Cinlerin özellikleri ve cin çarpması

(0 oy) 0/5 63
Yorum Yaz


Gözle görülmeyen, insanlarla aynı dünyayı paylaştığına inanılan, kimi zaman iyi kimi zaman kötü olarak tanımlanan ve genel olarak “cin” olarak adlandırılan varlıklar, en eski Mezopotamya kültürlerinden Amerikan Yerlilerine kadar tüm dünya halklarında görmek mümkündür. En eski inanış biçimi olan fetişizm, içinde majik gücün ya da cinler bulunduğuna inanılan taş, boynuz, pençe, post, der, bez parçası, figür v.b. gibi objelerden yarar ummak amacı ile yapılan çeşitli pratiklere denir. Portekizce büyü ve peri anlamına gelen feitico deyiminden türetilmiştir. Bu ilkel inanç sisteminde bile cinlerin etkisini görmekteyiz. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi kitabi dinlerde “cin” inancı büyük yer tutmaktadır. Burclar.net sizlere Cinlerin özellikleri ve cin çarpması konulu yazıyı sunuyor..

1-Cinlerin yaradılış özellikleri – Kuranda cinler

Cinlerin yaradılış amacı ve nasıl bir maddeden meydana geldiklerine dair en önemli kaynak Kur’an-ı Kerim’dir. Rahman suresinde: “Cin’i de yalın bir ateşten yarattı.” (Rahman 55/15) denmektedir. Yine bir başka ayette de ateşten yaratılma vurgulanmıştır: “Cinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık.” (Hicr 15/27).

Kur’an-ı Kerim’e göre İblis de cinlerdendir: “Yine o vakti hatırla ki, meleklere: ‘Âdem için secde edin!’ demiştik, hemen secde ettiler, ancak İblis cinlerden idi Rabbinin emri dışına çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve soyunu kendinize dost mu ediniyorsunuz? Onlar size düşman iken! Zalimler için ne kötü bir değişme!” (Kehf 18/50).

İblis cinlerden olduğu için o da ateşten yaratılmıştır: “(Allah) buyurdu: ‘Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan nedir?’ (İblis): ‘Ben, dedi, ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.’” (Araf 7/12). “(İblis) dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım; beni bir ateşten yarattın, onu ise bir çamurdan yarattın.’” Sa’d 38/76)

Cinlerin ateşten yaratılmış olmaları onları insan gözüyle görünmez hale getirmiştir. Hızlı hareket etmelerine olanak tanır. Cinlerin zeki olduğu da genel görüştür. Türkçe’de “Cin fikirli”, “Cin gibi” deyimlerin varlığı bu özelliklerine vurgu yapmaktadır.

Cinlerin Yemeleri ve İçmeleri

Cinlerin insani bir takım özellikleri olduğu düşünülmektedir. Bunların başında da yeme içmeleri gelmektedir. Cinlerin insanlar gibi yediklerine içtiklerine inanılır. Cinlerin yeme-içmeleri ile ilgili Evliyalar üç ayrı fikir ortaya koymuşlardır:

  1. Cinler yemezler içmezler
  2. Bir kısmı yer, içer; bir kısmı yemez, içmez
  3. Bütün cinler yerler, içerler ki bu konuda da fikir ayrılıkları vardır

Cinlerin Cinsiyetleri, Evlenip Çoğalmaları

Cinlerin erkek ve kadın cinsine sahip olduğu inancı yaygındır. Evlenip çoğaldıklarına hatta insanlarla evlendiklerine inanılır. Bu konu hakkında da farklı görüşler mevcuttur.

Cinlerde cinsiyetin olduğuna dair bir başka rivayeti ise Hz. Enes’ten (r.a) aktarır: “Allah Resulü (sas) helaya girdiği vakit Allah’ım, gözle görülmeyen kötülüklerden, erkek ve dişi şeytanlardan Sana sığınırım derdi.”

İnsanlarla birleşmeleri ile ilgili Şibli: “Babası insan annesi cin olan kişilerden doğan kimseye Araplar ‘el-Has’, insan ve cin sihirbazlardan dünyaya gelene ‘el Amlûk’ diye belirtmiştir. Ayrıca kişi karısıyla hayızlı haldeyken ilişkide bulunursa, şeytan o adamdan önce davranır ve o kadın muhannese (eşcinsel) hamile kalır. Muhannesler cin çocuklardır” diye ekler.

Cinlerin Şekil Değiştirmeleri

Cinlerin, şekil değiştirme en bilinen ve en sık kullandıkları özelliğidir. Her an kılık değiştirip, kedi, köpek (özellikle siyah ve beneksiz), yılan, horoz, civcivleriyle birlikte tavuk, kuzu, manda, deve, keçi, tavşan, tay, tilki, eşek, ördek, örümcek gibi hayvanlar, hayvanla insan arası bir yaratık, kefenli ölü, Arap, gelin, uzun saçlı beyaz sakallı bir yaşlı evliya şekillerine girebilirler.

