Aşkın mimarisi: Tac Mahal

(0 oy) 0/5 42
Yorum Yaz


Babürlü hükümdarı Şah Cihan tarafından ikinci eşi Ercüment Banu Begüm yaygın olarak bilinen adı Mümtaz Mahal için 1632-43 tarihlerinde yaptırılmıştır. Tac Mahal’in yapımında 20 bin işçi çalıştırıldığı ve bunun yanında 10.000 filin gücünden yararlanıldığı ve döneminde 32 milyon Rupees’e yani yaklaşık 1,3 milyon dolara yaptırıldığı bilinmektedir. Yapının maliyeti kadar yapıldığı süreçte dikkat çekicidir, 22 yıl kadar uzun bir süreyi belki de Hindistan şartları için azımsanmayacak kadar iyi bir zaman dilimini göstermektedir. Türbe, bugün Tac Mahal olarak bilinmesine rağmen, Babürlü yazılı metinlerinden yapıldığı dönemde “Ravza-i Munevvera” olarak adlandırıldığı görülmektedir. Şah Cihan’ın resmi saray tarihçileri olarak bilinen Abd al- Hamid Lahowri ve Salih Kanbu tarafından aktarılan bilgilere göre, yapımına 1632 Ocak ayında başlanan Tac Mahal Türbesi’nin 6 Şubat 1643’de tamamlandığı düşünülmektedir. 4 Aralık 1652 tarihinde de yapı kompleksinin inşasının tamamının sona erdiği bilinmektedir. İşte bugünkü yazımızın adı: Aşkın mimarisi: Tac Mahal

Tac Mahal’in yapılması

Yapının banisi Babürlü Devleti’nin beşinci Hükümdarı olan Şah Cihan’dır. Yapının mimarları ile ilgili iki önemli isimden bahsedilmektedir. Bunlardan birincisi Lahorlu Ahmed’dir. Lahorlu Ahmed, aynı zamanda Delhi’deki Kırmızı Kaleyi ve Cami Mescid’i yapan 17. Yüzyılın önemli mimarlarından biridir. Wayne Begley tarafından belirtildiğine göre Cihangir ve Şah Cihan’ın en gözde mimarlarından olup kendisine “Nadir el- Asr” ünvanı verilmiştir. Bir diğer isim ise Cihangir’in önemli mimarlarından olan Mir Abdul Karim’dir. Tac Mahal’in yapımında dünyanın birçok yerinden mimar ve usta getirildiği, oradaki mimarlar ve ustalarla beraber, İstanbul’dan gönderilen ve Mimar Sinan’ın yetiştirdiği üstatlardan olan İsa namındaki bir mimarın inşa ettiğini Ferguson da eserinde zikretmektedir. Ayrıca Tac Mahal’in planını çizen Osmanlı’dan giden Mimar İsa Efendi’dir. Fakat Türk mimarının birçok yardımcı kullandığı, bu arada kubbe için Osmanlı mimarı İsmail Efendi’nin görev aldığı bilinmektedir. “Osmanlıdan çağrılan İsmail Han Efendi” olarak yayınlarda geçmektedir. Tac Mahal’in mimarlarından biri olarak düşünülen Jeronimo Veroneo’nun mimarı olduğu fikri ise zamanla terk edilmiştir. Ancak süslemeleri için başta Venedikli Jeronimo Veroneo olmak üzere Avrupalı sanatkarlardan faydalandığı düşünülmektedir. Taç kapısının kemer kuşağına ve bütün cephesinde eyvanların dış bordürlerine Kuran’ı Kerim’ den ayetler Faqır Amanat Han el-Şirazi (Amanat Han olarak bilinen Abdul Hak Şirazi) tarafından yazılmış olduğu da kaynaklarda geçmektedir. Ayrıca Şah Cihan ve Mümtaz Mahal’in mezar sandukaları üzerinde yer alan Kuran’ı Kerim’ den sureler yine Faqır Amanat Han el-Şirazi tarafından yazılmıştır.

