Carl Gustav Jung’a göre rüya

(2 oy) 5/5 1067
Yorum Yaz


İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung, analitik psikolojinin kurucusudur. Adler gibi, başlarda Sigmund Freud ile beraber toplumsal bilinçaltı ile ilgili çalışmalar yapmışlardır. Daha sonraki araştırmalarıyla S. Freud’dan ayrılarak toplumsal şuur altına yönelik rüya analiz yöntemini geliştirir.

Carl Gustav Jung’a göre rüyalar, ruhun derinliklerinde var olanların, ruha açtıkları küçük ve gizli birer kapıdır. Bastırılmış bir arzunun ifadesinden o andaki psikolojik durumunun en yalın tasviridirler. Rüyaları, ilahi bir ses, bir elçi ve zihne hiçbir zaman zarar vermeyen bir kaynak olarak görür. Rüyaların, psikolojik doğruları ve kişisel gerçekleri kurguların dışında olduğu gibi gösterdiklerini belirtir. Rüyalar, kişinin ne olmak istediğinden çok ne olduğu ile ilgilidir. Kişiliğimizin derinliklerinden kaynaklanan rüyalar doğamızın saf ürünleridir.

Sevgili burclar.net okurları bireyselleşmek isteyen kişilerin rüyalarının peşinden gitmeleri gerektiğini düşünen Jung’ın rüya teorisinde rüyalar, bilinç düzeyindeki bir niyet veya arzudan bağımsız ve doğal olarak oluşurlar. Bu rüyalar ferdin dengeli davranmasını sağlarlar. Rüyalarda görülenler bir işaret olmaktan çok gerçek birer semboldür. Rüyaları ruhun yaratıcı gücünün ifadesi olarak gören Jung, bu yaratmanın en önemli kısmının resim olduğunu belirtir. Rüyalar, insan iradesi dışında, kendiliğinden ortaya çıkan doğanın birer sesidirler. Eski yazı biçimlerinde görülen simgeler ve resimler ya da çocukların önemli sözcükler yerine resimler çizerek üretmekten hoşlandıkları karmaşık harfler gibi dile getirildiklerinden, genellikle belirsizdirler ve anlaşılmaları güçtür. Jung, bu güçlüğü yenmek, rüyaları anlamak için rüya kitaplarına bakmayı aptallık olarak nitelendirir. Rüya herhangi bir referans kitabını alıp herhangi bir sembolün anlamına bakmakla anlaşılabilecek bir şey değildir. Çünkü her rüya farklı kişilerde farklı anlamlar içerir. Bu yüzden rüyayı yorumlamayı, karanlık bir bölgenin aydınlatılması olarak görür ve rüyaların bilinçaltına yolladığı mesajların orijinal olanını bulmayı hedefler.

Jung, rüyaları kolektif şuurun eseri olarak kabul eder. Kuramına göre, rüyalar bireyin tecrübelerinden doğmaz. İnsanlığın ilk günlerinden beri geçen her olay, her âdet, her korku toplulukların kültürlerine, yaşayışlarına, eserlerine işlenerek kolektif şuuru oluşturur. İnsanın rüyasında gördüğü ise işte bu kolektif şuurun oluşturduğu olaylardır.

Jung, rüyalara yöneltilen suçlamalara karşı çıkar. Rüyaların insanları kötüye sevk ettiğine dair görüşü kabul etmez. Rüyaları doğal bir araç olarak görür ve nevroz olmayan insanlarda bile ortaya çıkan doğal bir oluşum olduklarını varsayar. Rüyanın irade ve bilincin büyük ölçüde ortadan kalktığı zamanlarda görüldüğünü belirtir.

Jung da Benediecus gibi rüyaların bazılarının insan kökenli bazılarının ise ilahi kökenli olduğunu kabul etmiştir. İkisi de rüyaların dört sebebi olduğunu düşünürler. Beden ve dış etkenlerden kaynaklanan rüyalar, zihnin kontrolü altındaki sevgi, nefret, ümit ve korkunun etkisi ile görülen rüyalar, şeytanın etkisi ile görülen rüyalar ve tanrı tarafından ulvilere gösterilen rüyalar bahsedilen dört sebeptir.

Sigmund Freud, tüm rüyaları akıldışı ve asosyal insan doğasının bir ürünü olarak görür. Jung ise rüyalara bilinçdışımızda yer alan yüce bir bilgeliğin kendini ortaya koyuş biçimi olarak bakar. Birçok durumda rüyaların bireyi aşıp kolektif bilinçaltının tezahürü olarak ortaya çıktığına inanır. Bu bakımdan Sigmund Freud’dan ayrılır.(M.S.Çelepi)-dt)