Cinlerin Mekanları

“Kötü Ruhlar ve Yeraltı” bölümünde değindiğimiz üzere cinlerin yeraltı ile olan ilişkileri çok açıktır. Cinlerin yaşadıkları mekanların en başında yeraltı gelir. Bu nedenle yeraltı ile ilişkili yerler yine cinler ile ilişkili sayılmış ve bu yerlerden uzak durmaya gayret edilmiştir. Yeraltından gelen sular, kaynaklar, kuyular, sarnıçlar, mağaralar, yarıklar, mezarlar hatta kökleri derinlere inen ağaçlar ve karanlık ormanlar.

Her istedikleri yerde gezebilen cinler ve periler yalnız cami, türbe gibi mukaddes yerlere giremezler, Kur’an-ı Kerim okunan yerde duramazlar. Cinlerin ve perilerin en çok bulundukları yerler mezarlıklar, viraneler, harap ve metruk binalar, hamamlar, süprüntülükler, tenha ve kirli yerlerdir. Ayrıca deniz, göl, nehir kenarları, mağaralar, dağ başları da cin ve perilerin yaşadıkları yerler arasında sayılır. Değirmenler de cinlerin meskenleridir.

Cinlerin Ömürleri ve Ölümleri

Genel kanı insanlardan çok daha uzun ömürleri olduğu yönündedir. 1000-1500 sene yaşadıklarına inanılır. Bu nedenle kendileriyle çağdaş olan insanlardan önce yaşanılanları bilebilirler. Hastalanıp, sakat kalabilirler, ölümleri daha çok bir kaza sonunda olur. Ölülerini çöplüklere tuvalet kenarlarına, pis yerlere gömerler. Onların mezarlıkları buralarıdır. Pislik onlara helal kılınmıştır.

2-Cin Çarpması

Çok eski dönemlerden beri cinlerin insanları çarptıklarına inanılmıştır. Tıbbi olarak inme, felç ya da sara krizleri cinlerin işi olarak görülmüştür. Şamanizm’de Şaman’ın en önemli görevinin hastalık yapan cinleri hastanın vücudundan uzaklaştırmak olduğunu yukarıda belirtmiştik. İnsanlık tarihinin her döneminde hastalık kaynağı olarak cinler görülmüş ve sorumlu tutulmuştur.

Tek tanrılı dinlerde de cinlerin insanları çarptığına inanılmıştır. Yahudiler Hz. İsa için “cin çarpmış” demişlerdir. Hıristiyanlıkta ise Hz. İsa cin çıkarma yetkisini havarilere de vermiştir. Kendisi de birçok cinlenmiş hastayı iyi etmiştir. Cinlerin ve şeytanın insanları çarptığına Kur’an-ı Kerim’de delil olarak gösterilen cümle Bakara Suresinde geçer; “Faiz yiyenler ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar” (Bakara, 275). Müşrikler Hz. Muhammed’e (sas) “delidir, cinlidir” diye iftira attıkları zaman bunu duyan Ezd kabilesinden Dımad adlı bir zatın Hz. Muhammed’e gelerek “Ben cin çarpmasına nefes ederim” diyerek Hz. Muhammed’e (sas) “nefes etme” teklifinde bulunur. Ancak Hz. Muhammed (sas) ile konuştuktan sonra Dımad Müslüman olur.

İnsan bedenine girmeleriyle ilgili nakledilen bir hadiste: “Bir kadın oğlunu Allah’ın Resûlünün (sas) yanına getirdi ve “Ey Allah’ın Resûlü! Bunda delilik vardır, öğlen ve akşam tutar onu bu hastalık diye yakındı. Bunun üzerine Peygamber (sas) onun göğsünü mesh etti ve ona dua etti. Ona istifra ettirince karnından siyah köpek yavrusuna benzer bir şey çıktı ve yürüdü.” Bu hadisin bir diğer aktarımında ise: “Allah Resûlü ona çık ey Allah’ın düşmanı! Dedi.”

Şeyh Ebul-Abbas’tan Şibli’nin aktardığına göre cinlerin insanı çarpması bazen şehvet ve aşktan doğar. Başka alimler de bu konuda pek çok fikir ileri sürmüşlerdir. İnsanlar bazen bilmeyerek cinlere işkence ederler. Üzerlerine bevl etmek, sıcak su dökmek gibi cinlere zarar vereceklerini düşünmeden gerçekleştirilen bu fiiller sonucunda cinler bu yapılanları zulüm sayarlar ve daha büyük bir karşılık verirler.

Halk İnançlarında da cinlerin insanları çarptıklarına inanılmaktadır. Özellikle cinleri rahatsız edenlerin çarpıldığına inanılır. Bu duruma engel olmak için halk inançlarında pek çok tabu vardır. Örneğin akşam ezanından sonra dışarı pis su, sıcak su dökülmez, yatakta yemek yenmez, dışarıda hacet giderirken “destur” diyerek izin istenir, saçak altında, ağaç altında uyunmaz v.b. Derlendiğimiz memoratlardan birinde denize tuvaletini yapan bir gencin cinler tarafından çarpıldığı ve hoca sayesinde iyileştiği aktarılmıştır. Halk inançlarında cin çarpmasına inanıldığı gibi tedavisi için de nefesi kuvvetli hocaların okumasıyla ya da muska yazması ile tedavi edebileceği inancı da yaygındır.(D-beyaz-ylt)