Tac Mahal, 1983 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası listesinde yer almaktadır. 7 Temmuz 2007 Cumartesi günü de Tac Mahal Dünya’nın yedi harikasından biri olarak ilan edilmiştir. Günümüzde Tac Mahal’in türbe bahçesi ve onun ön avlusu tamamen korunmuştur. Özellikle 1990 yılının ortalarında hem maliyetli hem de ciddi bir onarım çalışması geçirdiği, bu onarımda özellikle türbenin kubbesi, minareleri ve bahçe duvarı onarıldığı bilinmektedir.

Tac mahal mimarisi

Tac Mahal’in yüce bir aşk öyküsü üzerine yapılmış olması sebebiyle sadece mimari başarısı değil aynı zamanda üzerinde yer alan süslemeleri de ikinci planda kalmıştır. Tamamı beyaz mermerden yapılmış olan Tac Mahal Türbesi’nin dış cephesi, yüksek kabartma ile yer yer çeşitli değerli renkli taş kakmalarla oluşturulan yoğun bitkisel bezemelere sahiptir. Bitkisel bezemeler; rumi, palmet ve lotus motifleri yanında ağırlıklı olarak zambak, nergis, nevruz çiçeği, ağlayan gelin, lale gibi natüralist çiçeklerden oluşmaktadır. Bunların yanında geometrik motiflerde yapının süslemesinde yer almıştır. Ayrıca Tac Mahal Türbesi’nin hat sanatının en güzel örneklerini üzerinde barındıran eyvan şeklindeki taç kapısının kemer kuşağına ve diğer cephelerinde de yer alan eyvanların dış bordürlerine Kuran’ı Kerim’ den sureler işlenmiştir.

Dış Süsleme:

Türbenin dış cephesi, beyaz mermer üzerine yüksek kabartma ile yer yer çeşitli değerli renkli taş kakmalarla oluşturulan yoğun bitkisel bezemelere sahiptir. Dış cephede yer alan süsleme programı; zeminden itibaren görülmekte olup özellikle yapının dört cephesinde yer alan anıtsal eyvan düzenlemesine sahip giriş kapılarında, kapıların yanında yer alan köşe hücrelerinde, yapının taçlandırıldığı kubbesinde ve türbeden ayrı olarak yapılmış olan aynı platform üzerinde yükselen dört köşesindeki minarelerinde bulunmaktadır.

Bahçe:

Darvaza-i-Ravza’dan geçince kare planlı bahçeye geçilmektedir. Türbe bahçesi iki ana bölümden oluşmaktadır: klasik bir çarbağ formunda çapraz eksenli, dört kat bir bahçe ve nehre doğru üzerinde anıt mezarın ve yan binalarının bulunduğu yükseltilmiş bir platformdan oluşmaktadır. Burada Tac Mahal bahçesi, Babür Agra’nın tipik kıyı bahçesi formunu takip etmektedir. Diğer bir değişle Agra’nın nehir kıyısı durumu için Babürler tarafından geliştirilen özel bir çarbağ formudur. Burada su kaynağı, Babürlerin anavatanı Orta Asya’da olduğu gibi bir dağ yamacında canlı bir kaynak değil, istenilen kullanım suyunun su değirmenleri aracılığıyla bahçeye getirilmek zorunda olunduğu geniş, yavaş akan bir nehirdir.

Güney Giriş Binası Düzenlemesi:

Doğu batı doğrultusunda dikdörtgen formlu bahçeye doğu, batı ve kuzey cephe ortalarında bulunan üç ana kapıdan girilmektedir. Bahçenin önünde bu kapıların yer aldığı bir ön avlu “Jilaw Hana Meydanı” bulunmaktadır. Bu avlunun güney cephe ortasındaki kapı ile Tac Mahal’in Türbesi, Camisi ve Mihman hanesinin yer aldığı ana bahçeye geçilmektedir. Darwaza-i-Rauza olarak isimlendirilen bu kapı bahçeye açılan diğer kapılara nazaran en abidevi ve gösterişli olanıdır. Kırmızı kumtaşından yapılmış olan kapı kare planlı olup köşeleri çokgen kule biçimli olup üzeri çatri ile sonlanmaktadır.

