Hatay gezi rehberi – Antakya’da gezilecek yerler

(0 oy) 0/5 31
Yorum Yaz


Antik çağda Doğunun Kraliçesi lakabıyla anılan şehir ünlü Romalı tarihçi Ammianus Marcelleinus “dünyada hiçbir kent ne topraklarının bereketi ne de ticaretteki zenginliği bakımından bu toprakları geçemezdi.” diye Hatay’ı tanımlamıştır. Bu yazımız Doğunun kraliçesi Antakya – Hatay gezi planı üzerine olacak.

Hatay Arkeoloji –  Mozaik Müzesi

Hatay’da ilk bilimsel kazı çalışmaları 1932 yılında başlamıştır. Çalışmaların ilk yıllarında çeşitli ve kıymeti büyük olan tarihi eserlere rastlanması bir müze kurulması fikrini doğurmuştur. O yıllarda Fransız idaresinde bulunan Hatay’da M. Mişel Booşer tarafından hazırlanan bir proje ile çıkan eserlere göre bir müze hazırlanmıştır. 1939 yılında tamamlanan müzede 3 ayrı bilim heyetinin yaptığı hafriyatlar sonucunda çıkan eserler toplanmıştır.

Müze, Tunus’tan sonra dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi olma özelliği taşır. Dönemin yaşantısını yansıtan, geçmişten günümüze kalan fotoğraflar gözüyle izlenmesi gereken mozaiklerin hepsinin ayrı bir hikâyesi vardır. Onlardan en önemli ve bilineni olan Lahit aşağıda verilmiştir.

Lahit

Antakya Lahti arkeoloji literatüründe “Sidemara tipi” olarak adlandırılan lahit grubuna girer. “Sidemara” Konya Ereğlisi sınırındaki Anbararası Köyünün antik adıdır, ilk defa buradan çıkarılan bir lahit bu gruba ismini vermiştir. Bu tip lahit örnekleri; İstanbul, Afyon, Konya, Ankara müzelerinde yer almaktadır. Sanduka ve Kapaktan oluşan lahit Antakya merkez Harbiye Caddesi Kışlasaray mahallesinde bir taşınmazda yapılan temel hafriyatı sırasında bulunmuştur. Lahit içinde Alp’in ırkından olduğu anlaşılan biri erkek, ikisi kadın üç erişkin iskeleti bazı küçük buluntular açığa çıkarılmıştır.

Antakya Kalesi ve Surları

M.Ö. 300 yıllarında Büyük İskender’in generallerinden Seleucos I.Nikator tarafından kurulan Antakya Kalesi dünyanın önemli yapıları arasında yer alır. İstanbul Surlarından sonra ülkemizdeki en uzun surlar Antakya’dadır. Antik kenti çevreleyen surlar Helenistik, Roma ve Bizans dönemine aittir. 12 km uzunluğunda olan surların 360 kuleden oluştuğu düşünülmektedir. Sayısız depremler ve savaşlar sonucunda fazlasıyla harap olmuştur.

Harbiye (Daphne)

Antakya’ya 10 Km. uzaklıktadır. Vadinin güneyinden çıkan kaynaklar şelaleler oluşturduktan sonra Asi Nehrine kavuşur. Harbiye olarak bilinen bölgenin antik dönemindeki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır. Harbiye’de yapılan arkeolojik araştırmalardan ve elde edilen buluntulardan, bu bölgenin MÖ 4500-3000 tarihlerinden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Helenistik ve Roma dönemlerinde çağlayanlarıyla tanınan ve dünyaca ünlü bir sayfiye yeri olarak kullanılan Defne, o dönemde zengin halk kesimi tarafından yapılan çok sayıda köşkleri, tapınakları ve eğlence yerleriyle ünlüydü.

