Türk astrolojisinde aylar yıllar ve mevsimler

(4 oy) 4/5 727
Yorum Yaz


Kaşgarlı Mahmut, Türklerin astrolojik olarak  yalnız 12 hayvanlı Türk takvimini bildiklerini, ancak haftanın günlerini bilmediklerini, ay adlarının şehirlerde Arapça kullanıldığını yazar. Kaşgarlı Mahmut, lügatinde “Türkler on iki çeşit hayvanın adını alarak on iki yıla ad olarak vermişler; çocukların yaşlarını, savaş tarihlerini ve daha başka şeyleri hep bu yılların dönmesi ile hesap ederler. Bunun kökü şöyle olmuştur: Türk hakanlarından birisi kendisinden birkaç yıl önce geçmiş olan savaşı öğrenmek istemiş, o savaşın yapıldığı yılda yanılmışlar; onun üzerine bu iş için Hakan ulusuyla müşavere yapar ve kurultayda “biz bu tarihte ne yanıldıksa bizden sonra gelecek olanlar da yanılacaklardır; öyle ise, biz şimdi göğün on iki burcu ve on iki ay sayısınca her yıla birer ad koyalım; sağışlarımızı bu yılların geçmesiyle anlayalım; bu, aramızda bir andaç olarak kalsın” dedi. Ulus, Hakan’ın bu önerisini onayladı. Bunun üzerine Hakan ava çıkar; yaban hayvanlarım büyük bir ırmak olan Ilisuya doğru sürsünler, diye emreder. Halk, bu hayvanları sıkıştırarak suya doğru sürer. Bu hayvanlardan avlarlar: bir takım hayvanlar suya atılırlar; on ikisi suyu geçer; her geçen hayvanın adı bir yıla ad olarak takılır. Bu hayvanlardan birincisi “sıçgan – sıçan” imiş. İlk önce geçen bu hayvan olduğu için senenin başı bu adla anılmış ve “sıçgan yılı” denilmiş; bundan sonra sırasıyla geçen hayvanların adları yıllara verilmiş: 2 – ud yılı: öküz yılı, 3 – pars yılı: pars yılı, 4- tawışgan yılı: tavşan yılı, 5- nek yılı: timsah yılı, 6- yılan yılı: yılan yılı, 7- yund yılı: at yılı, 8 – koy yılı: koyun yılı, 9- biçin yılı: maymun yılı, 10- takagu yılı: tavuk yılı, 11- ıt yılı: köpek yılı, 12- tonguz yılı: domuz yılı.

Divanü Lugati’t Türk’te Kaşgarlı Mahmut şöyle der: “Ayların adlarına gelince; şehirlerde Arapça ad kullanılır. Göçebe olan ve Müslüman bulunmayan Türkler, yılı dört ayrıma bölerek ad verirler. Her üç ayın bir adı vardır. Yılın geçmesi bununla bilinir: Yeni günden (Nevruz) sonra ilkbahara “oğlak ay”, sonra “uluğ oğlak ay” derler; çünkü bu ikinci parçada oğlak büyür. Bundan sonra “uluğ ay” denir; çünkü bu parça yaz ortasıdır, yeryüzünde nimet bolalır, hayvanlar büyür, süt çoğalır; başkası da böyledir. Az kullanıldığı için öbür adı söylemiyorum, sen anla.” Kaşgarlı’nın takvimle ilgili bilgisi bunlardan ibarettir. Açıklamadan da anlaşıldığı gibi Kaşgarlı Mahmut, Türklerin hafta kavramı hakkında bilgi vermemektedir. Konar-göçer olan ve Müslüman olmayan Türklerin yılı dört kısma bölerek her üç aya verdikleri ad aşağıdaki gibidir: “ilkbahara Oglak Ay, Son bahara da Uluğ Oglak Ay, yaz ortası olan Ulug Ay gelir, bu ayda nimet bol olur.” Kaşgarlı Mahmut, diğer ayın adını başka bir yerde zikreder: 4 Karakış olan Kadir kıştır. Türk düşüncesinde takvim anlayışının mevsimler bağlamında renk sembolleri ile eşitleşmesi dünya modelinde olduğu gibi kozmosun algılanma şekillerinin çeşitlilik sergilediğini gösterir. Nitekim bugün bile halk ağzında sağlanan kara kış, yeşil bahar, sararmış güz kavramları takvim mitlerinin renk simgesi ile gösterilmesidir: İlkbahar (eskilerde yaz) =gök rengi, Yaz (eskilerde yay) = kızıl rengi, Sonbahar (eskilerde güz) = ak rengi, Kış = kara rengi.

loading...
loading...