Kuran’da astroloji

(4 oy) 5/5 2270
Yorum Yaz


Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın varlığına delil olmak üzere, semavî cisimlerden en fazla güneş ve ay hakkında bilgi verilmiştir. İnsanların ilk zamanlardan beri tanıdıkları, faydalarını yakın olarak hissettikleri iki gök cismi de güneş ve ay’dır. İnsanlara bu iki cisim ile Allah’ın varlığına deliller getirmek ise daha etkili olacaktır. Kuran’da astroloji dediğimizde, Güneş ve ay’dan bahseden ayetlerin takvim ve zamanın ayarlanması, gece ve gündüzün oluşumu, bunların yaydıkları ısı ve ışığın özellikleri ve gündüzün bölümleri gibi insanların maslahatlarına yönelik, bir takım hikmet amacına dayanan konuları ihtiva ettiğini müşahede ederiz.

 Dikkati çeken bir husus da, birkaç ayetin dışında ay ve güneşin beraber zikredilmiş olmasıdır. Gerek zaman birimlerinin oluşmasında, gerekse ısı ve ışık saçmaları yönünden ikisi de insanın maslahatını sağlamada birbirini tamamlayan iki gök cismidir.

Sevgili burclar.net okurları Allah, Güneşi insanlara hizmet için yaratmıştır. İnsanların, hayvanların ve bitkilerin hayatı ona bağlıdır. Güneşsiz hayat yoktur. Güneşin batıp doğması, dört mevsimin zuhuru hep ibret verici şeylerdir. Eğer senenin hepsi tek mevsim olarak sürüp gitse, dört mevsimin oluşmasıyla elde edilen hikmet ve yararlar ortada olur muydu?

Güneş, kendi bünyesindeki yanmaların sonucu şiddetli bir ısı ve ışık neşreden bir yıldızdır. Ay ise, bizzat ışık kaynağı olmayan ancak güneşten aldığı ışığı yansıtan ve en azından dış tabakaları sönmüş bulunan bir gök cismidir. Bu iki gök cismi hakkında günümüzde ne biliyorsak, bu bildiklerimizle Kur’an’ın bu konudaki ifadeleri arasında hiçbir çelişki bulunmamaktadır. Nitekim yüce kitabımız Kur’an’da bu gerçeğin ifade edildiği ayetlerin mealleri aynen şöyledir:

“Gökte burçlar yaratan ve onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu ayı yaratan Allah’ın şanı ne yücedir.”

“Görmediniz mi ki, Allah yedi göğü tabakalar olarak nasıl yaratmış? Onların içinde ayrı bir nur, güneşi de bir meş’ale kılmıştır.”

 “Üstünüze yedi sağlam göğü bina ettik. Oraya parlayan bir kandil astık.”

“Biz, gece ile gündüzü, kudretimize iki nişane kıldık. Ve Rabbinizin fazlından istemeniz, senelerin sayı ve hesabını bilmeniz için gündüz ile silip giderdik. Biz, her şeyi size gereği gibi anlattık.”

Ziyâ ile nûr arasında bir mahiyet farkı olduğu gibi, ışık kaynağı olarak da ay ile güneş arasında bir fark vardır. Nitekim Elmalı’lı Hamdi Yazır, İsrâ Sûresinde yer alan ve yukarıda mealini verdiğimiz ayetin tefsirinde ay ve güneş hakkında Peygamberimizin, “ikisi de güneş idi” ve İbn Abbas’ın “Ay da güneş gibi ışık veriyordu, fakat sonradan ışığı giderildi.” dediklerini naklettikten sonra şunları söylemektedir:

“Kamerin nuru bizatihi kendisinden olmayıp, onu güneşten aldığı eskiden beri astronomi alimlerince ma’lum ise de, onun evvela güneş gibi aydınlatıcı iken sonradan böyle mahvedilip sönmüş olduğu bilinmiyordu. Kur’an’ın haber vermiş olduğu bu hakikati, nihayet zamanımızın fen ehli keşfetmiş ve bugünkü fen alimleri düşüncelerini bu esas üzerine kurmuşlardır.”