Seleukeia Pierria- Çevlik Ören Yeri

Samandağ İlçesi, Kapısuyu Köyü sınırları içerisindedir. M.Ö.305 yılında Selevkoslar tarafından başkent yapılmak amacı ile kurulmuş, ancak dış saldırılara açık olması nedeni ile Antakya kurularak başkentlik oraya taşınmıştır. Seleukeia ise bir ticaret şehri olarak genişlemiştir. Şehir Roma çağında en parlak günlerini yaşamıştır. Şehirden günümüze Antik Liman kalıntısı, Titus-Vespasianus Tüneli, Dor mabedi ve Kaya mezarları kalmıştır.

Samandağ ilçesi Asi Nehrinin Akdeniz’e kavuştuğu kıyılarda 14 km. uzunluğunda dünyanın en uzun 2.sahiline sahiptir. Siyah kumlar denizin içinde de devam eder. Korunaksız olduğundan güney­batı rüzgârlarını fazlasıyla alır. Bu da denizin dalgalı olmasına sebebiyet verir. Çoğu kez sörf için elverişli hale gelir.

Titus Vespasianus Tüneli

Antik Seleucia Kent ve limanını dağlardan inen sel sularından korumak amacıyla M.S. 69 tarihinde Vespasianus döneminde başlayan ve oğlu Titus (M.S.81) tarafından tamamlanan bir tünel ve kanaldan ibarettir. Kanal 1.330 metre uzunluğundadır. Tünelin kapalı kısmının uzunluğu 130 metre, yüksekliği 7 metre, genişliği 6 metredir.

Kaya Mezarları ve Beşikli Mağara

Titus tünelinin yakınındadır. Yolu tünelin girişinden ayrılır. Geniş alana yayılan mezarlık, kayalık yamaçlara oyularak yapılmıştır. Mezarlarda Romalılara ait 12 adet kral mezarı bulunmuştur. Kral ailesine ait mezarların yanı sıra halka ait olanlarda vardır. Nekropolün hemen yukarısında o dönemde resmi daire olarak kullanılan çalışma odalarının kalıntıları mevcuttur.

Dor Mabedi

Tümüyle beyaz mermerden yapılan mabedin kalıntıları Kapısuyu Köyü’ne giden yolun 2. km. sinde bulunur. Bir zamanlar Seleucia kentinin merkezinde yer almış, kral mabedi olarak tüm şehri görecek şekilde inşa edilmiştir. Tapınaktan geriye sütun parçaları, başlıklar, mermer altlıklar, büyük temel taşları kalmıştır.

El-Mina Antik Kenti

Samandağ’ında Asi nehri üzerine kurulmuş bir liman şehriydi. Tanrı Posideion’un kutsal kenti sayılırdı. Kazılar Bronz dönemden kalma bir yerleşim yerini ve Miken çömleklerini açığa çıkarmıştır. MÖ VII. yüzyılda kurulduğu sanılan antik kent Asi nehrinin getirdiği alüvyonlar altında kalmıştır. Bu nedenle günümüze ulaşabilen herhangi bir mimari kalıntı bulunamamıştır.

Haron-Cehennem Kayıkçısı

St. Pierre Kilisesinin 200 m. Kuzeyinde kayalara oyulmuş dev bir masktır. Başında örtü bulunan, tamamlanmamış bir kadın portresini andırmaktadır. Kabartma I. Yüzyılda, Antiochus döneminde bir veba salgını sırasında yapılmıştır. Söylenceye göre, çok sayıda insanın ölümüne yol açan veba salgınını önlenmesi için bir kâhine danışılmış. Kâhinin tavsiyesine uyularak şehri yüksekten gören kayaya yüzü olmayan bir mask oyulmuş ve üzerine de ölümleri önleyecek sözler yazılmıştır. “Cehennem Kayıkçısı Hero“ ya da “Günahkârlar Hamamı” adıyla da bilinen kayalığın yüksekliği 23-30 m.dir. Haç Dağı’nın Antakya’yı gören yüzünde hala ihtişamla kente bakmaktadır

Payas Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi

Dörtyol İlçesi Payas beldesindedir. 1574 yılında Mimar Sinan tarafından yapılan Külliye Osmanlı mimarisinin örneklerindendir. Külliye bünyesinde; 45 dükkânlı Pazar yeri, kervansaray, çifte hamam, cami ve medrese bulunmaktadır. Pazar yeri Külliye’nin orta yerindedir. Üzeri tonozla örtülü çarşının iki tarafında dükkânlar bulunan dört kapılı bir mekândır. Kervansaray’a pazarın doğu tarafındaki kapıdan girilmektedir.

