Falın Tarihi

(8 oy) 4/5 1710
Yorum Yaz


Fal nedir ?

Arapça bir kelime olan fal (fe’l) kelimesi gelecekteki olaylara işaret anlamında “tyr” kökünden gelen kelime ile eş anlamlıdır. Kur’an-ı Kerim’de fal kelimesi yerine “tyr” kökünden türemiş kelime kullanılır. Hadislerde ise iki kelimeye de rastlanır. Batı dillerinde gelecekten haber verme anlamında; Grekçe “manteia”, İngilizce “mancy”, Fransızca’da “mancie” kelimeleriyle yapılan ve falın türüne göre ek alarak değişen sözcükler kullanılır. Bunların dışında fal; İngilizce “Fortune”,Almanca “vorzeichen”, Fransızca “agure” kelimeleri ile ifade edilir. Falın eski Türkçe’deki karşılığı ise, “ırk”tır. Divan-ü Lügat-it-Türk’te ırk kelimesi; “falcılık, kâhinlik ve bir kimsenin gönlündekini bilme” olarak açıklanır. Kutadgu Bilig’de ise, fal kelimesi “talih, baht, uğur” kelimelerini ifade etmek için kullanılır.

Çeşitli kaynaklarda fal nedir sorusunun cevabı şu şekilde verilmektedir:

“Gelecekten haber verme, kaybolanı bulma, vb. amaçla nesnelere bakıp anlam çıkarma. “Gelecekten haber almak için çeşitli nesnelerden anlam çıkarma.

“Uğur; talih deneme; kahve fincanına, iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine âit şeyler söyleme.

“Başarısızlık, felaket ve yıkım korkusu, insanın girişimleri için onaylayan ya da reddeden işaretler aramasına, rüzgârdan, kuşların uçuşundan, ötüşünden anlam çıkarmasına, kendi gövdesindeki istemsiz hareketleri (göz seğirmesi, kulak çınlaması, hıçkırık) iyiye ya da kötüye yormasına yol açmıştır. Bu tür yorumlar, genel olarak “fal” diye adlandırılır.

Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere fal terim olarak, birtakım aletlerle gelecekten haber almanın yanında, kaybolanı bulma, karmaşık bir konuda bilinmeyeni ortaya çıkarma, gibi anlamlarda kullanılır.

Fal ile benzerlikleri bulunan bakıcılık ve kehanet aslında faldan farklı tekniklerdir. Kehanet ve bakıcılık kullandığı yöntemler açısından faldan ayrılır. Kâhin ve bakıcıların özel yeteneklere sahip olduğu düşünülür ve ikisinde de hem gelecekten hem geçmişten haberler verilir. Ayrıca bunlar cinleri kullanır ve kehanet faldan daha kapsamlıdır. Kâhinler riyaziye sırasında uzunca bir süre aç kaldıktan sonra kendilerinden geçip vecde ulaştıkları anda görülemeyen âlemle iletişime geçip bilgi aldıklarını iddia ederler. Bakıcılar ise, kâhinlerin göz yeteneği gelişmiş sınıfıdır. Bakıcılar; ateş, su, yağ gibi bazı şeylere bakıp anlamlar çıkarır. Ancak gelecekten haber verme yönüyle fal, kehanet ve bakıcılık birbirlerinin yerine kullanılır. Falcı da bazı şeylere bakar, belirli işlemler yapar, özel alet ve vasıtalar kullanır; fakat yapmaya mecbur olduğu züht kuralları yoktur. Falcı bazı teknikler, kurallar ve kalıplaşmış sözlerle birtakım şeylerden anlamlar çıkararak olumlu veya olumsuz sonuçlara ulaşır. Falla spritüal olarak benzeyen büyü ise, mevcut durumla ilgili değişiklik yapmaya yönelirken, fal da şimdiki zaman veya gelecek zamanla ilgili tahminler vardır.

