında ilk defa tanınması ve kullanılması 156/773’te gerçekleşmiştir. Bundan önce Müslümanlar, günlük hayatta rakamların yerine harfleri kullanmakta idiler. Hatta Avrupalılar bile, bu rakamları Müslümanlar sayesinde ve daha geç tanımıştır. Bilindiği gibi Avrupalılar da rakamların yerleşmesinden önce günlük hayatta sayıları, harfler yoluyla yazıda göstermekte; bu gün bildiğimiz Roma rakamlarının temelini oluşturan çeşitli harf-sayı sistemlerini kullanmaktaydılar. (H.H. Ballı-DT)

loading...
loading...