Kur’an-ı Kerim’de üç ayette güneş ve aya ait yörüngelerden bahsedilerek şöyle denilmektedir:

“(Allah) O’dur ki, geceyi, gündüzü, güneşi ve ay’ı yarattı. Bunların her biri, kendilerine mahsus hareketleriyle bir yörünge üzerinde hareket ederler.”

“Güneş ay’a yetişemez, gece gündüzü geçemez. Hepsi birer felekte yüzerler.”

“Güneş kendi karargahında yürür. Bu galip, kadir ve alim Allah’ın takdiridir.”

Bu ayetlerde güneş ve ay’a ait özel yörüngelerin bulunduğu açıklandığı gibi, bu cisimlerin uzayda kendilerine mahsus bir hareketle dolaştıklarına da işaret edilmektedir.

 Ayette “felek” kelimesi geçmektedir. Bu kelime “yörünge” diye tercüme edilmiştir. Bu kavramın, Kur’an’ın nazil olduğu çağda tam olarak bilinmediği anlaşılmaktadır. Sevgili burclar.net okurları bu kavramın geçtiği ayetlerin tefsirinde çok zorluk çekilmiş, mahiyeti izah edilemediği gibi sadece Arapça karşılıklarının verilmesiyle yetinilmiştir. Ancak günümüzde kısmen de olsa bu kavramın mahiyeti çözülmüş, aya ve güneş’e ait yörüngelerin bulunduğu ve bunların belli bir istikamete doğru hareket ettiği anlaşılmıştır. Bu da bize gösteriyor ki, Kur’an’da ancak yüzyıllar sonra aydınlığa kavuşacak bazı kavramlar bulunmaktadır.

Elmalılı Hamdi Yazır da, “Güneş kendi karargahında yürür.” ayetini tefsir ederken, onun bir istikrar noktasına doğru gitmekte olduğunu ve bu ayetten bu mananın anlaşıldığını söylemektedir.

İmam Gazâlî Güneşin yaratılış hikmetlerine şu şekilde değinmektedir: “Güneşin yaratılış hikmetlerinden biri, onun hareketinden gece ve gündüzün meydana gelmesidir. Eğer güneş olmasaydı dünya karanlık olurdu. İnsanlar dini vecibelerini (namaz, oruç, ve saire gibi) yerine getiremezlerdi. Bu karanlık dünyada insanlar birbirleriyle anlaşamaz ve işlerini göremezlerdi. Aynı zamanda böyle bir karanlık dünyada hayatî ihtiyaçları için çalışamazlardı. Güneş ışığı olmasa gözlerden istifade edilemez, renkler görülemezdi.

“Güneşin hareketi olmasaydı, yaratıklar dünyada yerleşmeye mecbur oldukları halde bu mümkün olmazdı. Ve gene vücutların rahatı, sindirim ve solunum organları çalışmaz, alınan besinlerden gerekli şekilde istifade edilemezdi. Eğer güneşin hareketi olmasaydı devamlı gündüz olacağından haris olan insan hiç durmadan çalışır, bundan dolayı da bedenleri zayıf düşerdi. Zira ekseri canlılar gecenin gelmemesiyle durup dinlenmez, gündüzden faydalanmak için devamlı gayret gösterir. Güneşin batmamasıyla yeryüzünün ısısı yükselir, kızar; üzerindeki bitkileri ve hayvanları yakar. Muayyen vakitlerde güneşin doğup, kainatı aydınlatması; bir ev halkını aydınlatan kandil gibidir. Onun batışı da varlıklar için bir ailenin evinde geceleyin istirahat etmesine benzer. Güneş, ısısı ile de ev halkının yemeğini pişirten ateş gibidir ki, yemek pişince ve o ateşe ihtiyaç kalmayınca onu muhtaç olan bir başka komşusu alır ve bu böylece devam eder.”(berrin çelebi-ylt)

loading...
loading...