Futbolun tarihçesi

(6 oy) 4/5 962
Yorum Yaz


1- Genel olarak Futbol

Sıradan bir ayak topu oyunundan, adeta bir güç imgesine, milli benliğe, uygar bir dine, halkları peşinden sürükleyen bir olgudan profesyonelliğe taşınan, oldukça geniş ve hareketli bir maziye sahip olan futbolun tarihi gelişimini ifade etmek sadece kronolojik bir teknik çerçevede ele almakla değil, onu üreten insan yaşamında kapladığı alanla da açıklamak gerekmektedir. Futbolun tarihçesi dendiğinde esasında tüm dünyayı etkisi altına almış, kendini kabul ettirdiği her toplumda yeni bir tarih yazmış ve bu toplumlar tarafından ilk defa kendi ülkesinde doğmuşcasına benimsenmiş ve öznelleşmiş kitlesel bir olgudan bahsederiz.

Futbolun nasıl incelenmesi gerektiğine dair yöntemsel ve biçimsel öğeleri “Futbolun İncelenmesi” adlı makalesinde derleyen daha önce popüler kültür bölümünde hakkında çokça adından söz edildiği İrfan Erdoğan bu sporun tarihte ortaya çıkış nedenini ve ihtiyacını şu cümlelerle ifade etmektedir: “Futbol dahil herhangi bir insan faaliyetinin tarihinde, öncelikli olan, neyin hangi tarihte çıktığını bulmak değildir; önemli olan, hangi insan ihtiyacından kaynaklandığı, kimin ihtiyacına yanıt verdiği, amacının ve ortaya çıkarılmak istenen sonuçlarının ne olduğudur. Futbol, bir yerlerde birilerinin günlük yaşamlarını sürdürmeleri sırasında ortaya çıkan ihtiyaçlarını karşılamak için çıkmıştır. Bu ihtiyaçlar, bir grubun kendini gerçekleştirmesiyle ilgili olabileceği gibi gruplar ve geniş toplumsal yapılar arasındaki ilişkisel bir ihtiyacı da olabilir. Bu ihtiyaç bir başarıyı kutlamayla ilgili olabileceği gibi, bir ilişkiye başlangıç veya sonuçlandırma, bir egemenliği perçinleme, bir yönetimsel yapıyı yeniden üretme, doğaüstü güçlerle ilişki kurma ve yürütme ile ilgili bir ihtiyaç olabilir. Futbol gibi bir oyuna ihtiyaç olarak rekabet, savaş, mücadele, yarış, grup veya sınıf farklılığı yaratıcılık ve deneyim, futbol etkinliği yoluyla beceri geliştirmeyle başka faaliyetlerde başarılı olma, sınıfsal farklılığı ve ilişkileri yeniden üretme, ruhsal gücün kendini ve gücünü yeniden ortaya çıkarması, eğlence ve futbol adı altında ‘sirk ve ekmek’, ‘böl, birbirine düşür ve yönet’ politikalarını gerçekleştirme, ticari çıkar sağlama gibi birçok neden verilebilir.”

Tarihsel süreç çerçevesinde futbolun ortaya çıkışı ve yayılmasını daha önce yapılan araştırmalara göre, incelemek, değişim ve gelişim süreci içinde yaşadığı farklılıkları görmek mümkündür.

2-Top Oyunları

Top oyunları, en eski dönemlerden itibaren dünyanın hemen her köşesine yayılmıştır. Amerika’nın keşfi öncesi Orta Amerika’ dan Çin’ e firavunların Mısır’ ından Eskimolara kadar… Burada dikkat çeken nokta bilinen bu top oyunları arasında tarihsel bir bağ yoktur, her biri diğerinden bağımsız bir biçimde gelişmiştir. İnsanlar, bu oyunlar aracılığıyla aynı anda birden fazla ihtiyacını gidermiştir. Bu top oyunlarının çoğunu, bir önceki bölümde sıkça adından bahsettiğimiz kültür tarihçisi Huizinga’ nın bir ifadesiyle açıklayabiliriz; “Oyun bir şey için mücadele ve bir şeyin temsilidir.”

