Çin felsefesi nedir?

(2 oy) 5/5 3146
Yorum Yaz


Çin felsefesine göre, insan olma niteliklerine sahip bir kimsenin başarısının en yüksek derecesi, bilge olmaktır. Bir bilgenin en yüksek başarısı ise kişinin evrenle bütünleşmesidir.

Çin Felsefesinin nasıl bir bakış açısına sahip olduğuna ilişkin görüşlerimizi belirtmeden önce felsefeye ilişkin iki farklı görüş üzerinde duralım. Bunlardan ilki, genel olarak öte-dünyacı felsefedir. Buna göre, evrenle özdeşleşmek isteyen ve başarısının en yüksek derecesini gerçekleştirecek olan bilge kişi, toplumu hatta bizatihi hayatın bütün zevklerini terk etmek durumundadır. Bilge kişi ancak bu şekilde nihai kurtuluşa erişebilir.

Diğer bir bakış açısına göre, felsefe topluma iliş kin problemleri ele alır. Bu amaçla da ahlaki değerler üzerinde yoğunlaşır. Bu felsefeye kısaca dünyevi felsefe denilmektedir.

Bu iki felsefi bakış açısını karşılaştırdığımızda, dünyevi felsefeye kıyasla, öte-dünyacı felsefe fazla idealisttir ve pratik kullanıma sahip değildir. Buna karşı öte- dünyacı felsefe açısından dünyevi felsefe, fazla gerçekçi ve yüzeyseldir.

Çin felsefesi daha çok dünyevi olarak görülmüştür. Buna göre, Çin felsefesi farklı düşünce okullarına rağmen, doğrudan ya da dolaylı olarak devlet yönetimi ve toplumsal ahlak yap ısı ile ilgilidir. Evren veya ölümden sonraki hayata ilişkin problemleri değil günlük yaşamı ve toplumsal problemleri ele almıştır. Kısaca, esas olarak toplumla ilgilenmiştir. Ancak, , Çin felsefesinin bütünüyle dünyevi ya da bütünüyle öte-dünyacı olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Nitekim Çin felsefe geleneğine göre felsefenin işlevi pozitif bilgiyi arttırmak değil, zihnin yüceltilmesidir. Bu, mevcut gerçek dünyanın ötesine ve ahlaki değerlerden daha üstün olan değerlere bir uzanmadır.

Çin felsefesinin amacı realizm ve idealizm gibi birbirine zıt olan, dünyevi ve öte-dünyacı tezlerden bir sentez elde etmektir. Çin felsefesinin çözmeye çalıştığı problem aslında budur. Bu sentezi gerçekleştirebilen bir insan, sadece teoride değil aynı zamanda pratikte de bilgedir. Bilge kişi hem dünyevi, hem de öte-dünyacı bir düşünce yapısına sahiptir. Bilge olarak adlandırabileceğimiz bu kişinin karakteri, “içsel olarak bilgelik, dışsal olarak krallıktır.” Kısaca bilge kişi bu bilgeliği ile içsel olarak manevi gelişimini ve dışsal olarak toplum yönetimini ideal bir şekilde gerçekleştirir.

Çinli düşünürler açısından felsefenin görevi, insanı bilge kılmaktır. Bu yüzden Çin felsefenin konusu da içsel bilgelik ve dışşal krallığa ilişkin temel ilkelerdir.

Felsefe çalışması, yalnızca bu temel ilkelere ilişkin bilgiyi edinmeye yönelik değil, aynı zamanda bu bilgi ile bir karakteri biçimlendirmeye ve geliştirmeye de yönelik bir girişimdir. Felsefe teoriye değil, aynı zamanda pratiğe de yöneliktir.

‘Felsefe’ kavramını Batı düşüncesi açısından ele aldığımızda, A. Forke’ye göre bu kavram Çin düşüncesini tam olarak karşılamaz ve Eski Çin’de Batı Felsefesi ile tanışana kadar, bu kavrama ve böyle bir etkinlik türüne karşılık gelecek bir kavram da bulunmaz. Forke’nin sözünü ettiği, Çin’in Avrupa Felsefesi ile tanıştıktan sonra bulduğu felsefeye karşılık gelen terim, Çin’e Japonlar tarafından getirilmiş olan “bilgeliğin bilimi” olarak tercüme edebileceğimiz “che-hsüeh”dir. Bu terimi de etimolojik olarak ele alırsak, iki bileşenden oluştuğunu görebiliriz. Burada ikinci terim olan hsüeh, bilim anlamına gelir. İlk bileşeni olan chiao, öğrenim anlamına gelir. Eski Çin’de filozof (philosophos) terimi yerine Çinli düşünürler için hsien- sheng (bilginin ustası, öğretmen), zi (tse, tsu) (usta), sheng-jen (bilgi adamı, bilge adam) ve hsien-jen (bilim adamı) terimleri kullanılmıştır.

