Çin Felsefesinde Konfüçyus’cu Temel Fikirler

(5 oy) 3/5 608
Yorum Yaz


Çin felsefesinde Konfüçyus’cu temel fikirler, toplum yapısını düzenlemeye ve ona uygun yönetimi belirlemeye yönelik fikirlerini içerisinde yer aldığı dönemin koşullarını göz önünde bulundurarak oluşturulmuştur. Konfüçyus’un da içerisinde yer aldığı dönem, toplumsal ahlakın çökmeye başladığı, geleneklerin ve törelerin eskisi kadar önemsenmediği bir dönem haline gelmiştir. Yine bu dönem içerisinde yanıltmacı düşünürler ortaya çıkmışlardır. Konfüçyus’a göre bu kişiler dini inançları, gelenekleri ve töreleri hiçe sayan ve neyin iyi neyin kötü olduğuna geleneklerin ve törelerin işaret ettiği gibi değil, kendi çıkarları doğrultusunda karar veren, yanlışları doğru gibi göstermek için çeşitli akıl oyunlarına başvuran kimselerdir. Yanıltmacı düşünürler, zamanla ne geleneğin ne törelerin ne de dinin onayladığı kendilerine ait öğütleri insanlarla paylaşmaya başlamışlardı. Bu durumdan hiç memnun olmayan Konfüçyus, yönetimin başarılı olması ve toplumsal düzenin sağlanması, toplum ahlakının bozulmaması için asıl olanın geleneklere ve töreye sıkı sıkıya bağlanmak olduğuna inanmıştır. Bunun için de, kendi yaşam tarzıyla paralel olarak, en iyi yolu eğitim ve öğretim olarak belirlemiştir.

Konfüçyus döneminin sıradan aydınlarından çok daha farklı bir biçimde, bildiklerini geleneklere sadık kalarak paylaşma yoluna gitmiştir. Kendisini takip eden öğrencileriyle düşüncelerini paylaşarak, onları üstün insan olmaları için en iyi biçimde eğitmeye çalışmıştır. Onlarla tek tek ilgilenmiş, sorularına ve fikirlerine önem vermiştir. Konfüçyus’a göre eğer bu öğrenciler hükümette önemli yerlerde görev alıp, bildiklerini uygulamaya başlarlarsa o zaman hedeflediği idealleri gerçekleştirilebilecekti.

Konfüçyus öğrencilerine, “üstün insan” olmalarına yönelik, donanımlı insan olmaları bakımından eğitimlerinin temel taşları niteliğinde olduğunu belirttiğimiz bu Altı Klasik esere yüklediği anlamların yanı sıra insan ve toplum, insan ve gök ile ilgili fikirlerini de öğretmeye çalışmıştır. Bu Altı Klasik dışında Konfüçyus’un ve Okulunun ahlak temelli öğretisinin temelini oluşturan, hedefledikleri ideallerin gerçekleştirilmesinde köprü olan fikirlerini üç başlık altında toparlamak mümkündür.

Adların Düzenlenmesi

Çin Felsefesi’nde her şeyin evrensel bir ilkeye uyduğu kabul edilmiştir. Konfüçyus’a göre toplum da aynı biçimde bu evrensel ilkeye uymalıdır. Seçmeler’de de belirtildiği üzere toplumun iyi bir biçimde düzenlenmesi için yapılması gereken en önemli şey, adların düzenlenmesidir.

Konfüçyus’a göre şeylerin aktüel gerçeklikleri ile onlara adlar aracılığıyla iliştirilmiş gizli anlamlar birbirleriyle uyum içerisindedirler. Bütün isimler o isme başvuran o şeyin sınıfını oluşturan belirli gizli anlamlar içerir.