Top oyunlarının ortaya çıkışı, sadece oyun olsun diye oynanan bağımsız birer etkinlik olarak değil, dini bir işlevi yerine getiren ve insan toplumuna hizmet eden oyunlar olarak tezahür etmiştir. Bunların oyalanma ya da vakit geçirmeyle bir ilgisinin olmaması dikkat çekici bir öğedir.

Eski Çin ve Japonya’da oynandıkları bilinen oyunlar tartışmasız birer futbol oyunu iken, eski Amerika oyunlarında daha ziyade farklı bir tür-top oyunu olduğundan bahsedilmiştir, bu nedenle bu top oyunun üzerine fazla durulması gerekmemektedir. Amerika’nın keşfedildiği dönem öncesine dayanan top oyunları hakkında çok fazla şey bilinmemektedir. Bu konu ile ilgili olarak Theo Stemmler önemli araştırmalara yapıp birtakım tarihsel bilgiler ortaya çıkarmıştır. Stemmler’ın araştırmaları doğrultusunda; Top oyunlarının ilk yıllarında edilen bilgilere göre; oyuncular topu uylukları, ayak bilekleri ya da elleriyle rakip sahaya atmaya, hatta mümkünse yan duvarlarda en azından son Aztek oyun alanlarının yan duvarlarında bulunan taş halkaların içinden geçirmeye çalıştıkları belirtilmiştir. Eski Amerika’ya özgü bu top oyunların dinsel nitelik taşıdığı söylenmektedir. Aztek diyarında keşfedilen yüzden fazla oyun sahası tapınakların birer parçasıdır. Bu oyunlar aracılığıyla güneşin ay ve yıldızlar üzerindeki zaferi, dolayısıyla bitki evreninin devamlılığı sağlanmaya çalışıldığı vurgulanmaktadır. Oyun sahası yeryüzünü, orta çizgi gece ile gündüz arasındaki sınırı, top güneşi ya da ayı, topun havada süzülüşü yıldızların geceleyin gökyüzündeki hareketini, topun halkalar içinden geçmesi ise yıldızların ufukta kaybolması gibi olayları simgelediği ifade edilmiştir.

Eduardo Galeano da futbolun kökeni hakkında, hemen hemen öbür dalların tümünde olduğu gibi öncülüğünün Çinliler tarafından yapıldığını araştırmış ve belirtmiştir.. Beş bin yıl önce Çinli hokkabazlar topu ayaklarıyla dans ettirmişlerdir ve daha sonra ilk oyunlar da yine Çin’de düzenlendiği bilinmektedir. Sahanın ortasında bir çit bulunmakta ve iki taraftaki oyuncular ellerini kullanmaksızın topun yere değmesini engellemektedirler. Bu gelenek, hanedandan hanedana aktarılarak sürdürülmüştür. Milattan önce yapılmış bazı anıtlardaki kabartmalarda ve milattan sonra yapılmış bazı rölyeflerde görüldüğü üzere Ming Hanedanı’na mensup Çinliler bugün günümüzde kullanılan futbol toplarına benzeyen toplarla bu oyunu oynadıkları görülmüştür.

Maya, Aztek ve diğer Orta Amerika kavimlerinin Amerika’nın keşfinden önceki döneme ait top oyunlarıyla bilinen futbol oyunu arasında çok az sayıda benzerlikler olmasına karşın, daha önce belirtildiği üzere, eski Çinlilerin ts’u kü adlı oyunu günümüz futboluna şaşırtıcı derecede benzemektedir. Gerçekten de futbolu eski Çinliler icat etmiştir. Belki de futbolu, bazı efsanelerde iddia edildiği gibi, milattan önce üçüncü bin yılda, ama her halükarda, bu oyunun Çin kökenli olduğundan bihaber Avrupalıların futbolu yüksek ortaçağda keşfetmelerinden iki veya üç bin yıl önce icat ettiği görülmektedir. Çin kaynaklarına göre, futbol İ.Ö. 2697 civarında, efsanevi “beş imparator” dan biri olan Huang- ti zamanında oynanmaya başlanmıştır. Yine Çin kaynaklarına göre, ts’u (ayakla oynamak) kü (topu) anlamına gelmektedir. Yaklaşık onar kişiden oluşan iki takım dört köşeli bir oyun sahasında başlangıçta içi tüy dolu bir topu bambu direklerinin yapılmış ve fileyle örülmüş olan yaklaşık beş metre yüksekliğindeki bir kaleye sokmaya çalıştıkları söylenmektedir.

