Türklerde astroloji

(4 oy) 4/5 996
Yorum Yaz


Batıda bu düşünce bir dönem sonra kilisenin astrolojiye karşı engelleyici tutumuyla duraklama dönemine girer. Astrolojinin büyü ve şeytanın bir işi olduğunu savunan kilise yanında krallar da astrolojinin gelişimine engel olmuşlardı. Kaldelilerin ülkesi olan Mezopotamya’nın Türklerin eline geçmesi sonucunda astroloji kaçınılmaz bir sonuç olarak İslam dünyasına girmiş oldu. Yıldızlar ile gezegenlerin insanların hayatları ve sağlıkları üzerinde etkili olduğu inancı zaman içinde astrolojinin tıp ile bir arada gelişmesini sağlamıştır. Hatta her gezegenin insan vücudunda etkili olduğuna inandıkları bölümler vardı ve bunları tespit etmişlerdi. Sonrasında yazma eserlerde de görebildiğimiz bu inanç ve düşüncenin güzel örneklerinden birini Ahkamü’l-Kevakip (Süleymaniye Kütüphanesi H.Hüsnü Paşa Bölümü 1288 Demirbaş nolu yazma) de yer alan minyatürlerinde görebilmekteyiz. Bu bir arada gelişmeye en güzel  örnek belki de İbni Sina’nın tabiat felsefesine dair fikirlerinin yer aldığı eserleridir. Bu eserler Batı dünyasının da ilgisini çekmiştir. Bunun sonucunda uzunca bir süre duraklama dönemi yaşayan astrolojiye (ilm-i nücum) 11–12. yy. da Batı’da tekrar saygınlık duyulmaya başlanmıştır. Fakat bu yönde yapılan çalışmalar zaman içerisinde bir fal çeşidi olarak yani bilinmeyeni açıklamada başvurulan bir yöntem olarak görülmüş, bu yorumlar üzerine kurulan alan 16. yy. da duraklama dönemine girmiştir. Türklerde astroloji, yüzyıllar boyunca oluşan inanç ve düşünce sistemlerini bünyesinde toplayarak çok yönlü ve karmaşık olmakla birlikte, kendine özgü bir inanç ve değerler bütününü ortaya koymuştur.

Türklerde astroloji oldukça eski tarihlere kadar gitmektedir. Türklerin eski dinlerinin de etkisiyle göğe duyulan saygı her zaman önemli olmuştur. Göktanrı inancının varlığı da bu inançlarını hep desteklemişti. Göçebe bir toplum için şüphesiz üzerlerini bir örtü gibi saran gökyüzü birçok şeyden daha önemli ve kutsaldı. Gök tanrı inancı ve buna bağlı oluşan Şamanizm zaman içinde gelişip Türk toplumları içinde uzunca süre yerini korumuştu. Türk mitolojisinde de yerini alan bu inanç sistemi varlığını her alanda gösterdiği gibi Türk astrolojisinin de temellerini atmıştır. Zaten göçebe olan bu halk geniş bozkırlarda hayvan sürülerinin peşinden koşarken, mevsimlerin oluşumu ve göç vakitlerinin hesaplanması gibi birçok olayda astroloji bilgisine ihtiyaç duymuş ve geliştirmişlerdir. Bu inanç sisteminin içinde kullanılan birçok sembol ve astrolojik figür zamanla farklı malzeme ve materyaller üzerinde kullanılmaya başlanmıştır. Örneğin Osyaklarda güneş ve üzerinde yer alan lekelere bakarak fal açılırdı. Şamanın kullandığı birçok malzeme üzerinde göksel tasvirler ve giysilerinin üzerinde ise ay ve güneş resimlerinin olduğu madeni plakalar bulunurdu. Bunlar fal açma ve sihir yapmaya yarayan ayna yerine geçen aletlerdi. Aynı zamanda bazı şamanların elinde Çin’den getirilen aynalar mevcuttu. Bu aynaların üzerinde on iki burcun resimleri yer alırdı. Okuma yazma bilmeyen başta göçebe toplumları bu tip zaman hesaplarından haberdar değillerdi. Bu yüzden de onların ayrı bir zaman hesaplama usulleri vardı. Bu usul kalaçakra (Buda Mezhebi) kronolojisinin de temelidir. Bunda on iki yıllık bir evre gösteren Jüpiterin etkisi büyüktü. Hareket noktası on iki yılı gösteren bir birim olup, her bir yıl tam olarak belirlenmişti. Bunların her biri bir hayvan adı taşımaktaydı. Bu adlar ise şunlardı: sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, domuz. Zaman içerisinde bu on iki yıllık hayvan devri yetmediğinden başka on unsur daha eklenmiştir. Bu on unsuru da (ağaç, su, demir, toprak, ateş …) kendi içlerinde her birini erkek ve dişi olmak üzere ayırmışlardı. Bu onluk ve on ikilik usullerin birbirine katılmasıyla altmış yıllık devreler çıkarılmıştır .

