Cin inancı tarihçesi ve cinler hakkında bilgiler

(0 oy) 0/5 27
Yorum Yaz


Cin inancı yeryüzünün tüm toplumlarında tarih boyu varolan bir inanç olarak karşımıza gelmiştir. Cin inancının tarihçesi cinler hakkında bilgiler denildiğinde bu inancın tüm toplumlardaki karşılığının tarihi olarak anlarız. Cin inancının tarihi Mezopotamyanın antik milletlerinden Endonezya’ya kadar yayılan bir süreçtir. İşte burçlar.net sizlere Cin inancının tarihçesini milletler düzeyinde özetliyor:

Mezopotamya’da cin inancı 

Babil mitolojisinde adı Pazuzu olan, elleri insan eli, kuş ayaklı ve kuş kanatlı olan ve hastaları iyi ettiğine inanılan cinler vardı. Asurlular’ın “Edimmu” adını verdikleri kötü ruhlar, öldükten sonra kendileri için ayin yapılmaması ve yeterli takdime sunulmaması yüzünden dünyaya geri döndüğüne inanılan ölü ruhlarıydı.

Sümer ve Akadlarda İştar’ın yeraltından dönüşünde cinleri de yanında getirir ve Dumuzzi’yi bu cinlere teslim eder. Cinlerden kaçabilmek için ellerini yılan eline, ayaklarını ise yılan ayağına çevirmesini ister. Dileği kabul edilir ve bu şekilde kaçmayı başarır. Ne var ki hemen ardından cinler tarafından tekrar yakalanır. Yine “Dumuzi’nin Rüyası” adı verilen öyküde Dumuzi, kötü olayların habercisi olan bir rüya görür. Kız kardeşi Geştinanna bu rüyayı yorumlar ve ölüler dünyasındaki cinlerin onu bulmak üzere olduklarını haber verir. Dumuzi’nin dört sefer tekrarlanan kaçma girişimi başarısız olur ve sonunda Galla cinleri tarafından yanağına çivi ve sopalarla vurmak yoluyla öldürülür. Sümerlerde cinler baş tanrı Anu’nun oğlu Utukku Limnu iblislerin başı kabul edilir ve çöllerde, mezarlıklarda yaşadığına inanılan bir cindir. Babil inançlarında da pek çok kötü ruh sayılmaktadır. Örneğin Lamaştu tıpkı Al Karısı gibi yeni doğan bebeklere musallat olur. Özellikle hastalık getiren bu kötü cinler aynı zamanda felaketlerden de sorumludurlar. Enki de cin kovma ritüellerini bulan tanrı olarak karşımıza çıkmaktır. Sümer’de “Dumuzzi ile İnanna”, Babil de “Yaratılış Mitosu”, “Zu Mitosu” ’nda cinler karşımıza çıkmaktadır.

Antik Mısır’da cinler inancı 

Antik Mısır dünyasında da cinlerin var olduğunu biliyoruz. Antik Mısır’da cinlerin hayvan şekline girdiklerine inanılırdı. Boğa, keçi, kedi, eşek, domuz gibi hayvan şeklinde görülürdü. Günümüzde de hala özellikle keçi ve kedi şeklinde cinlerin insanların karşısına çıktıklarına inanılır. Ağrıların dindirilmesindeki tedavi yöntemi cinlerin çıkarılmasıydı. Antik Mısır büyücülerin çok güçlü olduklarını ve Hz. Musa ile yarıştıkları Kur’an-ı Kerim’de işaret edilir (Taha Suresi, 65-66). Büyü ile cin arasındaki ilişki her zaman çok yakın olmuştur. Cinlerin yardımı ile büyülerin yapıldığına inanılır. Bu konu ayrı bir başlık altında incelemeye değer bulunmuştur.