Kısa zamanda popüler hale gelen ve sevilen bu oyun sadece askerlerin oynadığı bir oyun olmaktan çıkmış, rahipler, generaller ve imparatorlar da bu oyunun bağımlısı olmuşlardır. Eski Çin futbolunu şaşırtıcı derecede modern kılan bir diğer özellik de şudur: Galip takım hediye yağmuruna tutulurken, mağlup takım azar işitmekte, hatta dayak yemektedir. Çinli filozof Konfiçyus’un (İ.Ö. 551-479) günümüzde bile geçerliliğini koruyan şu sözüne de dikkat çekmek gerekir: “Galibin burnu büyümemeli, mağlubun cesareti kırılmamalıdır” ancak günümüz futboluyla Ts”u kü birbirinize çok benzese de birbirleri arasında farklar olduğunu tarihsel kaynaklar açıklamıştır ve bu konu hakkında ilerleyen bölümlerde bilgiler aktarılacaktır.

3-Diğer Uygarlıklarda Futbol

Eski zamanlarda Mısırlıların ve Japonların topu tekmeleyerek oynadıkları bilinmektedir. Milattan beş yüzyıl önceye ait bir antik Yunan mezarının mermerinde bir adam topu diziyle vururken görülmektedir. Antiphanes’ in komedya eserlerinde bunu ortaya koyan parçalar vardır: Uzun top, kısa pas ileriye atılan toplar gibi. Söylenene göre İmparator Julius Caesar her iki ayağını da ustalıkla kullanmaktadır. Neron ise yalnızca birini kullanabilmektedir. Kesin olarak bilinen, Romalıların futbola oldukça benzeyen bir oyunu oynadıklarıdır.

Yüzyıllar sonra 1314′ te Kral II. Edward bu gürültülü ayak takımı olarak ifade oyununu, Tanrı’nın izin vermediği birçok kötülüğe neden olan, büyük topların peşinde koşularak yapılan mücadele olarak niteleyen bir kraliyet fermanına mührünü vurmuştur. Bu dönemde oyun artık, futbol olarak adlandırılmakta ve ardında birçok kurban bırakmaktadır. Bir köy halkı öbür köy halkına karşı, topu, tekmeleyerek, yumruklayarak hedefe doğru sürüklemektedir. O dönemlerde top yerine, değirmen taşı kullanıldığı da görülür. Karşılaşmalar günler boyu sürmekte, birçok cana mal olarak geniş alanlara yayıldığı ifade edilmektedir. Krallar bu kanlı mücadeleleri yasaklamıştır. 1349’da III. Edward futbolu “işe yaramaz ve aptalca” oyunlara dahil etmiştir. 1410’da IV. Henry 1547’de VI. Henry tarafından imzalanan futbol aleyhinde fermanlar da vardır. O dönemde futbolun ne kadar çok yasaklanırsa o kadar çok oynandığı görülmüştür. Bu da yasaklamanın kışkırtıcı yönünü doğrulamaktan başka bir işe yaramamıştır.1592’de Shakespeare, Yanlışlıklar Komedyası’nda bir karakterin şikayetini belirtirken futbolu kullandığı görülmüştür:

Yuvarlak bir şey miyim ki,

Beni böyle ayaktopu gibi tekmeleyip duruyorsunuz?

Siz tekmeyle beni yollayacaksınız,

O bir tekmeyle beni geri postalayacak,

Eğer böyle hizmet vereceksem beni meşinle kaplatın bari.

