Antik Mısır Tanrısı Amon ve Ra

(0 oy) 0/5 36
Yorum Yaz


İsmi “Saklanmış Olan” veya “Görünmez Olan” anlamına gelen Antik Mısır tanrısı Amon, önceleri hava tanrısıydı. Tanrı Amun adıyla bilinen en eski tanrı Hermopolis’in Ogdoad’ın bir üyesiydi ancak Birinci Orta Dönem’in sonunda, Yukarı Mısır’ın dördüncü Nome’si Waset veya Sceptre None’de, Amon adında bir tanrı ortaya çıktı. Bu Amon’un Hermopolis’ten tanrı Amon ile aynı olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. Kesin olan yüz elli yıllık bir süre içerisinde, Amon’un gücünün arttığı, Tanrıların Kralı mertebesine yükseldiği ve Sceptre Nome’nin eski  tanrısının yerini aldığıdır.

Tanrı Amon imparatorluk tanrılarının üçüncüsü ve sonuncusudur. Eski İmparatorlukta, I. Pepi devrinde, adı “Teb Senyörü” olarak geçmekteydi. O halde sadece Teb’de tapılan ve bölge dışında tanınmayan bir tanrıydı. Amon’un ilk önce kraliyet tanrısı olması, XI. Hanedan devrinde olmuştur. Güneyindeki Teb’den itibaren iktidarlarını kuran bu hanedan firavunları, Mısır’ın içine düştüğü kaosu göz önünde bulundurarak, yepyeni bir Mısır yaratmak amacıyla ülke çapında tanınmayan bir tanrıyı ortaya çıkarmışlardır. Bununla beraber, Yukarı Mısır’ın başkenti, Teb’den önce Hermontis (Per- Mentu) idi ve orada Tanrı Montu’ya tapılıyordu. Ayrıca Tanrı Ra da bu bölgede kök salmıştı, bu yüzden Hermontis güneyin Heliopolis’i olarak da adlandırılıyordu. XI. Hanedan firavunları Amon’u üstün görmekle beraber tanrı Montu’ya atfen Montuhotep veya Mentuhotep adını almışlardı. Diğer taraftan, bu hanedan devrinde, Herakleopolis hanedanına karşı Koptos’la yapılan ittifaktan dolayı Koptos’un Tanrısı Min’e de önem verilmişti. Her iki bölgeyi ellerinde tutabilmek için XI. Hanedan firavunlarının siyasi telkinleriyle, Amon din adamları Tanrı Amon’u Montu ve Min’le özdeşleştirme yoluna gittiler. Böylece Tanrı Montu’nun başındaki iki deve kuşu tüyü ile bezenmiş tacını ve yeryüzündeki cisimlenmiş biçimi olan koçu ve Min’in de simgesi marul ve erkeklik uzvunun görünümünü, ayrıca Min’in gemiyle Nil’de yıllık gezinti törenini Amon’a mal etmişler ve firavunların siyasetine paralel olarak, Tanrı Amon’u Yukarı Mısır tanrısı ilan etmişlerdir.

Amon’un simgesi

Amon’un yeryüzündeki görüntüsü Nil kazıdır, Amon’un güç kazanmasıyla din adamları Nil kazının Başlangıç yumurtasını yumurtladığını ve oradan da güneşin çıktığını ileri sürmüşlerdir.

Amon’un başlangıç tanrısı olması

Bu ilahiyatı ele alan Teb din adamları, “Amon diğer tanrıların önündedir, senyörüdür” biçiminde teoriler geliştirdiler. Sadece rüzgar tanrısı iken Amon’un ruh, can, evreni canlandıran, hayati nefesi veren tanrı oldu­ğunu, Başlangıç tanrılarını dünyaya getirdiğini öne sürerek onu Başlangıç tanrısı ilan ettiler. Hayata gerekli ve her şeyde bulunan nefes olarak kabul edilen Amon’un bu özelliği, Ptolemeler devrinde, Yunanca “Pneuma” ile aynı tutulmuş ve sular üzerinde hareket eden “tanrının ruhu” olarak adlan­dırılmıştır.

1. Büyük Antef ten itibaren Karnak’ta Tanrı Amon ve Tanrıça Amonet adına tapınaklar yaptırılmaya başlanmıştır. Son Mentuhotep’in veziri olan Amenemhat ismini Hermopolis ilahiyatının resmi cümlesi olan “Amen, em, hat” (Amon öndedir, önderdir)dan esinlenerek almış ve XII. Hanedanın ilk firavunu olmuştur.

Tanrı Amon ve Ra

Hermopolis’in siyasi ve dini ittifakına dayanılarak, bu teorilerin ortaya atılmasından sonra, bu defa Teb firavunları tanrılarını evrenselleştirme amacını güttüler. Amon din çalışmalarıyla Eski İmparatorluk devrine hakim olan en büyük Tanrı Ra ile özdeşleştirdiler. Bu şekilde Amon- Ra olan Teb tanrısı güneş tanrısının bütün özelliklerini üstlenmiş olduğu gibi, bunun yanında, Heliopolis ilahiyatı da Amon’a mal edilmiş oluyordu. Bu sayede Amon firavunun kutsal babası oldu ve bu yüzden Karnak’taki Amon Tapınağı’nda Heliopolis’in izlerini görmek mümkündür.

