Hint felsefesi

(1 oy) 5/5 920
Yorum Yaz


Tarih boyunca Hint yarımadasında ve kültüründe doğmuş ve gelişmiş dinlere Hint Dinleri denir. Bunlar başta Hinduizm olmakla birlikte, Budizm, Yogaizm, Caynizm ve Sihizm en önemlileridir. Hindular kendi dinlerini anlatmak için “Sanatana Dharma” (Ebedi Düzen) deyimini kullanırlar. Siz okurlarımıza son derece karışık olan hint felsefesini temel esas ve kavramlarıyla anlatmaya çalışacağız. Beğeneceğinizi umuyoruz.

Genelde Hint felsefesi, esas itibariyle Vedalar ve Upanişadlar ismi verilen kutsal literatüre dayanır. Bünyesinde popüler ilahları barındırır. Bazı mezhepler bunları tek Tanrı’nın tezahürleri olarak yorumlar ve monoteist bir görüş sergilerler. Örneğin Upanişadlar’da en yüce güç Tanrı Brahma’dır. Kainat ruhu olan Brahma yaratılanlarda cüzler halinde yaşar. Bireyde bulunan Brahma ruhuna ise Atman adı verilir. O her yerdedir ve her şeyin içindedir. Herkes O’dur.

Brahmanistler kimlerdir?

Brahmanistler “Allah’ın bir olduğuna, başlangıcı ve sonu olmadığına, irade, kudret, hikmet, hayat sahibi olduğuna, diriltip devamlı kılan O olduğuna, benzeri ve ortağı olmadığına” inanırlar. Gerçek varlık yalnız O’nundur. Brahmanist kökenli Maharishi’ye göre Varlık, bütün olmuşun, olanın ve olacakların nihai gerçeğidir. O ebedî ve sınırsızdır. Bütün zaman, mekan ve nedenselliğin kaynağıdır. Bütün varoluş ezeli ve ebedidir. Varlık, Tanrı’nın yaşayan mevcudiyetidir, yaşamın gerçekliğidir.

Shankara’ya dayanan Transandantal Meditasyon (TM) akımının altında da anılan Hindu vahdaniyetçiliği (tekçiliği), panteizm yatmaktadır. Shankara’ya göre Tanrı, maya (sihir) kudreti sayesinde evreni yaratmıştır. Ama evren gerçek değildir. Bir görünüşten ibarettir. Cehalet içinde bulunan bir kişi Brahma’yı evrenin yaratıcısı olarak kabul eder. Bu görüşü kendisince doğrudur. Yüksek bilinç seviyesinde olan bir kişi için ise, yaratan ve yaratılan ikiliği bahis konusu değildir. Gerçek olan kişinin ruhu, atmandır. Shankara, dünyanın sadece varlığı bizim idrakimize dayandığından dolayı gerçek olmadığını söylemez. O’na göre dünya hem vardır, hem yoktur. O’nun gerçek olmadığını, aydınlanmış bir ruh, en yüksek mistiki tecrübeye ulaştığı zaman anlayabilir. Aydınlanmış bir ruh, deneyüstü (transcendental) şuurluluğa ulaştığı zaman, Benliği (Atman), saf mutluluk, saf akıl ve ikincisi olmayan Bir olarak idrak eder. Bu şuurluluk durumunda her çokluk anlayışı kaybolur, artık benim ve senin duyguları yok olur. O zaman benlik, bu dünya görüntüsünün temeli, Bir, Gerçek, Brahman olarak öne çıkar. Shankara’ya göre Advaita Vedanta düşünce ve madde dünyasının en yüksek gerçeğini kabul etmez. Zihin ve madde, sonlu objeler ve benzerleri, Brahman’ın yanlış yorumlarıdır. Gerçeğin kavranabilmesi için cehaletin ortadan kalkması gerekir. Bu da Vedanta bilgisini öğrenmekle mümkün olur.

Vedanta nedir?

Vedanta, Upanişad felsefesinden çıkmıştır. Sisteme göre gerçek olan tek şey Tanrı’dır. Kişi aklını, fikrini, duyularını kontrol altına alır. Kuvvetli bir Vedanta hocasının öğrencisi olur. Vedanta’yı ondan iyice öğreninceye kadar öğrenciliğine devam eder. Bir yandan da derin düşünme egzersizleri yapar ve Vedanta bilgisini kavrar. Böylece bu aydınlanmış kişiyi karma kanunu etkilemez. Bu ermiş kişinin ruhu her türlü dert ve kederden uzak, tanrı kadar sakin ve yüce olur.

Hint düşüncesine dayanan hayat anlayışına göre, insanın kazanması gereken dört şey vardır.