Birkaç yıl sonra Kral Lear de, Kent Kontu, karşısındakine “Sen! Aşağılık futbol oyuncusu!” diye hakaret etmiştir.

Milattan önce 1500 yıl önce kauçuk top, Meksika ve Orta Amerika’nın birçok yerinde futbolun ne zamandan beri oynandığı bilinmemektedir. Bolivya’nın Amazon bölgesi yerlilerine göre de iki sopanın arasına ellerini kullanmadan sokmak için bu yuvarlak lastik topun peşinde koşturma işinin kökenleri çok eskiye dayandığı ifade edilmektedir. XVIII. yüzyılda Cizvit tarikatına mensup bir İspanyol rahip Parana yükseltisinde yaşayan Guarinlilerin eski bir geleneğinden söz eder: “Bu insanlar topu bizler gibi elle atmıyorlar, topa çıplak ayaklarının üst kısmıyla vuruyorlar.”

4-Orta Çağda Futbol

Alfred Wahl, Ortaçağ ve modern Avrupa’da top oyunlarının halka özgü ve kaba bir özelliğe sahip olduğunu vurgulamıştır. Yazılı kurallar olmaksızın, geleneğin kurallarına göre bu oyun oynanmaktadır. Bu model kendi içinde, sayısız değişkene sahiptir.

İngiliz futboluna geçtiğimiz zaman, 15.yüzyılın sonuna ait bir yazı dikkat çekmektedir. Son derece dindar bir zat olan Kral IV. Henry’ye (1421-1471) atfedilen bir mucizeden bahsedilir. Countonlu William Barttram maç esnasında tekme yemiş ve uzun süre dayanılmaz acılar çekmiştir. Fakat rüyasında VI. Henry’yi görmesiyle iyileşmesi bir olmuştur. Bu mucize şöyle devam eder:

Eğlenmek için oynanan bu oyuna bazıları “futbol” diyor. Bu taşra oyununda genç erkekler büyük bir topu hareket ettiriyor, fakat topu elleriyle değil, ayaklarıyla havaya atarak değil, yerde sürüp yuvarlayarak… Oyun sahasının sınırları işaretlenmişti. Oyun başlayabilirdi artık. Kıran kırana mücadele ettikleri, topu dört bir sırada, kahramanımız izdihamın tam ortasına daldı ve topu ıskalayan vücudunun tam ortasına tekme attı…

Bu örnek bize dönemin İngiltere’sinden futbol adına bir kesit sunmaktadır.

5-İngiltere ve İskoçya’da futbol

Rönesans döneminde genel olarak oyun, spor ve beden eğitimi üzerine sarf edilen sözler özellikle de futbol için geçerlidir. Bu diyarlarda futbola toplumun hemen her kesimi kucak açmıştır. Bu nedenle 1633 tarihli İngiliz tiyatro eserinde yer alan şu söz: “Football is all sport nowadays” (Günümüzde spor, futbol demektir). Futbolun dönemdeki yerini anlamamız için yeterli olacaktır. İngiltere’de egemenlik kurmaya başlayan futbol, coğrafi konumu ve özellikle yakın bölgelerde hızlı bir şekilde yayılması itibariyle kuşkusuz İskoçya’da da etkili olmuştur.

Avrupa ortaçağı 15. yüzyılın son demlerini yaşar. Ortaçağı en geç 16. yüzyılda Rönesans izler. Gerçekten de, antik mirasın adeta “yeniden doğuşu” anlamını taşıyan ifadeyi kapsamaktadır. Rönesans, yalnızca Yunan ve Latin dilleri, edebiyatı ve kültürünü değil, aynı zamanda kısmen de olsa insanı her şeyin ölçütü kabul eden antik çağa özgü yaşam duygusunu yeniden keşfetmek demektir. Rönesans, futbol açısından ortaya çıktığı dönem ve coğrafi konum itibariyle de önemli bir yere sahiptir.