Falın Tarihçesi

İnsan yapısı gereği her şekle mana verme ve her davranışı yorumlama özelliğine sahiptir. Ayrıca esrarengiz ve bilinmeyene büyük merak ve ilgi duyar. Bu özellikleri nedeniyle ve keşfetme arzusu ile insan çeşitli yöntem ve teknikler kullanarak bilinmeyeni öğrenmeye çalışır. Bu yöntemlerden biri de faldır. Zaman içinde insanların bu ihtiyaçlarını karşılamak için, falcı, kâhin, bakıcı isimleriyle anılan; mistik sezgi gücüne dayanarak, görünmez varlıklarla temasa geçip veya tabiattaki bazı şeylerin durumlarını yorumlayan ve bu konuda söz sahibi olduklarını iddia eden kişiler ortaya çıkmıştır.

İnsanlık tarihinin çok eskilerine dayanan falın tarihçesine bakıldığında, Mısır, Babil, Çin ve Kalde’de astroloji ve el falı gibi metotların kullanıldığına dair çeşitli belgeler olduğu görülmüştür. Özellikle Mezopotamya’da falın milattan önce 4000 yıllarında uygulandığı tespit edilmiştir.

Mezopotamya’da Fal tarihi

Geleceği bilmeye yönelik en eski teknikler Akadlar döneminde uygulanmış daha sonra Asya ve Akdeniz bölgelerine yayılmıştır. Mezopotamya’da özellikle Sümerler tarafından en çok kullanılan fal tekniği iç organ incelemeleri olmuştur. Bu teknik milattan önce iki binli yıllarda gelişme göstermiştir. Bu bölgede kullanılan bir başka fal tekniği de suyun üzerine yağ döküp bunlardan anlamlar çıkarmaktır. Sümerler kâhinlerinin tanrı ile iletişim halinde olduklarına inanarak onlara kutsallık atfetmiştir. Sümerler, kâhinlerin geleceği bildiğini; uğurlu ve uğursuzu ayırabildiklerini; hatta cehennemdeki azap çeken ruhları kurtarabileceklerini düşünmüştür.

Yıldızların göğün yazıları olduğuna inanan Mezopotamyalılar, İnsanların ve milletlerin kaderlerinin yıldızlarda yazılı olduğuna inanmıştır. Yıldızları yorumlayarak geleceğin bilinebileceğini düşünen Mezopotamya insanı, özellikle önemli olaylar gerçekleştiğinde yıldızların durumunu belirlemeye çalışmıştır. Bu sayede astrolojik faaliyetler de başlamıştır. İnsanların doğumunda yıldızların durumuna bakılmış ve o kişinin kaderi öğrenilmeye çalışılmıştır.

Kendilerini bin tanrılı olarak tanımlayan Hititler, bu tanrıların isteklerini bilmek ve kendi dileklerine cevap alabilmek için, tanrıların verdiği bazı işaretleri yorumlamıştır. Hititler, genel olarak astrolojiyi, diğer fallardan daha çok kullanmıştır. Ancak et falı denilen ve iç organ falının bir çeşidi olan fal türünü de Hititler bulmuştur. Ayrıca savaşlarda fala çokça başvuran Hititler, ordularının gideceği yol, konaklayacağı yer, saldırıya geçeceği durum ve kralın zafer ihtimali gibi konuları da fal ile öğrenmeye çalışmıştır.

Eski Yunan’da Fal Tarihi

Eski Yunan’da inanışa göre tanrıların hepsi geleceği bilme özelliğine sahip değildir; ancak “Apollon” tanrıların en önemlisi ve geleceği bilme özelliğine sahip olarak kabul edilmiştir. Öyle ki Apollon, Yunan mitolojisine göre, evlenmek istediği Kassandra’ya falcılık yeteneği vermiştir. Zar şansı ile ilgili yeteneği de Hermes’e vermiş, böylece Hermes kumarbazların tanrısı olmuştur. Apollon’un “Kâhinlik Ocağı” olarak isimlendirilen ve Delfi’de bulunan tapınağı, kazandığı ün ile kâhinlere ne kadar önem verildiğini göstermiştir. Bu tapınak dışında Yunanlılar’ın gelecekle ilgili bilgi almak için gittiği bazı yerler de olmuştur. Bu yerlere Latince “Oraculum” denir ve buradaki rahiplerin bir çeşit trans haliyle tanrı ile irtibata geçip, gelecekle ilgili bilgi aldığına inanılmıştır. Sevgili burclar.net okurları esas olarak Yunan’da kâhinler gaipten haber vermekten çok gelecekle ilgili öğütler veren ve tanrıların isteklerini öğrenen kişiler olarak düşünülmüştür. Bu kâhinlere “Mantis” adı verilmiştir. Mantisler özellikle kuşların uçuş hareketlerini inceleyerek tanrıların isteklerini öğrenmeye çalışmıştır. Bunlar dışında Mezopotamya’da görülen iç organ falı Yunan’da da yaygınlaşmıştır.