Yunan ve Roma mitolojisinde cin inancı 

Batı dünyasında özellikle Yunan ve Roma mitolojisinde cin tanımına uygun pek çok doğaüstü varlığın izine rastlamaktayız. Eski Yunanca’ da Daimon her ne kadar bizim bildiğimiz cin inancını karşılasa da bir başka sözcük daha karşımıza çıkar: Phasma (φάσμα). Bu sözcük Batı dillerine geçmiştir ve Phantom, yani hayalet sözcüğü başta olmak üzere pek çok doğaüstü varlığı karşılayan bir sözcük olmuştur. Yunan Mitolojisi’nde cin olarak tanımlayabileceğimiz diğer varlıklar:

Empousa; Tanrıça Hekate’nin mahiyetindendir. Hekate büyücü bir tanrıçadır ve yeraltı tanrılarındadır. Empousa geceleri ortalıkta dehşet saçar, özellikle kadın ve çocukları korkutur, bir ayağı tunçtandır ve insan eti ile beslenir. Türk halk inanışlarındaki Alkarısı inancı ile çok benzeşmektedir. Kendini genç ve güzel bir kadın şekline sokar.

Lamia; Lamia Yunan Mitolojisinin en korkunç ve en bahtsız kadınlarından biridir. Lamia kadın başlı, eşek bacaklı bir canavardır. Dadılar çocukları korkutmak için Lamia öyküleri anlatırdı. Efsaneye göre Lamia güzel bir kızdır ve Zeus ona gönül verir ancak Hera kıskandığı için her doğum yaptığında gelir ve çocuğunu öldürür. Bir süre sonra Lamia çıldırmış bir halde bir mağaraya gider saklanır ve çocukları yaşayan annelere düşman kesilir. Geceleri gözüne uyku girmediği için gider çocukları kaçırır ve yer. Zeus, Lamia’ya acıdığı için, çok şarap içtiği geceler gözlerini çıkarıp yatağın yanındaki bir kaba koyar ve ancak o zaman Lamia rahat uyur ve çocukları rahat bırakır.

Bunlardan başka: Harpya’lar, Mormo, Mormolyke, Striga’lar, Taraksippos, Telkhin’ler de cin sınıfına giren kötücül varlıklar olarak karşımıza çıkarlar.

Antik dünyanın en bilinen mitolojik varlıklarından biri olan Kharon, Yunan mitolojisinde ölülerin ruhlarını Akheron’a götüren bir sandalcı iken Etrüsk inançlarında insanların canını alan kötü bir cin olarak karşımıza çıkar.

Etrüsklerde cin inancı 

Etrüsk inançlarında sayısız kendilerine özgü adları olan demon vardır. Roma inanışlarında cini karşılayan sözcük “Genius”tur. Genius herhangi bir şeyin içinde doğup gelişen tinsel bir varlıktır. Latince’de Genius dışında cin olarak adlandırabileceğimiz diğer varlıklar; Manes, Larva, Lemures, Imago, Simulacrum, Effigies, Furia’dır.

Bizans’ta cin inancı 

11 yüzyılda Bizans filozofu Michael Psellus cinleri altı gruba ayırmıştır:

  1. Hava Cinleri (atmosfer olaylarından sorumludurlar)
  2. Toprak Cinleri (İnsanları ayartmaya çalışırlar)
  3. Su Cinleri (Gemi kazalarına ve balıkçıların ölümüne neden olurlar)
  4. Yeraltı Cinleri (Yanardağ patlamaları ve depremlerden sorumludurlar)
  5. Gece Cinleri (İnsanlardan gün ışığını esirgerler)
  6. Ateş Cinleri (Çok uzaklarda otururlar)

İskandinav mitolojisinde cin inancı 

İskandinav mitolojisinde, cin ve şeytanları niteleyen Drottar’lara, yolcuları denizin dibine çeken su perilerine, ölen savaşçıların ruhlarını derin denizlere götüren Walkyria’lara, kurganlarda dolaşan öfkeli cin Draugar’a, geceleri insanları alıp kaçıran çayır cinlerinin varlığına inanılırdı. Yine İskandinav mitolojisinde Elf’ler de doğa güçlerini simgeleyen ruhlardır. Dişi ve erkek cinsleri olan Elf’lerin bazısı iyi bazısı kötüdür. Ayrıca Neek (su cini), Troll’ler (kötü ruh) de İskandinav inançlarında adlarına rastladığımız cin olarak tanımlayabileceğimiz varlıklardır.