Diğer bir deyişle bir şeyi o şey yapan öz ile o şeye verilmiş olan adın içerisinde barındırdığı anlam birbirleriyle uyum içerisindedir. Adlar ve gerçeklik arasındaki uyum ile işaret edilmek istenen budur. Adların içlerinde yer alan gizli anlamlar, o adların taşıdığı/içerisinde yer alan belli sorumluluklar ve görevlerdir. Adın içeresinde yer alan gizli anlamlar yani adın taşıyor olduğu belli görev sorumluluklar ile adın kendisine atfedildiği ‘şey’i o şey yapan özü arasında her hangi bir uyumsuzluk söz konusu değilse ad doğrulanmış demektir.

İyi Niyetlilik ve Doğruluk

Konfüçyus’a göre bütün sosyal konumlar, tanımlanmış bir takım görevleri ve sorumlulukları olduğu gibi doğruluk yi’u da içlerinde barındırırlar. Buradan açıkça görülebilmektedir ki doğruluk yi bir durumun zorunluluğu anlamına gelmektedir. Yani doğruluk bir’ kategorik imperatif’tir (kategorik zorunluluk ). Toplumda yer alan herkesin yapmak zorunda oldukları bir takım işler vardır. Konfüçyus’a göre bu işler ahlaksal olarak yapmak zorunda olunan şeylerdir. Konfüçyus, kişilerin ancak jen’in kendilerine verdiği ilhamla bu işleri yapılabileceklerini belirtmiştir. Ona göre eğer bir kimse bir işi ahlaksal olmayan nedenlerden dolayı yapıyorsa, o zaman bu yapılıp edilenler doğru olmaktan çıkmışlardır. Çünkü böyle bir durumda kişi bu işi kendi menfaati li için yapmış olur. Konfüçyusculukta yi ve li kavramları birbirlerine tamamen zıt kavramlardır

Toplum içerisinde yer alan her kesin işgal ettiği belli konumlar vardır. Bu sosyal konumlar da belli bir takım görevleri ve bunların getirdiği sorumlulukları içlerinde barındırırlar. Bununla birlikte yine aynı şekilde, zorunlulukla doğruluğu da içeresinde bulundurur. Toplumda belli sorumluluklara sahip olan herkes, iyi niyetliliğin kendilerine verdiği ilhamla bu sorumluluklarını hiç bir menfaat gözetmeksizin, ahlaksal yönden de doğru olan bu olduğu için yerine getirmek zorundadır.

Konfüçyus’un ahlak temelli öğretisiyle asıl varmak istediği nokta bütün insanların üstün insan kategorisine erişmelerini sağlayabilmektir. Üstün insanların oluşturduğu bir toplum zaten kendiliğinden düzeni ve huzuru içerisinde barındırıyor olacaktır. Çünkü üstün insan doğası gereği yi (doğruluk)’yi kendisine ilke edinecek, sadece öyle olması gerektiği için doğru olan eylemi yerine getirecek, böylece hem kendisine hem de başkalarına karşı adil olacaktır. Ve bunu ‘jen’den aldıkları ilhamla yapacaklardır. Konfüçyus’a göre jen, iyi niyetlilik ile ilgilidir. Bu sınıfta olmayan kimseler ise, menfaatlerini ön planda tuttukları için ona göre davranacaklar, yanlış olanı kendilerine ilke edinmiş olacaklardır.

Doğruluğun bir durumun zorunluluğu olduğunu belirtmiştik. Kişilerin toplum içerisindeki görevlerinin ve sorumluluklarının biçimsel özü ‘zorunluluktur’. Bu görevler ve sorumluluklar kişilerin yapmak zorunda olduklarıdır. Konfüçyus, bir babanın oğlunu seven bir baba ve bir oğlun da babasını seven bir oğul gibi davranması gerektiğini belirtmiştir. Ona göre, bir toplumda görevlerini yerine getirmeye yetenekli olan kişiler, iyi niyetli olan, diğerlerini seven kişilerdirler. Jen sözcüğü, seçmelerde sadece özel bir tür erdem olarak değil ve ayrıca bütün erdemlerin birleştirilmiş şekli olan mükemmel erdem diğer bir deyişle üstün erdem olarak da ifade edilmiştir. Buradan hareketle de jen insanı kavramı ise çok yönlü erdemli kimse’ye işaret etmektedir.