6-Bir Fransız Oyunu: La Soule 

19. yüzyıla kadar Fransa’nın Bretagne ve Picardie bölgelerinde yaygın olarak oynanan bu halk oyununun geçmişi, kırsal ve endüstri öncesi toplumun geleneklerine dayanmaktadır. Oynanış tarzına bakıldığı zaman, nasıl ortaya çıktığı belli olmayan, dinsel ve kiliseye bağlı olduğu anlaşılmaktadır. “La soule” iki komşu köyün gençlerini ya da aynı cemaatin bekarlarıyla yeni evlilerini karşı karşıya getirmektedir. Oyunun kesin kuralları yoktur. Esnek, yazılı kurallara dayanmayan ve yalnızca geleneğin meşru kıldığı bu uygulamalar son derece yavaş bir gelişim göstermiştir. Oyuncular, tüm fiziksel güçlerini kullanarak soule’ün üstüne çullanır ve topla birlikte ilerlemek amacıyla elleri ve ayaklarıyla dikkat etmeksizin birbirlerine girişirler. Oyuncular farklı görevlere göre sınıflandırılmaz; yalnızca güç ve hız hesaba katılır. Akıl almaz mücadeleleri amansız koşular izler. Oyun taraflardan birinin topu önceden kararlaştırılmış alana getirmesiyle sona erer. 16. ve 17. yüzyılda futbola bir övgü futbolun ne derece etkin olduğunu katınlar niteliktedir. Bu övgü de şudur: “Futbol, insan vücudundaki tüm kasları kuvvetlendirir. Sıvı fazlasını aşağıya doğru sevk ederken, kafanın dinç olmasını sağlar… Futbol hazım için de iyidir ve mesane ili böbreklerdeki taşların ve kumların düşmesini sağlar. Baldırları en az atçılık kadar geliştirir.

7-İtalyan Calcio’su

İtalya’da futbol ise, sıradan halk yerine sadece soyluların oynadığı bir futbol versiyonudur. 15. yüzyılın sonlarına doğru oynanmaya başlanmıştır. Kuzey Fransa ve İngiltere’de yüksek ortaçağdan beri oynanan ilkel halk futbolu arasında farklar olsa da bu dönemdeki futboldaki gelişimin temeli İtalya gibi bir ülkede soyluların oynadığı bir oyun olma özelliği göstermesinden kaynaklanmaktadır.

İtalyan futbolu, şu anda da olduğu gibi calcio olarak adlandırılmıştır. Leonardo da Vincinin de koyu bir futbol taraftarı olduğu bilinir. Machiavelli ise bizzat futbol oyuncusudur. 27 kişilik ekipler üç sıraya dağılmış şekilde oyuna katılmışlardır; ellerini ve ayaklarını topa vurmak ve rakiplerinin karnını deşmek için kullanmışlardır.

Modern kitle toplumunun temeli hatta ön koşulu İngiliz futbolunun asırlar boyu süren düzensizliği ve toplumsallığıdır. Futbol 16. ve 17. yüzyıllar boyunca her yerde günün konusudur ve şaşırtıcı biçimde yepyeni bağlamlarda ortaya çıkar: İngiltere’de ve İskoçya’da, İtalya’da ve Fransa’da görüldüğü üzere her yerde yaygındır.

8-Ayaktopu – Futbol: Evrensel bir geleneksel oyun

Ortaçağ İngiltere’sinde de bu tür popüler top oyunlarına rastlanıyordu: Shakespeare’in Kral Lear’inde karakterlerden biri şöyle haykırır: “Seni beş para etmez ayak topçusu.” Top oyunlarının edebi eserlerde de kendine yer bulması da dikkat çekici bir unsurdur.