Cami ve Mihman Hanesi:

Bahçenin güneyinde, kırmızı kumtaşından doğu-batı doğrultulu dikdörtgen platform üzerinde ortadaki türbenin doğusunda Mihman hanesi ve batısında Camisi bulunmaktadır. Her iki yapıda Tac Mahal’e simetrik olarak yerleştirilmiştir. Bunlar sadece kendi aralarında birer simetriye sahip olmayıp aynı zamanda yapı topluluğunun da simetrik düzenini sağlayan unsurlardır. Her iki yapıda kırmızı kum taşından yapılmış ve üzerlerinde yer alan ortadaki daha büyük olmakla 175 birlikte 3 adet beyaz mermer kubbe ile örtülmüşlerdir. Cami ve Mihman hanenin giriş açıklıklarının önünde dikdörtgen planlı kırmızı kum taşından yapılmış havuzları bulunmaktadır. Cami ve Mihman hanesi tamamı beyaz mermerden yapılmış türbenin aksine tamamı kırmızı kum taşıyla inşa edilmişlerdir. Yapıların dış cephelerinde ve iç mekanda yer alan duvar yüzeylerinde aynı Tac Mahal türbesinde olduğu gibi natüralist çiçekler yüksek kabartma tekniği ile yapılmış yer yer geometrik motiflerde kullanılmıştır.

Türbe:

Abdulhamid Lahori’nin aktarımlarına göre: “Tac Mahal’in Yamuna nehrinin güney arazisine yapılması planlanmıştır. Arazi pürüzlü olduğu için ise ilk olarak tümsek ve tepeciklerin kaldırılması ile başlandı. Sağlam bir temel oluşturmak için su seviyesine kadar kazıldı. Çalışmalar Ocak 1632 de başlandı ve işçilere çalışmayı tamamlamak için 20 yıl verildi. En yetenekli mimarlar, hattatlar, kaligraflar, taş oymacılar birçok uzak ülkelerden geldiler. Baş taş örmeci Bağdat’tan geldi, bağdadi sekizgen üzerine görkemli bir anıtkabir inşa etti. Bir diğer usta olan İsmail Kaan Efendi Osmanlı’dan çağırıldı ve çifte kubbe yapımında görev aldı. Benzer şekilde hattatlar Delhi’den. Akikler Yemen’den ithal edildi. Akik taşı Arabistan’dan geldi, İran’dan mor yakut, Rusya’dan bakır taşı (malakit), Tibet’ten turkuaz, elmaslar Hindistan’dan. Böylece Mümtaz Mahal’in son dinlenme yeri bir kraliçenin mücevher kutusu gibi süslenmişti. Tac Mahal olağanüstü güzelliği de ustaca kubbeler, minareler, kaligrafi, renkli taş kakmalar ve diğer her şeyden daha genel yapısının nefes alma simetrisi kullanımı türetilmiştir.

Seki (Platform):

Cami, mihmanhane ve türbenin de üzerinde yer aldığı ilk seki kırmızı kum taşından yapılmıştır. Bunlardan birincisi kırmızı kum taşından yapılmış olan ve bütün külliyenin de üzerinde yer aldığı 110 m. X 250 m. ölçülerinde yerden yüksekliği 1.30 m olup dikdörtgen bir plana sahiptir. Bu sekinin yan yüzeylerinde sağır kemerlerle çerçevelenmiş duvar yüzeyleri yüksek kabartmalarla oluşturulmuş yoğun bitkisel süslemelere sahiptir.