Bunlar:

  1. Dharma (tabiatın akışına uygun olarak doğru-dürüst olma, dindar hareket etme),
  2. Artha (servet ve şöhretin meşru yollarının öğrenilmesi),
  3. Kama (zevk ve sevginin kayıtlara bağlı bir hak olması),
  4. Mokşa (zevk ve heveslerden uzaklaşıp, ruhen yükselme ve Brahma ile bütünleşme)’dır.

Ancak bu dört vasfa sahip olan insan Tanrı Brahma ile bütünleşip O’nda yok olacaktır. Maharishi’ye göre bir insanın yaşama dört elle sarılıp, aynı zamanda Tanrı bilincini yaşayıp mutlak ve göreli varoluşun değerlerini bütünleştirmesi mümkündür Aşkın Varlık’ı deneyimlemenin yolu Transandantal Meditasyon yapmakla elde edilir. meditasyonda  zihin düşüncenin en ince durumunu aştığında Varlık durumuna ulaşır.

Hinduizmin 4 temel esası

Brahma, Atman (ferdi ruh), samsara (tenasüh) ve karma (misilleme) Hinduizmin dört temel esasını teşkil eder. Upanişadlara göre insan ruhlarının (Atman), kainat ruhuyla (Brahman) birleşmesiyle kurtuluş, gerçek mutluluk meydana gelir. Zaten Hint metafiziğinin en önemli hürriyet hedefi de insanın kurtuluşa ulaşarak ruhunun Brahma’yla birleşmesidir. Ebedi mutluluğun gayesi de bunu bilmektir. Brahma ve Atman’dan yukarıda bahsetmiştik. Şimdi Karma ve Samsara’ya bakalım:

Karma (misilleme)

Hint felsefesinin inanç esaslarından olan karma, misilleme esasına dayalı ahlakî kainat nizamıdır. Sevgili burclar.net okurları bu hayatta işlenen ameller, misilleme ve kısas (Karma) kanununa göre canlının kaderine tesir eder ve tekrar vücut bulmasında rol oynar. Bunun sonucu olarak, bütün canlılar kendi durumlarını kendi amelleriyle kazanırlar. Eğer iyi bir canlının durumu kötüye gidiyorsa, o daha önceki varlığında işlediği kötü amellerinin karşılığını görmektedir. Eğer kötü ameller içindeki bir varlığın durumu da iyiye gidiyorsa, o da daha önceki amellerinin mükafatını görmektedir. Hint felsefesinin tenasüh inancı da bu Karma doktrinine, yani misilleme prensibine bağlıdır.

Samsara (tenasüh)

Samsara – Tenasüh ölmüş bir kişinin ruhunun, hayatta iken yaptığı eylemlerin niteliğine göre veya işlediği günahların önemine göre, bir ödüllendirme veya cezalandırma olarak bir başka varlıkta, yani insan veya hayvan vücudunda dünyaya gelmesidir. Bu ahlaki ilke doğanın yasasıdır, sonsuz bir inkişafı ifade eder. Ruh en üst kusursuzluk ve huzur kademesine ulaştığında artık tenasühten (doğum ve ölüm çarkından) kurtulur. Bu durum ruh göçü ve reenkarnasyon olarak da ifade edilir.

Hint Felsefesinde Vedalar

Hinduların dinsel yazılarının başında Sanskritçe yazılmış Vedalar gelir. Veda kelime olarak “bilgi, ebedi hikmet” anlamındadır. Bu en eski Hint metinlerinin nakli tamamen şifahidir. Her kavimde, halk arasında mevcut olan bir takım ananeler, masallar, bilmeceler, türküler, dini merasimler aynı şekilde ağızdan ağza dolaşarak Kutsal Veda metinlerini oluşturmuştur . Hintlilere göre Vedalar Tanrı kelamı olup Brahma ağzıyla söylenmiştir. Veda geleneği M.Ö. 1400-400 yılları arasında ortaya çıkmıştır.

Vedalar nihai gerçeğin niteliği, yaratılış, ruh ve kader üzerine ebedi hakikatlerden bahseder. Ayinlerde okunacak kaside ve ilahiler, büyücülük formülleri, büyü çözme usulleri ve sevgiyi uyandırma çareleri Vedalarda anlatılır. Ayrıca felsefi şiirler ve modern manzumeler de vardır. Dinsel felsefenin ve mitolojinin kaynağı yine Vedalardır. Vedalar insanın dünyada mutlu olması için tanrılara, beşer kardeşlerine ve hayvanlara karşı ödevlerini yerine getirmeleri gerektiği üzerinde durur. Maharishi, Veda ve Veda literatürü için “gerçekte yaratılışın işlemekte olan anayasasıdır” der.