Rönesans İtalya’sında Bologna ve Floransa’da, topa ayakla müdahale edilen quico del calcio adlı bir oyun oynanıyordu. Paskalya ya da karnaval bitiminde oynanan calcio, kesin çizgilerle belirlenmiş ve küçültülmüş alanlar içinde oynanan bir oyundu. Sahanın iki uç çizgisi hedef nokta olarak belirlenmişti. Oyuncuların topu ellerinde taşımasına izin veriliyordu. Görev dağılımları ve kolektif oyunun ilk belirtileri üstünkörü de olsa ortaya çıkmaya başlamıştı.  Calcio modern futbolun ilk işaretlerini veriyordu. Esas itibariyle top oyununu etkin hale getiren topluluk, hemen hemen aynı dönemlerde İngiltere’de varlığını sürdüren public school’un (devlet okulu) kaymak tabakadan gelen öğrencileridir. Top oyunu, bu okullarda öğrenciler tarafından özerk biçimde düzenlenen bir eğlence haline gelmiştir.

İlk zamanlarda, tam olarak 1830’a kadar, top oyunları kolejlerde kökensel özelliklerini korudular: dağınık, belli bir biçimi olmayan bir düzenleme, yazılı kuralları olmayan değişken ve gelişmeye açık bir uygulamaydı. Her kurum kendine özgü bir gelenek inşa ediyordu. Sahanın büyüklüğünü, oyunun süresini ya da oyuncu sayısını belirleyen kurallar söz konusu değildi. Karşılaşmalarda görev dağılımının yapılmadığı ve atakların savruk olduğu görülüyordu. İçtenlik kadar güç de önemliydi. Sonuç olarak, cemaatin rolü bireyin ortaya çıkmamasıyla belirginleşiyordu.

9-Futbol Oyununun Sporlaştırılması

1830’dan itibaren, İngiltere’nin endüstriyelleşmesinin de etkisiyle,”public school’ larda (devlet okulu), Futbol oyununun kesin bir dönüşümü beraberinde getiren bir değişim süreci başlar. Angaryalar azalır, öğrenciler arasında ilişki düzene girer; böylelikle kolejler barışa kavuşur. Bu yatışma sonucunda, yazılı ve belirgin kurallara dayanan, eskiye göre daha az şiddetli ve kişilik yapısını güçlendirmeye yönelik bir kendini denetleme mekanizmasını sağlayan bir oyunun yaratılması için gerekli ortam kurulur. Böylece modern futbolun doğmasına uygun bir zemin hazırlanmış olur. Özellikle öz denetime önem ağırlık verilir, kişisel roller önem kazanır ve çeviklik şiddetten daha önemli hale gelir.

10-Football Association’ın Kuruluşu (Futbol Birliği)

Futbolun yaygınlaşması ve yayılmasının hızlı bir biçimde gerçekleşmesinden dolayı kurumsallaşma gereği duyulmuştur. Bu bağlamda 1863 yılında orjinal adı Futbol Association olan Futbol Birliği kurulmuştur. Bu kuruluşun amacı futbol oyununu belli kurallar çerçevesinde kurumsal bir yapıya dönüştürerek etki alanını genişletmektir. 1862 yılında kurulmuş FC Barnes kulübünün avukatı olan Ebenezer Morley Futbol Birliği kuruluşunun babası olarak kabul edilmektedir.

Bu bağlamda, Futbol Birliği tam olarak kaptanların ve kulüp başkanlarının imzaları ile ve destekleri ile İngiltere’ de 28 Ekim 1863 yılında bir pazartesi akşamı kurulmuştur.

FA ile birlikte futbolun ülkenin tamamına yayılması gayesi gerçekleştirilmiştir. Futbolun yayılması 1860’ların sonunda başlar ve zaman zaman orta sınıfın yararına olan cumartesi öğle sonrası tatilinin düzenlenmesi sayesinde hem toplumsal hem de bölgesel planda gelişir. Esas olarak, oyunun yaygınlaşması 1870’lerin başlarında İngiltere’nin Lancashire şehrinde başlar. Kısa süre içerisinde para, tazminat ya da transfer ücreti görünümünde işin içine girer.