Antik çağda Yunanlı filozof Pyshayoras, Mısır ve Asya’nın bir kısmını dolaştıktan sonra fal çeşitlerinden numerolojiyi öğrenip Yunanlılara da öğretmiştir. Ünlü filozof Aristo ise, kişinin yüzüne bakarak karakter tahlil etmek demek olan fizyonomi ile ilgili bir kitap yazmıştır.

Roma’da Fal Tarihi

Eski Roma’da falın tarihi şu şekilde gelişmiştir. Öncelikle toplumun hayatında büyük bir öneme sahip olan bir çeşit rahipler koleji yapılmıştır. Bu rahipler genellikle kuşların hareketlerine bakarak aldıkları işaretlere göre dini ve dünyevi birtakım yorumlarla, memurların işleri için tavsiyelerde bulunmuşlardır. Roma’da kuş falı genellikle ayinsel biçimde gerçekleşmiştir. Hatta bu ayinleri tasvir eden Grekçe ve Latince birçok metin bulunmaktadır. Roma’da ilginç olan bir başka şey de “mantika” denilen ve gelecekle ilgili yorumların sistemleştiği düşünce şeklidir. İşaretlerden anlamlar çıkarma, çeşitli nesneleri yorumlama çerçevesinde “mantika” Roma’da çok yaygın bir çeşit gizli ilim olmuştur.

Eski Mısır’da Fal Tarihi

Eski Mısır’da firavunların hizmetinde bulunan ve “Umalar” denilen bir kâhin sınıfı oluşturulmuştur. Bunların dışında kâhinlerin görevlendirildiği “Amon” isimli meşhur bir tapınak yapılmıştır. Bu tapınak dönemin kehanet merkezlerindendir.

Eski Çin’de Falın Tarihi

Eski Çin’de fal uzun bir geçmişe sahiptir. M.Ö. yaklaşık 1765-1123 yılları arasında hüküm süren Şang hanedanından başlayarak, devlet işlerindeki önemli kararlarla ilgili fal bakılmıştır. Hayvan kemikleri ve kaplumbağa kabuğu gibi birtakım nesnelerle, tabiat ruhları ve atalara danışma, bu amaçla kullanılan falların başında gelmiştir. En gözde fal tekniklerini ise, şöyle sıralamak mümkündür: kürek kemiği tekniği, kaplumbağa kabuğu ve civanperçemi otunun uzun ve kısa saplarıyla kura çekilerek yapılan fal, astroloji ve yer falı. Ayrıca Çin kültürünün en eski kitaplarından biri olan I- Ching (Değişiklikler Kitabı) Çin’in en eski fal ve bilgelik kitabıdır.

Hindistan’da Falın Tarihi

Hindistan’da diğer kültürlerden farklı olarak başlangıçta fala bakacak kişide dini bir özellik aranmazken daha sonra fal ve kehanet faaliyetleri “Athorva Rahipleri” adı verilen bir grup tarafından devam ettirilmiştir. Hint kültüründe astroloji, Çin ve Ortadoğu sistemlerinin birleştirilmesinden oluşmuştur. Bu fal türü İslam dünyasında “remil” olarak bilinir. Uğurlu sayılar, ölüm habercisi olarak sayılan baykuş ve güvercinlerle yapılan kuş falı, Hindistan’daki kullanılmış diğer fal türleridir. Sevgili burclar.net okurları bir dönem Buda, Hindistan’da itibar gördükten sonra her türlü falı reddetmiştir. Ancak ondan sonraki temsilcileri Buda gibi düşünmeyip fala sıcak bakmışlardır. Hatta Budist rahipler, astrolojinin olumlu yanlarını Tibet, Moğolistan, Burma, Seylan gibi bölgelere götürmüştür.