Cermen mitolojisinde cin inancı 

Cermen mitolojisinde Niks’ler su perileridir ve insanları uçurumlara çektiklerine inanılır. Slavların Rusalka dedikleri cinler de Elflere benzerler fakat daha vahşi varlıklar olarak tanımlanır. Cermenler de önceleri ev cini olan fakat sonra maden ve yeraltı cini olarak anlan Kobold da adı bilinen cinlerdendir. Cermen inançlarına göre insanın gidemediği çöl, orman ve kıraç yerler dev ve cinlerin vatanlarıdır.

Avrupa’da cin inancı 

Avrupa’da varlığına inanılan Goblinler, kötü ruhlu, huysuz, zararlı, tuhaf, çirkin vücutlu, cin ahalisinden bir hayalet türüdür. Boyu bir cüceninki ile bir insanınki arasında değişik uzunluklarda olabilir. Yer aldıkları hikâyeye ve kültüre göre, goblinlere değişik yetenekler ve şekiller atfedilir. Goblin kelimesinin Gobel’den ve Kobold’dan geldiği düşünülmektedir. Kuzey Avrupa, özellikle İzlanda kültüründe Gryla adını taşıyan, yaramaz çocukları çantasına alıp dağlara kaçıran dişi cücenin yanında Yule kedisi denilen ve işçileri tehdit eden bir olağanüstü varlıktan da bahsedilmektedir. Fransa’da Frocin denilen kısa boylu kötü yürekli cinlere inanılırdı. Kelt inançlarına bakarsak, onların cinlere taptıklarını görmekteyiz. Roma tesiriyle oluşturdukları mabetlerinde ayinleri icra edenler Druidler’dir.

Japonlar’da ve Çinliler’de cin inancı 

Japon inançlarına göre saatleri on iki cin yönetir. Her saatin ayrı bir cini vardır. Örneğin; Anira sekizinci saatin cinidir. Japon inanışlarında diğer cinler şunlardır; Bakemono, Kappa, Mono-no-ke, Yamanba yahut Yama-ubu, İzagani, İzanami, Tengu, Oni, Yokai. Ayrıca Japon halk inanışlarına göre her yaz canavarlar, hortlar, iblisler bir gece sokaklarda geçide çıkar. Bu geceye “Hyakki Yako” denir. Çinliler de yoğun bir cin inancı vardır. Çinlilerde “kuei” (cinler) ve “shen” (ruhlar veya tanrılar) olarak inanılan bu varlıklardan Kuei, ölünce görünen âlemden görünmeyen âleme gitmiş insan ve hayvan ruhlarıdır. Yaşayanları aldatmak ve kötülük yapmak için insan yahut hayvan şekline girebileceklerine inanılır. Kuei aynı zamanda dağlar, ırmaklar, kayalar, ağaçlar gibi doğa mekânlarında yaşayan doğaüstü varlıkların da adıdır. Cin ile ilgili sayısız inanca sahip Çinlilerin bu inanışlarının kaynağı Taoizm’dir. Budizm ile birlikte bu inanışların sayısı daha da artmıştır. Taoist rahipleri cinlerden korunmak için muskalar, tılsımlar, afsun ve tütsüler, okuma ve üflemelerle tedbirler alırlar. Çin’de de hastalıkların cinlerden kaynaklandığına inanılır.

Hint mitolojisinde cin inancı 

Hint inançlarında Apsaras su perileridir; ikinci derece tanrılardan sayılırlar ve cin olarak kabul edilirler. Süt denizinin çalkalanması ile oluştuklarına inanılır. Hint inanışlarında diğer cinler; Bhuta, Dasa, Naga, Vacrapani, Vritra, Asura’dır. Bhutalar, genellikle ölülerin yakıldığı yerlerde bulunduğuna inanılan cinler veya hortlaklardır. Kırmızı gözlü, duman gibi vücutlu, kanlı keskin dişli ve korkunç pençeli olarak düşünülen Pisakalarla, Yatudhanalar ve Rakşasalar bir üçlü oluştururlar. İnsanlara ölüm ve hastalık verdiğine inanılan bu varlıklardan Pisakalar insan yiyen cinler olarak da bilinir. Hindistan’ın kuzeybatısında bu adla anılan ve yamyam olarak bilinen bir kabile de vardır.

Endonezya ve Filipinler’de kaza sonucu ölen, intihar ederek ölen ya da lohusa halinde ölenlerin bu dünyada kalarak kötü cinlere dönüştüğüne inanılır.(D.beyaz-ylt)