1905’te FA’ ya bağlı on bin kulüp ve 1910’da da FA’ ya kayıtlı 300.000 lisanslı amatör oyuncu vardır. Oyun halk katmanlarına yayılır, seçkin tabakanın oyuncuları çoktan geri çekilmiştir. FA kulüp yönetimlerinin çoğunda olduğu gibi her zaman orta sınıf tarafından yönetilir. Bu durum, dönemin yönetimsel özelliği açısından önemli bir yere sahiptir. Futbol, tartışmasız en popüler gösteri halini almıştır. Kupa finalleri adı altında, çeşitli futbol müsabakalarının yer aldığı turnuva düzenlenir. İlk kupa finalini iki bin kişi izler. Bu sayı 1888’de on yedi bine, 1893’de kırk beş bine, 1901’de yüz on bine ulaşır. Seyirci sayısındaki bu artıştan dolayı daha büyük stadyumların inşa edilmesi ihtiyacı doğmuştur. Futbol, otuz yıldan kısa bir süre içinde popüler kültürün en canlı unsurlarından biri haline gelir. Özellikle işçiler, yüzlerce gazetenin yansıttığı sonuçlar üzerine günü gününe yorumlar yapmaya başlarlar. (J. Gashi-YLT)

Bir başka kaynağa göre de 1871 yılında federasyona üye kulüp sayısı 50 iken, bu rakam 1888’de 1000’e 1905’te 10 bine ulaşmıştır. 1871 yılında “İngiltere Kupası” maçları geleneği başlatıldığında, seyirci sayısında muazzam bir artış görünmüştür. İlk yıllarda en az 4-5 bin seyirci gelirken bu rakam 1884 yılında 12 bine 1888’de 27 bine, beş yıl sonra 45 bine 1901′ de ise tam 110 bine ulaşır. Bu seyirci kitlesi ağırlıklı olarak ” oyun hakkında her şeyi bilen, ama oynayamayan” insanlardan oluşuyordu. Futbol daha o zamanlarda, seyircilerin ödediği paraya karşılık onlara bir şeyler sunması da gereken bir gösteri olma yolundadır.

1870’li yıllardan itibaren, dünya üzerindeki birçok İngiliz vatandaşı, Football Association’ı Latin Amerika’ya ve hatta Asya ve Afrika’ya kadar yayar. İngilizler, daha sonra da yerli dernekler kurarlar, karşılaşmalar düzenlerler ve ulusal federasyonlar kurarlar. Bu dönemde oyun halk katmanlarına yayılır. Futbolun yayılmasını sağlayanlar, dünyadaki İngiliz ekonomik yayılımının aktörleridir. Gemiciler, 1874’te Botafogo’da, Brezilya plajlarında ya da on yıl sonra Marsilya ve Portekiz’de tutku ve merak dolu gözlerle futbol oynamaktadırlar. Oyun, denizcilik şirketi işçileri, 1872’de Havre’daki South Western Railway işçileri ya da 1890’a doğru, Porto ya da Bilbao limanlarındaki işçileri gibi yerleşik grupların ortasında daha kalıcı bir hale gelir. Futbol, Lizbon’da telgraf üreten işçiler ya da 1885’e doğru Rio Tinto madenlerinde çalışan teknisyenler yoluyla tüm coğrafyaya yayılır.

Dünya çapında kabul edilmeye başlanan futbol dili sayesinde, tarlalardan kovulmuş işçilerle Avrupa’dan kovulmuş işçiler birbirlerini gayet iyi anlamışlardır. Futbolun ortak dili, yoksul yerli halka, denizi aşarak gelmiş, Vigo’lu, Lizbon’lu, Napolili, Beyrutlu ya da Basarabyalı; Amerika heveslisi duvar işçisi, hamal, fırını ve çöpçü emekçileri bir araya getirmiştir. Hoş bir yolculuk yapmıştı futbol; İngiltere’de üniversitelerde ve kolejlerde doğmuştur, Latin Amerika’da ise hayatında okula hiç adım atmamış insanların hayatını renklendirmiştir. İlerleyen dönemlerde de Orta, Batı ve Kuzey Avrupa’ya kadar da sınırlarını ilerleyerek genişletir. Çok kısa süre içerisinde, futbolun Güney Avrupa ve Latin Amerika’ya yayılması itibariyle de artık global bir oyun haline geldiğini belirtmek gerekmektedir.

loading...
loading...