Asya’da Fal (Çin, Japon) Tarihi

Japonlar da Çinliler ve Kuzeydoğu Asya ülkelerinde olduğu gibi, kürek kemiği falına bakmışlardır. Yol kavşağı falı adı verilen ve bir takım ritüellerle kısmetlerinin karşılarına çıkmasını bekleyen insanların kullandığı fal türü de Japonlarca kullanılmış ilginç bir faldır. Ayrıca Japonlar rüyaları geleceğin habercisi sayıp, çeşitli şekillerde yorumlamıştır.

Eski Türklerde Fal Tarihi

Eski Türklerde fal kelimesi yerine daha çok “ırk” kelimesi kullanılmıştır. Doğu Türkistan’da bir el yazma deposunda bulunan “Irk Biting” adlı kitap, içinde 65 çeşit falın tarifi ve yorumlarının bulunduğu en eski kitaptır. İslamiyet öncesinde Türkler fala çokça itibar etmiş, karşılaştıkları meselelerin çözümünde falcılardan yardım beklemiştir. Koç, keçi, sığır, at gibi hayvanların kürek kemikleri, aşık kemiği, koyun tezeği, fasulye, nohut, ateş, yıldızlar, ok ve yay, köpük, kaşık ve eldiven gibi nesneler fal bakmak için kullanılmıştır.

Suya ve aynaya bakma teknikleri ile falcılıkla uğraşan şamanlar, kayıp olan kişileri bulmaya çalışmıştır. Kırgız, Kazak, Altay, Nogay, Başkurt ve Moğollar gibi birçok boyun kullandığı kürek kemiği falı, şu şekilde uygulanmıştır: kürek kemikleri bu iş için özel olarak hazırlanan ocaklarda ateşe tutulmuş ve bunların üzerinde beliren şekiller yorumlanmıştır.

Araplarda Fal Tarihi

İslam öncesi Arap toplumunda fala çok kıymet verilmiştir. Araplar arasında, savaşa çıkarken, ticaret yapılacakken veya nikâh kıymadan önce fala bakılması adet haline gelmiştir. Bu işlere kalkışmadan önce üzerlerinde “yap, yapma” yazan 2 tane; üzerinde bir şey yazmayan 1 tane olmak üzere toplam 3 zarı bir torbaya atıp çekmek ve sonuca göre hareket etmek başvurdukları en önemli yöntemdir. Bunun dışında; Zecr, ıyafet, tayre, kehanet, ezlam-ı cahiliyet, ırafet, ihtilac, kitfe, kıyafet, firaset Araplar tarafından kullanılmış başlıca fal çeşitleridir. Bu türlerden zecr, ıyafet ve tayre, çeşitli kuşların titreyiş, uçuş ve haykırışlarından bazı anlamlar çıkararak gelecekle ilgili işaretler aramaktır.

Arap toplumunda kâhinler çok itibar görmüş ve bunların her şeyi bildiğine inanılmıştır. Araplar arasında efsanelerle anılan erkek kâhinlerin yanında kadın kâhinler de itibar görmüştür.