Hıdırbey Köyü Musa Ağacı

Devasa bir çınar ağacıdır. Ağacın gövde çapı 7.50 metre, çevresi 20 metre, yüksekliği ise 17 metredir. Ağacın dalları yaklaşık 1.5 dönümlük bir alanı kaplar. Ağacın içi yoktur. Ağacın içine girip çıkmak mümkündür. Bu sayede ağacın içi “çaputlu ziyaret”e dönüşmüştür

İssos – Epifonya Harabeleri

İssos Harabeleri Erzin’dedir. İskenderun-Adana karayolunun sol yakasında yer almaktadır. Pers Kralı Darius III ve Makedonya Kralı Büyük İskender in M.Ö. 333 tarihinde savaştığı bu bölge Helenistik dönemindekurulmuş ve Roma döneminde varlığını sürdürmüştür. Şu an bölgede antik şehir kalıntıları ve su kemerleri bulunmaktadır.

Arsuz

İskenderun’un 33 km güneyinde, Arsuz Çayı ağzında bulunan bir tatil ve turizm köyüdür. Seleukos döneminde aynı yerde Rhosus ya da Rhosopolis kenti bulunuyordu. Civarında halen antik şehir ve kalıntılarına rastlamak mümkündür. Arsuz bugün daha çok denizi için tercih edilen bir merkezdir

Tarihi Antakya Evleri ve Sokakları

Kurtuluş Caddesi’ni kesen eski Antakya sokakları, avlulu evlerin yan yana dizildiği taş döşeli sokaklardır. Genişlikleri 2,5 metre ile 3,5 metre arasında değişen sokakların ortası, yağmur sularının akabilmesi için bir oluk gibi yapılmıştır. Antakya sokakları ile evler iç içe girmiştir.

Genelde iki katlı olarak taş, kerpiç ve ahşaptan yapılmıştır. Cepheleri güney ve batıya dönüktür. En önemli özellikleri cephe tarafında bulunan ahşap direkli, önü açık sofalardır. Evlerin çoğunluğunda geniş avlu, havuz, su kuyusu, meyve ağaçları ve çiçeklerle süslenmiş bahçeler mevcuttur. Yapıları 2 asır öncesine dayanan bu evlerin, Anadolu mimarisi tarzında süslemeciliği ve işçiliği görülmekte olup, sayıları oldukça fazladır.

Antakya Kurtuluş Caddesi

Fransızlar döneminde, imara açılan Kurtuluş Caddesi, şehrin bir başından diğerine uzanır. Askeri kışlanın önünden başlayarak Dörtayak Mahallesinde son bulur. Caddenin 10 metre kadar altında, Roma döneminin görkemli sütunlu caddesinin kalıntıları bulunmaktadır.

Hatay’ın Fransız mandasından kurtuluşuna atfen, kurtuluş adını alan cadde, 1935 yılında ulaşıma açılmıştır. Cadde üzerinde, geleneksel avlulu Antakya evlerinden farklı olarak, sofalı evler yer almaktadır. Çoğunluğu iki katlı olan evlerin zemin katları dükkânlara ayrılmıştır.

Cadde üzerinde Katolik Kilisesi, Sarımiye Camii ve havra yan yanadır. Ezan ve çan sesini aynı anda duymanın mümkün olduğu caddede, tüm dinlerce kutsal sayılan Habib-i Neccar’ın türbesi ve camii ziyaret edilebilir. Son zamanlarda cadde üzerinde yapılan restorasyonlar ile (kentsel ölçekte markalaşma projesinin uygulanmasının beraberinde yapılan çalışmalardan bir tanesi) bazı eski yapılar çeşitli alanda hizmet vermeye başlamıştır. Restoran olarak hizmet veren Sveyka, butik bir otel olan Savon Otel ve sabunhane olarak üretim yapan verdaa, bu binalardan bir kaçıdır.

