Batı dünyasında rüya

(3 oy) 5/5 357
Yorum Yaz


İslam düşünürleri arasında ve psikolojik olmayan rüya yorumlarında rüya, kehanet unsuru olarak daha sonra gerçekleşecek bir olayın önceden hissedilmesi ya da insan dışı güçler tarafından iletilmiş bir bilgilendirme olarak görülür. Batılı düşünüler arasında ve psikolojik rüya yorumlarında ise rüyalar, insan ruhunun oluşturduğu birer görüntüdür. Bu iki düşünce, her zaman kesin biçimde birbirinden ayrılmaz ve Ortaçağa kadar olan dönemde birçok düşünür, her iki düşünceyi de kabul eder. Onlar, bütün rüyaları, dini içerikli olarak yorumlanması gereken rüyalar ve psikolojik olarak açıklanması gereken rüyalar olarak ikiye ayırıyorlardı. Antik dönem insanlarının benimsediği rüya görüşünün, aslında kendi kafalarındaki gerçekleri, sanki gerçekmiş gibi dış dünyaya yansıtmalarına yol açan genel evren görüşleriyle uyumlu olduğu açıktır.

Homeros’a göre rüya

Yunan düşünürü Homeros (M.Ö 8.yy), rüyaların en akılcı veya en az akılcı güçlerimizin etkisiyle oluştuğuna inanır. Rüyalar, ortaya çıkabilmek için kemikten yapılmış gerçek kapıyı veya fildişinden yapılan delilik saçmalık kapısını kullanmak zorundadırlar. Bu ayırımda kemiğin geçirgen, fildişinin ise geçirgen olmamasını göz önünde bulundurur.

Platon’a göre rüya

Platon (M.Ö 427-347), Phaidon adlı eserinde, Sokrates’in rüya hakkındaki görüşlerini aktarır. Sokrates eserde, rüyaları vicdanımızın bir sesi olarak değerlendirir ve insanların bu sesi ciddiye alıp ona uymaları gerektiğini ileri sürer. Platon, rüyalarımızın, akıldışı arzu ve dürtülerimizin bir eseri olduklarını kabul eder. Akıldışı rüyaları görme ihtimali, sakin ve huzurlu bir biçimde yatağa yatıldığında azalır. Değerli burclar.net okurları fakat bu görüşü, rüyaların hem akıldışı, hem de akılcı bir doğaya sahip olmalarından doğan ikilik ile karıştırmamak gerekir. Platon, rüyaların genelde içimizde saklı olan vahşiliğin ve korkunun ürünleri olduğunu ileri sürer, yalnızca en üst olgunluğa ve bilgeliğe ulaşan insanlarda bu durum biraz değişmektedir. Platon, ruhun gerçekçi kısmı, şehvetli bölümü sakinken rüyada geçmiş, şimdi ve geleceğe ait bilgilere ulaşılabileceğini düşünür ve kişi uyandığında aklın, rüyayı yorumlaması gerektiğini bildirir.

Aristoteles’e göre rüya

Aristoteles (M.Ö 384-322), rüyaların akılcılığına önem verir. Aristo, uykumuzda küçük ve fark edilmeyecek bedensel değişiklikleri hissedebilmenin mümkün olduğunu düşünür. Ayrıca uyurken, planlama ve davranış kuralları ile daha rahat ilgilenebiliriz. Fakat buna rağmen, Aristo, rüyalarımızın genelde bir anlam içermediğini öne sürer. Ona göre, rüyaların birçoğu, rastlantı sonucu oluşurlar ve geleceği önceden görme gibi bir işleve de sahip değildirler. Aristo, rüyaların, hayal gücünün eserleri olduğunu düşünür.

Lucretius’e göre rüya

Lucretius (M.Ö 99-55), De Rerum Natura adlı eserinde gün boyu ilgilendiğimiz olayların ya da bedensel ihtiyaçlarımızın kendilerini rüyalarımızda gösterdiklerini düşünür. Rüyaların, ruhen en fazla takip edilen, aklın daha çok uğraştığı şeyleri yansıttığına inanmaktadır.

Markus Tullius Çiçero’ya göre rüya

Roma dönemi, düşünürlerinden Çiçero (M.Ö 106-43) rüya yorumu konusunda, Kehanetler Üzerine adlı şiirinde rüyalar hakkındaki görüşlerini aktarır. Ona göre rüyalar, Tanrı aracılığıyla gönderilmiyor, doğadaki hiçbir şeyle doğrudan ilişki içinde bulunmuyor ve de gözlemler ile deneyler sonucu kesin bir yorumlama kuralına tabi olamıyorlarsa, bu durum rüyaların önemsiz ve anlamsız olduklarının işaretidir. Bu yüzden rüyalara bakarak kehanette bulunmanın doğru olmadığını düşünür.

Daldisli Artemidor’a göre rüya

Daldisli Artemidor (M.S 2.yy) yazdığı Rüya Kitabı’nda sistematik bir rüya kuramı oluşturmaya çalışmıştır. İkinci yüzyılda yaşayan Artemidor’un düşünceleri, ortaçağ düşüncesine ilham olmuştur. Rüyada, rüyanın yüzü, kehanet, fantasma ( duygusal rüya) ve hayal olmak üzere dört ögenin olduğunu ve rüyanın gün boyu yaşanan olayları açıkladığını bildirir. Ona göre rüya denilen şey, sembol diliyle anlatılmış bir bilgidir. Rüyaları yorumlamak için hiçbir genel kuralın olmadığını, bu yüzden zaman ve kişiye göre farklılık gösteren rüyaların tam olarak yorumlanamayacağını savunur.