 Aynı zamanda bu hayvanların birer kut işaretleri olabildiklerini de görebilmekteyiz. Avda vurulan veya tabiatüstü şartlarda rastlanılan hayvanlar bir kut işareti olup ongun şekilleri doğmuştur. Ongun ile şahıs arasında öz birliğinin varlığı kabul edilip, totemik tasavvurların geliştiği anlaşılabilmektedir. Öz-birliği astrolojik manada olabiliyordu. Çinliler kurt adlı bir yıldızın durumuna bakarak, Kuzey Asya kavimlerinin geleceği hakkında hükümler çıkarırlardı .

Orta Asya Şaman inançları 13.yy Alevi, Bektaşi ve Sufi inanç ve dervişleri aracılığıyla İslam mistisizmine uyarlanmıştı. Çoğu kez de düşüncelerini ifade etmek için semboller kullanmışlardır. Abakam kamlarının dualarında ise gökyüzü oldukça önemli tutulmuştu. Hunlar bir işe teşebbüs edecekleri zaman yıldızların ve ayın durumuna bakarlardı. Hun şamanları astroloji bilgisine sahiptiler. Şamanların kullandığı materyallerin üzerinde göksel varlıkların resimlerinin olduğunu bilmekteyiz. Örneğin şaman davullarının üzerinde güneş, ay, yıldız, şimşek resimleri yer alırdı. Şamanın ayin sırasında kullandığı vazgeçilmez eşyası olan davulların üzerinde yer alan bu tasvirler dönemin astroloji inancı için önemli ipuçlarıdır.

Abakam kamlarının dualarında “ak tanrı, merhametli tanrı, çoban yıldızı tanrı, merhametli han, eğri bulutta etekli çatal bulut, ayaklı çoban yıldızı, tanrı çoban yıldızı…” denmekteydi. Bu ibarelerden de anlaşılacağı gibi tanrı göksel varlıklarla, yıldızlarla özdeşleştirilmiştir. Bir kısım Uruğlar, Çiğil ve Baskırtlar gibi yıldızlara taparlar, güneşe ve bunlara ilah derlerdi.

Türkler, göğün farklı katlardan oluştuğuna inanmışlardır. Sevgili burclar.net okurları Her katı kendi içinde değerlendirmişler, ayrı bir oluşum tasavvur etmişlerdir. Oluşturdukları bu göğün katlarının farklı toplumlarda farklı sayılarda olduğunu kabul etmişlerdi. Örneğin Yakutlara göre göğün tabakaları yedi, dokuz, on iki, on yedi kat olarak düşünülürdü. Onlara göre kozmos dokuz gök ve sekiz yer katı olmak üzere on yedi kattan oluşmaktaydı. Altaylılarda ise on yedi yer, on yedi gök katının olduğu inancı hâkimdi.

Moğollar döneminde yabancı seyyahlarca Moğolca ziru-kadjidni yani astrolog kelimesi kâhinleri tanımlamak için kullanılmıştır. Bilindiği gibi şamanlar astronomi konusunda bilgi sahibiydiler. Şamanlar Ay ve Güneş tutulmalarını önceden haber verebiliyorlardı. Bunun gibi birtakım astroloji bilgilerinden dolayı Moğol hükümdarlarınca önemsenmişler, hatta hükümdarlar şamanları yanlarında bulundurmuşlardı. Moğollara ait 9. yy. da yazılan bir yazıtta ataları tarafından derlenen astroloji bilgileri yer almaktaydı. Burada ataları yıldızlar listesini onlara uygun düştüğüne inandıkları taşların isimlerini vermekteydiler. Bunların sadece isimlerini vermekle kalmayıp, onları üzerlerinde taşıyan insanların üzerinde sağlık ve güç verici etkilerinden bahsedilmektedir.