Ming’i Bilmek

Taocu öğretide yer alan hiçbir şey yapmamak (doing nothing) teorisi Konfüçyuscu öğretide bir şey için yapmamak (doing for nothing) şeklinde teorileştirilmiştir. Konfüçyuscu ö ğretiye göre bir kimse hiçbir şey yapmıyor olamaz. Çünkü yaşadığı toplum içerisinde herkesin yapmak zorunda olduğu bir şeyler vardır. Ve bu yaptıkları ya da yapacakları şeyi bir beklenti içerisinde olmadan yaparlar. Daha açık bir ifade ile söyleyecek olursak, kişiler yaptıkları şeyleri herhangi bir şey için değil, sadece yapmaları gerektiği için yaparlar. Yine Konfüçyuscular bu fikri, bir durumun zorunluluğu anlamına geldiğini belirttiğimiz, doğruluk fikrinden üretmişlerdir. Bir kimse ne yapması gerekiyorsa onu yapar. Bu yaptığını, herhangi bir dışsal etkenden dolayı değil sadece ahlaksal olarak, yapılması doğru olduğundan dolayı yapar. Yani yapmamız gereken her ne ise, onu yapmamızın değeri, dışsal sonuçta değil, yapmanın kendisinde yer alır.

Bu öğreti için en güzel örnek daha öncede ayrıntılı olarak ele aldığımız Konfüçyus’un kendi yaşamıdır. O, büyük bir sosyal ve politik karmaşanın, ahlaksal çöküşün baş gösterdiği bir dönemde yaşarken, dünyayı daha iyi bir duruma getirebilmek için elinden geleni yapmıştır. Her yere seyahat etmiş, bildiklerini herkesle paylaşmaya çalışmıştır. Kesin bir başarı elde edememiş olsa da elinden geleni yapmaktan vazgeçmemiştir. Sonuç her ne olacak olursa olsun denemeye devam etmiştir. Ve sonucu her zaman ming ile ilişkilendirmiştir.

Ming sözcüğü kader, yazgı, talih, buyruk, emir olarak tercüme edilmektedir. Konfüçyus tarafından ‘göğün buyrukları’ olarak ifade edilen ming, amaçlı bir güç olarak tasarlanmıştır. Geç Konfüçyusculukta, ming sadece bütün evrende bulunan güçlerin ve durumlar in hepsi anlamında kullanılmıştır. Eylemlerimizin dışsal başarısı için bütün bu güç ve durumların bir arada bulunması gerekir. Bu güç ve durumların birlikte bulunması bizim kontrolümüz altında değildir. Bu bizden öte bir şeydir. Bu nedenle bizim, içinde bulunduğumuz süreç içerisinde yapacağımız en iyi şey başarılı ya da başarısız olmayı önemsemeden yapmamız gerekeni yapmaya çalışmamızdır. Bu doğrultuda hareket etmek Ming’i bilmek demektir. Ming’i bilmek, üstün insan olmak için önemli bir gerekliliktir.

Ming’i bilmek demek, kaderi yazgıyı, geleceği bilmek demek değildir. Ming’i bilmek, göğün buyrukları’nı bilmek demektir. Konfüçyus, eylemlerimizi başarılı olup olmama kaygısı içerisine girmeden gerçekleştirmemiz ve dünyayı olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini düşünmüştür. Konfüçyus’un bu düşüncesi ile anlatmak istediği, önemli olanın yapmamız gerekeni göğün buyruklarını izleyerek ve onları doğru kabul ederek yerine getirmemizdir. Biz yapmamız gerekeni yaptığımızda eylemlerimiz ister dışsal başarıyla ister başarısızlıkla sonuçlansın görevimizi ahlaken yerine getirdiğimizden yine başarılı ve doğru olacağız. En önemlisi üstün insan kategorisinde yer almamıza yardımcı olan bu bilinç, aynı zamanda bizi mutluluğa götürecek olan yoldur. Konfüçyus, Seçmeler’de üstün insan ve küçük yani sıradan insan için, “Üstün insan her zaman mutlu, küçük insan her zaman mutsuzdur” demektedir.

