İslamiyette astroloji

(3 oy) 5/5 1370
Yorum Yaz


İslam dini astrolojiye farklı yaklaşmıştır. Astronomiye ‘İlm el-heyet’, ‘ilm ennücum’ ya da ‘ilm el- felek’ adları verilmekteydi. İslam topluluklarında astronomi bir bakıma zorunluluklar sonucu ortaya çıkıp geliştirilmişti. İslam coğrafyasını düşündüğümüzde, göz alabildiğine geniş çöllerde yaşayan halkın gök kubbe altında yaşarken gökyüzünü gözlemlemişlerdir. Yıldız ve gezegenlerle ilgili hareketler onlar için hep Allah’ın ululuğunun ispatları olarak algılanırdı. Böylece birçok Arap astronomi bilgini yetişmişti. Arap astronomlarının en büyüklerinden olan El-Battani: “Her insanın dinin buyruklarından sonra öğrenmesi gereken şey yıldızlar bilgisidir. Çünkü ona göre insan bu yolla Allah’ın birliğinin ispatına ve en akıllı olma büyüklüğünün, en yüce bilgeliğin, en üstün gücün ancak onda olduğu anlayışına onun yarattıklarının yetkinliğini görerek erişebilir” demiştir. Bu islamiyette astrolojinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Mezar taşları ve astroloji

İslamda astrolojik olarak mezar taşları üzerinde yer alan figürler her zaman için ilgi çekmişti. Bu taşlar üzerinde astrolojik simgeler mevcuttu. Belki de ruhun göğe uçtuğu düşüncesiyle gök cisimlerinin ve takımyıldızlarının tasvirleri yer alıyordu. Çeşitli ruhlarda yine gök cisimlerinin ve takımyıldızlarının bir nevi işaretleriydi.

İslamda astroloji biliminin doğuşu

Her ne kadar İslam dünyasında fıkıh, kelam dışında matematik, tıp ve astroloji gibi uygulamalı bilimler oldukça ilerlemişse de, astroloji alanındaki gelişmeler diğer bilimlerden daha farklı olmuştur. Her şeyden önce bu bilim dalındaki gelişmeler birtakım mecburiyetlerden doğmuştu. İslam halkı için farzlardan biri olan namaz vakitlerinin hesaplanabilmesi için gelişmiş gözlem ve takvimlere ihtiyaç duyulmuştur. İbadetlerinin kebeye doğru yapılma şartı halkın yön tespiti yapabilmesi için her şehirde ayrı rasatlar yapılması gerekmekteydi. İlk zamanlar kıblenin yönü güneşin günlük konumuna göre yapılmaktaydı ve şehirlerin enlem ve boylamlarının tespiti gerekmekteydi. Ayrıca jeodezik rasatlar ve zaman hesapları yapmak gerekmekteydi. Bunların yanı sıra bayram ve Müslümanlar için önemli olan bazı dini gecelerin tespiti içinde ayın ilk görünümü esas alınmaktaydı. Bu yüzden de düzenli ay rasatları yapma ihtiyacı doğmuştu. İslam dünyasında astronominin Araplar tarafından 7. yy. da Hindistan’a ait kitapların etkisi altında başlamıştı. Bunlardan en önemlileri, The Brahmasphu tasiddhdnta of Brahmagupta ve Aryabhata’dır.

Bahsedilen tüm bu özel şartların tespiti, doğal bir süreç içinde astronomi ve matematiği geliştirmişti. Sevgili burclar.net okurları  İslam dünyası astroloji, matematik ve kimya ilmini oldukça önemsemiş ve aralarındaki bağları araştırmıştı. Örneğin ilk dönemler bütün metallerin iki temel cevher kabul edilen kükürt ve cıvadan meydana geldiğini savunmuşlardı. Bu maddelerin çeşitli oranlarda birleşmesinden meydana gelen madenler bu birleşmede çeşitli göksel etkilerin önemli tesirleri olduğuna inanmışlardı. İslam toplumlarında astroloji dışında kozmolojik farklı inançlar olduğunu görmekteyiz. Bunlardan biri de sayılarla ilgili gelişen inançlardır. Yaşamlarının her alanlarında gördüğümüz bu sistem şöyleydi: Yedi ve on iki sayıları onlar için önemliydi. Gezegenlerin sayısı on iki ve göklerin sayısı dokuzdu. Burçların sayısı on iki olup, yedi peygamber yedi göksel küreye karşılık geliyordu. Her peygamberin de on iki burca karşılık gelen on iki vekili veya her imam için on iki odaya karşılık gelen on iki hüccet (kanıt) bulunmaktaydı. İslam kozmoloji inancına göre evren dokuz göksel küreden oluşurken, güneş yedi göksel kürenin ortasında durmaktaydı. Bunun için de çoğunlukla ona evrenin merkezi denmekteydi. Daha sonrasında ise sabit yıldızlara ait olan sekiz göksel küre gelmekteydi. Buraya kadarki yapıya bakıldığında Batlamyus’un oluşturduğu sistemle benzer olduğu görülmektedir.

