Çeşitli kültürlerde nazar

(3 oy) 4/5 942
Yorum Yaz


Çeşitli arkeolojik, etnografik ve antropolojik araştırmalar, nazar olgusunun sadece Türklere ve Ortadoğu’daki Müslümanlara ait bir inanç olmadığını, dünyanın birçok yerinde çeşitli kültürlerde  nazara rastlanabileceğini ortaya koymuştur. Eski Mısır, Babil, Mezopotamya, Yunan ve Roma’dan günümüzdeki toplumlara kadar neredeyse bütün toplumlarda nazar inancı vardır. Bu nedenle de nazarın olumsuz etkilerinden kurtulmak için çeşitli toplumlarda nazara ilişkin farklı büyüsel işlemler yapıldığı bilinmektedir. Toplumların nazardan korunmak için kullanıldığı bilinen en eski nazarlık ise, M.Ö. 4000’de yapıldığı tahmin edilen Mısırlılara ait muskadır.

Nazar inancı, Ortadoğu, Akdeniz ve Hint- Avrupa bölgelerindeki yaygınlığına rağmen, Uzak Doğu, Güney Afrika, Avustralya ve Amerika’nın yerli toplumlarınca geç dönemde öğrenilmiştir. Bu konuda en kapsamlı çalışmayı yapan Alan Dundes, durumu coğrafi olarak incelediğinde nazarın kökeninin Mezopotamya olduğu, ayrıca su, kuraklık ve ölüm ilişkisi çerçevesine giren bir telakkiye ait olduğunu iddia etmiştir. Buna göre nazarın en önemli etkisi hayat kaynağı olan suyu yok etmek suretiyle bedeni ve ruhu kurutmaktır. Mesela nazara maruz kalan annenin veya hayvanın sütünün kesilmesi bundan kaynaklanır. Nazar inancı eski toplumlarda öylesine kökleşmiştir ki mesela Babillilere göre ölen her yüz kişiden sadece biri eceliyle ölürken diğerleri nazardan ölmüştür.

Roma imparatorluğunda din adamlarının tüm karşı duruşlarına rağmen, nazar olgusu ve nazardan korunma yöntemleri halk arasında yaygınlık kazanmıştır. Din adamları ve yetkili kişiler bu durumun üstesinden gelemeyince bunlara cevaz vermek zorunda kalmıştır. Romalılar en çok birtakım cansız varlıkları şekillendirerek onların koruyucu gücüne inanmıştır.

Asurlular ise, nazarın etkisi altında olduğunu düşündükleri insanlara resimli paralar takmıştır.

Cahiliye dönemi Arapları da bazı alet ve boncukları boyun ve kollarına takarak veya evlerine asarak, onların kendilerini felaketlerden koruyacağına inanmıştır. Ayrıca Araplar yılan, köpek, tilki, gibi hayvanların nazarının etkili olduğunu ve devenin nazardan en çok etkilenen hayvan grubunda yer aldığını düşünmüştür.

Yahudi ve Hıristiyan din adamları, sıra dışı fiziksel özelliklere sahip kişileri nazarla daha çok ilişkili kabul etmiştir. Özellikle de çok güzel, aşırı derecede çirkin, güçlü, iri veya çok ufak olmak ile yeşil veya mavi göz rengi, tabiatüstü ve karanlık güçlerle ilişkiye işaret sayılmıştır.

Nazar inancı, Hint, İran, Arap, Yahudi ve Türk kültürlerinin yanı sıra modern Avrupa, Akdeniz ve Slav toplumları ve Latin Amerika’da günümüzde de varlığını sürdürür. Nazara yönelik tedbirler de kültürden kültüre farklılık gösterir. Slav masallarında çocuklarına nazar değdirmemek için kendini kör eden bir babadan bahsedilir. Faslılar ise, nazar değdireceğini düşündükleri kişiye karşı, sağ ellerini parmakları açık bir şekilde uzatarak “beş gözünün üstüne” deyip sol ellerini de aynı şekilde hareket ettirir. Fas’ta nazara olan inanç o kadar köklüdür ki, herhangi bir toplantıda bir kaza olur ve orada kem gözlü olarak tanınmış biri bulunursa, kaza o adama isnat olur ve uğranan zarar o kişiden tazmin edilir. Yine böyle bir adam bir ata bakacak olsa ve o at bir süre sonra ölecek olsa, bu zarardan atın sahibine karşı sorumlu olur.

Doğu Türkistan’da yapılan kazılarda elde edilen kalıntılara göre bu bölgede yaşayan Budist ve Maniheist Türkler; nazar, bela ve felaketlerden korunmak için çeşitli tılsım ve nazarlıklar kullanmıştır. Türkmenlerde nazar inancı hala varlığını sürdürür. Türkmenler bazı kişilerin nazarının daha kuvvetli olduğunu ve bu kişilerin taşları bile parçalayabilecek güçte olduğunu düşünür. Çocukların hastalıkları genellikle nazara bağlanırken göz değmemesi için genellikle tüveleme (Maşallah) sözleri kullanılır veya “tütü” diye tükürülür.

Günümüzde Moğolistan, Kazakistan, Türkmenistan gibi Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde nazar inancının yaygınlığı sebebiyle özellikle çocukları ve atları korumak için birtakım tedbirler alınılır. Türkmenler özellikle alnı düz, gözleri yeşil, açgözlü, hasetçi ve başkalarını istemeyen kişilerin nazarının kuvvetli olduğunu düşünür.

Nazar olgusu İslam dininde kabul edilen bir inançtır. Kur’an-ı Kerim’de nazarın varlığından açıkça bahsedilmese de Kalem suresinin 51-52. ayetleri ve Yusuf suresinin 67. ayeti nazara işaret eder. Tefsircilerin büyük çoğunluğu da bu ayetleri nazarla ilişkilendirir. Kalem suresinin 51. ve 52. ayetleri şöyledir:

“Rabbi onu seçip iyilerden kıldı. Doğrusu inkâr edenler Kur ’an’ı dinlediklerinde neredeyse gözleri ile yıkıp devireceklerdi.”

Taberi bu ayeti yorumlarken Kureyşlilerin Hz. Muhammed’e nazarla zarar verebilmek için özel uğraş sergilediklerini kaydeder. İbn Kesir bu görüşü aynen naklettikten sonra göz değmesinin etkisinin gerçekliğinden bahseder. Bu konuda Hz. Muhammed’in şu hadisleri nazarın gerçekliğinin İslam’da kabul gördüğünü belirttir:

“Nazar gerçektir.”

“Herhangi bir şey kaderi değiştirecek olsa bu nazar olurdu.”

Bunların dışında Hz. Muhammed’in göz değmesine, zehirli hayvan sokmasına, yaralarda meydana gelen kurtlanmaya karşı, okumaya izin verdiği bilinir. Ayrıca birisine nazar değdiği zaman namaz abdesti veya gusül abdesti alması tavsiye edilir. Hz. Muhammed, nazarı kuvvetli sayılan kişilerin de “Allah onu sana mübarek kılsın! Maşallah la kuvvete illa billâh” şeklinde dua etmelerini önermiştir.(C.Burcin Aydın-ylt)