Antik Cam Evi

1870’li yıllarda inşa edildiği tahmin edilen tarihi Antakya evinde 2010 yılında oluşturulan ,”Antakya Camları Müzesi” ve “Antik Cam Atölyesi”nin yer aldığı “Asfuroğlu Antik Cam Evi” cam sanatçısı Şadi Asfuroğlu tarafından kurulmuştur. Avlulu Antakya Evlerinin tipik pek çok özelliğini içinde bulunduran bu tarihi bina çok güzel korunmuş, müze, atölye ve ürün satışının bulunduğu bölümler özenle dizayn edilmiştir.

Habib-i Neccar Camii

Habib-i Neccar Cami, şehirde yapılan ilk cami olarak bilinmektedir. Baybars zamanında eski bir tapınağın yerine yapılan cami, IX. yüzyılda depremden zarar gördüğü için yeniden yapılmış ve minare eski şeklini korumuştur. Kitabesinde yeniden yapım tarihi olarak hicri 1275 yazmaktadır. Caminin bir köşesinde, Hz. İsa tarafından gönderilen resullere ilk defa inanan ve onları korurken şehit olan Habib-i Neccar’ın türbesi vardır.

St. Pierre Kilisesi

Antakya’nın 2 Km. kuzeydoğusunda, Reyhanlı karayolu üzerinde, Habib-i Neccar Dağı’nın uzantısı olan Haç (Stauris) Dağının eteğindedir. 13 metre uzunluğunda, 9,5 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde doğal bir mağaradır. Hz. İsa’nın ölümünden sonra havarilerinden St. Pierre Antakya’ya gelerek (M.S.1.y.y.ilk yarısında) burada telkinlere başlamıştır.

Bu mağara kilise, 1580 yılında Müslümanlar tarafından Ortodokslara verilmiştir. 1856 yılında Suriye’deki Vatikan temsilcisi Brunoni, Halep’teki Fransız konsolosundan burayı almış ve (1846 yılında Antakya Katolik Kilisesine yerle en) Kapuçin Rahiplerine teslim etmiştir.

Dünyanın ilk katedrali kabul edilen ve 1963 yılında Papa IV. Paul tarafından Hıristiyanlar için Hac yeri olarak ilan edilen mağaracıkta, özellikle her yıl 29 Haziran günü, civardan ve uzak illerden gelen din adamları ve kalabalık bir cemaatin katıldığı bir ayin yapılmaktadır. Her yıl yapılan bu törenlere Hıristiyan kiliselerinin dini liderleri yanında, Vatikan’dan da temsilci katılmaktadır.

Halen müzeye bağlı olan bu kilisede, Hıristiyanlar, 29 Haziran’da yapılan Aziz Petrus ve Aziz Pavlus bayramı kutlamalarından başka, Noel gecesi, düğün, vaftiz gibi ayin yapma yetkileri vardır. Buna ilave olarak kilise, müzeden izin alarak hac için gelenlere de ayin yaptırmaktadır.

Katolik Kilisesi

Antakya şehir merkezinde, Kurtuluş Caddesinde bulunmaktadır. Katolikler 600 yıl aradan sonra tekrar Antakya’ya yerleşmişlerdir. Buraya ilk gelenler bir kilise ve Avrupalıların çocukları için bir okul açmışlar. Daha sonra Antakya’ya gelen Fransız rahipler ise, buraya bir manastır kurmuşlardır. 1852 yılında dönemin padişahından bir Katolik Kilisesi kurmak için izin almışlar ve birkaç yıl içinde bu kiliseyi yapmışlardır.

Ortodoks Kilisesi

Antakya Hürriyet Caddesinde bulunan kilisenin yapımına 1860 yılında başlanmış, büyük depremin ardından 1900 yılında yeniden restore edilmiştir. Kudüs’ten sonra en eski kilise ve Doğu Ortodoks Kiliselerinin en güzelidir.