Yahudilerde Fal Tarihi

Yahudi dininde geleceği bilme ve bilinmezi anlama ile ilgili özel yöntemler vardır. Bu ihtiyaçların karşılanması için bazen meşru yollara bazen de meşru olmayan yollara başvurulur. Meşru yolları; peygamberi haber, sadık rüya, Urim, Thummim olarak sıralamak mümkündür. Urim ve Thummim mahiyeti bilinmeyen ancak sayelerinde geleceğin öğrenildiği nesnelerdir. Baş kâhin İsrailoğulları ile ilgili endişe verici olaylarda bu nesnelere başvurur. Sevgili burclar.net okurları yahudi kutsal kitabına göre üç farklı gruba ayrılan bazı kişiler gelecekle ilgili bazı bilgilere ulaşabilir. Bu üç grup: Bazı işaretleri gözleyerek gelecekten haber veren kişiler anlamında “menaheş”; kuşları gözleyip anlam çıkaran “menone”; ip veya ok gibi araçlarla kehanette bulunan “kosem”dir. Tevrat’ta “aramızda oğlunu ve kızını ateşten geçiren yahut falcı, müneccim, sihirbaz, afsuncu, büyücü, cinci, bakıcı yahut ölülere danışan bulunmayacak” denilerek her türlü fal yasaklanmıştır.

Hristiyanlarda Fal Tarihi

Ortaçağ süresince hem Yahudiler hem de Hıristiyanlar gökyüzündeki cisimlere ve insan bedenine bakarak falcılık yapmıştır. Yahudilik’teki kadar olmasa da Hıristiyanlar için de fal ve kehanet önemli bir gelenektir. Hıristiyanlar, insana dokunan zarar ve kötülüklerin, medyumluk ve benzeri işlerden kaynaklanacağına inanmıştır. Ancak astroloji, rüya yoluyla geleceği bilme ve bir işi kura ile çözme iyi karşılanmıştır. Bunun dışında Roma imparatorluğunun çeşitli fal gelenekleri Hıristiyanlığı etkilemiştir. Ortaçağ ve Yeniçağ Hıristiyanlarının en çok başvurduğu fal türleri ise, küreye bakma, rüya yorumculuğu, numeroloji, iskambil ve el falıdır. Halk kesiminde fal yaygın olsa da kilise fala kesinlikle karşı çıkmıştır.

İslamiyette Fal Tarihi

Sevgili burclar.net okurları İslamiyet gayb ve gelecek ile ilgili bilgi verme amacı taşıyan her türlü faaliyeti reddeder. Kur-ı Kerim’de Maide Suresi 90. ayette: “Ey iman edenler! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. Ey iman edenler! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.” buyrularak fal faaliyetleri kesin bir dille yasaklanır.

İslam peygamberi Hz. Muhammed (sav)de kehaneti ve kâhinlerin eylemelerini kesinlikle hoş karşılamamış, cahiliye dönemi Arap toplumunda görülen kuşların adları, sesleri ve hareketlerinden uğursuz anlamlar çıkarma veya çakıl taşı, nohut, bakla vb. nesnelerle tefeülde bulunma gibi fal türlerini de yasaklamıştır. Yasağın temel sebebi ise, uğur ve uğursuzluğun, iyilik veya kötülüğün doğrudan Allah’a değil de söz konusu işleme konu olan varlıklara dayandırılmasıdır. Hz. Muhammed (sav) çeşitli hadislerinde, fal ve benzeri şeylere inananların; namazlarının kabul edilmeyeceğini, kendisine indirileni inkâr etmiş olacaklarını ve cennete giremeyecekleri bildirir. Bütün bu yasak ve engellemelere rağmen kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma, astrolojik fallar; insan vücudundaki bir kısım organların kaşınması, seğirmesi gibi durumları bazı sonuçlara yorma; kesilmiş koyunun kemiklerine ve ciğerine bakarak fal açma; su falı, kahve falı, çay falı, bakla falı, tuz falı, bal mumu falı, el yazısı falı gibi fal çeşitleri uygulana gelmiştir.

Müslüman birçok devlette yöneticilere yardım için fal faaliyetlerinde bulunan bir sınıfın mevcut olması dahi söz konusu olmuştur. Örneğin Osmanlı devrinde, padişah, şehzade ve yakınları gibi üst sınıflar falla ilgilenmiştir. Hatta padişahın yakın hizmetinde bulunan devlet memuriyeti görevinde yıldızlardan hüküm çıkaran bir müneccimbaşı bulunmuştur. Bu müneccimbaşılar, âlimler tarafından sevilmese de görevlerini sürdürmüştür. (Ceydaburcin Aydın-YLT)