Dualizm nedir?

(3 oy) 5/5 517
Yorum Yaz


Dualizm, evrendeki her oluşumda, birbirinden ayrı ve birbirine karşıt iki öğe ya da ilkenin varlığını benimseyen ve savunan görüştür. Dualizme göre her kavram ancak karşıtı ile birlikte tanımlanır. Bu karşıtlar asla birleşmez. Varlıklarını birbirinden ayrı ve birbirlerine karşıt olarak sürdürürler. Diyalikte ise bu karşıtlar arasındaki çelişki ve çatışma bir sentez oluşur, bu hareket evrimsel doğrultuda yinelenerek sürer. Dualizm ise durağandır, gelişme süreci benimsenemez. Dualizme göre, her varlık, biri madde diğeri ruh olmak üzere iki öğeden oluşur.

Düalist kavramlar Kilisenin ilk günlerinden itibaren Hristiyanların inançlarını etkilemiştir. Bunlardan ilki Bogomillerdir. Bu mezhebin kurucusu olan kişi Bogomil (Tanrının sevdiği) adında bir köy papazıydı. Bogomilizm’den ikinci kez söz eden kişi Ortodoks Bulgar papazı olan Kozmas’tır: “Çar Petronun zamanında Bulgaristan’da Bogomil adlı bir papaz yaşıyordu. O, Bulgaristan’a sapkınlığı eken ilk kişiydi.” Kozmos bu satırları içeren ve 977 yılında kaleme aldığı risalesinde, Bogomilizm’in yeşermesine olanak sağlayan Ortodoks Kilisesinin tembellik ve savurganlığına çatmaktadır. Bu öğretinin Hristiyanlığa getirdiği etkileri kısmen, ebedi muammaya getirdikleri çözümünden kaynaklanıyordu: “Şeytan Tanrının ürünüyse Tanrı neden onun var olmasına izin veriyordu? Etin ve doğurduğu tüm hayvani ve bencilce tutkuların lanetlenmesi, İsa’nın öğretisiyle uyumlu mu görünüyordu?” Düalistlere göre, bekarlık seçime bağlı değildi. Her türlü cinsel ilişki kötüydü ve çocuk yapmak maddenin devamını sağlayarak Demirgosla ya da Şeytan‘la işbirliğine girmek demekti. Örneğin, ikinci yüzyılın Hristiyan sapkınlarından olan Markion evliliği yasaklamış ve vaftiz için bekarlığı sart koşmuştu. Yine Bogomil akımının inanışlarına göre; Ortadoks kilisesinin törenleri kutsal eşyalar ve ikonalar, aslında Şeytan tarafından yaratıldıkları için anlamsız ve yararsızdılar. Haçtan da nefret etmek gerekliydi; zira İsa haçın üzerinde işkence görmüş ve öldürülmüştü.

Ortadoks inançlarına bu denli karşı çıkan bir öğretinin, ister istemez bölgenin sosyal yaşamının tüm öğeleri üzerinde önemli yankıları olmuştu. Özellikle kilise ile devlet çıkarlarının böylesine iç içe olduğu bir dönemde Ortadoks inancının reddi, kaçınılmaz olarak yasalara bir başkaldırı ve toplumsal düzeninin tümüne yöneltilmiş bir meydan okumaydı.

Bogomiller, haklı sivil itaatsizliğe çağırıyordu. Efendilerine itaat etmemeyi, zenginleri hor görmeyi, Çar’dan nefret etmeyi Çar’a hizmet edenleri alçak olarak değerlendirmeyi soyluları gülünç duruma düşürmeyi, her ırgata ağası için çalışmayı redetmeyi öğütlüyorlardı. Bu sosyal anarşizme karşı kilise, siyasi yetkenin kutsallığını ileri sürerek karşı çıkmaya çabalıyor, Çar ve soyluların Tanrı tarafından görevlendirildiklerini ileri sürüyordu.

