Gnostisizm – sezgicilik nedir?

(5 oy) 5/5 519
Yorum Yaz


Sevgili burclar.net okurları bu yazımızla sizlere son derece enteresan bir konu olan Gnostisizm-sezgicilik nedir? sorusunun cevabını vermeye çalışacağız. yazımıza gnostisizm kelimesinin anlamı ile başlıyoruz.

Gnostisizm kelimesinin etimolojisi Yunanca “Gnosis” , “Gnostikostur”

Üç semavi din ve diğer birçok pagan inacının ana karakteristiğini içeren gnostisizmde; ancak zihin ve isteklerin Tanrı ve onun buyruklarına itaati yoluyla ve bilgi, evrenin gizemlerinin öğrenilmesi ve sihirli formüllerinin öğrenilmesi ile ruhun kurtuluşa ereceğini savunurlar. Gnostikler “bilen kişilerdi” ve bu kendilerini sebebi ne olursa olsun bilmeyen kişilerden üstün kılmaktaydı. Gnostisizmin daha açıklayıcı bir tanımının yapılması antik çağlardan başlayıp milattan sonra 5. yy’a kadar devam eden çeşitli, birbirinden çok farklı gruplarının ortaya koyduğu Gnostik sistemler nedeniyle neredeyse imkansızdır. Kendi aralarında çok büyük farklar gösteren Gnostik inançlarda sadece bazı temel fikirler, tüm hareketleri kapsamalar aynıdır.

Tam bir tarifini yapmak genellikle zor olmakla birlikte gnostisizm Tanrı, alem, insan kurtuluş ve bilgi gibi temel konularda kendine has açıklamalar getiren M.Ö 4-5 yy da Orta doğu toplumlarınca yaygın olarak temsil edilen felsefi bir akımdır. Bu akımın savunucuları, dinlerin, mutlak bilgiyi sağlamada yetersiz oldukları görüşündedir. Bu nedenle de Hristiyanlar tarafından sapık bir tarikat olarak görülürler. Çünkü onlar için salt bilgi, dinsel bilgilerin çok üstünde bulunan kurgusal bilgilerdir. İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu, doğduğu ve büyüdüğü, çarmıha gerildiği ve bunun gibi Hristiyan dogmalarını yadsırlar. Onlar için İsa düpedüz insandır. Gnostisizmi savunan felsefeciler gerçekte de dar bir tarikat yaşamı sürdürürler ve çileciliği savunurlar. Kendilerini bir hapishanede mahkum olarak görürler. İnsanların bir kısmının parçalanmış ve bütünüyle yabancı fizik dünya ve bedene hapsedilmiş olan tanrısal bir parça ya da ışık parçasından oluştuğuna inanırlar. Geri kalanlar ise, kendilerinde tanrısal hiçbir ışık taşımayan yalnızca akıllı hayvanlardır. Yalnızca birbirleriyle değil, kozmik düşüş öncesi ayrıldıkları yüce Tanrısallıkla ya da ilk tanrısal insanla yeniden birleşmek isterler. Yüce Tanrı kesinlikle yaratıcı değildir; zira yaratılış ne ikinci derecede bir tanrı tarafından bilmeden gerçekleştirilen korkunç bir hatadır ne de kötü bir gücün işidir. Ne yüce Tanrı ne de aydınlanmış şahsın, yaratıcı ve onun yaptıklarıyla herhangi bir ilişkileri vardır.  En önemli özelliği, yüce ruhu esas olarak fiziki dünyaya ve bedene yabancı görmesidir. Temel inanç esasları ve ibadet şekillerinde gnostisizmin hakim olduğu dinler de bulunmaktadır. Bunlar, Sabilik,  Maniheizm,  Hermetisizm’dir.

Erken dönem kilisesi tarafından yasaklanan Gnostisizm 4. yy da kaybolmaya yüz tuttu ancak bazı Gnostik okullar ayakta kalmayı başardı. Bunlardan biri vaftizci John’u, İsa’dan üstün gören Mandenlerdi. Bu olgunun kökleri karanlıktır ancak Tapınakçılar ve Hastabakıcıların tartışmalı kökleri bu temele dayanmaktadır. Hastabakıcı John’un Kudüs hastanesi adıyla bilinen grubu 1100 civarında Vaftizci John Hastanesi adını almıştır.

Gnotisizmin aynı zamanda Kabala ve Hermetizm ile de bağlantıları vardır. Tapınak şövalyeleri bu iki akımla da Doğu Serüvenleri sırasında tanışmışlardır. Bunların yanında Tapınakçıların etkilendiği başka bir düşünce okuluda “Magdalı Meryem’dir.” Magdalı Meryem kültü 12. yy da en parlak çağındadır. İki Meryem de Tanrının dişi yüzü olarak koruyucu Azizesidir. Bizzat St. Bernard Tanrıça kültüyle yakından ilişkiliydi ve Tapınakçılarla kurduğu yakın ilişkiler düşünüldüğünde tarikata Tanrıça için bir referans kaynağı olmuştur. İşte bu noktada aklımıza farklı bir soru gelmektedir. Acaba Tapınakçılar’dan bazıları gizlice Tanrıçaya mı ibadet etmekteydiler?