Fung Yu-Lan, A Short History of Chinese Philosophy adlı eserinde, Çin Felsefesi’nin, Çin’de eğitim ile ilgilenen herkesin ilgi alanına girdiğini söyler. Eski Çinli düşünürlerin görüşlerine göre eğer bir kimse eğitime başlayacaksa, ona ilk olarak Çin Felsefesi eğitimi verilmelidir. Sözü edilen bu felsefi eğitimin temelini Yeni-Konfüçyuscu Felsefe’nin en önemli eserleri olan dört kitap oluşturur. Bu kitaplar; Konfüçyuscu Seçme Eserler (Lun Yü), Mencius Kitabı (Meng K’o ching), Büyük Öğreti (Ta Hsüeh) ve Anlam Öğretisi (Chung Yung)’ dir. Bu kitaplarla birlikte, özellikle çocuklara Üç Karakter Klasikleri olarak bilinen eserler okutulur.

Batılı toplumlara göre Çin Felsefesi, felsefeden çok dine daha yakındır. Mesela, Çin dü şünce yap ısına derinlemesine işlemiş olan Konfüçyusculuk bir din olarak görülebilir. Ancak Fung Yu-Lan burada özellikle şu noktaya dikkat etmemiz gerektiğini belirtir: yukarıda belirtilen bu kitaplar Çin’de felsefe eğitiminin temeline yerleştirecek kadar değerli olsalar da, eserlerin hiçbirinde yaradılıştan veya cennet ve cehennemden söz edilmez. Bu nedenle Konfüçyusculuğun bir Platonculuk’dan ya da Aristotelescilik’ten daha fazla din olduğunu söylemek mümkün değildir. Batı toplumları Çin’de felsefe ve din kavramlar inin net tanımlar inin olmamasından dolayı böyle bir yanılgı içerisinde olabilirler. Her iki kavram da farklı toplumlarda farklı anlamlara gelebilirler. Bu bakımdan Fung Yu-Lan felsefeyi yaşam hakkında sistematik ifadelerle yap ilan bir refleksiyon olarak tanımlamıştır.

Fung Yu-Lan’ın ifadesinden de anlaşıldığı üzere felsefe, yaşamın kendisini yine kendi içinden konu alan bir düşüncedir. Ancak ne yazık ki, yaşamın içerisinde olan çok az kişi sistematik bir biçimde refleksif olarak düşünür. Yaşam üzerine refleksif olarak düşünecek ve bu düşüncelerini sistematik olarak ifade edecek olan kişi filozoftur.

Fung Yu-Lan’a göre Yaşam Teorisi ve yaşam kavramı, Evren Teorisi ve evren kavramı, Bilgi Teorisi ve bilgi kavramı gibi pek çok teori ve kavram, refleksif düşünüşün ürünüdür. Biz yaşamın tam ortasında olsak da onun üzerine düşünebilir ve onun hakkında konuşabiliriz. Hepimiz evrenin bir parçası olsak da onun hakkında düşünebilir ve onun üzerine konuşabiliriz. Filozofların evren dedikleri şey, fizikçilerin zihinlerindekiyle aynı şey değildir. Filozofun evren dediği şey “o olan şeylerin hepsidir. Çinli bir filozof olan Hui Tzu’nun t’ai-chi yani “büyük bir” şeklinde ifade ettiği evreni, Fung Yu-Lan, “ötesinde bir şey olmayan” şeklinde yorumlamıştır. Herkes ve her şey bu “ötesinde bir şey olmayan”ın bir parçasıdır. “Bilgi hakkında düşündüğümüzde ve konuştuğumuzda bu düşünmenin ve konuşmanın kendisi de bir bilgidir” diyen Fung Yu-Lan, burada Aristoteles’in “düşünme üzerine düşünme” ifadesi ile bir ilişki kurar. Batıdaki bazı filozofların da, bizim yaşam üzerine düşünmeye başlamadan evvel ilk olarak, düşüncemiz üzerine düşünmemiz gerektiği üzerinde durduklarını belirtir. Ancak Fung Yu-Lan’a göre, düşünmeden evvel, düşüncemiz üzerine düşünmemiz gerektiğini ileri süren bu filozoflar bir kısır döngü içerisindedirler. Ona göre eğer biz, yaşama ve evrene yönelik düşünce kapasitemizden şüphe edeceksek, düşüncemize yönelik düşünce kapasitemizden de şüphe etmeliyiz.

Fung Yu-Lan yaşam ile ilgilenen diğer bir alan olan dini, bir takım dogmalar, ritüeller, kurumlar, çeşitli batıl inançlar içeren bir felsefe olarak tanımlar. Ona göre bütün dinlerin kalbinde felsefe yatar. Yani bir felsefe olarak din, bütün bu batıl inançların, ritüellerin, dogmaların üzerine kurulmuş bir üst yapıdır.