Bu fikirler zamanla Yunanistan’a, Bulgaristan’a kadar yayıldı. Kısa sürede yayılan fikirleri Bogomil adlı, Balkanlarda düalist bir kilise kurmuş olan bir Slav rahibin destekçilerince benimsendi. Paulusçular gibi Bogomilciler de Eski Ahidi, Vaftizi, Kominyon ayinini, Haçı, şaraplı ekmek ayini ve mevcut kilisenin tüm yapısını reddediyordu. Onlar da çocuk sahibi olmanın maddenin devamının sağlanmasında şeytanla işbirliğine girmek olduğuna inanıyorlar ve bazıları çocuk yapmaktan anal ilişki yolu ile kaçıyorlardı. Ortadoks baskılarına rağmen Bogomil Kilisesi Balkanların Osmanlı Türkleri tarafından fethedilmesine dek ayakta kaldı ve bundan sonra Bosnalı Bogomilcilerin çoğu Müslüman oldu.

Bogomil kavramını bazı Rönesanslı yazarlar büyücülükle ilişkilendirip Tapınakçılarla bu tarzda ilişkiler kurmuşlardır. Örneğin Alman hümanist düşünürlerinin önde gelenlerinden olan Heinrich Cornelius, “Agrippa von Nettesheim”, eserinde ruhlardan ve iblislerden yayılan enerjilerinin toplanmasının ve kullanılmasının değişik yollarını araştırmaktaydı. Bunun için kara büyü kullanımını açıklamış ve bunu yaparken de Bogomiller ile ilgili önemli bilgilere değinmiştir. Agrippa, Bizanslı yazarlardan Psellus’un yazdıklarına da değinir. Psellus’a göre; Bogomiller, önce ahlak dışı orjiler düzenlemektedirler. Bunun sonucunda doğan bebekleri ise öldürerek yaktıklarını ve bebeklerin küllerinden bir çeşit ekmek yaparak yediklerini söylemekteydi.

“İyi bilinmektedir ki, şeytani iblisler kötü ve sapık eylemlerle çağırabilirler. Pselius’un gnostik büyücülerinin uygulamaları hakkında bahsettikleri gibi. Bunlar ahlak dışı eylemlerde bulunmaktaydılar. Bunlar Priapus ritlerinde veya Panor adındaki putun hizmetinde bulunanların cinsel uzuvları açıkta adakta bulunmaları gibi. Şayet okuduklarımız gerçekse ve hayal ürünü değilse, Tapınakçılar’ın aşağılık sapkınlıkları ve cadılar ve onların benzer suçlar dahilindeki delice davranışları da buradan etkilenmiştir”.

Agrippa, Tapınakçılara büyücülük suçlamaları getiren tek Rönesans yazarı değildir. Guillaume Paradin, adındaki bir başka tarihçi XVI yy ortalarında yazdığı eserlerinde de bunu destekler. Paradine göre; Tapınakçılar mağaralarda düzenledikleri ayinlerde insan derisi geçirilmiş bir puta tapmaktaydılar. Burada İsa yadsınmakta, haç aşağılanmakta, mağara içinde ışıklar söndürülmekte ve kadınlarla orjinler düzenlenmekteydi. Bir Tapınakçı öldüğünde küllerinden hazırlanan bir içki elden ele dolaştırılarak, katılanlar tarafından içilmekteydi. Bu orjinlerden bir çocuğun doğması halinde bebek ölünceye kadar elden ele atılmakta daha sonra bu talihsiz bebekten tapınılan puta sürülmek üzere bir yağ hazırlanmaktaydı. Paradin bu konuda Bogomiller ile Tapınakçıların sapkın benzer durumlarının olduğuna dikkat çekmektedir.

Düalist kavramlar güney Avrupa da diğer Ortadoks olmayan fikirlerle, özellikle de düalist olmamakla birlikte kurtuluş için kutsama ayinlerinin şart olduğuna inanmayı reddeden Pierre Valdo adlı Lyon’lu bir tacirin fikirleri ile rekabet etmek zorunda kaldı.(Pınar Ülgen-YLT)