Thomas Hobbes’a göre rüya

Thomes Hobbes (1588-1699), çok eskilerden beri rüyaları, bazı hastalıkların ön belirtisi sayan iddiayı daha da ileriye götürerek, bütün rüyaların hastalıklı olayların etkisiyle oluştuklarını varsayar. Bedendeki bazı kötü oluşumların rüyalara neden oldukları kabul edilirse, farklı ağrıların ve kötü duyguların, değişik rüyalara yol açmalarının da kabul edilmesi gerektiğini savunur. Ayrıca, insanın rüyasında gördükleri ile günlük hayat tecrübelerinin birbiriyle ters orantılı olduğunu savunur. Ona göre, uyanıkken hareket beynimizden, uyurken ise iç organlarımızdan kaynaklanır.

Rene Descartes’e göre rüya

Descartes (1596-1650), rüyaların bilgi kaynağı olmadıklarını düşünür. Ona göre bilgi sadece aklın çalıştırılması yoluyla elde edilir ve bu da ancak bilinçli düşünce halinde meydana gelebilir. Descartes, rüyaları, duyusal illüzyonlara ve yanlış hatıralara benzetir. Rüyaların tıpkı bunlar gibi doğru gibi görünmelerine karşılık yanlış olduklarını bildirir. Descartes, rüyalar hakkında bu düşüncelere sahip olsa da, çalışmalarındaki bakış açılarını bilinçli bir çalışmasından değil gördüğü bir rüya dizisinden elde eder. Bir gece art arda üç rüya görür. İlk rüyasında kiliseye giderken bir arkadaşı tarafından kendisine verilen bir kavun görür. Bunu tek başına olmanın sevgisi olarak adlandırır. İkinci rüyası korkutucudur. Kıvılcımlarla dolu bir adadadır. Bu rüyalarını ise günahlarına yorar. Üçüncü rüyasında ise kendisine bir sözlük ve şiir defteri verilir. Bunlarla beraber hayır ve evet yazılı kâğıtlar verilir. Descartes, ilk iki rüyayı geçmişe bağlarken, üçüncü rüyayı gelecekle ilişkilendirir. Gelecekteki görevinin insan aklı, kaderi ve gerçeklik arasındaki ilişkiye yönelik konuların çözümlendiği bir bilgi sistemi yaratmak olduğuna inanır .

Immanuel Kant’a göre rüya

Immanuel Kant (1724-1804), önceleri rüyalarda bir takım kutsal bilgilere ve geleceği bilme yeteneğine sahip olunabileceğine inanmaz. Rüyaların ağır yenen bir yemekten sonra görüldüklerine inanır. Daha sonraları, rüyalarda sahip olunan fikirlerin, uyanık iken sahip olunan fikirlerden daha açık, kararlı ve kavrayıcı olduğunu belirtir.

Friedrich Nietzsche’ye göre rüya

Nietzsche (1844-1900), birçok masal, mit ve rüyayı bir araya getirerek oluşturduğu kuramında, rüyaları doğrudan gerçekleşmeyen eski olayların dolaylı olarak gerçekleşebileceği bir olgu olarak kabul eder. Nietzsche’ye göre rüya yorumu, eski bilginin elde edilmesini ve ruhta olanları bilinmesini hedefler.

Batılı düşünürler, genel olarak rüyaların en akılcı veya en az akılcı güçlerimizin etkisiyle oluştuğuna inanmışlardır. Rüyaların akılcılığına önem veren batılı düşünürler, gün boyu ilgilenilen olayların ya da bedensel ihtiyaçların rüyada görüldüğünü belirtmişlerdir. Rüyaları, insanların dikkate almaları gereken bir vicdan sesi olarak kabul eden düşünülerin yanında rüyaları akıldışı arzu ve dürtülerin bir eseri olarak kabul eden düşünürlerde vardır.

Batılı düşünürler, rüyalara bakarak kehanette bulunmanın doğru olmadığını savunmuşlardır. Rüyaların bilgi kaynağı olmadıkları, bir takım kutsal bilgilere sahip olmadıkları düşünülmüştür. Rüyaların, sadece gün boyu yaşanan olaylar hakkında ipuçlarını barındırdıkları kabul edilmiştir. Bazı düşünürler ise bütün rüyaların hastalıklı olayların etkisiyle oluştuklarını kabul ederler. Rüyaları doğrudan gerçekleşmeyen eski olayların dolaylı olarak gerçekleşebileceği bir olgu olarak kabul ederler.

İslam ve Batı dünyasının düşünürleri arasında rüya algıları birbirinden farklıdır. İslam düşünürleri rüyaları Allah’tan kabul ederler ve uykudayken ruhun seyahat etmesi sonucunda oluştuklarını kabul ederler. Bu seyahat sırasında ruhun, öteki âlemlerle iletişime geçebileceğine ve kutsal bilgileri edinerek gelecek hakkında da bilgi sahibi olabileceğine inanmışlardır. Nitekim Hz. Muhammet’te birçok hadisinde bunu doğrulamıştır.

Batılı düşünüler arasında ve psikolojik rüya yorumlarında ise rüyalar, insan ruhunun oluşturduğu birer görüntüdür. İnsanın gün boyu yaşadıklarından veya doyuma ulaşamayan arzularından kaynaklandığına inanılmıştır. Bu yüzden rüyalar kişisel özellikler gösterir. Kehanet içermeleri ve kutsal bilgileri içermeleri düşünülemez. (M. S. ÇELEPİ-DT)

loading...
loading...