Zemin Süslemesi:

Cami, mihmanhane ve türbenin de üzerinde yer aldığı kırmızı kum taşından ilk seki zemininde farklı süslemeler işlenmiştir. Sıralı olarak zemin süslemesinde yatay ve dikey olarak sıralanan dikdörtgenlerin uçları sivri bir şekilde sonlandırılması ile oluşan dört kollu yıldızların oluşturduğu geometrik düzenleme bulunmaktadır. Zeminin bir kısmının üzeri, ortadaki altı kollu yıldızın boşluklarına yerleştirilen altı genlerden geliştirilen geometrik kompozisyon uygulanmıştır. Yıldızlar kırmızı kum taşından altıgenler ise devetüyü renginde tüf taşından yapılmıştır.

Minareler-Köşe Kuleleri:

Türbenin sekisinin köşelerinde tamamı beyaz mermerden yapılmış olan yaklaşık 39 metre yüksekliğe sahip dört minaresi bulunmaktadır. Minareler, Babürlü mimarisinde özellikle türbelerde vazgeçilmez bir simge haline gelmişlerdir. Tac Mahal türbesinde minarelerin konumu artık belirgin hale gelmiş yapının bünyesinden ayrı bulundukları sekilerin köşelerinde yapıların kubbelerinden daha yüksek olmayacak şekilde tasarlanmışlardır. Tac Mahal türbesinin minareleri üç şerefeli olarak tasarlanmış üzeri külah yerine bölgeye özgü çatrilerle sonlandırılmıştır.

Cepheler:

Yapının bütün cepheleri 32 metre yüksekliğindeki dikdörtgen bir çerçeve ile sınırlandırılmış büyük sivri kemerli dışarıya açılan büyük eyvanlardan (piştaklardan) ve bu eyvanların yanlarına gelen iki katlı, sivri kemerli küçük eyvanlar yerleştirilerek simetrik olarak düzenlenmiş köşe mekânlarından meydana gelmektedir. Türbenin cephe kompozisyonu simetrik olup birbirinin devamı şeklindedir. Türbenin cepheleri simetrik olarak tasarlanmış, düzenli olarak tekrar eden süsleme kompozisyonlarına sahiptir.

Sandukalar:

Üst kattaki ana mezar odasında Mümtaz Mahal ve Şah Cihan’ın sembolik sandukaları vardır. Lahauri ve Kanbo’nun “surat-i qabr” dedikleri “benzer sandukalar” olarak adlandırılır. Babürlü Türbelerinde her zaman olduğu gibi gerçek mezar sandukaları alt mezar odasının altında cenazelik katındadır. Mümtaz Mahal’in sandukası tam olarak salonun merkezindedir. Şah Cihan’ın mezar sandukası daha büyük olup, yapının batı tarafına daha sonradan eklenmiştir. Sandukalar kuzeye doğru kuzey-güney doğrultusunda hizalanmıştır. Aşağıda yer alan sandukalarında ise yönleri batıya doğru (yüzleri Mekke’ye doğru dönük bir şekilde) konulmuştur. Sandukalar daha geniş bir platforma yerleştirilen basamaklı bir kaide üzerine yerleştirilmiş bir lahit şeklindeki tek blok taştan oluşmaktadır. Şah Cihan’ın sandukası üstte bir kalemdan sembolü ile bir erkek mezarı olarak karakterize edilmiştir. Sandukalar yerleşik bir Babürlü tipine uygundur ama İslam dünyasında neredeyse hiç kimsenin bu tür beyaz mermerden değerli ve yarı değerli renkli taşlarla bezenmiş sandukalara sahip olmadığı düşünülmektedir. Lahor’daki Cihangir’in sandukası ile oldukça benzer olan Mümtaz Mahal’in sandukaları muhtemelen aynı zamanda aynı sanatçı tarafından yapılmıştır.(F.Özler-YLT)