Yuka ıdaki aç ıklamalardan görüleceği gibi, Konfüçyusculuk bir din değildir. Ancak Batı toplumları sadece Konfüçyusculuğun değil, Taoculuğun ve Budacılığın da birer din olarak düşünülebileceği görüşündedir. Fung Yu-Lan, dikkatli bir şekilde ele alındığında, “tao chia” olarak adlandırılan “Felsefe olarak Taoculuk (Tao Okulu/Ekolü)” ile “tao chiao” olarak adlandırılan “bir din olarak Taoculuk” arasında tamamen zıtlık olduğunu belirtir. Bir felsefe olarak Taoculuğun, doğanın izlenilmesini, onunla uyum içerisinde olunmasını öğreten doktrinleri içerdiğini söyleyen Fung Yu-Lan, ifadesini daha anlaşılabilir kılmak için Lao Tzu ve Chuang Tzu’ya başvurur. Onlar, ölüm tarafından takip edilen yaşamın, doğanın yolu olduğunu ve insanın bu doğal yolu sakin bir şekilde takip etmesi gerektiğini söylemişlerdir. Fung Yu-Lan, Taocu dinin ise; bize ölümden kaçınmanın, doğaya karşı nasıl savaşabileceğimizin tekniklerini ve prensiplerini öğrettiğini söyler. Taocu din bilim gibidir. Bilim doğayı fetheder, keşfeder. Öyle ki, Fung Yu-Lan’a göre Çin bilim tarihi ile uğraşan bir kimse en geniş ve kapsamlı bilgilere, Taocu din bilgeleri aracılığıyla ulaşabilir. Aynı şekilde, “fo hsüeh” olarak adlandırılan “Budacı Felsefe” ile “fo chiao” olarak adlandırılan “Budacı Din” arasında da oldukça fark vardır.

Yukarıdaki açıklamalardan görüldüğü üzere Fung Yu-Lan din ve felsefeyi birbirinden tamamen ayırmıştır. Dolayısıyla ona göre, Konfüçyusculuğu, Taoculuğu ve Budacılığı birer felsefi bakış açısı olmaktan çok sadece birer din olarak tanımlayan Batı toplumları tam bir yanılgı içerisindedir.

Forke’ye göre ise Çin’de felsefe ve din arasındaki ilişki, Fung Yu-Lan’ın görüşüyle örtüşmez. A. Forke’ye göre, felsefe ve din birbirlerinden kopuk değillerdir. Batılı toplumlar Çin halkının din ile ilgilenmedikleri görüşündedirler. Oysa A. Forke’ye göre Batının böyle bir yanılgı içerisinde olmasının sebebi, Çin’deki din anlayışının Batı’daki din anlayışından farklı olmasıdır. Burada güçlü mezhepler ve Hristiyanlıkta olduğu gibi katı dogmalar yoktur. Çin bilgeleri, batıdaki din adamlarıyla kıyaslandıklarında, Tanrılara hizmet etmekten çok, insanların ahlak inin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi ile ilgiliydiler. Onlar genel olarak zihinlerini ahlaki, toplumsal ve politik konularla meşgul tutarlardı.

Bu dünyanın ötesindekilere ulaşma arzusu, insanlığın temel bir arzusudur. Bu nedenle de insanlar dine ve dinsel aktivitelere yönelmişlerdir. Bat ılı toplumlarda olduğu gibi, Çin de böyle bir arzuya sahiptir. Nitekim çalışmamızın ilerideki bölümlerinde onların bu konuya ilişkin fikirlerine yer verilecektir. Burada özellikle dikkat etmemiz gerekir ki, Çin’de uygarlığın manevi temelleri din ile değil, ahlak ile kurulmuştur. Çin’de ilahi olarak nitelendirilebilecek bir değerin karşılığı ahlak üstü bir değerdir. Çinli düşünürlere göre, düşünce yapılarının ve davranışların temelinde ilahi değerler değil, olağanüstü ahlaki değerler yer alır. Eski Çin’de düşünürler bu olağanüstü ahlaki değerlerin neler olduklarını felsefe aracılığıyla ifade etmişler ve bu felsefeye göre yaşayarak söz konusu değerleri deneyimlemişlerdir. Kısaca Çinliler, bu dünyanın ötesindekilere yönelik arzular ını din ile değil felsefe ile doyurmaya çalışmışlardır. Çünkü felsefe, insanların yüksek değerlere ulaşmaları için onlara dinin sunduğundan daha doğrudan bir yol sunar. Felsefede kişinin yüksek ahlaki değerler dediğimiz değerleri elde edebilmesi için dualar etmesi, bir takım ritüelleri yerine getirmesi gerekmez. Onun yerine kişinin asıl yapması gereken, doğru seçimlerde bulunmaktır. Bir kimse ancak yapacağı doğru seçimler sonucunda yüksek ahlaki değerleri elde eder. Çin felsefesine göre doğru seçim için doğru akıl yürütmelerde bulunmak gerekir. Doğru akıl yürütmenin temelinde de kimi düşünürlere ve onların takipçilerine göre gelenekten gelen ahlak kuralları, kimilerine göre ise bilgi yer alır. (Erden Miray Yazgan-ylt)