Tanrı Amon’un, özdeşleşmiş şekli Amon-Re biçiminde “ilk görüntüsünü Ra olarak yaptığı” ifade edildiği gibi, kendi özelliklerinde de belirtildiği üzere, zaman zaman, tamamen Ra olarak ortaya çıkabileceği de düşünülmüştür. Bu yüzden Leiden Amon ilahilerinde Ra’nın günlük hareketi tamamen Amon’a mal edilmiştir: “Ey Horakti, okyanusta seyreden sen, her gün alışılan hareketi yapan seyriyle, yılları yapan, saatleri, geceleri, gündüzleri, ayları birleştirensin, dünden bugün, durmadan daha fazla yenileniyorsun.” Yine Leiden Amon ilahisinde “Amon ile Ra’nın birleştikleri” ve “doğasının tüm zenginliğiyle” Ra’nın, Amon-Ra olan Amon’da var olduğu da gösterilmiştir. Amon yaratıcı tanrı olarak da görülmüştür. Kuşkusuz bu özelliği ona Heliopolis ve Hermopolis ilahiyatlarının mal edilmesi sonucu kazandırılmıştır. Leiden Papirüsünde bu konumuna şöyle değinilmiştir: “Gerçeğin (Maât) senyörü, tanrıların babası, insanları yapan ve hayvanları yaratan o dur”. O halde Amon, tanrılar üstü yüce varlık, en büyük tanrı pozisyonuna getirilmiştir. Aslında bu özdeşleştirmenin dini olduğu kadar tamamen siyasi endişeyle gerçekleştirildiği kanısı ortaya çıkmaktadır. Zira, Eski İmparatorluk devrinde adına muazzam mabetler ve piramitler yapılan Tanrı Ra’nın göz ardı edilip yepyeni bir tanrının yerini alması imkansız gibi görünmektedir. Bu yüzden, ancak özdeşleştirme yoluyla yeni tanrının yücel­tilmesi ve benimsenmesi mümkün kılınmıştır. Böylece, Tanrı Ra, imparatorluk tanrısı olma özelliğini kaybetmiş, yerini Amon almıştır. XII. hanedan devrinden itibaren hem dini, özellikle de siyasi rolü olan bir tanrı olarak ortaya çıkmış, merkeziyetçiliğin, birlikçi bir devlet kavramının ve yayılmacı siyasetin simgesi haline gelmiştir. Zaten, çok geçmeden Karnak’taki mabedi imparatorluk mabedi olarak adlandırılmıştır.

Amon’un değişmesi ve düşüşü

M.Ö. 1390’dan itibaren, Amon’un karakteri değişmeye başladı. Memphis’li Tatanen’in ve Heliopolis’li Ra’nın bazı görevlerini de üstlenen Amon, artık yalnızca bir savaş tanrısı olarak kabul edilmiyordu. Amon’un din adamları, onun kozmik yaratıcı tanrı olduğunu, kendi kendini doğurduğunu iddia ediyordu. Amon “anne ve babası olmayan, kendi yumurtasını yaratan, kendi tohumuyla dölleyip, yumurtaya hayat veren ve Tanen şeklini alıp tanrılara hayat verendir”. Thebes’in bütün evrenin yaratıldığı yer olduğuna ve asla uyumayan Amon’un yılları yaratan, ayları yöneten, günleri ve geceleri var eden “Zamanın Efendisi” olduğuna inanılırdı. Zamanla din adamları Ra’nın adını Amon’un adına eklediler ve bundan sonra Tanrıların Kralı Amen- Ra (Amen-Ra-Nesu-neteru) adıyla anıldı. Yunanlılar Amonrasonter adını kullandılar. Amon’un gücü o kadar arttı ki, her şeye baskın gelmeye başlamıştı. Sonunda 18. Hükümdarlık dönemi sona ermeden dini bir devrim gerçekleşti.

Bu büyük değişimi takip eden dönemde Amon’un gücündeki azalma fazla uzun sürmedi. Birkaç yıl içinde 18. Hükümdarlık döneminin son kralları tarafından önceki konumu tekrar kazandırıldı. 19. Hükümdarlık döneminde yine en üstün oydu.

Bununla birlikte Horemheb’ten başlamak üzere XIX. Hanedan devrinde Amon’un yanında tanrı Ptah’a da önem verilmeye başlanmıştır. Hatta Horemheb bir taraftan Amon ruhban sınıfının kraliyet ailesi üzerindeki etkinliğini bertaraf etmek, diğer taraftan Heliopolis, Memfis, Hermopolis gibi önemli dini merkezlerin sadakatini elde etmek amacıyla bu merkezlerin din adamlarıyla ilişkilerini düzene koymuştur. II. Ramses devrinde ise Ortadoğu ülkelerine yapılan seferler hep Amon’un önderliğinde, onun himayesi altında yapılmıştı. Bu yüzden II. Ramses devri tapınaklarındaki kabartmalarda Ramses’i, zaferlerini tanrısı Amon’un önüne sererken görmek mümkündür.