Vakıflı Ermeni Kilisesi

Samandağ’a 5 km uzaklıktadır. Kilise eski bir ipek fabrikasının yerine 1875 yılında kurulmuştur. İpek fabrikası kapandıktan sonra restore edilerek bugünkü Ermeni Kilisesine dönüştürüldü. Kilise halen kullanılmaktadır.

Barlaam Manastırı

Yayladağı İlçesinde bulunan Antik Cassius (Keldağı) dağında bulunmaktadır. Burası Hitit döneminde kutsal alan sayılmış, Romalılar zamanında da bu özelliğini korumuştur. Manastır ve kilise olmak üzere iki ayrı ana yapı dönemi geçirmiştir. V. yüzyılın sonunda onarılmış, daha sonra eklemeler yapılmıştır.

Belen-Güzelyayla (Soğukoluk)

Belen İlçesi- Sarımazı Mahallesi yol ayrımından başlayarak, 8 km’lik asfalt bir yol ile yeşilliğin ve ormanın hakim olduğu virajlı bir güzergahtan çıkılabilmektedir. Belen ve İskenderun’dan minibüslerle ulaşım mümkündür. Güzelyayla’da yüzyıllardır yayla geleneği sürmektedir. Altyapı sorunları kısmen çözülmüş olan yaylanın denize yakın olması ilgiyi artırmaktadır. İskenderun Körfezi’nin seyir terası durumunda çam ağaçları ve kır çiçekleri içerisine kurulmuş, eski ve yeni tip yapıları ile gezilmeye ve görülmeye değer, adına türküler ve şiirler yazılan bir yayladır. Kamp kurmaya, pikniğe, orman içinde kısa geziler yapmaya elverişlidir. Yaylada konaklamak için pansiyon tipi evler, günlük yeme-içme üniteleri bulunmaktadır.

Teknepınar- Batıayaz Yaylası

Antakya’dan 20 km. asfalt, Samandağ ilçesinden 17 km. stabilize yolla ulaşım mümkündür. Tarih ve doğanın iç içe olduğu bir yayla köyüdür. Kamp ve piknik alanlarındaki buz gibi billur suları, Akdeniz Bölgesi ‘ne özgü her türlü sebze ve meyvenin yetiştirilmesi, Ortadoğu ülkelerine yakınlığı nedeniyle, gerek yerlilerin gerekse Ortadoğu ülkelerinden gelen ziyaretçilerin ilgi odağı durumundadır. Günübirlik yeme içme üniteleri ve kamp yerleri bulunmaktadır

Alaattin Köyü Termal Suyu (Ottoman Termal Hotel)

Merkez İlçeye bağlı Alaattin Köyü’ndedir. Antakya Ottoman Palace Otelindeki şifalı termal su, otelin temel kazısında bulunmuştur. Termal su 45oC sıcaklıkta ve 1 litre suda 29,317 mg mineral ve Türkiye’de 15 mg iyodür mineraline sahip tek termal sudur. Şifalı suyun solunum yolları rahatsızlıkları, kulak, burun, boğaz, guatr hastalığı, periferik damar hastalığı ve esansiyel hipertansiyon gibi rahatsızlıklara iyi geldiği bilinmektedir.

Kisecik Köyü Şifalı Suyu

Merkez İlçeye bağlı Kisecik Köyü’ndedir. İçildiği zaman mide boşalmasını kolaylaştırır. Çok içildiği zaman idrarı arttırarak idrar yollarının ince kumlarının atılmasına ve iltihapların temizlenmesini kolaylaştırır. Hararet derecesi sıcak sular grubuna girecek derecede olup, nevrit, nevralji, kronik romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.

Hatay Gezi – Reyhanlı Hamamı

Reyhanlı İlçesi’ne 20 km uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınır kapısının çok yakınında bulunan kaplıcada yaklaşık 5 kaynaktan su çıkmaktadır. İçme suyu olarak da kullanılabilen kaplıca suyu çeşitli romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir