Hermetizm

(3 oy) 5/5 404
Yorum Yaz


Hermetizm nedir?

M.Ö XIV yy da bilinen ilk Mısırlıların Nil vadisine çıkışlarıyla Osiris dininin uygulandığı yeni bir uygarlığın temelleri oluşmaya başlamıştır. Osiris’in müritlerinden olan Hermes, ayrı kitapta topladığı dinsel, yönetimsel, astronomik, astrolojik, coğrafi, geometrik ve matematik bilgileri içeren kitapları ışığında Nil vadisine yerleşen Beyaz Afrikalıların ileri Mısır uygarlığının oluşumuna öncülük etmiştir. Bir süre sonra Hermetik öğretinin simgesel yöntemi dil ile bütünleşmiştir. Bu dil sisteminde 22 harften oluşan Mısır alfabesinin her harfi bir sayıya karşılık gelmektedir. Zamanla gerçekleri elinde tutan bir bilgi toplumunun ortak adı olan Hermetizm’de bilgili ve güçlü olanın güçsüz ve zayıf olana kabul ettirilmesine dayanan, deneysel olarak güçlülerin seçimi ve ayıklanması sürecini içeren bir anlayış, teokratik ve ataerkil seçkinliğin yerini almıştır. Hermetizm kökü tarihte kaybolmuş gizemli bir öğretidir ve Ezoterik sistemde çalışmayı zorunlu tutan antik öğretiler arasında öncelikli, hatta adeta ayrıcalıklı bir yer tutmuştur.

Hermetizm ve dinler

Birçok dinler Hermes’i değişik isimlerle benimsemiştir. Eski Mısır’ın en büyük bilgin ve filozofu olan Hermes, Mısır’da Ay Tanrısı “Thoth, Tehuti, Zehuti” ,Yunanlılarda “Hermes Trismegistus”, Romada “Merkur Trismegistus”ismi ile onu anıyorlardı. Yahudi dininde “Hanok”, Zerdüştlikte “Huşeng” İslamiyette “İdris Peygamber” deniliyor ve terzilerin piri olarak anılıyordu.

Hermetizm, Hermes tarafından yazılan kitaplarda anlatılan inanç, görüş ve kanaatlerin, uygulamaların tümüne verilen isimdir. Hermes’in yazdıklarına “Corpus Hermeticum” denilmektedir. Ancak 17 bölümden oluşan eserin üç bölümü bugüne kadar bulunamamıştır.

Hermesci inanış bazı kaynaklarda genel hatlarıyla şöyle betimlenmektedir. Madde,  karanlık ile özdeştir. Işık ise ruhtur, aydınlık ruhtadır. Yeryüzündeki yaşam, ruhla maddenin savaşından oluşan bir sınav aşamasıdır. Eğer ruh maddeye yenilerek bu sınavı kazanamayacak olursa, karanlığa tutsak düşer ve varlığını yitirir. Sınavı kazanan ruh ise göğe yükselir ve ölümsüzlüğe ulaşır. Ruhları ölümsüzlüğe götüren dünya sınavında buyruklarına dayanarak, güçlerini kullanarak, acı çekerek elde ettikleri bilinçtir. Buna kavuşmak için, yükselmeyi istemek gerekir. Düşüncelerden hiçbiri Tanrıyı tanımlayamaz. Tanrı, hiçbir dil ile tanımlanamaz ve betimlenemez. Cisimle ilgisi olmayan biçimi üzerinde her türlü düşüncenin geçersiz olduğu bir kavram duygularımızla da aydınlanamaz. Sonsuz olan zaman gibi kısa bir ölçüye gelmez. Ayrıntılı tasviri olanaksız olan Tanrı, seçtiği kurallarından kimilerine, kendi yüce olgunluğundan birtakım görüntülere erişebilmeleri için, doğal olanakların üstüne çıkma yeteneğini verebilir. Fakat bu seçkin kişiler, gördüklerini halk dili ile tanımlayacak sözcük bulamazlar. Nedenlerin nedeni her zaman saklıdır. İnsan ruhunun derinliklerinde taze bir biçimde bulunan niteliklerin ortaya çıkabilmesi için insanın üst düzeyde bir eğitim görmesi gereklidir. Sürekli bir çaba ile ve öğretinin kullanılmasıyla da insan evreninin potansiyel güçleri ile ilişki kurulabilir. Yılmayan bir uğraş sonunda insan Tanrısallığa bile erişebilir. Ateşe, suya, toprağa dayanıklılık gösteren insan öz varlığına da egemen olabilmelidir. Ruh ve bilgi evrenin yüce aşamalarına ulaşmayı öngören insan duygularının gölgelemelerini ve şaşırtmalarını aşmayı bilmeli, maddenin tutsaklığına düşmekten kendini koruyabilmelidir.

Yani kısaca Hermes öğretilerinin merkezinde bir tek basit fikir vardır. Tanrı, bir büyük zihindir.(zeka, akıl) Mevcut olan her şey Tanrının zihni dahilinde bir düşüncedir.

Hermetizm ve Tapınak Şövalyeleri

Gelişen burjuvanın asalet ünvanlarına olan düşkünlüğü hükümetlerin şövalyelik sanlarını satarak hem hazinelerini doldurmalarına hem de zenginleşen burjuva sınıfını kullanarak politik çıkar sağlamalarına neden oldu. Dolayısı ile şövalye olmanın veya şövalyelikle ilintili, onun değer yargılarını paylaşan bir kuruma üye olmanın çekiciliği ile Tapınak şövalyeleri değişik ezoterik öğretilerin bir parçası olmuşlardır. Bu söylentilerin yayılmasında en etkili kurumlardan birisi de XVII yy’ın ilk çeyreğinde açık olarak faaliyet göstermeye çalışan Masonlar olacaktır. Zamanla Masonların da hamuruna hermetik ve kabalist öğretiler katılacak ve Tapınakçılardan sonra bu öğretileri, yeni çağa Masonlar taşıyacaktır.

Hermetizm ve Masonlar

Masonların Hermetik öğretilerle ilk tanışmaları XVII. yy da ilgi odaklarının da Mısır olması ile başlar. Nitekim Aydınlanma Çağının birçok önemli ismi de bu kurum bünyesindeydi. Reform ve din Savaşlarından sonra İngiliz Adalarında yaşamayı sürdüren örgüt, “soylu ve burjuva” üyelerin girişiyle farklı bir niteliğe kavuştu ve “Spekülatif Masonluk” oluştu. Ne var ki Masonlar 17 yy öncesinde bu yeni örgütlenmeden önce de Mısır’a ilgi duyuyorlardı. Örneğin birçok el yazmasında Masonluğu “Euclide” (Öklit) Mısır’da kurduğu kayıtlıdır. Masonlar için mimarlıkla eşdeğer olarak görülen ve büyük önem taşıyan geometri bilimi, Nil’in taşmasıyla sınır işaretleri kaybolduktan sonra tarlaları ölçmek için Mısırlılar tarafından icat edilmişti. Daha sonra 1290’lı yıllarda Büyük Üstad Guillaume de Gisors bu kuruma “masonluğu” andıran Hermetik öğretileri sokmuştur. Hermetizm, Hermes öğretileridir. Öğretinin temelinde o çağın çok tanrıcı ortamında bir tek tanrı görüşü belirir. İnsanın her yönden olgunlaşıp yetkinleşmesi sureti ile de Tanrıya yaklaşabileceği inancı, diğer tüm gizemci ekol ve tarikatlardan önce Hermetizm’de yer almıştır. Hermes yurdundan ayrılarak bilinen tüm dünyayı dolaşmış ve insanlara tek Tanrı’ya inanmalarını öğütlemiştir. Hermes tek Tanrı’ya inanan, alfabeyi bulan, elbise dikmeyi öğreten bilge bir kişi idi. Maddiyata hiç önem vermemiş ve yurduna döndüğünde birçok teolojik ve gizemci kitaplar yazmıştır. Din, felsefe ve bilim alanındaki incelemelerin kökenleri araştırılacak olursa ,tarih içerisinde gerilere gidildikçe her üçünün de kesiştiği noktada Hermes’in durduğu görülür.

Hermetizmin Masonlukla da çok önemli bağları vardır. Çünkü Büyük Üstad G.de Gisors, Sioan’a Hermetizmi sokmakla masonluk yolunda ilk adımı atmıştır. Bunun kronolojik yapısını incelediğimizde olay örgüsünün şu şekilde gerçekleştiğini görürüz.1398 yılında Nicholas Flamel Büyük Üstad olması ile Sion kültüre yönelmiştir.1493 yılında Botticelli adıyla tanıdığımız, Sandro Philipepi’nin Büyük Üstat oluşu ile Sion, sanat ile yakından ilgilenmeye başlamıştır.1595 yılında Robert Fludd döneminde kuruma Rozikrusiyenler alınmıştır.

1614 yılında Almanya ve İngiltere’de Rozikrusiyen manifestoları anonim bir şekilde yayınlanır. İnsanlık yeni bir çağın kıyısındadır. Doğanın gizli armonisi ile birleşip Rönesansla müjdelenen bir çağdır bu. Kiliseye ve Kutsal Roma İmparatorluğu’nun kalıntılarına bir başkaldırıdır. Manifestoların bir Alman din bilgini ve Sion büyük Üstatlarından Johanne Valentin Andrea tarafından yazıldığı bilinmektedir. Kilisenin bin yıllık hakimiyeti çökmeye başlamıştır.

1691 yılında Sir Isaac Newton’un Büyük Üstat oluşu ile masonluk Sion’un ilgi alanı içine girmiştir.

1727 yılında Charles Radclyffe’in Büyük Üstat oluşu ile Sion büyük güç kazanmış ve bilhassa Stuartist Masonlukla sıkı ilişkiler içinde olmuşlardır.

1780 yılında Maximilian von Habsburg -Lorraine’in Büyük Üstad oluşu ile Prieuré de Sion Avrupada bilhassa Fransa’da Aydınlanma hareketlerinin en ateşli destekçisi olmuştur.

Cocteau ile 1956 ‘da sır perdesi açılarak Sion ezoterik kanunu bir dernek haline gelmiştir.

Hermetizm ve Gül Haç Örgütü

Ayrıca Hermesçileri ile Gülhaççılar ile Masonlar arasında bazı hermetik ilke ve düşünce benzerlikleri de vardı. Her iki örgüt de evreni simgelemek için Süleyman Tapınağı ve Piramitler gibi yapıların ölçü ve oranlarını kullanarak daha iyi, daha barışçı ve daha hoşgörülü bir dünya yaratacak olan bir “Aydınlanmışlar Topluluğu” oluşturmayı istiyordu. Hermesçilik XVII yy’dan beri Gülhaçcılığın XVIII yy dan beri de Masonluğun simgesel ritüellerini etkilemeye devam etmektedir. (D.Dündar-YLT)

loading...
loading...