 Orta Asya kültüründe oldukça büyük etkiye sahip astroloji insanların birçok alanda danıştıkları bir bilgi haline gelmişti. Bunun en güzel örneklerinden birine Marco Polo’nun seyahatnamesinde rastlıyoruz. Marco Polo seyahati sırasında Tankut Devleti’nden de gördüğü olayı detaylı bir biçimde anlatırken, karşılaştığı bir cenaze töreninden de bahseder. Tankutlarda, ölünün yakınlarının müneccimlere haber verip müneccimlerin de ölen kişinin hangi yılın hangi gün ve saatinde doğduğunu öğrenip horoskop yardımıyla uygun olan günün tespit edilip kişinin ona göre gömüldüğünü yazmıştır.

 Türkler bilindiği gibi belli yıldız kümelerini ve gezegenleri belirlemişlerdi. Bu gezegen ve yıldızların da temsil ettiği unsurlar vardı. Bunlar;

  Ateş-Mars

 Su-Merkür

Yıgac, karakuş-Jüpiter

Altın-Venüs(Zühre)

Toprak-Satürn(Zuhal)

Rüzgâr-Kutup Yıldızıydı .

Göktürklerde de kozmolojiyle ilgili inançlar yaşamları içinde yerini almaya devam etmişti. Yılın beşinci ayında lung-cerg şehrinde toplanırlar atalarına, Göktanrı’ya, yer-su ruhlarına kurban sunarlardı. Göktanrı ve göksel varlıklara olan saygı uzunca bir süre devam etmişti. Hakan her sabah çadırından çıkarak güneşe ve geceleri de aya tapardı . Göktürk yazıtlarında “yukarıda mavi gök aşağıda yağız yer kılındığı zaman ikisinin arasında kişioğlu yaratıldı”. Sözleri gök ve yerin kutsiyetine verdikleri önemi göstermektedir. Kültigin abidelerinin güney cephesinde ise “tanrı gibi gökte olmuş, Türk Bilge Kağan bu zamanda oturdu” ibaresi yer alır. Manas destanında ise Esen Han’a göğün oğlu derlerdi.

Dokuzuncu asırda yine astroloji ile ilgili inanç ve bilgilerin kesintisiz devam ettiğini görmekteyiz. Kozmoloji ve zaman ile ilgili tasavvurlar şöyleydi: Gök kubbe kutbunda bir altın kazık etrafında dönmekteydi. Bu çarkın burçları taşıdığına inanılırdı. Bu çark ile gök kubbe dönerken, canlılar da benzer şekilde ölüm ve yaşam arasında gidip gelmekteydi.

 Orta çağ Orta Asya Türk düşüncesinde ise dünya yedi iklimden oluşmaktaydı. Her iklim farklı bölgelere hâkimdi. Buna göre birinci iklim Babil diyarıydı. Bu Zühal yıldızının yönetimindeydi. İkinci iklimdeki Çin’in yönetici yıldızı Müşteri’dir. Üçüncü iklim Türk ülkesi Güneş’tir. Dördüncü iklim İran olarak bilinen ve yöneticisi Merih’tir. Beşinci iklim Maveraünnehir idare edicisi Zühre, altıncı iklim Rum dünyasıdır. Yönetici yıldızı Utarit’tir. Yedinci iklim Bulgar ülkesidir. Bunların her birinin gökteki yeri ve rengi bellidir.

Uygurlar döneminde özellikle de ayaklanmadan önce Çinlilerin desteğini kazanmak ve onlara bağlılıklarını göstermek için imparatorlarına elçiler yollayıp, onların on iki hayvanlı takvimlerini kullanmak istediklerini belirtmişlerdir. Takvimi kullanmak, sahiplerinin önünde boyun eğmek anlamına geliyordu.(İlknur erbaş-dt)

loading...
loading...