Tarih boyunca ilkel toplumlardan gelişmişlere kadar her dönem ve coğrafyada yıldızlar ile onların gizemiyle ilgilenenler olmuştu. Bunlardan biri de, Farabi’nin bir öğrencisinin öğrencisi 570 yılında Bağdat’ta bir bilim adamları derneği kurdu. Daha sonra 587’de Basra’da buna benzer gizli bir dernek kuruldu. Derneğin adı İhvan-us-safa (saflık kardeşliği) idi. Bu kişilerin astroloji konusundaki görüşlerine göre yıldızlar bildiğimizin dışında farklı özelliklere sahiptiler. Yıldızlar sayesinde gelecek önceden görülebildiği gibi yine yıldızların ay-altı evreninde olacak her olayı doğrudan etkilediğine inanmaktaydılar. Olumlu ve olumsuz tüm etkiler onlar sayesinde oluşurdu. Bazı yıldızlar şans ve uğur getirirken bazıları olumsuz etkiler ve kötülüklere sebep olurdu. Jüpiter, Venüs ve Güneş şans; Satürn, Mars ve Ay şanssızlık getirirdi. Merkür ise iyilik ve kötülük karışımı bir etkisi vardı. Ay cisimleri geliştirir, Merkür aklı olgunlaştırır, Venüs hükmederdi. Güneş zenginlik ve hükümranlık, Mars ise cesaret verirdi. İhvan us sefaya göre yıldızların hayır ve şer özellikleri dışında belli renklere hâkim olma özellikleri vardı. Onlara göre her renk hareketli ya da sabit bir yıldıza karşılık gelirdi. Siyah Satürn’e, kırmızı Mars’a, yeşil Jüpiter’e, mavi Venüs’e, sarı Güneş’e, beyaz Ay’a, çeşitli renklerin karışımı ise Merkür’e ithaf edilmişti.

Yeryüzünde oluşan bu kadar olayda yıldızların etkisi önemliyse insan bedeni üzerinde de etkileri kaçınılmazdır. Onlara göre insan bedeninin çeşitli kısımlarının rahatsızlıkları ile gezegenler arasında da karşılıklı bir ilişki vardır. Gözler Jüpiter, kulaklar Merkür, burun delikleri ve meme uçları Venüs, boşaltma organı Satürn, ağız Güneş, göbek deliği Aydı. Bu düşünce ve inanç sistemi tarih boyunca farklı kişi ve toplumlarca kabul görmüş ve devam ettirilmiştir.

İslamiyette astroloji 8. ve 16.yy. larda geliştirilen astroloji rasathanelerde yine ilk defa İslam dünyası tarafından ortaya konmuştur. Ay ve bazı yıldızların durumlarına bakıp yönlerini tayin edebilmişlerdi. Özellikle Arap kabileleri tarımla ilgili takvimlerinde gök cisimlerinden yararlanmışlardır.

Abbasi döneminde gördüğümüz astroloji çalışmaları, II. Abbasi halifesi Mansur zamanında başlamıştır. Oğlu Me’mun zamanında Şemmasiye Rasathanesi ile Kasiyum Rasathaneleri kurulmuştu. Yöneticiler astronomi alanında çalışmalara yoğun destek vermekteydi. Hatta Büheyvi hükümdarı Şerefüd-devle tarafından sarayın bahçesinde düzenli olarak rasatlar yapılmaktaydı. Bu rasathanede Abdurrahman es-Sufi ve Ebu’l Vefa çalışmışlardır. Yapılan astronomi rasatları dışında bir diğer önemli gelişme ise Harun Reşit zamanında Batlamyus’un ünlü eseri Almagest’i Arapçaya çevrilmiş olmasıdır.

Selçuklular döneminde astroloji, en parlak devrini yaşamıştır. Özellikle de Sultan Melikşah’ın astronomiye duyduğu ilgi bu gelişmeyi hızlandırmıştı. Sultan 1074– 75 yıllarında Melikşah Rasathanesini yaptırmıştı. Oldukça ünlü olan bu rasathanede Ömer Hayyam gibi birçok ünlü astrolog çalışmıştır.

Hülagü Han (1259) Megara şehrinde bir rasathane yapmıştı. Başına ise ünlü astronomi bilgini Nasirüddin Tusi (1201–1274) getirilmiştir.(ilknur erbaş-dt)

loading...
loading...