Hint Felsefesinde Upanişadlar

Hinduizmin önemli olan kutsal yazılarından biri de Upanişadlar’dır. Vedalar literatürünün sonuncusudur. Upanişadlardaki öğretilerin amacı; Brahman’ın birleştirici bilgisine erişmektir. Ebedi mutluluğun gayesi bunu bilmektir.

Upanişadlarda Modern Hinduizm’in temelleri atılmış, çok tanrıcılık yerini tek tanrıcılığa, kurban törenleri de yerini ahlâk kurallarına yönlendirmiştir. Upanişadlar insanları mutlu bir hayat sürmeleri için kendilerini açgözlülükten ve sahiplenmekten kurtarmaya özendirir.

Hint destanları

Hint dini literatüründe destanların da ayrı bir yeri vardır. Yaklaşık M.Ö. 300­100 arasında yazıya geçirilmeye başlandığı söylenir. Bunlar kahramanların maceraları, savaşlar ve saray entrikalarını anlatan baş yapıtlardır. Mahabharata ve Rama destanları Hindu ahlakını, idealini, kastların görevlerini, brahmanın ayrıcalıklarını dile getirirler. Hint dini öğretisinin (dharmasının) basit bir açıklamasıdır.

Mahabharata’nın bir parçası olan Bhagavad-Gita dinsel şiirlerden biri olup, diyalog biçiminde yazılmıştır. 700 beyitlik bir bölümdür. Yeniden doğuş ve ruhun ölümsüzlüğü düşüncelerini ayrıntılı olarak açıklar. Krişna kılığında cisimleşen Tanrı Vişnu bu şarkılarda insanlara şöyle seslenir: “Ben adağım, duayım, kurbanım, iyiliğim, kutsal içkiyim, mihrabın üstünde yanan ateşim. Ben doğuran ve koruyanım, kutsal OM hecesinin kendisiyim ” Maharishi Bhagavad-Gita’nın 1. Ve 6. bölümlerinin yeni bir çevirisi ve yorumunu yapmıştır. Transandantal Meditasyon da Bhagavad-Gita öğretisinin içinde yer alır. Bundan dolayı Bhagavad-Gita TM için ayrı bir önem taşır.

Hinduizmin en önemli mantralarından olan “OM” Transandantal Meditasyoncıların da ibadet sembolüdür. Dualarda, yakarışlarda, ayin ve tapınmalarda, bayramlarda ve dinsel seramonilerde kullanılır. Çünkü ilahi kuvvetle dolu ve kutsal kabul edilir. Uzun ve özel bir tarzda nefes alınarak söylenir. Hindu öğretmenler ruhsal yaşamın sembolik ibadetlerle başladığını, önce ritüellerin sonra da kutsal olan yerlere yapılan hac yolculuklarının geldiğini söylerler. Sevgili burclar.net okurları Semboller aracılığıyla, yani resim ve mantra kullanılarak yapılan ibadet, meditasyon ve en son olarak da Tanrı’yı her yerde görme yeteneğini kazanmak ruhsallığın en yüksek düzeyi sayılır.

Hint Felsefesinde Yoga

Hindu ibadet şekillerinden biri olan yoga insanın enerjisini belli bir gayeye yöneltmeyi hedef alan bir disiplindir. Bir irade eğitimi yoludur. Bhagavad Gita’da insanları kurtuluşa ulaştıran yol olarak gösterilir. Yoga hem zihnin temizlenmesi ve aydınlanması için ruhani bir yol hem de insanın manevi gücünü bir araya getiren egzersizlerdir. Yoga yapana yogi denir. Yogi nefesine hakim olur ve zihnini bir noktada toplar. Patancali, Yoga-Sutra (M.Ö II. Y.y.) adlı eserinde, “yogacı olmak isteyenlerin önceden bir ustadan (guru) ders alması gerektiğini vurgular. Ne gibi hareketlerin gerekli olduğunu belirtir. Bunlar yoga duruşları, nefes almanın belli bir ritimle gerçekleştirilmesi ve özgürlüğe kavuşan bilincin, Mutlakta buluşup büyük bir coşku duymasını sağlayan üstün durumlara ulaştıracak olan dikkat, düşünceyi yoğunlaştırma ve içe kapanma teknikleridir.” özgürleştiğine, aşkın hale geldiğine inanılır.

Meditasyon

İbadetlerin mertebece en yükseği meditasyondur. Büyük kainatın küçük kainatta, Üstün Ruh’un fani ruhta gerçekleştirilmesi demektir. İnsanın kendini aşmasını sağlayacak bir yoldur.

Meditasyon sözcük anlamıyla birçok Batı dilinde “derin düşünme” anlamına gelir. Mistik anlamıyla “kişinin iç huzur, sükunet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme tekniklerine ve deneyimlerine verilen ad” olarak tanımlanır.(Hacer Çoban-YLT)

loading...
loading...