Liu Hsin, Konfüçyus Okulu’nu, Liu Yi’nin ayrıntılı olarak incelenip yorumlanmasından ve buradaki bilgilerin toplumun diğer fertleriyle paylaşılmasından ho şnut olan aynı zamanda daha sonra ayrıntılı olarak ele alacağımız gibi iyi niyetlilik ve doğruluk (erdemlilik)’un önemini vurgulayan eğitimcilerin yer aldığı bir okul olarak tanımlamıştır.

Konfüçyus’u içerisinde bulunduğu dönem içerisinde ele aldığımızda Konfüçyus’un, kendisinin de içinde yaşadığı, toplumsal huzurun, düzenin, en önemlisi ahlakın çökmeye başladığı bu dönemde oluşturmuş olduğu ahlak öğretisi çerçevesinde bir çözüm yolu ortaya koymuş olduğunu görürüz. Bu toplumsal huzur, düzen ve en önemlisi ahlaktaki çöküşü göğün buyruklarına karşı geliniyor olunmasıyla gerekçelendiren Konfüçyus, halkın üstün insan olmak yolunda kendilerini geliştirmeleri ve özellikle yöneticilerin ba şar ılı bir yönetim gerçekleştirmeleri için göğün buyrukları olan, toplum içerisindeki birliği ve düzeni bir arada tutan geleneklere, törelere, onların koymuş olduğu kurallara uymaları gerektiğini belirtmiştir.

Devlet işlerinin yoluna konulması için esas olarak toplumu oluşturan bireylerin kendilerinden işe başlamaları, ilk olarak bilgi eksikliklerini tamamlamaları gerekmektedir. Bu nedenle eğitim Konfüçyus öğretisi’nde çok önemli bir yere sahiptir. Daha önce de belirttiğimiz üzere eğitim, hem bilgi edinmeye hem de kişiliğin geliştirilmesine yöneliktir. Kişiliğin geliştirilmesi, Konfüçyuscu ilkelerin kavranmasına yönelik bir eğitim sürecidir. Bilginin edinilmesine yönelik eğitim süreci ise göğün kuralları olarak kabul edilen, geçmişten beri var olan, geleneği, töreleri ve onların uyulması gereken kurallarını konu edinen, Altı Klasik’in kavranması ve içselleştirilmesine yöneliktir. Eğitimin bilgiye yönelik aşamasını tamamlayan kişi donatılmış insan’dır. Eğitimin bütününü tamamlayan ve buna uygun olarak eylemlerini gerçekleştiren kişi ise üstün insan’dır.

Konfüçyus, üstün insan’ı, bilge insan ile sıradan insan arasında kalan bir kimse olarak tanımlamıştır. sevgili burclar.net okurları Bilge kişi, üstün insanın sahip olduğu niteliklere sahipolmanın yanı sıra aynı zamanda hikmet sahibi olan kişidir. Konfüçyus da, Lao Tzu gibi, ülkeyi yönetecek olan kişinin bilge kişi olması gerektiği düşüncesindedir. Konfüçyus’un tasarlamış olduğu bu bilge yöneticinin kaynağı Efsanevi İmparatorluklar Dönemi’ne dayanmaktadır. Çünkü bu dönemlerde hüküm süren imparatorlar, ideal hayat in en yüksek basamağında yer alan ve göğün kendisini temsil eden bilge yöneticiler olmuşlardır. Bilge yönetici kendisine göğü örnek alarak, kaba kuvvet ve yıkıcı kanunlara başvurmadan eylemleriyle toplumuna örnek olarak, onların güvenini kazanarak bu yönetimini gerçekleştirmiştir. Bu, halkın yöneticiye olan güvenin ve toplumsal düzenin sürekliliğini daim kılınması bakımından çok önemlidir.(Erden Miray Yazgan-ylt)